Keşti
Biz çoktan 8 milyarı aştık değil mi? Sessizliği, onurlu olmaya bağlayan bir zihniyetin oyunu bu... belkide ... Ne kadar sessizsen o kadar onurlusun susabildiğin kadar var olacaksın ve buna var olmak denilirse ..
Zarları hileli ve atıldığında sonuçlar belirlenmişse.
Bizler hangi sonucun doğruluğuna inanacağız ki? bilmekle , bir olmadığı bilinmişse...
Kurduğun tüm ahlak yasaları ve örf adet delinmişse...
Bizi doğruya götüren tüm kayıklar ve gemiler yakılmışsa yada köprüler yıkılmışsa...
İşte o zaman vay halimize ...
Yeşil ve sarımsı yapraklar yüzüyor suda , akıp giden zamanın kalıntıları...
Zihnimde var olan " zamanın kırıntıları",
Her bir günah iyi ve kötü niyetle bağlantılı, ruhum çekmiyor bu ağır keştiyi ....
Vicdanın , ruh ve bedeni deştiği bu lal-ı zamanda arıyorum gerçeği ...
Nerdesin?
Ve cenin ...insan pek bi zayıf ve bir parazit gibi tutunurken yaşama...
Onurdan ,gururdan belkide biraz huzurdan bahseder...
Böbürlenip durur... gücünün insanlığı ve parazitliği aştığını zanneder..
Bir yaşam formu ne zaman parazitliğini kaybeder?
Esas olan neydi?
Kim çiziyordu karakterinin, sınırlarını?
Bütün bunları düşünürken arka fonda çalınan şarkı kadar silikti benlik denilen olgu ...
Sahi Benlik... düşüncelerin bir demlikte kaynarken esas özünü ve vitaminlerini kaybetmesi gibi kaynama noktası ve derecesine bağlı olarak buharlaşıp uçma durumu gibi .... İyi şeyler böyle değil mi?
Bu şey gibi acıların aklında kalması ve tüm heyecan verici mutlu şeylerin unutulması gibi ...
Peki neden öyle hepsi zihnin bir oyunu mu yoksa yaratılış gereği mi?
Zihninin hayatta kalma durumu yüzünden mi acı verici anılar iki ile çarpılıyor? mutluluk tetikleyici değil miydi?
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.