İKİ YABANCI
İKİ YABANCI
Kulaklığımdaki
sesin volümünü biraz daha yükselttim. Yoksa iç sesim hiç susmuyordu. Gerçi
yükselen sese inat şimdi o, daha yüksek konuşuyordu. Gözlerim de aynı noktaya
bakmaktan bıkmıştı. Göz yuvarlağının içerisinde bir oyana bir bu yana oynayıp
duruyordu. Farklı bir görüntü bulamayışının öfkesiyle yine aynı noktaya
dönüyordu.
Yirmi dört dakika kırk altı saniye…
Yürümeye
başlayalı yarım saat bile olmamıştı. Bacaklarım adım atmaya pek istekli
görünmüyor. Heey! Bugün ne oluyor size? Tüm organlarım isteksiz ve bıkkın.
Neyse ki ipler benim elimde, kukla olmasalar da gayret göstermek zorundalar.
Bana sundukları hizmetin ücretini verme
gayretindeyim.
Göz ucuyla süzüyorum. Dakikalardır beraber
yürümemize rağmen tek kelime etmedik. Küs müyüz? Onun kulağında başka melodiler, benimkinde
ayrı. Ayrı dünyalarda aynı istikamete doğru yol almak bile bizi birleştirmiyor.
Ayrı tempolarda adım atmak, bizi birbirimizden uzaklaştırmıyor. Ne birlikteyiz
ne de ayrı. Acılarından haberim yok, mutluluklarından da. Beğendiği ve sevdiği
şeylerde umurumda değil. Tek merak ettiğim şey; kulağındaki müzik. Hangi
parçayı dinliyor acaba? Dinlerken neleri anımsıyor?
Göz ucu ile o da beni süzüyor.
Ayaklarım..
Kollarım…
Gözlerime
gelmeden kaçıyor. Büyük ihtimal adım sayımı
ve hızını ölçmeye çalışıyor. Kulağımda ki müziği merek ediyor mu? Bende
yaşattığı hissi.
“ düşlediğim
yerdeyim.
Bildiğim,
bilindiğim.
İnsanı
sevdiğim.
Gördüğüm,
düşündüğüm,
Sorduğum
sorulduğum
Bu
yerdeyim.”
1
Bu sözlerin
anısını?
Bir tepe,
buğday başaklarının yeşillendiği
Boyları dizimde olan. Bu tepenin en yüksek
noktasında dalları toprağa kadar eğilmiş bir ağaç. Hafiften esen rüzgarla dans
eden başaklar ve yapraklar. Ruhumun bu
ahenge uyum sağlaması ve neşe dolması. Neşenin taşıp , kollarıma ve bacaklarıma
hücum edişi.
Beni mutlu eden, aralarında insanın olmayışı.
İnsanı sevdiğim kısmına gelince ; neşemde azalış. Düşlediğim yerde, sorduğum,
sorulduğum , bildiğim, bilindiğim yerde insan yok. Bu nakaratı onlarca kez
dinleyişimin sebebi ne?
Yürüyüşün otuz dokuzuncu dakikasında olduğumuz
halde , hiç konuşmadık. El ele tutuşmadık, göz göze gelmedik. Tıpkı diğerleri
gibi o da gidecek, en ufak iz bırakmadan, hafızamda yer etmeden. O beni
hatırlamayacak, ben de onu.
Neden bu kadar duygusuzsun? Neden insanlara
değer vermiyorsun? Gidişler seni hiç mi üzmez, kalbin hiç mi kırılmaz?
Nedenler, nedenler…
Hey sen iç ses! Fazla abartmıyor musun?
Yürüyüş bandında spor yapan iki yabancıyız işte.
Off! Kırk dakikayı doldurdum. Bugünlük yeter.
Bir sonra ki günler, bir çok kez ayrılışlara gebe.
2
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.