Fırtınanın Yükselişi
Londra’nın Kensington bölgesindeki eski taş malikanesinin geniş
penceresinden dışarı bakan rock star Raven Vale
yağmurun camda bıraktığı izleri seyrederken gürültüyle dolu hayatının içinde yoğun
yalnızlığı hissettiği zamanlardaydı.
Elindeki viski kadehini piyanosunun yanına bıraktı ve odada yalnızca
yağmurun camlara vuran ritmi duyulurken, Yağmur adını verdiği şiirine içinden
taşan melodiyi eklemeye başladı. Parmakları tuşlara dokundukça yalnızlığı nefes
alan bir rüzgara dönüşüyordu. Yağmur dindiğinde, şiirinin notalarını kağıda
yazdı.
Raven Vale, “Fırtına” grubunun solistiydi. Dünya çapında hatırı sayılır
bir dinleyici kitlesi vardı. Sahneye çıktığında kalabalık onu bir ikon gibi
görüyordu. Raven ise kendini hiçbir zaman tek bir kimliğe sığdırmamıştı. Bazen
öfke, bazen romantizm, bazen de açıklayamadığı bir boşluk içindeydi.
Şarkıları gibi hayatı da tek bir çizgide ilerlemiyordu. Kimi zaman
farklı toplumsal meseleler için ses yükseltiyor, kimi zaman insanlığın en
kırılgan yanlarına dair dünyadaki yoksullara şarkılar yazıyordu. Bir kalıba ait
olmaktan çok, kalıpları kırmayı seçmişti. Ona göre sanatçı evrensel olmalıydı.
Raven şöhretin getirdiği dünyada, insanların ona yaklaşırken taşıdığı o ince farkı fark etmeyi biliyordu. Gülüşlerin fazla hesaplı, iltifatların abartılı olduğunu sezebiliyordu. Yine de bunların hoşuna gittiğini inkar etmiyordu. Alkolün su gibi aktığı, kontrolün kaybedildiği çılgın partilerden de kendini tamamen çekemiyordu.
Tek bir kadına
bağlanıp kadın hayranlarının ondan kopmasını isteyeceği en son şeydi. Çünkü
onun dünyasında bağlılık, hem özgürlükle hem de sahnenin sınırsızlığıyla
sürekli çatışıyordu.
Fırtına Grubu’nu, gençliğin verdiği ateşle
üniversite yıllarında kurmuşlardı ve aradan geçen 14 yıla rağmen grup
dağılmadan yollarına devam ediyordu.
Bir rock grubunun temel kadrosu genellikle dört ana müzisyenden oluşur. Grubun sesini ve sahnedeki duruşunu temsil eden vokal Raven, ritim ve solo bölümleriyle grubun tarzını, sertliğini belirleyen Elektrik gitarist Leo, Müziğin alt yapısını oluşturan bas gitarist Brad, tempo ve ritim düzenini kurarak grubun enerjisini taşıyan Davulcu John.
Bu dörtlü zaman zaman çatışsalar da hepsi gruba söz
yazarı olarak katkı sunan derinlikli şairler olmakla birlikte çok iyi performans sanatçılarıydı.
Grubun dördüncü albüm çalışmaları nihayet tamamlanmıştı. Sabahlara kadar
süren kayıtlar ve bitmek bilmeyen tartışmalar geride kalmıştı. Şimdi sıra, o
şarkıları dünyaya duyurmaya gelmişti.
Menajerleri, ses getirecek çılgın bir fikir ortaya atmıştı: Rio de Janeiro’da Copacabana
Plajında yaklaşık iki milyon
kişilik ücretsiz bir konser verilecekti. Bu dev konser, başlayacak olan dünya
turnesinin de ilk adımı olacaktı. Grup, Güney Amerika’dan sonra Avrupa’ya,
ardından Kuzey Amerika ve Asya’ya uzanacak aylar sürecek bir turne planlamıştı.
Londra, Berlin, New York City ve Tokyo
gibi dev şehirlerde stadyum konserleri verilecek, milyonlarca hayrana
ulaşılacaktı.
Beklenen
gece sonunda gelmişti. Brezilya’nın efsanevi sahili Copacabana Beach insan seline dönüşmüştü. Copacabana Beach o gece sadece bir konser alanı
değil, adeta ışıklarla kurulmuş dev bir şehre dönüşmüştü. Kilometreler boyunca
uzanan sahil boyunca dev ekranlar yerleştirilmiş, palmiyelerin gövdeleri bile
renkli projektörlerle aydınlatılmıştı. VIP bölgesinde dünyaca ünlü oyuncular,
futbolcular ve milyarderler vardı. Helikopterler gece boyunca sahilin üzerinde
dolaşıyor, televizyon kanalları konseri canlı yayınlıyordu.
Konser bittiğinde Copacabana Beach’ı
dolduran kalabalık dakikalarca dağılmadı. Sosyal medyada konser görüntüleri
saniyeler içinde milyonlarca kez paylaşılmış, dünyanın farklı ülkelerinde gece
boyunca tek bir konu konuşulmuştu. O unutulmaz konser.
Müzik eleştirmenleri konser bitiminde bunun
yalnızca bir rock konseri olmadığını, bir dönemin zirve anı olduğunu söylediler.
Konserden bir saat sonra;
Grup üyelerinin hepsi hastanedeydi. Elektrik gitarist Leo kalp
krizi geçirip hayatını kaybetmişti.
Grup üyeleri günler sonra
konuşmaya, röportaj vermeye başlamıştı ama Raven sanki o gecede takılıp
kalmıştı. İnsanların arasında dolaşıyor ama kendini hiçbir yere ait
hissetmiyordu. Şöhretin ortasında olmasına rağmen derin bir kopmuşluk hissi yaşıyordu.
Kalabalıkların sevdiği adam ile gece aynaya bakan kişi arasında büyük bir
uçurum vardı.
Raven grup arkadaşları ile uzun süreden sonra
bir araya gelmişti ve konuşmaya başladı:
- Yıllardır aynı döngünün içindeyim. Otel
odaları, konserler, uçaklar, partiler. Bir şehirden diğerine gidiyoruz ama
aslında hiçbir yere varmıyoruz. Leo’nun ölümünden sonra ilk kez durup etrafa
baktım. Sürekli koşuyorduk. Ama hayatın ne olduğunu anlamaya vakit bırakmıyorduk
kendimize.
Bir
an durdu.
-Belki
de yavaşlamam gerekiyor dedi. Çünkü şu an aynaya baktığımda kim olduğumu tam
olarak bilmiyorum.
Bir süre tamamen başka bir
yere gitmek istiyorum. Kendimi bu döngüden çıkaracağım. Sadece sahneden
değil bu hayatın hızından da. Leo’nun ölümünden sonra şunu düşündüm. Biz
gerçekten yaşıyor muyuz yoksa sadece
sahneye çıkıp inen makineler miyiz? Ürettiğimiz doğru ama eğlenmekten başka işe
yaramıyor. Biliyorsunuz işte her zaman yardım konserleri de yapamıyoruz.
Odada kimse konuşmadı. Raven devam etti:
Ben orada, Afrika’da, insanlara yardım eden
bir ekibin içinde olmak istiyorum. Belki ağır gelecek. Belki zor olacak. Bir
çocuğun su içtiğini görmek, bir ailenin hayatta kalma mücadelesine dokunmak. Belki
bana kim olduğumu hatırlatır dedi.
Grup üyeleri Raven’in
gözlerinde bir kaçış değil arayış olduğunu anladılar. Aslında Raven kendi iç
yolculuğuna çıkmak istiyordu.
- Yorumlar 2
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.