Kibir
Yüzyılların saltanatını süren o koca söğüt ağacı, ormanın kalbinde adeta bir hükümdar gibi yükselirdi... Kökleri toprağın en derin katmanlarına saplanmış, dalları gökyüzünün maviliğine meydan okurcasına yayılmıştı... Yaprakları gümüş gibi bir pırıltıyla parlar, sudan aldığı nefesi etrafına adeta bir büyü gibi saçardı...
O, kendinden başka hiçbir varlığa kıymet vermeyen, kibirle yoğrulmuş bir devdi...
Ormana ne zaman bir fırtına düşse, diğer ağaçlar can havliyle bükülür, rüzgarın şiddetiyle inlerdi...
Söğüt ise her defasında daha da dikleşir, gövdesini demirden bir sütun gibi gererek fırtınaya kafa tutardı... Fırtına dindikten sonra çevresindekilerin kırık dallarına, sökülen köklerine bakar ve içinin yağı eriyerek şöyle fısıldardı:
"Gördünüz mü? Güçlüyüm ben!.. Hiçbir rüzgar bana zarar veremez çünkü ben bu ormanın en üstünüyüm."
Zamanla ormandaki diğer ulu ağaçlar şiddetli fırtınalara yenik düşüp birer birer devrildi... Çevresi seyrekleştikçe söğüt ağacı üzülmek şurada dursun, aksine gururlandı... Çünkü artık onu gölgeleyen, ihtişamını ve güzelliğini gölgeye düşüren kimse kalmamıştı... Ormanın tek hakimi kendisiymiş gibi hissediyor, bu yalnızlığı bir zafer olarak kutluyordu...
Ne var ki tabiatın dengesi akıl almaz bir yasayla kurulmuştur; fırtınaya direnen, ateşe yenik düşerdi...
Sıcak yaz günlerinin birinde, insan elinden ya da kuru bir kıvılcımdan çıkan o felaket ormanı sardı... Ormanın üzerini karabasan gibi örten alevler, kuru otlardan ve devrilmiş kütüklerden beslenerek hızla büyüdü... Fırtınalara yıllarca meydan okuyan o demir gövdeli söğüt, şimdi karşısında rüzgarın değil, yeryüzünün en acımasız efendisinin, ateşin durduğunu gördü...
Köklerine kadar saran alevler karşısında ne o muazzam boyu ne de dillere destan güzelliği bir işe yaradı... Kibirle baktığı o boşluk, bu kez ölümün etrafını sarmasına zemin hazırlamıştı... Kısa süre içinde o devasa ağaç, çıtırdayarak devrildi ve geriye sadece savrulan bir avuç kül kaldı...
Tıpkı tabiattaki bu ulu ağaç gibi, insanoğlu da ömrü boyunca nice hayat fırtınalarıyla sınanır... Kimi ekonomik krizlere göğüs gerer, kimi acılara tek başına meydan okur, kimi de gücüne, zekasına ya da statüsüne güvenerek hiçbir şeyin kendisine zarar veremeyeceğini zanneder...
Ancak unutulmamalıdır ki; tabiattaki her gücün bir zaafı, her kibrin de bir sonu vardır... Nice fırtınalara kafa tutan o sağlam iradeler bile bazen en umulmadık bir zaaftan, içten içe büyüyen bir gurur ateşinden ya da beklenmedik bir acıdan kül olup gidebilir...
_/' İbrahim Halil MANTIOĞLU '\_
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.