Simsiyahım...


(Biricik anneannemin (annemin) aziz hatırası önünde hürmetle, saygıyla, aşkla eğiliyorum)

Küçük bir çocukken anneannem, sönen her yıldızın gökyüzünde bir yara izi bıraktığını söylerdi. O zamanlar anlamazdım; kocaman gökyüzünün canı nasıl yanar diye düşünürdüm. Yıllar sonra, bir akşamüstü kapının üzerime sessizce kapanışını izlerken anladım. Anneannem ölmüştü. Bazı gidişler gürültü koparmazdı. Bir yıldızın sönmesi gibi sessiz ama tüm dünyayı karanlığa gömecek kadar derin olurdu.

O gün gökyüzüne bakmadım, çünkü benim içimdeki en parlak yıldız sönmüştü. Anneanne dememe bakmayın; o benim annemdi, babamdı, kardeşimdi. Bu dünyada sahip olduğum tek ailem, dertleştiğim tek sırdaşımdı. O gidince ellerime baktım, tutacak bir el yoktu; sesime baktım, yankısı bile bana yabancıydı. İşte o günden beri ben, güneşin doğuşuna inanmayanların tarafındayım. Ben, simsiyahım...

Gece kadar karanlık içim ve aydınlatmaya gücü yetmez hiçbir ışığın… Yaşadığı her şey kalır insanda. Bazen büyük acılara alışırız ama kalır işte hepsi bir şekilde. İçimizde kıyametler koparken, dışımızdaki en sakin yaşantıları ıskalarız. Oysa asıl yıkım, nefesimiz kesildiğinde değil; umudumuzu, tebessümümüzü ve yüreğimizdeki çocuksu heyecanı kaybettiğimizde gerçekleşir. Yaşayan bir ölü olmak, insanın kendine kurduğu en büyük hapishanedir.

En güvenli limanımı kaybettiğimden beri, her durak bana biraz daha yabancı. İnsan, en çok sığınacak bir gölgesi kalmadığında anlıyor öksüzlüğün sadece çocuklara mahsus olmadığını. Kendi içinde kopan fırtınadan kaçıp yine kendi içine sığınamamak, insanın kendi ruhunda mülteci kalmasıdır. Bu öyle bir gurbet ki; ne geriye dönebiliyorsun ne de vardığın yerde seni bekleyen bir sıcaklık bulabiliyorsun.

“Merhamet acımak değildir; merhamet acıtmamaktır” derler. Hayat ise en çok en yumuşak yerimizden, dermanını kaybettiğimiz anılarımızdan vuruyor bizi. Merve Topçu’nun dediği gibi: “Kimseyi ne sever gibi yapabilirim ne de kimseden gider gibi yapabilirim. Ya severim tükenene kadar ya giderim. Gitmeye hazırlanmaz kimse. Daha az acımaz ki insanın canı. Güzel ayrılık diye bir şey yoktur ne yazık ki. Yara aynıdır kanayan yerde. Neşteri vurmadan uyuşur, uyutuluruz ama narkozun etkisi bitince kesilen yerin acısı taze durur iyileşene kadar…” Narkoz bitti ve ben taze acıyla baş başayım. Şimdi duvarlara sinmiş eski kokuların, çekmecelerde saklanan anıların arasında bozuk bir saat gibi durmuş zaman.

Şimdilerde herkes gidiyor, ben kalıyorum. Herkes aydınlığa koşuyor, ben ise kapının sessizce kapandığı akşamüstünde asılı kalıyorum. Anneannemin ellerindeki şefkatli sığınağı kaybetmek, sadece birini kaybetmek değilmiş; bütün bir şehri, bütün bir kelimeleri ve çocukluğumun dumanı tüten masumiyetini toprağa vermekmiş.

Benim de bir sese, bir nefese ihtiyacım var ama o ses artık sonsuz bir sessizliğin içinde yankılanıyor. İçimde bir çocuk dizlerini karnına çekmiş, hiç gelmeyecek olan o sıcak elin saçlarını okşamasını bekliyor. Gözlerimde biriken bu yaşlar, sadece bir özlem değil; hiç kimseye anlatamadığım, sadece onun bildiği dertlerin yetim kalışıdır.

Yıldızlar sönmeye devam etsin, gökyüzü yara izleriyle dolsun. Ben artık yara izlerini göğsümde bir madalya gibi taşımayı öğrendim. Çünkü biliyorum ki; asıl evimiz; suskunluğumuzdaki çığlıklarımızı duyan biricik kalbin yanıdır. O kalp sustuğunda, dünya ne kadar aydınlık olursa olsun, gönlüm hep son bakıştaki sessiz durulmada kalacak. Işıklar söndü. Kapı kapandı. Ses bitti. Ben hala o simsiyah boşlukta, sadece onun duyabileceği bir fısıltıyla soruyorum: Anneannem; her yıldız gökyüzünde yara izi bırakınca gökyüzünün canı acır mı? Ben seni her özlediğimde canım çok acıyor zira…

Aşk ile eyvallah.

Derya Deniz DİNÇ

 

( Simsiyahım... başlıklı yazı D. Deniz Dinç tarafından 24.03.2026 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu