Kırmızı Rugan Ayakkabılar
KIRMIZI RUGAN AYAKKABILAR
Havuzlu çarşıdaki bankların birine oturmuş, yan yana altı fıskiyenin suyu devir daim ederken çiçek gibi açılmalarını izliyordu.
Etrafta gelip geçenler, ellerinde poşet ve alışveriş çantaları fakat yüzlerinde bir hoşnutsuzluk vardı. Yokluk insanı mutsuz ettiğinde bunu anlamak kolaydır da varlığın mutlu edememesini anlamak zordur.
Büyük saksılara dikilmiş şimşir ağaçlarının yanında, sigarasını içli içli çeken gençten bir adam vardı. Ütülü beyaz gömleği ve koyu mavi pantolonu ile özel bir yere gitmek için hazırlandığı anlaşılıyordu. Kâküllerini arada sola doğru yatırarak gelen geçenleri kontrol ediyordu.
Bir süre sonra banka bir küçük kız ve annesi gelip oturdular. Bankın ortasında oturan adam kenara doğru kaydı ve yeni gelenlere yer açtı. Kırmızı kloş bir elbise giymiş ve ona uygun da kirazlı kıpkırmızı bir taç takmış kız annesini dürtüyor bir şeyler söylüyordu. Kadın kararlı bir duruşla her defasında küçük kızın isteğini geri çeviriyordu.
“Olmaz kızım, durumumuz şimdi bunun için uygun değil. Lütfen anlamaya çalış.” dese de kız ısrar etmekten vazgeçmiyordu.
“Ama anne görmüyor musun bu beyaz ayakkabılar çok eskidi. Ben yeni bir tane istiyorum”
Kadıncağızın Türkçesi tükenmiş ve keyfi de kaçmıştı. Adamın hâlihazırda birkaç cümlesi vardı ama bu küçük kıza söylemeye çekiniyordu. Kim bilir işler belki de daha da karışırdı. O yüzden sessiz kalmaya karar verdi.
Beyaz gömlekli genç adam hala şimşirlerin orada bekliyordu. Camgöbeği rengindeki tulumuyla zarif bir genç kız ona doğru yaklaşıyordu. Saçları su dalgalı açık tenli bu kızın neşeli bir yüzü vardı. Genç adam onu görünce sigarasını yere attı ve bir zambak gibi gülümsemeye başladı. Belli ki aralarında bir sevda vardı. Sanki iki güneş birbirine yaklaşıyordu. İkisinin de yüzü uzaydan görülecek gibi parıldıyordu.
Tokalaşıp yanaktan öpüştüler. Genç adam kızın saçlarını düzeltti, kız da onun gömleğinin cebine bir fulya çiçeği iliştirdi. Aynı çiçekten bir tane de genç kızın kulağının arkasında sıkıştırılmış duruyordu. İkisi de hareket ettikçe mis gibi çiçek kokuyorlardı.
Bankta oturan küçük kızın halinde bir iyileşme yoktu. Ayaklarını arada yere vuruyor, çatık kaşlarla annesine bakıyordu. Kadın da fazlasıyla sabırlıydı. Ama kızı ağlamaya başlayınca o sakinliği paniğe dönüştü. Ayağa kalktı ve kızını teskin etmeye çalıştı. Bir ayakkabı için bu kadar da velveleye gerek var mıydı ki diye de içinden geçiriyordu.
Karşıdan küçük kızın feryatlarını duyan genç kız, yanındaki genç adama bir şeyler söyledi ve ikisi birlikte bankın oraya doğru geçtiler.
“Bir şey mi oldu küçük hanım, neden ağlıyorsun?” diye sorduklarında, kızın annesi ”Yok, öylesine ağlıyor. Önemli bir şey değil, teşekkür ederiz” dedi. Küçük kız daha da ağlamaya başladı. “Nasıl önemli değil anne, ayakkabım eskidi diyorum, arkadaşlarıma rezil mi olmamı istiyorsun.” diye inledi.
Genç kız dertli anneyi kenara çağırdı, biraz baş başa konuştular. Kadın bir şeylere itiraz ediyordu. Genç kız ise onun elini tuttu ve sonunda onu ikna etti ki ikisi de gülümsüyordu.
İki dükkân ilerideki ayakkabıcının kapısından genç kız, onun erkek arkadaşı ve küçük kız içeriye geçtiler. Biraz sonra küçük kız ayağında kırmızı rugan bir ayakkabıyla annesine doğru koşuyordu.
Vedalaştılar ve herkes farklı yönlere doğru ilerlemeye başladı. Genç adam, yanında yürüyen sevgilisinin ellerini tuttu ve yanağına bir buse kondurdu.
“Olsun hayatım bu gün de sana söz verdiğim restorana gitmeyiverelim. Daha şirin bir yer biliyorum denizi de izleriz.” dedi ve iki beyaz güvecin gibi yürekleri gök kubbeye havalandı..
TülayMaviYıldırım
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 3
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.