
Herkes bir bedel biçiyor kendine,
"Benim annem vermez" diyor biri.
Altın kemerler, gerdanlık takım taklavatları
Havada uçuşuyor...
Başlık parası kalksa da
Süt parası devam ediyor.
Elbistanlı asker soruyor bana;
"Diyarbakırlı bu kızlar kaç kilo süt içiyor abla?"
Diğer komşu yakınıyor, söz verdiği başlık parasını
Ödeyemeyip hapiste olan oğluna.
Canım Efendim, işte bu durumlar sıkıyor beni anlasana!
Farz gibi tutunuyorlar maddi kaynaklara.
Şişirilmiş duyuru panosu, sahte haberler...
Sahte dünyalar kuruluyor mutlulukların tahtına,
Maneviyatı olmadığı gibi ruha dokunmuyor kimseler.
Bir hırs, bir yarış almış başını gidiyor.
Dünya bu kadar kaba, bu kadar 'kilo' ve 'altın' hesabı
yaparken;
Ben seni 'ebediyet' hesabıyla seviyorum.
Şimdi çok sever oldum zengin sofraların,
Aşiret düğünlerinin yetimlere kurulmasına.
Fakir fukara doysun, değil mi?
Gelinlere takılan cenaze takımları
Hırs, gösteriş, boya badana akıyor ayaklara.
Bu sahtelikten uzak duruyorum,
Altın pırlanta pırıltısını istemiyor gönlüm;
Bir çiçekteki narin, zarif güzelliği kabulleniyor ruhum.
Mehirler dünyalık tartılarda,
"Kadın isterse erkek yapmak zorunda" gibi bir
kabulleniş var.
Oysa ki benim gönlüm başka iklimlerde;
Farz mı sünnet mi diye soruyor, sorduruyorum...
Gelenek görenek yanlış ise ne diye sımsıkı
Sarılır ki maddi dünyanın putperestliğine?
Elinin elime değmesi değil mesele,
Ruhun ruhumla Beytullah’ta secdeye varınca tamam olurum.
Sana sormuyorum "Dünyada benimle kalır mısın?"
diye,
Çünkü dünya, bir nefeslik gölge oyunu...
Halüsinasyonlarla dolu!
Benim fıtratım; iyiliği ve o saf çocukluğu kuşanmışken;
Sadece bir ömür değil,
Benimle ahirete var mısın?
Yazarın
Önceki Yazısı