Güz dönümü,
yüzümüze çarpan
şizofren cumba yansıması;
baharların üstüne devrilen bir
saklambaç ki
diğer yanım gülüyor…
Samanpazarı’nda
yeni güne biten bitin,
o bitik pazarıyız şimdi.
Tezgâhımıza istiflenmiş ömrümüz.
Çıkrıkçılar’dan yuvarlanıyoruz senle İbadullah’a;
bir hengâme kalabalık,
mahşer.
Sen bir mağara dikeltisi,
ben bir sarkıt,
parmak uçlarımızda
ulaşmak istediğimiz.
Zamanın kırmızı puantiyeli
tebessüm leşleri yüreğimizde.
Biz,
asırların kadim masallarındaki
iki sevgiliden biriyiz.
“Sultan Süleyman’a kalmayan” kasırlar kadar suskun,
Roma Hamamı kadar yıkık,
virane.
Rüzgâr,
üstsüz bir üslupla soyunurken yeni yüzyıla…
Ben, Suluhan’ın avlusunda
“Bizi” inşa etmeye direniyorum.
Bakışlarında
Ankara’nın o mermer ferahlığı.
Ve Ulus artık bir meydan değil,
boşluğumuzda şehrin…
İçimde,
Kurtboğazı’nda biriken
gümüş bir dere kadar vakur ve dingin menderesler
usulca söyleşir;
efsanelerin lâl olduğu
o soluksuz dip dalış gizem hevesleri…
Çünkü sen yoksun…
"Martıların gözleri de kahverengidir.
İstanbul’un masalsı yeşili,
senden artakalan,
Boğaz’ın koyu lacivertinde
yüzüyor sesin—
mai ve miri zamana hükmederek."
Biliyorum…
Biz,
unutulmuş kelamların harmanıyız;
Hitit Güneşi’nin sarhoş saatlerinde,
ay sandallarında uyuyan yanlarımız…
Toprak kokulu bir Kurtboğazı’ydı
bulanık sularda süzülen,
kadife ile yayın misali.
Aşk dediğin;
ayaksız duran bir kadeh dibi.
Kurşuni tilki gözlerinde parlayan
o tek heceye dayanamazdım…
Sevişelim, zamanın kimsede durmadığı o hiçlikte.
Gözlerin,
Boğaz’da bir simit kadar güzel;
pekmeze bulanmış o martı çığlığında…
Bir İstanbul perisisin.
Uzun sütunların ruhuna dokunan.
Ben seni,
seni çürütmeyen
cümlelerin edasıyla seviyorum
Ankara’da…
Ayaz ayazı keser;
her gidişinle güz dönsün kışa.
Kaç sene oldu
bu “ay tutulması” hıçkırıklar herkese nasip mi?
Bozkırın ortasında.
Çift sıra taş evler
Oyuk bir zamana...
Yeni bir sen yok artık;
kelebeklerin evrim şansı bitti.
Ama benim adım seninle,
hiçbir kitapta duyulmayan
o en güzel Türkçemle
Anıttepe’de yankılanacak…
Baharı beklerken
güzdönümü.
Bir Afyon mermerinin üzerine yazdım adımızı.
Suyun hafızası kadar derin
boğazımda boğazının o eşsiz yosun tadı.
İstanbul gibi…
zamana yenilmeyen
dikey bir zaman…
Çünkü
yatay zamanın evrim şansı bitti.
Tcpassenger_ierdoğan
22.02.2026/Ankara
Yazarın
Önceki Yazısı