Darbeler Dar Ağaçları Ve Unutulmayan Hakikatler
Bu ülkenin hafızasında bazı tarihler var ki, üzerinden yıllar geçse de taşıdığı acılar asla silinmez.
Çünkü bazı yaralar yalnızca bir dönemi değil, tüm nesillerin hafızasını da yaralar.
27 Mayıs 1960
12 Mart 1971
12 Eylül 1980
28 Şubat 1997
15 Temmuz 2016.
Demokrasinin, millet iradesinin ve hukuk düzeninin kesintiye uğradığı daha nice müdahale…
Kimilerinin yaptıklarından utanmadığı, kimilerinin de yapılanları unutmadığı bu tarihler zihinlerde hâlâ kanar durur.
Her birinin şartları, aktörleri ve sonuçları elbette aynı değildi. Bu yüzden tarihi birbirine karıştırmadan, her dönemi kendi şartları içinde değerlendirmek gerekir.
Fakat değişmeyen bir hakikat var ki
O da:
Milletin iradesine rağmen silah zoruyla siyasete yön vermenin asla, demokrasi olmadığı gerçeğidir.
12 Eylül'ün arefesinde gelin daha öncelere gidelim.
Mesela
27 Mayıs'a...
Bu acı örneklerinden ilkine.
Demokratik yollarla iktidara gelmiş Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan'ın idam edilmeleri, Türkiye'nin yakın tarihindeki en ağır hukuk ve vicdan yaralarından biri olarak hafızalara kazınmıştı bildiğiniz üzere.
27 Mayıs sonrasında Yüksek Adalet Divanı'nda yüzlerce kişi yargılanmış, Menderes, Zorlu ve Polatkan hakkında verilen idam kararları infaz edilmiştir
Gelelim
12 Eylül 1980e.
Yine başka bir darbenin gölgesinde tekrar darağacına yürüdü gençler.
Bu kez de sağdan ve soldan insanlar gözaltına alındı, tutuklandı, işkenceler gördü, yıllarca cezaevlerinde kaldı.
TBMM tutanaklarında yer alan resmî rakamlara göre 12 Eylül sonrasında;
650 bin kişi gözaltına alındı,
210 bin davada 230 bin kişi yargılandı,
517 kişiye idam cezası verildi
ve
50 kişinin idamı infaz edildi.
Ve tarihe şu sözlerden biri utanç vesikası olarak kazındı
“Bir sağcı, bir solcu…
Sonra ‘Bu gelen yönetim sağı tutuyor, solu tutuyor’ demesinler. Töhmet altında kalmayalım. Onun için bir ondan, bir ondan yapmak suretiyle infaz ediyorduk.”
diyen Kenan Evren'in itirafı
Bu sözün asıl acı tarafı ise şuydu
Adalet, sağdan ve soldan insanları sırayla darağacına göndermek değildi.
Adalet, kişinin siyasi kimliğine göre de değişemezdi.
Bir insanın hakkı, başka bir insanın haksızlığıyla dengelenmez, bir taraftan bir insanı asmak, diğer taraftan bir insanı asmayı da haklı çıkarmazdı
Ve
zulüm hiç bir zaman, tarafların renkleri değişince adalet diye adlandırılamazdı
İşte bu yüzden Menderes'in, Zorlu'nun, Polatkan'ın idamlarını hatırlarken; Necdet Adalı'yı, Mustafa Pehlivanoğlu'nu ve 12 Eylül döneminin diğer mağdurlarını da aynı vicdan terazisinde hatırlamak gerekir.
Çünkü darağacının sağcısı, solcusu olmaz.
Darağacında sadece insan vardır.
Ben yıllar önce Menderes ve arkadaşlarına ithafen şu dizeleri yazmıştım:
"Şirazesi bozuk düzen,
verip hükmü, kalemi kıran.
Terazisi kırık adalet,
vicdanların üstünü örten.
Haksız karardır
boyunlarda yağlı ilmek.
Vebâldir ezelden ebede
Hak sedâsına vurulan kement.
Bir bedel ister
acıdan beslenenler
ve
bir bedel öder
davasına vurgun yiğitler.
Şimdi söyle!
Ey özgürlükten dem vuran zihniyet,
zulümden beslenen melânet!
Utanır mı hâlinden
yazdığın tarih?
Kapanır mı hesaplar?
Sorulmaz mı sandın
helal edilmeyen haklar?
Suskun yüreklerin en gizli yerindedir
en ağır beddualar…
Ve
gecenin zifiri sessizliğinde
en derin hıçkırıklar.
Özgürlüğe pranga vurmakla
susar mı sandınız
Hakk'a kanatlananlar?
Vehim yok bundan sonra,
yok artık yeis.
Yeter söz milletin!
İade-i itibar vaktidir
asude iklimin…
Bu dizeleri bugün yalnızca bir döneme değil, darbelerin bütün mağdurlarına ithaf ediyorum.
Çünkü benim meselem sağ-sol meselesi değil.
Benim meselem hak, hukuk ve vicdan meselesidir.
27 Mayıs'ı yapanları da, 12 Mart muhtırasını verenleri de, 12 Eylül'ü gerçekleştirenleri de,28 Şubat'ta inletenleri de,15 Temmuz'u icra edenleri de, demokrasiye müdahale eden her türlü vesayet anlayışını da kınıyorum.
Çünkü demokrasi yalnızca bizim istediğimiz sonuç çıktığında savunulacak bir değer değildir.
Hukuk yalnızca bize dokunmadığında kutsanacak bir şey değildir.
Ve özgürlük yalnızca bizim sesimiz duyulduğunda özgürlük değildir.
Bugün bize yakın olana yapılan haksızlığa karşı çıkıp, dün bize uzak olana yapılan zulme alkış tutarsak; adalet değil, tarafgirlik yapmış oluruz.
Tarih, hepimizin aynasıdır.
O aynada yalnızca hoşumuza giden yüzleri görmek değil, karanlıkta bıraktığımız yüzlere de bakabilmek gerekir.
Bu yüzden;
Bütün darbeleri,
bütün darbecileri,
millet iradesini silahla veya vesayetle bastırmayı amaçlayan bütün zihniyetleri
ve darbeleri alkışlayanları kınıyorum.
Sağdan olsun, soldan olsun…
Haksızlığın rengi yoktur.
Zulmün ideolojisi yoktur.
Adalet tarafsızdır.
Ve bazı hesaplar mahkeme salonlarında sorulmasa da
vicdanlarda muhakkak sorulacaktır.
Çünkü tarih unutmaz.
Millet unutmaz.
Ve en önemlisi de
İnsanın hakkı,
Hakk'ın huzurunda asla unutulmaz
Vesselâm
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.