Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler
Altın Üye
02.06.2026 · 156 · 0 · Tahmini 3 dk okuma
PDF olarak indir

“İpek Böceği Anıları” yazısını çevrimdışı oku.

İndir
(0 oy)

İpek Böceği Anıları

İpek Böceği Anıları

Gövdemde asırlık argınlık filiz vermişken bu bahçede göğsümde ne fırtınalar dindirip ne kışlar devirdiğimden bihaber fısıltılar eşiğinde asumana uzatıyordum kollarımı. Onca iklimi dallarım arasında oyalayıp yapraklarımda ipek böceklerine yem etmiş iken hiçbir gecenin ayazı, canımı bu sabah yandığı kadar acıtmamıştı.Gökyüzü henüz karanlığını istifra etmemişti; lacivert atlasın ortasına yıldızlar üzerime desen desen serpilmişti. Sanki birazdan kopacak kıyameti izlemek istercesine tüm takatleriyle ışıl ışıl parıldıyorlardı. Sabahın ilk cılız ışıkları, toprağımı bir kefen gibi örten karların üzerinden yansıyordu. Üzerime yağan karların buz tutmasıyla kristal zırhlara bürünmüştü dallarım. Dolunay simasını dağların, tepelerin arkasına gizlemeye yeltendiği vakit; kapısında nöbet tuttuğum hanenin acılarını gizlemek adına mavi rengine boyadığı kapı açıldı. Sükûtun sükûtu susturduğu o anda, tüm ümitlerini ve sürurlarını içeride bırakarak eşikten geçti. Yüzü gökkuşağının her renginden daha nazenin olan Berfin; uykusuzluğun ve onca yılın bedeninde açtığı kapanmaz yaraların etkisiyle cılız kalmıştı. Bedeninin son takatiyle, titreyen elleriyle alelacele kapıyı dışarıdan asma kilitle Ali’nin üzerine kilitledi.

Beyaz geceliğinin örttüğü çıplak ayakları zemine yapıştıkça etinden parçalar bırakarak köşede duran, kenevir otundan oya oya örülmüş urgana yöneldi. Soğuktan kanı çekilmiş parmaklarıyla zorla kavradığı urganı alarak, her adımında geride binlerce ceset bırakıp kollarını açarak bana doğru yürümeye başladı. Ali’nin çığlıkları uzak evlerin duvarlarında, karlı dağların yamaçlarında yankılanıyor ve yıldızlara hapsoluyordu. Berfin yanıma vardığında, kederden al al olmuş yanakları ve gözlerinden katre katre dökülen gözyaşları donmak üzereydi. Evvela urganı yere bıraktı, sonra ahşap tabureyi yanaştırdı. Dokunuşunun sıcaklığı ile yaprak vermeye niyetlenmiş iken urganı en narin, en taze dalıma düğümledi. Yutkunmaya yeltendim, boğazımda binlerce tıkaç tıkandı. Ali kapıyı tekmelemeyi, yumruklamayı bırakmış; demir korkuluklar örülü küçük pencereden, 'Berfin’im, ömrümün baharı, yapma!' diye haykırıyordu. Ali gözyaşları ile demir korkulukları ve taş duvarları eritmeye yeltendikçe, yanaklarında katman katman tuzlar birikiyordu. Berfin yanaklarında taşıdığı karanfilleri havaya, toprağa, karlara birer cemre diye serpip başını, feryatlarıyla buzları eriten Ali’ye çevirdi. Başını iki yana salladı. Gözlerinden süzülen yaşlar lavlar gibi bedenimi yakarken, kâinatın tüm sessizliği rüzgâr olup dallarımın arasında bir figan gibi süzülüp duruyordu. Berfin’in ayaklarımın ucuna getirdiği tabureye yavaşça adım attığı an, ahşabın gıcırtısı sessizliği bir bıçak gibi kesti; sızısı benim köklerime kadar dayandı. Berfin, ayağının altındaki tahta tabureden kendini boşluğa bırakmadan hemen evvel asumana başını çevirdi, iç çekti; cesaret edip Ali’ye bakamadı. Tabureyi nar gibi kızarmış ayaklarıyla yavaşça itti. Boynundaki kement soluklarını keserken son bir kez sevdiği adamı görmek istedi. Son gayreti ile yönünü Ali’ye çevirdi. Elleriyle, tüm şefkati ile uzaktan uzağa onun simasını ıslatan gözyaşlarını siler gibi dokundu ve gözlerini bir daha hiç açılmamak üzere kapattı.

Demir pervazların ardında yaralı bir kuş gibi çırpınan Ali, Berfin’in o masmavi gözlerini kapamasıyla birlikte gönlünün her zerresinde yankılanan o bitarif sızıyla sarsıldı. Bu sızı, dal budaklarıma kementler geçirip köklerimi kurutan amansız bir yangına dönüştü. O parmaklıkların gerisinde, gözleri bahçede sallanan Berfin’ine çakılı kalan adam; ruhundan bir şeylerin koptuğunu, aklının o karlı zemine döküldüğünü hissetti.Durduğu yerde, bomboş ellerini havaya kaldırdı. Parmakları, orada olmayan urganı kavradı; evvela iki defa düğümledi, görünmez ilmeği yavaşça titreyen boynuna geçirdi. Yüzünde ne bir acı ne bir korku vardı; sadece derin, delice bir boşluk... Ayaklarının altında hayali bir tabure varmış gibi parmak uçlarında yükseldi ve kendini o yokluğun kucağına bıraktı. Havayı soluyamıyor, görünmez bir ipin ucunda çırpınıyormuş gibi debeleniyordu.

 

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com
İpek Böceği Anıları

İpek Böceği Anıları

ömer altun ömer altun