Geçen gün, merhum Bayram amcanın vefatının elli ikinci günü olması sebebiyle düzenlenen mevlidine davet edildim. Ağırbaşlılığıyla tanıdığımız bu amcaya Allah gani gani rahmet eylesin. Yirmi beş yıldır tanıyorum; bana karşı kırıcı ya da küfürlü bir sözünü duymadım.
Tarlalarda akşam ezanına kadar kan ter içinde çalıştığımız o zorlu günleri unutmak mümkün değil. Başını öne eğer, bazen sağa sola sallar, kasketini çıkarıp öyle bir espri yapardı ki — mevzu ne olursa olsun — gülmekten iki büklüm olurduk. Eğlenceli, neşeli, nükteli, merhametli ve efendi bir adamdı. Ailesine ve sevenlerine sabırlar diliyorum.
Kur’an’ı, komşusu Mehmet amca okudu, ağzına sağlık. Hep beraber dualar edip rahmetlinin ve tüm geçmişlerimizin ruhuna hediye ettik. Sonrasında yemekler ikram edildi: pirinç pilavı, etli nohut, mercimek çorbası, yoğurt, ayran ve hoşaf. Yapanların, dağıtanların, katılanların ve bu güzel günü organize edenlerin ellerine sağlık. Dert, keder ve acı hem gönüllerinden hem de bedenlerinden uzak olsun.
Bir cebinde arabanın anahtarları var; onun daha üst modelini almayı düşünüyorsun.
Diğer cebinde dairenin anahtarları var; geniş balkonlu, başka bir semtte lüks bir daire almanın planlarını yapıyorsun.
İşin var; daha yüksek maaşlı ve rahat bir iş bulmanın peşine düşüyorsun.
Telefonun var; arkadaşlarının arasında mahcup düşmemek için en pahalı ve markalı telefonu kredi kartınla alıyorsun.
Gardırobun dolup taşmış; sen ise geçen sene aldıklarını bu sene giymemek için kendince bahaneler buluyorsun.
Bu dünyayı sevmeyenimiz yoktur herhalde. Öyle sahipleniyoruz ki hiç ölmeyecekmiş gibi yaşadıkça, manevi sarsıntılarımızın önüne geçemiyoruz. Dedesinin,dedesinin dedesini tanıyan var mıdır?
“Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır; dönüş de yalnızca O’nadır.”
(Nûr Suresi, 42. ayet)