Son Akşam Yemeği
Masadaki sessizlik, gümüş çatalların porselene vurduğu o ince "tık" sesiyle bozuluyordu. Selim, otuz yıllık karısı Meral’e baktı. Meral, her zamanki gibi kusursuzdu; inci kolyesi, hafifçe yapılmış saçı ve o hiçbir duygu ele vermeyen vakur duruşuyla tabağındaki somon fümesini didikliyor, sanki dünyanın en sıkıcı operasını izliyormuş gibi görünüyordu.
"Bitti," dedi Selim aniden. Sesi, lüks restoranın keman seslerini bıçak gibi kesti.
Meral şarabından bir yudum aldı, dudaklarını peçeteyle nazikçe sildi. "Şarap mı bitti Selim? Garsonu çağırayım mı?"
"Hayır Meral, 'biz' bittik. Tahammülüm kalmadı. O herife gidebilirsin."
Meral’in elindeki kadeh havada dondu. Restorandaki diğer masalar bir anlığına sessizleşti. Yan masadaki genç çift, ağızları açık onlara bakıyordu. Dramın kokusunu alan herkes kulak kabartmıştı. Selim ayağa kalktı, ceketinin iç cebinden bir zarf çıkardı ve masaya, tam Meral'in tabağının yanına bıraktı.
"Bütün kanıtlar burada. Oteldeki fotoğraflarınız, mesajlarınız... Avukatım yarın sabah seni arayacak. Bu evliliği bir yalan üzerine sürdüremem. Otuz yılımı sana feda ettim ama artık özgürüm."
Meral’in gözleri doldu. Dudakları titremeye başladı. "Selim, açıklayabilirim... O sadece bir..."
"Yeter!" diye bağırdı Selim. Sesi titriyordu. "Bunca yıl seni el üstünde tuttum. En sevdiğin çiçekleri aldım, tatillere götürdüm. Sen ne yaptın? Gidip o... o spor hocasıyla..."
Selim arkasını döndü ve restoranın çıkışına doğru kararlı adımlarla yürümeye başladı. İçindeki o büyük boşluğun yerini tuhaf bir hafifleme almıştı. Kapıdan çıkarken Meral’in hıçkırıklarını duyabiliyordu. Arkasındaki onlarca insan, aldatılan zavallı adamın gidişini hüzünle izliyordu.
Dışarı çıktı, serin gece havasını içine çekti. Cebinden telefonunu çıkardı ve hızlıca bir numara çevirdi.
"Alo? Mert? Tamamdır kardeşim, sahneyi bitirdik. Oscar’lık oynadım valla. Meral şu an içeride salya sümük ağlıyor, bütün restoran da bana acıyarak bakıyor."
Telefonun ucundaki Mert kahkahayı bastı. "Oğlum ciddi misin? Kadın inanmadı mı?"
"Ne inanmaması, perişan oldu! Şaka yapıyorum desem döver beni. Ama hak etti, geçen hafta benim PlayStation’ı 'toz topluyor' diye çöpe atmanın bedelini ödeyecek. Neyse, zarfın içine sadece 'Sana şaka yaptım, PlayStation’ımın intikamı acı olur' yazdım. Okuması yakındır. Ben arabaya kaçıyorum, sen de PlayStation’ı kap gel, gizli depoda buluşalım. Meral beni evde öldürmeden önce bir el FIFA atalım."
Selim arabasına binerken, restoranın içinden Meral’in öfkeli çığlığı sokağa kadar taştı:
"SELİİİİİİİM! O KONSOLUN KOLUNU DA SENİN KAFANDA KIRMAZSAM!" :))
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.