Çarşının ortasındaki telefoncu dükkânına girip incelemeye başladım; sanki çok anlıyormuşum gibi… Genç ve hafif kel bir satıcı abi vardı. Tezgahtan telefonları tek tek çıkarıp özelliklerini anlatıyordu ama benim o zamana kadar hiç duymadığım kelimeleri söylüyordu: RAM, ahize, buzzer sistemi, tuş flexi, şarj soketi…
Küçük, ince, beyaz ve hafif olanını beğendim ve aldım,gözüm gibi koruyordum. İlk telefonum değildi ama parasını biriktirip aldığım ilk telefonumdu.
Bizim çok güzel atasözlerimiz vardır:
Eşeğin kuyruğunu kalabalıkta kesme; kimi kısa der, kimi uzun gibi.
“Telefon aldın mı?” diye soranlara hemen çıkarıp gösteriyordum. Bazen sormalarına bile gerek kalmıyordu, aklımca biraz imrendirmek istiyordum.
Şoför amcamız:
— Bu mu aldığın telefon? diye sordu alaycı tavırla.
— Bu, dedim.
— Alınır mı bu telefon? Yarın git hemen değiştir, sana pahalıya satmışlar.
Meğer orijinal telefon diye ikinci el telefon almışım.Çok sevmiştim ama iyi de olmuştu; en azından bana “ikinci el” kelimesini öğretmişti.