Şeker Kâğıtlarındaki Gizem
Bayram sabahları çocuk yuvalarına biraz erken uğrardı... Koridorlarda koşturan ayak sesleri, yeni giysilerin hışırtısı ve her şeye rağmen yüzlerde beliren o buruk tebessüm… Müdür Bey, odasındaki o devasa, gizemli ahşap dolaptan her bayram olduğu gibi koca bir şeker kavanozu çıkardı... Çocuklar sırayla odasına giriyor, hayallerini avuçlarında taşıyarak birer şeker seçiyorlardı...
İlk sırada duran ufaklık, gözlerini parlatarak öne atıldı:
"Ben çilekli şeker istiyorum!" dedi. "Bayram sabahında sokağa çıkmak isterdim şöyle kırmızı elbiseler içinde… Tıpkı bu kırmızı renkteki şeker gibi parıl parıl parlamak isterdim."
Onun arkasındaki çocuk içini çekerek kavanoza uzandı:
"Benim de bir ailem olsaydı… Babam her akşam eve gelirken bana buz gibi limonatalar getirseydi... Ben limonlu şeker istiyorum Müdür Amca" dedi...
Bir diğeri, yeşil bir şekere uzanırken uzaklara baktı:
"Ben elma ağaçlarıyla dolu, kocaman bahçeli bir evde büyümek isterdim... Bu yüzden elmalı şeker istiyorum..."
Her çocuk, rengarenk şekerlerin içinde eksik kalan bir parçasını arıyordu... Sıra Hicran'a geldiğinde Müdür Bey ona kavanozu uzattı... Fakat Hicran ne kırmızıya uzandı ne sarıya ne de yeşile... Sakin ve derin gözlerini müdüre çevirip fısıldadı:
"Ben sadece şekerlerin kağıtlarını alabilir miyim?"
Müdür Bey şaşırdı, odadaki diğer çocuklar fısıldaşmaya başladı... Şekerin kendisi dururken, sadece çöpüyle ne yapacaktı ki? Müdür Bey sevecen bir tavırla, "Emin misin güzel kızım? Bak, arkadaşların gibi tadına bakmak istemez misin?" diye sordu...
Hicran başını iki yana salladı... Arkadaşlarının avuçlarında soyduğu o rengarenk, parlak jelatin kağıtlarını tek tek topladı... Onları özenle göğsüne bastırarak odasına gitti...
Ranzasının kenarına oturdu, buruşmuş kağıtları dizlerinin üzerinde yavaşça düzeltti...
Arkadaşları merakla kapıda birikmişti... İçlerinden biri dayanamayıp sordu: "Hicran, neden o tatsız tuzsuz kağıtları topladın ki?"
Hicran, gün ışığına tuttuğunda odaya rengarenk ışıklar saçan şeffaf jelatinlere bakarak gülümsedi...
"Çünkü" dedi Hicran, sesi bir masal anlatır gibi yumuşacıktı... "Bu kağıtlar tıpkı bir anne gibi… İçindeki şekeri, yani bizi kötülüklerden, tozdan, çamurdan koruyorlar... Kendileri yırtılıyor, buruşuyor, hırpalanıyor ama içlerindeki o tatlı şeyi hep sımsıkı sarıp sarmalıyorlar... Şeker bitince herkes tadını unutur ama o kağıt olmasaydı, şeker de şeker olmazdı..."
Hicran, elindeki kırmızı, sarı ve yeşil kağıtları üst üste koydu... Pencereden sızan güneş ışığı kağıtların içinden geçip yatağına rengarenk bir gökkuşağı düşürdü... O bayram, yuvadaki tüm çocuklar şekerin tadını birkaç dakikada tüketti; ama Hicran, ranzasının başucuna yapıştırdığı o şeker kağıtlarıyla, kendine hiç bitmeyecek, sıcacık bir anne kucağı ördü...
_/' İbrahim Halil MANTIOĞLU '\_
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.