Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler
(0 oy)

Bir Yasın Figüranı

Bir Yasın Figüranı

Her akşam iş çıkışı aynı köşede durur, onun pencereye çıkmasını beklerdim. Aramızda tek bir kelime bile geçmemişti henüz. Ankara’nın o ayaz gecelerinde, iş yerindeki mesaim biter bitmez soluğu onun sokağında alırdım. Parkın köşesindeki yaşlı çınarın gölgesine siner, yukarıya, ikinci kattaki o loş ışıklı mutfak penceresine bakardım.

O ise tam saat sekizde orada olurdu. Elinde bir fincan çay veya kahveyle cama yaklaşır, perdenin arkasından sokağı seyrederdi. Bazen göz göze geldiğimizi hisseder, kalbimin göğüs kafesimi zorladığını duyardım. O kadar zarif, o kadar kendi dünyasındaydı ki... Hayatın getirdiği tüm o gri telaş, iş yerindeki evrak dağları, şehrin gürültüsü o pencereye baktığım an yok olurdu. Benim için huzur, o camın ardındaki kadındı.

Aylarca sürdü bu sessiz ayin. Ona açılmaya, kim olduğumu anlatmaya bir türlü cesaret edemedim. "Ya terslerse, ya bu büyülü sessizlik bozulursa..." diye ödüm kopuyordu. Ama artık dayanacak gücüm kalmamıştı. Bu akşam, ne olursa olsun onunla konuşacaktım. Cebimde, günlerdir üzerinde çalıştığım, ona olan hislerimi ve uzaktan uzağa paylaştığımız o sessiz anları anlatan bir şiir duruyordu. Kelimeleri özenle seçmiştim; ne bir eksik ne bir fazla.

Sokağa girdim. Kalbim yine o tanıdık ritimle çarpmaya başladı. Saat tam sekizdi. Kafamı kaldırdım ve nefesimi tuttum. O, yine oradaydı. Üzerinde her zamanki hırkası, elinde fincanıyla camın kenarında duruyordu.

Tam o sırada apartman kapısı açıldı. İçeriden; otuzlu yaşlarının başında, elinde çöp poşeti ve birkaç boş koli tutan genç bir adam çıktı. Üstü başı biraz dağılmıştı, gözleri yorgunluktan çökmüştü. Beni tam kapının eşiğinde, yukarıya kilitlenmiş bir vaziyette görünce adımları yavaşladı. Bakışlarımı takip edip ikinci katın penceresine, o kadına baktı. O an yüzüne derin bir hüzün yerleşti.

— Ona bakıyorsunuz değil mi? diye sordu. Sesi yorgun ve pürüzlüydü.

Ne diyeceğimi bilemeden, suçüstü yakalanmış bir çocuk gibi kekeledim:

— Ben... Şey, rahatsız etmek istememiştim. Sadece...

Genç adam acı bir tebessümle sözümü kesti, elindeki kolileri yere bırakırken gözleri doldu.

— Yok, hayır... Yanlış anlamadım, dedi kafasını iki yana sallayarak. Sadece... Onu dışarıdan birinin canlı sanıp izlediğini görmek içimi tuhaf yaptı. Annemi geçen bahar kaybettik. Aniden, uykusunda gitti... Ev bomboş kaldı; içimdeki o koca boşlukla bir türlü baş edemedim. Onun yokluğunu, o sessizliği kabullenemedim bir türlü.

Başımı hızla yukarıya, pencereye doğru çevirdim. Kadın hâlâ orada duruyordu. Hiç kıpırdamadan, elinde fincanıyla sokağa bakıyordu. Genç adam derin bir nefes aldı ve hıçkırığını gizlemeye çalışarak devam etti:

— Eşyalarını toplayıp evi boşaltmam gerekiyordu ama elim varmadı. Onun kıyafetlerini giydirdiğim o cansız mankeni her akşam tam saat sekizde bu pencerenin önüne koyuyorum. Sırf sokaktan geçenler evde hâlâ biri yaşıyormuş gibi görsün, o ışık boş bir eve yanmasın diye... İçeride bir hayat varmış illüzyonuna benim de ihtiyacım vardı sanırım. Ama bu akşam her şeyi topladım. Son kez bakıyordum ben de...

Adam eğilip yerdeki kolileri aldı, bana mahzun bir kafa selamı verip çöp konteynerine doğru yürümeye başladı.

Ben ise olduğum yere çakılmıştım. Başımı kaldırıp ikinci kata baktım. Işık loştu, perde hafifçe dalgalanıyordu ve camın arkasındaki o siluet, Ankara ayazında hiç kıpırdamadan durmaya devam ediyordu.

Aslında başından beri bir hayale aşık olmuştum; bir adamın yas hikayesine figüran olmuştum. Elimi yavaşça cebime götürdüm, o hiç okunamayacak şiiri sımsıkı buruşturdum ve karanlığın içinde yürümeye başladım.

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 1
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com
Bir Yasın Figüranı

Bir Yasın Figüranı

YILMAZ YILMAZ