Pkk Holding 2
Dünya’daki tüm
devletler gibi yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin de Meşruiyet problemi vardı.
O dönemde meşruiyet kaynağı İngiltere idi. Nitekim Cumhuriyet’in tapusu olarak
görülen Lozan anlaşması İngiltere ile imzalandı. Lozan taraftarı herkes yok dese de Meşruiyet
için bir takım tavizler verildiğini düşünmek hiç te mantıksız sayılmaz. İlber Ortaylı’nın
dediği gibi “Lozan zafer veya Hezimet değil bir uzlaşmaydı. Cumhuriyet hükümeti
yüzünü Batı’ya döndüğü için ilerleyen zaman da Batıcılık adına devrimleri
yürürlüğe sokmakta beis görmedi.
Yaklaşık 900 küsür
yıldır İslam temelli bir kültürle yaşayan Türk toplumunun birden bire ulus
kimliğine büründürülmeye çalışılması ve İslam karşıtlığının Milliyetçilik
kılıfıyla topluma dayatılması en doğru tabirle herkesi panik atağa soktu ve
düşmanlığa sevk etti. Yazımızın üst kısmında belirttiğimiz üzere Anadolu’nun
her yerinde din adamları Milli Mücadele’ye bilfiil destek vermişlerdi.
Cumhuriyet kadrolarının İslam karşıtlığı din adamları başta olmak üzere muhalefete
yöneltti.
Cumhuriyetin ilk
yıllarından itibaren maalesef devletimiz kendisine her zaman bir takım
düşmanlar buldu. İlk yıllarda dindarlar (İskilipli Atıf Hoca’nın Cumhuriyetin
ilanından önce yazdığı kitap yüzünden idam edilmesi, şapka kanunu, Kur’an
öğretiminin yasaklanması, ezanın Türkçe okunması vb) sonra komünistler (Ülkemizin ilk komünist partisi Türkiye
Komünist Fırkası adıyla 18 Ekim 1920 de Atatürk tarafından kurduruldu. 3 ay
sonra da kapatıldı ve takibat yapıldı.) (Aynı günlerde (10 Eylül 1920)Bakü’de Mustafa Suphi ve arkadaşları
tarafından başka bir Komünist parti kurulmuştu. Parti üyelerinden 15 kişi
gizlice ülkeye girmek isterlerken Trabzon’da halk tarafından linç edildi.
Komünistler linç emrinin Atatürk tarağından verildiğini kabul ederler.)
bilahare milliyetçiler (1944 yılında, aralarında Alparslan Türkeş’in de
bulunduğu Milliyetçi’lere operasyon yapılıp Irkçılık-Turancılık davası adıyla
dava açıldı. Tutuklanan subaylara işkence yapıldığı biliniyor.) sırasıyla
düşman ilan edildiler. Eski TCK’nın 141,142 maddeleri sosyalist ve komünistlerin,
163 madde de dindarların başında Demoklesin kılıcı olarak yıllarca sallandı.
Yapılanlar bu fikir sahiplerini giderek radikalleştirdi. (Kast ettiğim
insanların fikirlerini yayınlamalarıdır. Değilse şiddet eylemlerine karışanlar
elbette ki cezalandırılmalıdır.) Bu durum öyle bir hale geldi ki solda Nazım
Hikmet, Yılmaz Güney vb. Muhafazakar kesim de Necip Fazıl, Erol Güngör vb.
Ülkücüler arasında A.Çatlı vb. Kürtçüler arasında Abdülmelik Fırat vb. tabu
haline getirildiler. Tabu’ların her söyledikleri sorgulanmadan adeta “kutsal”
bir metin gibi kabul edilmeye başlandı.
Ülkemizde on yıllar
boyunca hem İslam hem komünizm hem de Milliyetçilik aynı anda suç oldu. (Cemil
Meriç lise çağlarında Milliyetçi olduğu için polis takibatına uğrayıp okulu
bıraktı, 1939 yılında ise Marksist olduğu için idamla yargılandı. Sol çevreler
onu İslamcı kabul ederler.) İnsanlar adalet teşkilatındakilerin düşüncelerine
göre fikir suçlarından yargılanıp ceza aldılar. Ülkemiz de Necip Fazıl, Kemal
Tahir, Nazım Hikmet gibi insanlar edebiyatçılıklarıyla değil siyasi ve dini
kimlikleriyle hain veya kahraman ilan edilerek tabuya dönüştürülmelerine
maalesef devletimizin bürokratları sebep oldular. Tabi olarak bu durum insanlar
arasında önce hoş görüsüzlüğe ardından çatışmaya giden bir düşmanlığa ve aşırı
derecede bilgi kirliliğine sebep oldu. Öyle ki “Tabu” ların söylediği her cümle
sorgulanamaz şekilde kabul edilmeye başlandı. Onlarca yıldır da bu durum böyle
devam ediyor. Devletimiz insanlara “Dindar olma, Komünist olma, Milliyetçi olma,
suça karışma” yı dikte etmeye çalıştı. O zaman şunu soralım: Hiçbir şey olmayan
insanlar ne olacaklar? Kemalist olsunlar derseniz: Kemalizm bir din midir? Veya
bir ideoloji midir diye sorarız. (Kemalizmin veya Atatürkçülüğün Laikliği
kutsal kabul eden bir ideolojiye dönüşmesi İsmet İnönü zamanında olmuştur.-Eski
sosyalistlerden Engin Ardıç pek çok yazısında günüz CHP’sini İnönücü olmakla
suçlamıştır.Sabah gazetesinin arşivinde okuyabilirsiniz. https://www.sabah.com.tr/yazarlar/ardic/arsiv/getall)
Yıllar önce Kurtlar Vadisi isimli bir dizi vardı biliyorsunuz. Dizinin bir
bölümünde kahramanlardan biri muhatabına şunu dedi: Devlete Düşman Lazım!
Herkesin malumudur 40
yıldan fazla bir zamandır ülkemizin başına bela olan bir terör örgütü var. PKK.
Örgütün ülke ekonomisine verdiği zarar tahmini olarak 3 trilyon lira veya 3
trilyon dolar olarak dile getiriliyor. Türkiye’yi bir Türkiye daha yapacak, dudak
uçuklatan bir rakam. Vatandaşın uğradığı zarar bunun çok daha fazlası. Binlerce
masum öldürüldü. Binlerce asker şehit oldu. Devletin vatandaşlarına yaptığı milyarlarca
liralık yatırım zayi oldu.
1976-1979
yıllarında kurulduğu bilinen örgüt neden çökertilemedi? Bilenler bilir 80
öncesi Asala isimli, toplam da 203 terör eylemi yapan ve Türkiye’yi hedefine
almış Ermeni terör örgütü vardı. Türkiye düşmanı olduğu için doğal olarak pek
çok kocası vardı. Kocalarının yardımlarıyla 42 Türk diplomatını öldürmüş hatta
Kapalıçarşı’da bomba patlatmıştı.
Meşhur Susurluk
kazasından sonra Ali Kırca MİT eski dış operasyonlar daire başkanı ve İstanbul
Bölge başkanı Nuri Gündeş ile ATV’de bir röportaj yaptı. Röportajda Nuri Gündeş
Asala’nın MİT operasyonlarıyla bittiğini, yurt dışında Türk vatandaşlarıyla
operasyon yapmadıklarını, Abdullah Çatlı’yı vatansever biri olarak tanıdığını,
Çatlı ve ekibinin bombalama eylemleri yaptıklarını, Çatlı ve ekibinin
yaptıklarından haberdar olduklarını, yardım etmediklerini ama engellemediklerini
söylediğini hatırlıyorum. Gündeş’in söylediğine göre 1983 yılındaki son
diplomat suikastından sonra Köşke çağrılmışlar ve siyasi irade başka bir ölüm
istemiyoruz diyerek tam destek verince operasyonlar başlamış. 3 ay içinde de
Asala bitirildi.
Peki, 40 yıldır
süren mücadeleye rağmen PKK neden bitirilemedi? Herkesin bu konuda farklı
fikirleri mutlaka vardır. Benim de bu konuda farklı fikirlerim var.
PKK kurulmadan
önce de bölge de radikal sol örgütler faal olarak çalışıyordu. (TİKP vb) İran-Irak’a etkili olan
Barzani ve Talabani’nin sınır güvenliği olmayan bölge de etkinlikleri vardı. PKK
1979- günümüze kadar radikal sol örgüt ve partilerle her zaman ittifak halinde
oldu.
PKK Marksis-Leninist örgüt olarak kuruldu. Bölge
halkının acılarını suiistimal ederek gelişti. 80 ve 90 lı yıllarda hükümetler
açıkladıkları her paketle istemeden de olsa örgüte finansal destek verdiler.
(Uzun yıllar önce Durmuş Hocaoğlu isimli bir akademisyen bir tv programında
bunu açıkça ifade etti. (Açıklanan her paket daha bilinçli, fanatik militanlar
yetiştiriyor.)
Kuruluşundan kısa süre sonra
PKK uluslararası bir holdinge dönüştü. PKK'nın Batılı ülkelerden maddi,
manevi ve politik destek gördüğü; hatta örgüte silah ve teçhizat tedarik
edildiği öne sürülmektedir. Türkiye'deki eylemlerinin finansmanının büyük
bir kısmı Türkiye dışından sağlanmaktadır. Örgütün, kendine yeterli maddi
desteği sağlayabilmek için uyuşturucu ticareti, eroin üretimi, insan
ticareti, kara
para aklama ve kaçakçılık gibi
yasadışı suç faaliyetleri yürüttüğü iddia edilmektedir. 2010
yılında, Birleşmiş Milletler tarafından
yayınlanan "Organize Suç Tehdidi Değerlendirmesi" raporunda, örgütün
sadece eroin kaçakçılığından yılda 50 milyon dolar ile 100 milyon
dolar arasında para kazandığı belirtilmektedir. VİKİPEDİ
VİKİ’ye göre PKK ilk olarak
kendisi gibi Radikal Sol örgüt ve partilere savaş açıp onları sindirdi. Örgüt
Türkiye’yi bölme amaçlı kurulduğu için Batılı devletler ve Rusya tarafından her
zaman silah ve para ile desteklendi. PKK namluyu Batılı devletlere çevirdiği
anda ise terör örgütü olarak ilan edildi.
Örgüt yandaşlarını yasadışı
yollarla yurt dışına kaçırarak büyük paralar kazandı. (Sahte DGM kararlarıyla
mülteci olarak ülkelere yerleştirdi. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek
Komiserliğinden gelen paranın yarısına çöktü.)
Pekala bu örgütlenmenin alt
yapısı nedir? Kısa süre içinde bu kadar bir büyük bir örgüt organize etmek
kolay değil.
Maalesef devletimizin 100
yıllık ideolojisi buna sebebiyet verdi. 1923 sonrasındaki ulus devlet baskısı
pek çok kişiyi mağdur etti. ETKİ-TEPKİ meselesi.
Yine maalesef ki Ankara’da
talimatlandırılan uygulamalar taşra da yanlış uygulandı ve insanlar devlete ve
diğer insanlara düşman edildi.
1923-38 arasında Türkiye
Cumhuriyetinin resmi ideolojisi Irkçı-Milliyetçilik iken 1938-1950 arası
Solculuğa evrildi. Önce Milliyetçiler düşman ilan edildi. Sonra Solcular ve
Dindarlar. Ülke de Komünistler(PKK propagandistleri, kurucuları Marksist,
sosyalist gelenekten geldikleri için ayrıca belirtme gereği duymadım.)
dindarlar ve milliyetçiler aynı anda cezalandırılmaya başlandı. Bir kısmı
devlet eliyle yapılan bu ayrışma 70-80 arasında ülkemiz iç savaşın eşiğine
geldi. 10 yılımız kayboldu. 1979 yılında Mercedes ve BMV otomatik vites ve ABS
firen sistemiyle uğraşırken ülkemizde binlerce genç sokak çatışmalarında heba
oldu. Türkiye’nin beyni yok oldu.
Defaatle belirttiğimiz
üzere devlet her zaman kendisine bir bazen daha fazla düşman buldu. Elindeki
güçle düşmanlarını ezdi, bir kısmı bilerek yapılan uygulamalarla (İstiklal
mahkemeleri, Kur’an öğretenlere yapılanlar, şapka kanunu vb.) tesamuh (hoş
görme, müsamaha, birbirine kolaylık gösterme ve göz yumma. Genellikle
başkalarının kusurlarına karşı anlayışlı davranma veya bir konuda zorluk
çıkarmama durumunu ifade eder.) sıfırlandı. Toplumsal münaferet (Birbirinden kaçıp nefret
etmek, karşılıklı huzursuzluk) körüklendi. (https://belgelerlegercektarih.com/2021/03/13/kemalist-rejim-rizeyi-hamidiye-gemisiyle-bombaladi-iste-belgesi/
Yapılanlara karşılık
sunni dindarlar isyan etmedikleri gibi silahlı mücadeleye de kalkışmadılar.
Bildiğim kadarıyla. Sol ve radikal sol görüşlüler de pasif muhalefette
kaldılar. Bunlar 1955-60 ve 70-80 arası için geçerli değil. Bu tarihlerde
üniversitelerde başlamak üzere Türkiye birbirine girdi. İç savaş provaları
yapıldı. Milliyetçiler devleti kutsal kabul ettikleri için doğal olarak
devletin yanında durdular. 1980 öncesinde silahlı mücadeleyle binlerce
insanımız öldü, binlercesi sakatlandı. 1980 sonrasında devletin üç düşmanı-
dindarlar-milliyetçiler ve solcular- hapishanelerde işkence gördüler, idam
edildiler. (Daha sonra gazetelerde yapılan yorumlara göre bu süreçte MHP bir
açmaza girdi. Her daim savunduğu ve yanında durduğu devleti yapılan işkenceler
için mahkemeye bile veremedi.)
(
Pkk Holding 2 başlıklı yazı
Mustafa ESER tarafından
16.04.2026 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.