Göğün Sessiz Zikri


Göğün göğsüne yaslanmış, seyreyliyor dünyayı... Bunca zamandır nelere şahit oldu; gün oldu bulut oldu, mahlukatın acılarına ağladı. Gün oldu haddini aşanlara, O’nun dilsiz lisanıyla hadlerini bildirdi.

Göğün dilini bilir misin? Size sessizliğin, yani "hal dilinin" hakikatini anlatmak istiyorum. Her ne yaparsanız yapın, hep o devasa kudretin gölgesindesiniz. Gökyüzü bir aynadır; o aynada tecelli eden Kudret'ten başka bir sığınak gösterin bana; bulamazsınız. Her acınıza, her mutluluğuna şahitlik eden bir ayet var başınızın üstünde; siz farkında olmasanız da... Biraz kafanızı kaldırıp baksanıza, o ilahi nizamı okumaya çalışsanıza.

Gökyüzü aslında her zerrede Yaradan’ı tespih ediyor; çünkü canlı cansız ne varsa, O’nu tanıtan her cilveyi üzerinde taşımak istiyor. Göğü yaratan bir Kudret var ve O, Adl (Adalet) ismini gökteki nizamla mühürlemiş. Göğün tek sahibi O’dur. Herkes O’na muhtaçtır; gök de, yer de... Bilin ki; bu ilahi emaneti kirletirseniz, o da sizin nefesinizi keser. Ama o yüce ufka ibretle bakarsanız ferahlarsınız, kalbiniz genişler. Çünkü gökyüzü beşerin hırslarından azade, yalnızca Sahibine boyun eğmiştir.

Gökyüzü, Yaradan’ın izniyle herkese ev sahipliği yapar; bazen kanat çırpan bir kuşa, bazen bir günlük ömrü olan kelebeğe... Toprağa, suya, ateşe de kucak açar. Aynı kubbe altında paylaştığımız bu hava, aslında bir emanettir; dışarıya verdiğimiz nefesteki karbon ayak izlerimiz ise ne kadar da çok... O havayı "Hu" ile nasıl içine çektiğin ve nasıl bir edeple geri verdiğin; işte asıl mesele, asıl kulluk budur.

Gökyüzü, rahmetini toprağa indirirken bilir ki; toprak O’nun emriyle onu yeşertecek, filiz yapacak ve ihsan edilen tohumu daha güzeliyle geri verecektir. Beka (kalıcılık) ancak bu teslimiyetle sağlanır; tohum toprakta fena bulur ki can bulsun.

Alevinle gökyüzünü yakıp, suyunla onu boğabilir misin? Ya da toprakla üzerini örtebilir misin? Buna ne cüzen ne nefesin ne de ömrün yeter... İşte bu acziyeti anlamaktan gelen teslimiyet, insana asıl huzuru verir.

Toprak makamı gökyüzüne, yani semavi hükme bağlıdır; sadıktır, sabırlıdır. Arkasındaki hikmetleri Vakt-i Merhun’da (belirlenmiş zamanda) mutlaka verecektir. Gökyüzü yaşlanıyor ve belki de bu, dünya gözüyle gördüğümüz son seyrandır... Başka sevdalar dökülüyor birer birer... Başka gökyüzü olmayacak bundan sonra; sura üflendikçe sırlar dünyası, hakikat kapısı açılacak.

Kendi gönül toprağınızda büyüttüğünüz "iç gökyüzünüze" sevgi ekin; o sevgi Arş'a kadar uzanır. Göğün göğsüne yaslandığımız şu üç günlük dünyada, O’nun sabrını taşırmayalım, mizanı bozmayalım.

Merhamet kuşanalım, Sevgi kuşanıp Selam'ı (barışı) konuşalım. Gökyüzünü tefekkürle rengarenk boyayalım; aşkı fısıldayarak hakikati haykıralım. Gökyüzündeki bu muazzam emanete riayet edelim, barışı gökyüzünün (ve kendi kalbimizin) derinliğine yazalım. İster inkılap ister devrim ister reform yapalım öz benliğimizde... Ne yaparsak yapalım ama son sözleri, son satırları, şiirleri ve mısraları; Vuslat’a uzanır gibi selamla, barışla süsleyelim.

Bizden başkası yok; barışın resmini gökyüzüne, yani bu ortak emanete biz çizelim. Dumanımızla, kibrimizle kirletmeyelim; kimseyi incitmeden, her zerrede Hakk'ı sezinleyelim.

Selameti başka bir zamana bırakmayalım, bu kubbenin altında "bir" olarak, kardeşçe yaşayalım.

( Göğün Sessiz Zikri başlıklı yazı lutfu-tas tarafından 21.02.2026 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu