Aşk Yalnızca Bir Varış Noktası Değil Yolculuğun Kendisiydi
Aşk Yalnızca Bir Varış Noktası Değil Yolculuğun Kendisiydi.

Kayığım, engin denizin mavi kucağında ağır ağır süzülüyordu.
Ufuk çizgisi, gökyüzüyle denizin birbirine kavuştuğu o büyülü noktada, bana aşk
limanının yolunu gösteriyordu. Her dalga, kalbimin ritmiyle yarışır gibi kayığa
çarpıyor; köpükler, sanki içimdeki duyguların beyaz kanatları gibi etrafa
saçılıyordu. Martılar, gökyüzünde özgürlüğün şarkısını söylüyordu. Onların
çığlıkları bana, aşkın da özgürlük gibi olduğunu hatırlatıyordu: Ne zincire
vurulabilir ne de susturulabilir. Bir martının kanat çırpışı, sevdiğim insanın
gözlerindeki parıltıya benziyordu. Her kanat darbesi, bana limana biraz daha
yaklaştığımı fısıldıyordu.
Deniz, bazen hırçın dalgalarıyla beni sınar, bazen de
dinginliğiyle huzur verirdi. İşte aşk da öyleydi: Kimi zaman kalbi çalkalar,
kimi zaman ruhu dinginleştirirdi. Ama her hâlükârda, insanı büyütür,
olgunlaştırır, kendine doğru bir yolculuğa çıkarırdı. Ben kayığımda ilerlerken,
içimdeki aşkın sesi denizin uğultusuna karışıyordu. Sözcüklerim, dalgaların
köpüğü gibi beyaz ve saf; duygularım, martıların kanatları gibi özgür ve
engindi. Limana vardığımda biliyordum ki, aşk yalnızca bir varış noktası değil,
yolculuğun kendisiydi Olduğunun farkına varacağım.
Kayığım, engin denizin maviliğinde ağır ağır ilerlerken
gökyüzünde martıların kanat sesleri yankılanıyordu. Onların özgür çığlıkları,
aşkın da özgürlük gibi olduğunu hatırlatıyordu bana: hiçbir zincirle
bağlanamaz, hiçbir duvarla susturulamaz. Denizin yüzeyi bazen hırçın dalgalarla
kabarıyor, bazen de dingin bir huzurla sükûnet veriyordu. Her dalga, kalbimin
çarpıntısı gibi kayığa vuruyor; köpükler, sanki içimdeki duyguların beyaz
kanatları gibi etrafa saçılıyordu. Ufuk çizgisi, gökyüzüyle denizin birbirine
kavuştuğu o büyülü noktada, bana aşk limanının yolunu gösteriyordu.
Martılar, kayığımın etrafında dönerek bana eşlik ediyordu.
Onların kanat çırpışları, sevdiğim insanın gözlerindeki parıltıya benziyordu.
Her kanat darbesi, limana biraz daha yaklaştığımı fısıldıyordu. Deniz bana
sabrı, martılar özgürlüğü, liman ise huzuru öğretiyordu. Bu yolculukta her şey
insana dair ilimdir; çünkü aşk, insanın kalbine dokunan en temiz kelimedir.
Kayığım, engin denizin dalgalarıyla dans ederek ilerlerken
ufukta ışıkları parlayan liman görünmeye başladı. O an kalbim, martıların kanat
çırpışlarıyla aynı ritimde çarpıyordu. Gökyüzünde özgürlüğün şarkısını söyleyen
martılar, bana yol gösteren beyaz pusulalar gibiydi. Denizin kokusu, tuzlu
rüzgârla birlikte yüzüme çarpıyor; her nefeste içime huzur doluyordu. Limanın
kıyısında, aşkın sıcaklığıyla yanıp tutuşan bir ışık yükseliyordu. O ışık,
yalnızca bir varış noktası değil, bütün yolculuğun anlamıydı.
Kayığım kıyıya yaklaştığında, dalgalar sanki beni kucaklar
gibi hafifledi. Limanın taş duvarları, yılların sabrını ve bekleyişini
anlatıyordu. Martılar, limanın üzerinde daireler çizerek gelişimi kutluyor;
deniz, dinginleşerek bana “artık geldin” diyordu. Ve ben anladım ki: aşk
limanına varmak, yalnızca bir yolculuğun sonu değil, insanın kendi içindeki
huzura kavuşmasıydı. Liman, kalbin en sessiz sığınağıydı; burada ne makam
hırsının kokusu vardı ne de arsız çığlıkların gürültüsü. Sadece saf bir sevgi,
insanca bir bakış ve dingin bir huzur vardı…
Kayığım limana yanaştığında, denizin uğultusu yerini sessiz
bir dinginliğe bıraktı. Martılar hâlâ gökyüzünde daireler çiziyor, ama artık
çığlıkları bir kutlama şarkısı gibi yankılanıyordu. Limanın taş duvarları,
yılların sabrını ve bekleyişini anlatırken, kalbim o anın büyüsüne teslim oldu.
Ve işte orada, limanın kıyısında, aşkın yüzü belirdi. Gözleri, denizin sonsuz
mavisini içinde saklayan bir çift inciydi. Bakışları, dalgaların kıyıya
vurduğunda bıraktığı huzur gibiydi: hem güçlü hem de dingin. Dudaklarında
beliren tebessüm, martıların özgür kanat çırpışına benziyordu; saf, içten ve
hiçbir şeye bağlı olmayan bir özgürlük.
Aşkın yüzü, bana insan olmanın en derin anlamını hatırlattı.
O yüz, makam hırsının kokusunu silen, arsız çığlıkların gürültüsünü susturan
bir sessizlikti. O sessizlik, yenilgi değil; en asil direnişti. Çünkü aşk,
insanın kalbine dokunan en temiz kelimeydi. Kayığım kıyıya tam oturduğunda, ben
artık yolculuğun sonuna değil, yeni bir başlangıcın eşiğine geldiğimi anladım.
Liman, yalnızca bir varış noktası değil; aşkın yüzünde saklı olan sonsuz bir gülümseten
bazen gözyaşı döktüren hayat yolculuğunun kapısıydı, vesselam.
Mehmet Aluç
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.