Köyümüzün hemen çıkışında yer alan bayır ve dağlık alana “Bağlar” derlerdi. Ben de öküzlerimizi orada otlatırdım. Eskiden bu yerlerde üzüm yetiştirildiği için adını buradan almış. Köylülerin neredeyse tamamının burada hissesi varmış ve  üzüm onların geçim kaynağıymış. Zamanla terk edilince bu yerler ormana karışmış…

Meyve ağaçlarının olduğu mıntıkalara uğramadan edemezdik: armut, erik, elma, ahlat, muşmula… Yazın kavurucu sıcağında o meyveleri dalından koparıp sulu sulu yemek hem serinletiyor hem de eşsiz bir lezzet sunuyordu. Lastik ayakkabılarımızla boyumuzdan kat kat yüksek ağaçlara tırmanmak bize korku değil, eğlence veriyordu. Düşecekmişiz, yaralanacakmışız; aklımızın ucundan bile geçmezdi.

Yaz tatillerinde elimize geçen bir gazeteyi o meyve ağaçlarının gölgesinde defalarca okurduk. Oyuncaklarımız ya çalı çırpıdan ya da taşlardan olurdu. Vaktin nasıl geçtiğini bilmezdik. Saatin tam on iki olduğunu ağaçların gölgesinden anlardık; çünkü gölge boyu en kısa olurdu. Toprakla iç içe geçmiş bir yaşamımız vardı… Karnımızın zil çaldığı anlardı...

Öküzlerimiz, ayrık dediğimiz otları ve çalıları, bazen de çeşme etrafındaki çayırları yerdi. Doyunca temiz bir yer bulup yatar ve geviş getirirlerdi. Camış gibi değillerdir onlar; çamura, bataklığa düşkün değildirler. Camışlar  saatler boyu hareket etmeden suyun içinde kalabilirler. Karasineklerin büyükleri olurdu ve öküzlere çok rahatsızlık verirlerdi. Burunlarından ve boyunlarından devamlı kan emerlerdi. Bundan kurtulmak isteyen öküzler ağaçların arasına dalardı.

Bir gün bağlarda öküzleri otlatırken yalnız kalmıştım. Zaman geçmiyordu. Ne yapayım, çocuk aklı işte; saatimi bir saat ileri alıp evin yolunu tuttum. “Neden erken geldin?” diye soran ablama da saati gösterdim. Güya saatin bozuk olduğuna inandıracağım… Annem, babam ve ablalarım erken geldiğime pek laf etmezlerdi ama alışık olmadıkları bir durumla karşılaşınca kuşkulanmışlardı.

Camışlar, öküzler, traktörler, döver biçerler... Şimdi tarlalarımızın çoğu nadasa bırakılmış durumda; hem de süresiz…
( Çocuk Aklı başlıklı yazı berberce tarafından 15.03.2026 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu