Küçük Hırsız
Gün gelecek bu dünyadan her insan gibi göçüp gideceğim. Belki bugün, belki de yarın; kim bilir? Peki, ben bu dünyadan göçüp gittiğimde benden geriye ne kalacak? Elbette ki hiçbir şey. Zira dünyaya gelmiş milyarlarca insandan yalnızca birisiyim. Sıradan ve ortalama bir hayatım oldu. Büyük işlere imza atamadım, insanlar arasında iz bırakan şeyler yapamadım. Beni tanıyan insanların sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Ancak tüm bunlara rağmen bende bu dünyada yaşadım. Benim de düşlerim ve düşüşlerim oldu. İyi ve kötü günler ve geceler geçirdim. Sevdim, nefret ettim, öfkelendim ve daha birçok duyguyu zihnimde ve yüreğimde taşıdım. O gün geldiğinde ve ben bu dünyadan göçüp gittiğimde hiç yaşamamış gibi mi olacak? Elbette öyle olacak. Esasında bu durumdan kaçış yok. Buna rağmen yine de belki birileri okur ve bu dünyada bu adam da yaşamış der diye yaşadıklarımı, düşündüklerimi ve hissettiklerimi yazmak istiyorum. Bu küçük ve anlamsız bir çaba biliyorum. Ama elimden de başka bir şey gelmiyor.
Okyanusun içinde bir hamsi sürüsü düşünelim. Binlerce hamsi sürü halinde bir o yana bir bu yana yüzüyorlar. İşte bende o binlerce hamsiden oluşan hamsi sürüsünün içinde bir hamsi balığıyım. Dışardan bakıldığında diğerlerinden hiçbir farkım yok. Ama içerden bakıldığında benimde kendime özgü bir hayatım var. Bu okyanusta belki bir Moby-Dick olamadım fakat ben de yaşadım ve ben de yaralandım. Esasında sıradan olmak sıra dışı olmaktan daha az acı vericidir. Ancak insan sıradan birisi mi olacak sıra dışı birisi mi olacak buna karar veremez. Bu durum bir kısım doğuştan bir kısımda çevresel etmenlerle değişir ve şekillenir. Benim yazgım Orta Anadolu’nun orta yerinde yoksul ve parçalanmış bir aile içinde dünyaya gelmeme neden oldu. Bu koşullar altında kendimi gerçekleştirmeye çalışmam pek mümkün görünmüyordu. Ben daha ziyade hayatta kalmaya çalışıyordum. İnsanın en temel ihtiyaçları olan yeme-içme, barınma, kıyafet gibi ihtiyaçlara bile erişimim oldukça kıttı. Bu yüzden öncelikli hedefim hayatta kalmaktı. İnsan açken, çıplakken ve evsizken hayattaki diğer şeylerin pek önemi kalmıyor açıkçası. Benim çocukluğum annesiz ve babasız geçti. Bu yüzden anne ve babanın sunduğu ya da sunabileceği pek çok imkândan faydalanamadım. Eğer birilerinin öz çocukları değilseniz o zaman her daim bir yabancı olarak kalıyorsunuz. Bunun başka bir açıklaması yok. Birileri eğer sizin öz anne ve babanız değilse ağzınızla kuş tutsanız bile bir faydası olmuyor. Bunu bizzat yaşayan bir insan olarak yazıyorum. Bu yüzden çocukluk, ergenlik ve ilk gençlik yıllarımı bir yanaşma, bir yabancı olarak geçirdim desem sanırım yalan söylemiş olmam. Ardından geçici olabileceğini düşündüğüm bu yanaşma ve yabancı halinin esasında kalıcı olduğunu öğrendim. Kendi doğduğu evde yanaşma olan birisi ömrü boyunca yanaşma olarak kalıyormuş. Evlenince işler değişir diye ümit etmiştim ama o zaman da eloğlu oluyormuş insan. Her neyse şimdi bu kadar karamsar ve karanlık bir hava yaratıp birazdan yazacağım masum çocukluk anısına geçmek istiyorum.
Ben küçük bir çocukken, annem beni terk etmiş ve henüz babam terk etmemişken, günlerden güneşli bir bayram günü babamın televizyonun üzerine koyduğu paradan bir miktar çalmıştım. O zaman ilkokula bile gitmiyordum. Sanırım altı buçuk ya da yedi yaşlarındaydım. Annem babamı, beni ve kardeşimi terk etmişti. Babam ve annem boşanıyorlardı. Evimizde bir yas havası hakimdi. Babam sigaralarını ve parasını her zaman siyah-beyaz tüplü televizyonun üzerine koyardı. O bayram gününde de aynısını yapmıştı. Nasıl oldu, nereden aklıma geldi bilmiyorum. Babamın televizyonun üzerine koyduğu kâğıt paralardan birazını aldım, cebime koydum ve ardından sokağa çıktım. Esasında ne paranın kaç para olduğunun farkındaydım ne de o parayla neler alınabileceğinin farkındaydım. Babamdan çaldığım parayla doğru bakkala gittim. Bakkaldan birçok şey aldım; şekerler, çikolatalar, bisküviler. Demek ki aldığım para büyük bir paraymış. O zamanlar bayramlarda bakkallarda torpiller, kız kaçıranlar ve çıtır pıtırlar satılırdı. Bende bu paranın bir kısmıyla çıtır pıtır aldım. Sonra bir de kırmızı plastikten bir kedi maskesi. Kedi maskesi burnun üstünden alnın bitiş çizgisine kadar kapatıyordu. Yandan lastikleri vardı ve kulakların üzerinden başa geçiriliyordu. Çikolatalarımı, şekerlerimi yedim. Çıtır pıtırı çıtır çıtır patlattım. Tüm bunları evimizin yanındaki terk edilmiş evin bahçesinde yaptım. Baya eğlenmiştim. Ardından zaman geçti. Çikolata ve şekerlerim bitti. Çıtır pıtırım da tükendi ve eve dönmem gerekti. Ama kedi maskemi çok sevmiştim. Ondan ayrılmak istemiyordum. O maskeyi yüzümden çıkarım koynuma soktum. Eve gittiğimde evden bağırışlar geliyordu. Babam küçük amcama bağırıyor ve dövüyordu. Televizyonun üzerindeki parasını küçük amcamın çaldığını düşüyordu. Küçük amcamsa parayı almadığını söyleyip ağlıyordu. Çok korkmuştum. Telaşla babaannemlerin evinin salonundaki ahşap divanın örtüsünü kaldırdım ve koynumdaki kedi maskesini oraya koydum. Babam çok sinirlenmişti. Biraz zaman geçtikten sonra babam yine söylene söylene gezerken olayın şiddeti azalmaya başladı. Benim de dikkatim dağılmış olacak ki kedi maskemi kontrol etmek istedim. Tam divanın örtüsünü kaldırdım ki küçük amcam beni gördü. Divanın örtüsüyle ne yaptığımı sordu. Ben cevap veremedim. Bunun üzerine divanın örtüsünü kaldırdı ve kedi maskemi gördü. Bu maskeyi nereden bulduğumu sordu. Elbette ben bir şey diyemedim. Dondum kaldım. Sonra küçük amcam bana; “Sen çaldın değil mi? Babanın parasını sen çaldın!” dedi. Korkudan ne yapacağımı bilemedim ve koşa koşa babaannemin kucağına gittim. Bu sırada küçük amcam babamın yanına gitti ve olan biteni anlattı. Babam geldi ve bana bu maskeyi nereden aldığımı sordu. Elbette hiçbir şey söyleyemedim. Korktum ve ağlamaya başladım. Babam ısrar etti ve ağlaya ağlaya gerçekleri anlattım. Bunun üzerine küçük amcam aklandı. Babam bana kızdı ama benden daha çok gittiğim bakkala kızdı. Küçücük çocuğun elindeki parayı nasıl alır diye. Ben bu olayı ömrümce hiç unutmadım, unutamadım.
Küçük bir çocukken yaşadığım bu olay bir mıh gibi zihnimin bir köşesinde kaldı. Ömrümce babamın ya da en yakınımın parası bile olsa el uzatmadım, almadım, alamadım.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.