Padişahım Çok Yaşa 2 Bölüm Padişahı Çok Yaşatmadılar
PADİŞAHIM ÇOK YAŞA-2. BÖLÜM / PADİŞAHI ÇOK YAŞATMADILAR
Baktım Romana doğru gidiyor, roman kategorisinde yayınlamaya karar verdim. Bakalım kaç bölüm olur.
********
Evet, Osmanlı tarihinde yepyeni bir dönem başlıyordu: Padişahların fetva ile tahttan indirilmesi dönemi.
Bu dönem Sultan Abdülaziz ile başlamıştı ama onunla sınırlı kalmayacaktı yazımızın ilerleyen sayfalarında da göreceğiniz gibi.
Zamanın pek çok tarihçisine göre ( Mesela Mahmud Celaleddin Paşa ) aşağılık bir dalkavuk olan Şeyhülislam Hasan Hayrullah Efendinin fetvasında Aynen şunlar yazıyordu günümüz Türkçesiyle:
Sual: Müminlerin emiri (başkan/halife) konumundaki bir kimsenin (Zeyd'in) akli dengesi bozuk ve siyaset işlerinden tamamen habersiz olması, devlet mallarını milletin kaldıramayacağı ölçüde kendi kişisel zevk ve harcamalarına sarf etmesi, dinî ve dünya işlerini karıştırıp bozması, vatanı ve milleti tahrip ederek devletin ve milletin bekasına (varlığına) zarar vermesi durumunda, görevden alınması (hal' edilmesi) gerekir mi? Açıklayınız.
Cevap: Allah en iyisini bilir, evet gerekir.
Yani bu fetvaya göre Sultan Abdülaziz
1- Aklı dengesi bozuktu ( Oysa bu konuda o güne kadar kendisiyle ilgili tek şikayet olmamıştı. Ayrıca böyle bir tıbbi rapor da verilmemişti )
2-Siyaset işlerinden habersizdi. ( Bu da tamamen geçersiz. İlk kez Avrupa ülkelerini ziyaret eden bir padişahın siyasi işlerden habersiz olduğu söylenemez )
3- Devlet bütçesini kendi kişisel zevklerine harcıyordu ( Bu kısım kısmen doğrudur. Zira gerek yaptırdığı saraylar, gerek ilk kez heykelini yaptıran padişah olması bu maddeyi haklı çıkarır. )
4-Devletin bekasına zarar veriyordu. ( Devletin bekasına zarar verenler aslında bu fetvayı hazırlatanlardı.)
Evet, Sultan Abdülaziz tahttan indirilip yerine V. Murat tahta geçirilince Yunan asıllı Cléanthi Scalieri ( V. Murad’ın bağlı olduğu Mason Locasının başkanı ) neşeyle ellerini ovuşturmaya başlamıştı zira öteden beri kurulması için can attığı Türk- Rum ortak Bizans İmparatorluğu kuruluyor gibiydi. [ Evet, bu adamın da böyle bir hayali vardı işte.]
Yukarıda resmini gördüğünüz bayrak Mithat Paşa’nın marifetiydi ve güya ta Tuna Valisi olduğu yıllarda Müslüman halk ile Hıristiyanlar arasındaki huzursuzluğu gidermek için oluşturduğu gönüllü Hıristiyan taburunun sancağıydı. Devlet bayrağı olarak düşünmemişti. Koskoca Tuna Valisi bir Osmanlı paşasının, Hıristiyan taburu için Türk Bayrağını haçlı bir şekilde dizayn etmekten başka bir şey düşünememiş olması mantıklı mı sizce? ( ‘’Dervişin fikri neyse zikri odur.’’ Demek daha doğru değil mi sizce de?)
Neyse.. Devam edelim.
Sultan Abdülaziz ve annesi valide Pertevniyal Sultan Topkapı Sarayına yollandılar önce. Burada kendilerine oldukça kötü muamele ediliyordu. O sebeple Abdülaziz, yeğeni yeni padişah V. Murad’a bir mektup yazdı. O mektubunda günümüz Türkçesiyle şöyle diyordu:
‘’Bismillâh ile başlarım.
Öncelikle Cenab-ı Allah’a, ondan sonra da devletinizin yüce katına sığınırım.
Milletin hizmetinde çalıştım, ancak yeterli memnuniyeti sağlayamadığımı belirtir; şahınızın (padişahın) milletin memnuniyetini gerektirecek hayırlı işlerde başarılı olmasını dilerim.
Bununla birlikte, kendi elimle silahlandırdığım askerlerin beni bu duruma düşürdüğünü hatırlamanızı tavsiye etmeye başlayarak; merhamet ve insanlık, darda kalanlara yardım etme erdemini gösterdiğinden, sıkıntı ve ızdırap tuzağından kurtarılmamı ve bana özel bir yer (mekân) tahsis edilmesi için padişahın lütfunu ve yardımını rica ederim ve Osmanlı Saltanatının Sultan Abdülmecid Han Hazretleri’nin hanedanına ait olduğunu tebrik ederim.’’
Oldukça hassas ruhlu bir insan olan V. Murad, mektubu alınca başladı ağlamaya ve emretti: ‘’ Amcamı oradan alın ve Feriye Sarayına getirin.’’
Böylece Sultan Abdülaziz, tahttan indirilişinin üzerinden henüz dört gün geçmişti ki 2 Haziran 1876’da Topkapı Sarayından Feriye Sarayına ( Beşiktaş’ta, İstanbul Boğazı kıyısındaki saraylardan biri ) getirildi.
Evet, tahttan indirilen sultan Abdülaziz’in istediği olmuş, kasvetli Topkapı’dan, ferah bir saray olan Feriye sarayına taşınmıştı. Mutlu olması gerekirdi normal olarak. Ancak 4 Haziran günü yani Feriye Sarayına taşındığın üzerinden henüz iki gün geçmişti ki koca saray feryatlarla, çığlıklarla inim inim inliyordu.
Özellikle valide Pertevniyal Sultan ‘’ Aziz’im ! Evladım! Diye saçını başını yoluyor ve kanlı göz yaşları döküyordu. Cariyeler, saray görevlileri, herkes telaş içindeydi, yaklaşık olarak herkes ağlıyordu çünkü Sultan Abdülaziz her iki bileği de derin bir şekilde kesilmiş olarak kanlar içinde yatağında ölü vaziyette yatıyordu.
Ortalığın ana baba günü olduğu o saatlerde birden bire Hüseyin Avni Paşa, sarayda belirdi. Sonra Sultan Abdülaziz’in hizmetinde olan Fahri Bey’i bir kenara çekti ve…
‘’ Şimdi sen herkese “Sultan Abdülaziz’in sabahleyin vâlidesini ve câriyeleri yanından kovarak oda kapısını kapattığını, sakalını düzeltmek için bir makas istediğini ve bu makas ile kollarının kan damarlarını kestiğini ve içeriye girildiğinde hayatını kurtarmanın mümkün olmadığını söyleyeceksin tamam mı?’’ dedi.
Fahri Bey’in ‘’ Tamam’’ demekten başka alternatifi yoktu. ‘’ Tamam’’ dedi. Daha sonra soruşturmaya gelenlere de aynen Hüseyin Avni Paşanın kendisine ezberlettiği sözleri söyledi.
Hüseyin Avni Paşa daha sonra otopsiymiş, başka şahitlerin dinlenmesiymiş gibi şeylerin hiç birisini yaptırmadı. Hatta muayene için gelen hekimler ‘’ Yahu bunun göğsünde morluklar var. Belli ki birileriyle boğuşmuş.’’ Bile diyemediler ve olay kayıtlara ‘’ Her iki bilek damarını da bir makasla keserek intihar ‘’ Diye geçti. Tarih kitaplarımızda bile öyle yazıyordu her ne kadar ben ve bazı arkadaşlarım ‘’ Olmaz öyle şey. Bir insan bir bileğini kestikten sonra makası o kesik eline alıp ikinci bileğini kesemez. Bu bir intihar değil cinayettir.’’ Desek de resmiyette hep intihar olarak kaldı bu olay.
1861 Yılında 31 Yaşındayken ‘’ Padişahım Çok Yaşa !’’ nidalarıyla tahta oturan Abdülaziz, eğer öldürmeselerdi daha çok yaşayabilirdi ama 15 yıllık saltanatının sonunda alçakça bir suikast sonucunda henüz 46 Yaşındayken hayata gözlerini yumdu. Yani on beş sene önce ‘’ Çok yaşa ‘’ dedikleri padişahı çok yaşatmadılar maalesef.
Olay tabii ki çiçeği burnundaki padişah V. Murad’a da iletildi.
V. Murad haberi alınca gözleri dehşetle açıldı. ‘’ Eyvah ‘’ dedi ve krize girdi. Resmen tir tir titriyordu. Hali normal değildi. Zaten bir daha da hiç normal olmadı. Amcasının katledildiğini anlamıştı ve ‘’ Beni ne zaman katledecekler acaba?’’ korkusu zaten hassas bir bünyeye sahip olan yeni padişahın taa iliklerine kadar işlemişti.
Ama padişah V. Murat’ı daha da delirten bir başka olay daha oldu.
Ne mi? Gelecek bölümde inşallah.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 5
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.