Kazım Karabekir Anlatıyor Uğur Mumcu Alıntı
Kazım Karabekir
Anlatıyor / Uğur Mumcu
By my on Ara 27, 2020
Sayfa 83 ve 84:
”Diğer taraftan da Ankara’da yeni bir hava esmeye başladı:
İSLAMLIK TERAKKİYE (ilerlemeye) MANİ İMİŞ! Halk Fırkası lâ
dini (DİN DIŞI) ve lâ ahlâki (AHLAK DIŞI) olmalı İmiş!..
Macarlar ve Bulgarlar gibi ufak milletler bizim gibi Almanya
tarafında bulunarak mağlup oldukları halde istiklallerini
muhafaza ediyorlarmış.. Medeniyete girmişlermiş.. TÜRKİYE
İSLAM KALDIKÇA Avrupa ve İngiltere müstemlekelerinin
çoğunun halkı İslâm olduğundan, bize düşman kalacakmış. Sulh
yapmayacaklarmış. 10 Temmuz 1923’de Ankara İstasyon’undaki
Kalem-i mahsus binasında fırka nizamnamesini müzakereden
sonra Gazi ile yalnız kalarak hasbıhallere başlamıştık. — ‘DİNİ
VE AHLAKI OLANLAR AÇ KALMAYA MAHKUMDURLAR..’ dediler.
Kendisini hilâfet ve saltanat makamına lâyık gören ve bu
hususlarda teşebbüslerde de bulunan din ve namuslehinde türlü
sözler söyleyen ve hatta hutbe okuyan, benim kapalı yerlerde
baş açıklığımla lâtife eden, fes ve kalpak yerine kumaş başlık
teklifimi hoş görmeyen M. Kemal Paşa, benim hayretle baktığımı
görünce şu izahatı verdi: — DİNİ VE NAMUSU OLANLAR
KAZANAMAZLAR, FAKİR OLMAYA MAHKUMDURLAR. Böyle
kimselerle memleketi zenginleştirmek mümkün değildir. ONUN
İÇİN DİN VE NAMUS TELAKKİSİNİ KALDIRMALIYIZ. Partiyi,
bunu kabul edenlerle kuvvetlendirmeli ve bunları çabuk zengin
etmeliyiz. Bu suretle kalkınma kolay ve çabuk olur..”
Sayfa 97 ve 98:
Karabekir, o günlerde, Ankara’nın Keçiören semtinde ”Kubbeli
Köşk” diye bilinen bir küçük köşkte kira ile oturmaktadır. 19
Ağustos 1923 günü M. Kemal, Lâtife Hanım ve İsmet Paşa bu
köşke yemeğe gelirler. Yemekte tartışma çıkar. Tartışma
Karabekir ve İsmet Paşa arasındadır. M. Kemal, tartışmayı
sessizce izler. İsmet Paşa müthiş bir inkılâp hamlesi teklif etti: —
HOCALARI TOPTAN KALDIRMADIKÇA hiçbir iş yapamayız.
Bugünkü kudret ve prestijimizle bugün bu inkılâbı yapmazsak
hiçbir zaman yapamayız.. ilk Fethi Bey grubundan işittiğim bu
yeni inkılâp zihniyetini İsmet Paşa’da bir çırpıda tamamlıyordu.
Aradaki zaman fasılaları kendiliğinden ortadan kalkarak bu üç
şahsiyetin üç maddelik programı kulaklarımda tekrarlandı:
1 — İSLAMLIK TERAKKİYE MANİDİR.
2 — ARAP OĞLUNUN YAVELERİNİ (peygamberimizin -
estağfirullah el azim- saçmalıklarını) Türklere öğretmeli.
3 — HOCALARI TOPTAN KALDIRMALI.
Sayfa 93 ve 94:
Bu akşam (14 Ağustos) heyet-i ilmiye şerefine Türk Ocağı’nda
verilen çay ziyafetinde ilk tehlikeli hamle göründü. Şöyle ki:
Ziyafete M. Kemal Paşa’da, ben’de davet edilmiştik. Vekillerden
kimse yoktu. Hayli geç gelen M. Kemal Paşa Heyet-i İlmiye’nin
şimdiye kadarki mesaisi ile ilgili görünmeyeni ”KUR’AN’I
TÜRKÇEYE AYNEN TERCÜME ETTİRMEK” arzusunu ortaya attı.
Bu arzusunu ve hatta mücbir (zorlayıcı) olan sebebini başka
muhitlerde (çevrelerde) de söylemiş olacaklar ki, o günlerde
bana Şeriye Vekili Konya Mebusu Hoca Vehbi Efendi vesair
sözüne inandığım bazı zatlar şu malûmatı vermişlerdi: (Gazi M.
Kemal, Kur’an-ı Kerim’i bazı İslamlık aleyhtarı züppelere
tercüme ettirmek arzusundadır. SONRA DA KUR’AN’IN’ARAPÇA
OKUNMASINI NAMAZDA DAHİ MEN EDEREK BU TERCÜMEYİ
OKUTACAK. O ZÜPPELERLE DE İŞİ ALAYA BOĞARAK AKLINCA
KUR’AN’I DA İSLAMLIĞI’DA KALDIRACAKTIR. Etrafında böyle bir
muhit kendisini bu tehlikeli yola sürüklüyor.) Bazı yeni simalardan da bahş ettikleri gibi bu akşam da bu fikre
mumaşaat eden (beraber olan) bazı kimseler görünce bu
tehlikeli yolu önlemek için M. Kemal Paşa’ya şöyle cevap verdim:
— Devlet reisi sıfatıyla din işlerini kurcalamaklığınız içerde ve
dışarıdaki tesirleri çok zararımıza olur. İşi alâkadar makamlara bırakmalı.
Fakat, rastgele, şunun bunun içinden çıkabileceği basit bir iş
olmadığı gibi kötü politika zihniyetinin de işe karışabileceği göz
önünde tutularak içlerinde Arapçaya ve dinî bilgilere de hakkıyla
vakıf değerli şahsiyetlerin de bulunacağı yüksek ilim
adamlarımızdan mürekkep bir heyet toplanmalı ve bunların
kararına göre tefsir mi? Tercüme mi yapmak muvafıktır? Ona
göre bunları harekete geçirmelidir.
— M. Kemal: DİN ADAMLARINA NE LÜZUM VAR? Dinlerin tarihi
malûmdur. Doğrudan doğruya tercüme ettirmeli… gibi bazı hoşa
giden bir fikir ortaya atılınca buna karşı şöyle konuştum:
—Müstemlekeleri (sömürgeleri) İslam halkıyla dolu olan bu
milletler kendi siyasî çıkarlarına göre Kur’ân’ı dillerine tercüme
ettirmişlerdir. İslam dinine ve Arap diline hakkıyla vakıf
kimselerin bulunamayacağı herhangi bir heyet bu tercümeyi,
meselâ Fransızcadan’da yapabilir. Fakat bence burada Maarif
(Öğretim ve eğitim) programımızı tesbit etmek için toplanmış
bulunan bu yüksek heyetten vicdanî olan din bahsinden değil
ilim cephesinden istifade hayırlı olur. Kur’an’ın yapılmış tefsirleri
var, lazımsa yenisini de yaparlar. Devlet otoritesini bu yolda
yıpratmaktansa millî kalkınmaya hasr etmek daha hayırlı olur.
M. Kemal Paşa, beyanatıma karşı hiddetle bütün zamirlerini
(içyüzünü) ortaya attı:
— M. Kemal: Evet Karabekir, ARAP OĞLUNUN (HAŞA
PEYGAMBERİMİZİN) YAVELERİNİ (SAÇMALIKLARINI /
YALANLARINI) TÜRK OĞULLARINA ÖĞRETMEK İÇİN KUR’AN-I
TÜRKÇEYE TERCÜME ETTİRECEĞİM. VE BÖYLECE DE
OKUTACAĞIM. TA Kİ BUDALALIK EDİP DE ALDANMAKTA DEVAM
ETMESİNLER… İşin bir Heyet-i İlmiye huzurunda berbat bir şekle
döndüğünü gören Hamdullah Suphi ve Ruşen Eşref: — Paşam,
çay hazır, herkes sofrada sizi bekliyor diyerek bahsi kapattılar.
Bizler de hususi masadan kalkarak sofraya oturduk ve yedik
içtik. Fakat Heyet-i İlmiye’nin bütün azaları müteessir
(üzüntülü) görünüyordu. Şüphe yok ki, yakın günlere kadar
Kur’ân’ı ve Peygamber’i her yerde medh-ü sena eden ve hatta
hutbe okuyan bir insandan bu sözleri beklemek herkese eza
(incinme duygusu) veriyordu.
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.