Zihni Ve Kalbi Necasetten Uzak Durmalıyız
Bismillahirrahmanirrahim
“Allah, size ancak leşi, kanı, domuz etini ve Allah’tan
başkası adına kesileni haram kıldı...” (Bakara, 173)
Haram sadece tabakta değil; bazen bir mısrada, bazen bir ekranda, bazen de bir klavyenin ucundadır.
Bu ayetler sadece sofralarımıza çekilen bir sınır değil,
ruhumuza vurulan bir mühür, zihnimize örülen bir kalkandır. Biz bu ayetleri
okumadan evvel bile fıtratımıza kodlanmış olan o tiksinti, aslında Rabbimizin
bizi her türlü "pislikten" (necasetten) koruma iradesidir. Sadece
tabaktaki eti değil; ekrandaki vahşeti, şiirdeki karanlığı ve ruhu emen o
manevi leş kokusunu da bu ayetlerin ışığında yeniden düşünmeliyiz.
Bu ayetlerin sadece ölmüş hayvan etiyle ilgili olduğunu
düşünmek, büyük bir yanılgı değil midir? İster hayvanın leşi olsun ister
insanın; ölüm ve kan üzerinden kurulan her türlü meşru olmayan ilişki ruhu
kirletir. Rabbimiz, hizmetimize verdiği hayvanlar üzerinden aslında bizi ıslah
eder. Henüz canı burnundayken, nefes alıp verirken bir canlıyı boğazlamak;
yaşamı hazmedemeyip cana kastetmek ne büyük bir zulümdür! Bedenden canı
çıkarmanın ağırlığını idrak edemeyen klavye katilliği veya ekran vahşeti,
aslında soyutun somutlaşmış halidir.
Korku filmlerindeki o kan donduran, aklı baştan alan iğrenç
sahneleri gördüğümüzde yüzümüzü çeviriyoruz. Göz kameralarımızın o sahneleri
kaydetmesine, kulaklarımızın o feryatları duymasına tahammül edemiyoruz. Çünkü
biliyoruz ki bunlar şeytanın ayak izleridir. Bizi kendi cehennemine çekmeye
çalışan, Allah’ın haram kıldığı ve zerre faydası olmayan bu işlerden kendimizi
soyutlamalıyız.
Mesele sadece film veya dizi değil; şiirlerin arasına
gizlenmiş leş kokan mısraları ve kan izlerini görmek de aynı derecede tiksinti
vericidir. Ayetler bize zihinlerimizi kirletmemeyi emrediyor. Leş ve kan,
nerede olursa olsun aynıdır. Bunu reddetmek, nefsin ve şeytanın peşinden
gitmektir.
Ameliyathanelerde canı cana katmak için ter döken
doktorlarımızı düşünelim. Onlar da kanın ve ölümün eşiğindeler; fakat onları
diğerlerinden ayıran yüce bir amaçları var. Yaşatmak. Onların ellerindeki kan
necis bir vahşetin değil, şifaya vesile olmanın izidir. Onlar acziyetlerini
bilerek Allah’a sığınır, ölümü değil hayatı kutsarlar.
Oysa bazı senaristler ve şairler, eserleriyle insanlığı
kurtarmak yerine leş ve kan yolculuğuna hizmet ediyorlar. Oysa asıl olan; halka
hizmetin Hakka hizmet olduğu bilinciyle hareket etmektir.
Doğada rızkı için bir leşi parçalayan yırtıcı hayvanın
mücadelesi kendi âleminin bir kuralıdır. Ancak biz insanoğlu; kalemimizle,
kameramızla veya hırslarımızla yarattığımız o vahşet sahneleriyle ruhumuzu
lekeliyoruz. Ayet-i kerime akıtılmış kan necistir buyuruyor. Biz bu necaseti
zihnimize akıtarak kendi cehennemimize yakıt mı hazırlıyoruz? Önümüzde inci,
zümrüt ve yakut gibi tertemiz hakikatler dururken neden karanlığa talibiz?
Leş ve kan nerede olursa olsun haramdır. İster bir şiirin
mısrasında akıtılsın ister bir film karesinde gösterilsin; biz bu kirliliğe
şahitlik etmek istemiyoruz. Ayet var, hüküm açık: Dönüş ancak Allah’adır.
Dilerim ki bu mübarek Ramazan ayı, tüm leş ve kan
ritüellerinin son bulduğu; vicdanların uyandığı, kanın vahşetle değil canla ve
merhametle tazelendiği bir dirilişe vesile olur.
"Onlar ki, faydasız boş şeylerle (lağv)
karşılaştıkları zaman, vakarla (oradan) geçip giderler." (Furkân, 72)
Vesselam.
"Rabbimiz! Gözümüzü haramdan, zihnimizi nifaktan,
kalbimizi ise her türlü manevi necasetten muhafaza eyle. Bizleri bu mübarek
ayın hürmetine; baktığı her yerde Seni hatırlayan, işittiği her seste Senin
hikmetini arayan ve dokunduğu her gönle şifa olan kullarından eyle. Kalemimizi
Hakkın hizmetinde, kelamımızı ise Senin rızanda sabit kıl. Amin."
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.