Pörsür Kokar Çürür
PÖRSÜR, KOKAR, ÇÜRÜR
Özünden kopan her şey
çürür. Kopan bir yaprak, dalından düşen meyve, sahile vuran deniz yıldızı,
topraktan sökülen kök, dalında durmayan çiçek, kaynağından ayrılan su, menzili
kaybetmiş ruh…
Pörsür, kokar ve
çürür.
Gurbet, göç, kaçış
hepsi birer kopuş. Kimisi zorla, kimisi isteyerek. İlk zamanlar hissediş pek
olmaz. Değişen mekan, zaman, boyut algıyı zayıflatır. Kişi hala canlı ve
tazedir. Çiçek koku salar, meyve sulu ve tatlı, yaprak yeşil ve diridir. Ruh
neşeli, özgür ve heyecanlıdır. Karşılaştığı her mekan, menzili biraz daha
unutturur. O yalan bu yalan, biraz oyalan misali; akışta ki hareket çürüyen
yanları saklar. Yayılan kokuyu bastırır.
Bunun gibi binlerce
sohbet…
İç sesle yapılan
sohbetlerin sonu hiç gelmezdi. Bu yüzden arkadaşa pek ihtiyaç hissetmezdi.
Konuşmak, sohbet etmek; biraz hissediş ve aynı payda da buluşmakla oluyordu. Ya
da farklı bakış açıları ortaya dökmekle. Tüm bu şartlar yoksa konuşmanın da
anlamı yoktu. Bunu sadece iç sesiyle yapabiliyordu. Kendinden bir parça bu
kadar canlı ve diri nasıl kalabiliyordu? Özüne olabildiğince kök salmış olmalı
diye düşündü. İçinde kocaman bir minnet duygusu yükseldi. Vefasına,
bağlılığına, sevgisine…
Hayatına bir çok insan
girmiş ama pek azı kalmıştı. Yanında hep iç sesini bulmuştu. Yıllar geçtikçe
sohbetin kalitesi artmış, çok boyutlu, ufuk açıcı bir hal almıştı. Diğer
insanlarla yapılan muhabbetler acı kahve tadı verirken ve uzun süre damağında o
tadı hissettiren, iç sesi ile
yaptıkları; içimi kolay ve yanında bitter çikolata olan keyifli bir daha
bir daha istenen bir tür olmuştu.
Oturduğu yerden
kalktı. pencere kenarında güneşlenen ve yalanan Kiki’nin yanına gitti. İki
konuşmayan varlık olarak, gayet iyi anlaşıyorlardı. Mama kabını tazeledi,
seslenmesine bile gerek duymazdı. Kiki, mamanın kapla buluşmasından çıkan sesi
davet olarak algılar ,hangi işle uğraşırsa uğraşsın kendini kabın yanında
bulurdu. Kedi büyük keyifle yemeğini yerken, onu pencere kenarından izledi.
Perdeleri sonuna kadar açtı. Perdeler, pencere için değil, hava karardığında
gözlere çekilirdi. Günışığı, bu evde batana kadar konuk olurdu. Pencereler
sokağa açılmaz, yoldan geçenler izlenmez, olaylar takip edilmezdi. Bu evin
pencereleri gökyüzüne açılırdı. Gündüzleri; bulutlar ve kuşlar izlenir, gece ay
ve yıldızlar. İç mermere, renk renk saksılar ve saksı içlerinde desen desen
çiçekler bulunurdu. Ön tarında güvercinler eşlik ederdi.
Kediyi doyurduktan ve
güneşi konuk ettikten sonra, iç sesi ile başka sohbetler etmek için konu
belirlemeliydi. Kitaplığa doğru ilerledi, bir kitap seçti.
YALNIZLIK…
- Yorumlar 2
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.