Kadehteki Hüküm
Verilen acı bir hükümdür bu;
-adımız yakalanma tutanağında, katil zamanlara yazılı-
Her daim kader dersin önce.
Savruk bir inat—
kaşlarının ki tamburasında
bir hicaz dizesi sanık gibi.
Kara soyka,
en ağır notalardan düşen korkular...
-Sevilmek zamansız; ayrılık zordur-
Geri alınmaz ceza.
Toprağın kokusuydu!
Yağmur gibiydi aşktan sonra kalan.
Buhar gölgeleri,
kızgınlık.
Adı yalnızlıktı;
içtimasına dizilmiş şafak nöbetleri...
Koğuş adımlarında yankı.
Eksiğimiz yok— tek kayıp ruhumuzdan geriye kalan bir “keşke”
bu akşam.
Kavuşma hayalleri savunmasızdır;
akan her damla yerinden oynatır yüreğimizi.
Eski bir sandalye kadar mavi
ve ağır.
Agop Rıza’nın meyhanesinde
ipince dip damlalar buza karışır.
Yorgunluk
boyasından dökülür zamanın.
Oyulmuş bir ağaç kovuğu:
Tel ile sarılmış eskimiş
kurt dişi kırıklar.
Dağılmamak kadar
dayanmak da ne zor yokluğuna...
Bir sincap yuvası gibi herkes
geceden heybesine bir şey katıp gelir.
Dar zemin momenti kadar inatçı bir
dirençle
kazıklar çakılır hayata.
Dipleri algısız.
Şüphe,
tahta kurusu oyukları gibi
içimizde delik delik...
Bizi de tüketen
bir aşk akıyordu mutlu tutkalların bağından;
ama artık her gönül yorgun,
mavi ve ağır, sandalyesinde,
kopuk bir hicaz...
....
Odamın duvarları kadar
renkli çakıl sokaklara bakar,
İçimizde koğuş parmaklıkları,
şehir serbest dolaşımında
Her vakit
Bir gizli el çiziyordu durmadan bizi.
Yalnızlığın dürtüsüyle kaosa yaklaşan çöküş,
kare masalar—
suskun eşitlik kavgaya.
Kafamda umut:
özgür bir bulut şekli,
Her zaman...
Deli bir simyacıyım kedersiz,
bize ağıt yakan yok.
Yersiz yağmurlarla
Gök naralanır
İnfazı süren bir cezaya.
Amber bir hatıra— çok eski bir hüküm.
Aranma zabıtlarında ismin yok: İsimsiz Deli Soyka, o benim,
Bir kadeh daha.
Fare deliği kadar sıkı bir boşlukta yaşar yeraltı edebiyatı.
-Çakısız zaman-
Dizeleri isyana geçen sözleri
Sen unut!
Sevilmek zordur uzun sokaklarda. Tekirdağ’ın labirent kaldırımlarında bir kez kaybolmak mı, evet ama
-bir soluk rakı mı?
İki duble küs zamana-
Firari ağıtlar yükselir.
Kumpas yamasına
kırk yama eğreti dikişler...
Deniz burada da güzeldir;
Tekir ve Kaya Levreği akşamlarda.
Şehrin ortasında sessiz bir liman.
Ve ben çok sesli üzülüyorum, evet ağlıyorum...
Gitme demiyorum artık.
Bu bir yalvarış değil.
Giydirilen bu hüküm,
Karagümrük kadar masum ve yakıcı
ömrüme.
Bu dosya, maalesef
bizim aleyhimize kapatıldı.
Seni artık sevemiyorum.
Tcpassenger_ierdoğan
29.01.2026/Ankara
Yazarın
Önceki Yazısı