Türkiye'nin Çıkmazı
Türk Ulusu, Avrupa’nın yakaladığı Rönesans ve reform
hareketleri dışında kalmış yüz yıllarca dersek abartmayız. Şöyle ki John
Gutenberg matbaayı1450’lerde icat etmiş ve 1500’lerden itibaren Avrupa halkları
kitap basmaya başlayarak bilgi edinme yolunda mesafeler kat etmeye başlamışlar.
Üniversiteler açmışlar… Reform hareketlerinin sağladığı özgürlükler sayesinde
çağdışı uygulamaların kaynağı olan kiliselerin etkisi yıl yıl kırılmış Avrupa
ülkelerinde aydınlık ışığı her tarafı sarmıştır.
Bilindiği
gibi ülkemize ancak matbaa 1728’de bir gayri Müslim olan İbrahim Müteferrika
tarafından getirilmiş. Maalesef matbaayı çoğunlukla gayri Müslümanlar
kullanmıştır. Ne acıdır 1580 yılında gericilerin baskısıyla İstanbul’da kurulan
rasathane top atışlarıyla yıktırıldı.
Tarihimizde
Fatih Sultan Mehmet: Arapça ve Farsçanın yanı sıra Latince, Yunanca ve İtalyancayı ve
Türkçe bilirdi. Tarihimizde yükseliş devrini başlatan Fatihten sonra O’nun gibi
olayları takip edip yerinde yorumlayan yenilikçi bir padişah gelmedi. Osmanlı
Devleti duraklama ve gerileme devrinde gelişmeleri takip edemedi. Medrese
eğitimi yozlaştı. Hele 20. Yy. ’da eğitim öğretim hayatı iyice yara aldı.
Padişah III. Mustafa, Prusya kralı ıı. Friedrich'in başarılarını
iyi müneccimleri olmasına bağlamıştır. Bu sebeple Friedrich'ten kendisine üç
tane iyi müneccim göndermesini isteme gafletinde bulunmuş. Kral ise müneccim
göndermemiş, başarısının sırrını; sağlam bir tarih bilgisi, iyi bir ekonomi ve
disiplinli bir ordu olarak açıklamıştır. O zamanlarda da batının hep
ahlaksızlığını istemişiz. Osmanlı devletinin en üst düzeyinde oturan padişah bu
kadar cahil olunca biricik eğitim kurumları olan medreselerde yetişen
öğrencilerden aydın fikirler beklenemezdi elbette.
Ulusal Kurtuluş Savaşı yıllarında
ülkemizde medrese eğitiminin ne kadar riyaziden çıktığını şu örnekte
görebiliriz:
Mustafa Kemal’in Askerlik Yapmak İstemeyen Gençlere
Yanıtı: “Asalaklar”
1 Nisan 1922’de Konya’ya gelen Mustafa Kemal’i
karşılamak üzere Konyalılar istasyonu doldurmuştu. Yüzlerce meşale
parıldıyordu.
İnceleme ve gezi programları içinde bir medrese
de vardı. Kanlı canlı, genç mollalar ile hocalar avluda dizilmiş,
bekliyorlardı. En yaşlı hoca, Paşa’dan medrese sayısının artırılmasını ve
medrese öğrencilerinin askere alınmamasını rica edince, M. Kemal Paşa
sinirlendi:
- “Sizin için medrese, Yunanlıları mağlup
etmekten, halkı zulümden kurtarmaktan daha mı değerli? Millet kan içinde
yüzerken, halkın en iyi çocukları cephelerde dövüşür, yurt için canlarını feda
ederken, siz burada genç, sapasağlam delikanlıları besiye çekmişsiniz. Bu
asalakların askere alınmaları için yarın emir vereceğim.”
Mustafa
Kemal tıpkı Fatih gibi yabancı dil bilen, bilgili, kültürlü bir liderdi. Ülkemizin
ancak akıl ve müspet ilim takip edilerek kalkınacağına inanıyordu. Bu uğurda
çok çalıştı. Avrupa’ya öğrenci gönderdi. Hitler faşizmden kaçan bilim
insanlarını ülkemize davet etti. O insanlar üniversitelerimizin kurulmasında
önemli roller üstlendi.
Ne
yazıktır ki Mustafa Kemal’in bazı silah arkadaşları O’nun aydınlatmalı
fikirlerine ters düştüler. Saltanat ve halifeliğin kalmasını istediler. Böylece
ülkede aydınlanmacılarla muhafazakâr görüşlü kişiler cumhuriyeti kuran;
demokrasiyi hedefleyenlerle ters düştüler. Ülkede ayaklanmalar oldu.
Ayaklanmalar bastırıldı gerçi. Gericiliği besleyen tarikat ve cemaat mensupları
çıkarları baltalandığı için sürekli bilim ve akıl yolunda yapılan çabalara tepkili
oldular.
“Atatürk "Efendiler, ey millet biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler,
dervişler, müritler ve mensuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki
tarikat medeniyet tarikatıdır.” Ve “En hakiki mürşit ilimdir.” Diyerek en doğru
yol göstericinin ilim olduğunu ve bu uğurda ölünceye dek yorulmadan
çalışmıştır.
Daha
sonra II. Paylaşım savaşının olumsuz koşulları Stalin’in ülkemiz hakkındaki
olumsuz düşünceleri Türkiye’yi bir zamanlar Ulusal Kurtuluş Savaşı verdiğimiz
batı blokunun yanına itti. Çok partili düzene geçtiğimizde Atatürk ve
Cumhuriyetin kuruluş değerlerinin karşısındaki toprak ağaları ve tarikatların
temsilcileri iktidara geldi.
Batıya
yaklaşmamız sonunda koşar adım NATO’ya girdik. Bu paktın patronu telkinleriyle
ülkemizdeki ağır sanayi, silah sanayii tesisleri yıl yıl kapatıldı. İktidar
olan partimiz demokrasiyi güçlendireceğine demokrasi dışı uygulamalar yapmaya
başladı. Ve Türkiye darbelerle tanıştı…
Devam edecek.
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.