Sivrisinek Aynası Fâsıklık Ve Nefsin Konforu
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Bakara Suresi’nin 21-25. ayetlerinde insanlığa yapılan büyük çağrıyı, Allah’ın nimetlerini ve iman edip salih amel işleyenlere verilen müjdeyi gördük.
26. ayetle birlikte ise Kur’an, insanın hakikat karşısındaki tavrını sorgulamaya başlar.
Allah, insana çok küçük görünen bir varlığı bile misal olarak verir:
“Şüphesiz Allah, bir sivrisineği, hatta ondan daha küçüğünü misal vermekten çekinmez. İman edenler onun Rablerinden gelen bir gerçek olduğunu bilirler. Küfre sapanlar ise, ‘Allah bu misalle neyi amaçlamış?’ derler. Allah onunla birçoğunu saptırır, birçoğunu da doğru yola iletir. Onunla ancak fâsıkları saptırır.” (Bakara, 26)
Burada mesele aslında sivrisinek değildir. Mesele, insanın kendisine gösterilen hakikate nasıl baktığıdır.
Küçük Bir Varlık, Büyük Bir Ayna
Kibirli bir zihin şöyle düşünebilir: “Koskoca Allah, neden sivrisineği örnek veriyor?”
Fakat iman eden insan, misalin küçüklüğüne değil, misalin arkasındaki kudrete bakar. Bir sivrisineğin küçücük bedenindeki yaratılışa, hayatına, hareketlerine ve kendine özgü düzenine baktığımızda, aslında küçücük bir varlığın bile ne kadar büyük bir yaratılış harikasına sahip olduğunu görürüz.
Demek ki problem, verilen örneğin büyüklüğünde değil; ona bakan gözün hâlindedir.
Aynı ayeti iki insan okur.
Biri: “Burada Rabbimin bana göstermek istediği nedir?” diye düşünür.
Diğeri: “Bunun ne anlamı var?” diyerek itiraz edecek bir nokta arar.
İşte Kur’an, insanın iç dünyasındaki bu farklılığı ortaya çıkarır.
Fâsıklık: Bilip Sözünden Dönmek
27. ayet, fâsıkların kim olduğunu açıklar:
“Onlar Allah’a verdikleri sözü, pekiştirilmesinden sonra bozan, Allah’ın korunmasını emrettiği bağları koparan ve yeryüzünde bozgunculuk çıkaranlardır. İşte onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir.” (Bakara, 27)
Burada çok önemli bir nokta vardır.
Fâsıklık yalnızca yanlış yapmak değildir. İnsanın doğruyu bilmesine rağmen o doğrunun gereğini terk etmesi, verdiği sözü bozması ve Allah’ın korunmasını istediği bağları koparmasıdır. Hakikati bilir, hatta ona gönülden “evet” demiştir fakat sonra nefsi devreye girer, sorumluluk ağır gelir. Konfor bozulur, çıkarları zarar görür ve insan, daha önce kabul ettiği hakikatten uzaklaşmaya başlar.
İşte tehlikeli kırılma noktası burasıdır.
Nefsin Konforu
Peki insan, bildiği hakikatten neden uzaklaşır?
28. ayet, insanı kendi varlığı üzerinden düşünmeye çağırır:
“Siz cansız iken sizi dirilten Allah’ı nasıl inkâr ediyorsunuz? Sonra sizi öldürecek, sonra diriltecek ve sonunda O’na döndürüleceksiniz.” (Bakara, 28)
Bir düşünelim: Yoktuk, Allah bizi var etti. Hayat verdi, sonra ölüm gelecek. Yeniden diriltileceğiz. Ve sonunda O’na döndürüleceğiz.
İnsanın bütün hayatı bu dört kelimenin arasındadır:
Yokluk- Hayat - Ölüm - Dönüş.
Buna rağmen insan, kendisine verilen hayatı sanki sonsuza kadar burada kalacakmış gibi yaşayabiliyor. Çünkü nefis, kendisine sınır konulmasını istemiyor. Hesap vermek istemiyor. Sorumluluk taşımak istemiyor. Kendi arzusuna göre yaşamak istiyor. Böyle olunca insanın problemi her zaman hakikati bilmemek olmuyor. Bazen problem, hakikatin gereğini yerine getirmenin kendi konforunu bozması oluyor.
Yeryüzündeki Nimetleri Unutmamak
29. ayette ise Rabbimiz yeryüzündeki nimetleri yeniden hatırlatıyor:
“O, yeryüzünde olanların hepsini sizin için yarattı. Sonra göğe yönelip onları yedi gök olarak düzenledi. O, her şeyi hakkıyla bilendir.” (Bakara, 29)
İnsan, kendisine verilen hayatın içinde sayısız nimetle kuşatılmıştır.
Toprak...
Su...
Hava...
Rızık...
Gök...
Yeryüzü...
Ve insanın bütün bunların içinde sahip olduğu hayat...
Fakat nimet arttıkça insanın sorumluluğu da artıyor. Çünkü bize verilen her şey, aynı zamanda bir emanet. Hayat, akıl, irade, rızık bize verildi ve bütün bunların sonunda tekrar Rabb'imize döneceğiz.
Asıl Mesele: Kendimizi Kandıramamak
26. ayette sivrisinek üzerinden başlayan mesele, 29. ayette insanın bütün varlığına kadar geliyor. Demek ki Kur’an bize sadece dış dünyayı göstermiyor; kendi içimizi de gösteriyor.
Bazen hakikati anlamadığımız için değil, anlamak işimize gelmediği için ondan uzaklaşırız. Bazen delil bulamadığımız için değil, delilin gerektirdiği sorumluluktan kaçmak istediğimiz için bahaneler üretiriz.
İnsan başkalarını kandırabilse bile, Rabb'ini kandıramaz. Çünkü ayetin sonunda Rabbimiz kendisini şöyle tanıtıyor: “O, her şeyi hakkıyla bilendir.”
İnsanın söylediği sözü de, sakladığı niyeti de, hakikatten neden kaçtığını da bilir. Nefsinin arkasına sakladığı mazereti de bilir.
Ya Rabb'im,
Bize hakikati küçük görmeyen, verdiğin her misalde Senin kudretini görebilen temiz bir bakış nasip eyle. Bildiğimiz hâlde terk edenlerden, söz verip sözünden dönenlerden, nefsimizin konforu uğruna hakikati eğip bükenlerden eyleme.
Kalbimizi Sana verdiğimiz sözde sabit kıl. Bize nimetlerini görmeyi, şükretmeyi ve onları Senin rızana uygun kullanmayı nasip eyle. Yokluktan hayata, hayattan ölüme ve ölümden Sana dönüşe uzanan bu yolculuğu imanla tamamlamayı bizlere nasip eyle.
Âmin.
Allah’a emanet olun; hayırlı cumalar...
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.