Erken Gelme
Erken gelme bizler için bir onur meselesiydi.
Erken gelme bizler için, istek ve arzunun şahlanıp o günün kaliteli ve verimli geçeceğinin göstergesiydi.
Erken gelme, istikrarın ve iktidarın yolunda gittiğinin habercisi, bedenin kıvılcımı ve zihnin incisiydi.
Erken gelme suç değil, meziyetti.
Erken gelme ayıp değil, marifetti.
Erken gelme eziklik değil, gurur vericiydi.
Ustadan önce işyerine gelir ve işe erken başlardık çünkü usta bizi hep çalışırken görmek isterdi. Tahtasını, bıçağını, yağını, kepçesini, kaşığını, kevgirini, küvetini tezgâhına hazırlar; kazanların altını yakar, pirincini ıslar, sebzelerden doğramaya başlar ve ustayı kızdırmamaya çalışırdık. Bilirdik ki işi zamanında bitirebilmenin ilk koşulu, ekip çalışmasıydı.
Milattan öncesini bahsetmiyorum; yirmi, otuz yıl önce usta-çırak ilişkisi böyleydi. Usta ,öğretme meraklısı, çırak ise öğrenme meraklısıydı. Ustanın sözünden çıkmaz ve devamlı gözünün içine bakardık, bir kusur mu işledik diye. Okulda öğretmenlerimiz ne ise işyerinde de ustalarımız oydu. Haylazlık yaptığımızda cezamız hazırdı:
“İki kasa soğan soyacaksın!”
“Bir kasa patates soy!”
“Dolaptaki tüm raflar yıkanacak!”
“Kiler düzenlenecek, kütüphane gibi temiz ve düzenli olacak!”
Geldiğimiz nokta şu: Çalışmak istemeyen bir nesil, onlarla iş yürütmeye çalışan bizler ve “her şeyin basit ve hazır olduğunu” benimsetmeye çalışan bir devir.
Elemanlar benden yarım saat sonra geliyor işe, molaya benden önce çıkıyor ve yine benden önce işi bırakıyor. Ne söylersen söyle, anlayan mı var hâlinden?
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.