Kehribar Ve Cam Sessizliğin İnşası
Kehribar ve Cam: Sessizliğin İnşası
İçimizde, konuşmayı reddeden ama her şeyi kaydeden bir müze var. Biz buna bazen "gönül" diyoruz, bazen "bilinçaltı". O müzenin vitrinlerinde sergilenen eserler, dışarıdan bakıldığında sadece renkli cam parçaları gibi görünür. Ancak o camların arkasında, dondurulmuş bir zaman dilimi, susturulmuş bir çığlık ve yanık bir sessizlik yatar. Biz, bu müzenin bekçileri olarak dünyaya çıktığımızda, çoğunlukla "işlevsellik" adlı maske takıyoruz. Dünyanın dili, sayılarla, sözleşmelerle ve somut başarılarla konuşur. Biz ise o dilin gramersiz, ritimsiz ve ölçüsüz bir şivesini taşıyoruz. İnsanlar bize "mantıklı ol" dedikçe, içimizdeki o hırıl hırıl akan nehrin üzerine beton döküyoruz. Ama beton çatlar, nehir geri gelir. Bu süreçte kendimizi sorgularız: Biz mi şiiri yazıyoruz, yoksa şiir mi bizi yazar? Aslında cevap, yazarın kalemi değil, kalemin insanı kestiği andır. Ben, kelimeleri seçerken aslında kendimi parçalıyorum. Her cümle, içimdeki o devasa, soğuk ve aydınlık olan güneşten koparılan bir ışıktır. Güneş batmaz, sadece perde perdesine ayrılır.
Toplum, duygusal dalgalanmaları bir "ritim bozukluğu" olarak görür ve bunu düzeltmek ister. Bize düzenli maaş bordroları, öngörülebilir hayatlar ve "akıllıca" tercihler sunar. Oysa biz, bu düzeneğin dışında, gürültünün içindeki sessizliği dinlemeyi seçmişizdir. Biz, duygu yüklü raporlar yazan insanlar değiliz; biz, boş kağıdın beyazlığındaki korkuyu ve imlecin titremesindeki umudu hissedip, onu eyleme dönüştürenleriz. On beş yıldır aynı sahnenin farklı perdelerini aralıyorum. İlk başta sanıyordum ki ben bir karakterim, bir rol oynuyorum. Sonra anladım ki, ben o rolün kendisiyim. Şiir, benim dışarıya vuran bir sesim değil, benim içimdeki yapının taşlarıdır. Siyah ve beyaz, gece ve gündüz, ve teslimiyet... Hepsi aynı kumaşın iki yüzü. Şimdi, bu kumaşı dokurken, sadece kelimeleri değil, kelimelerin arasındaki boşluğu da doldurmaya çalışıyorum. Çünkü asıl mesaj, söylenmediklerimde saklı.
Ve ben, o söylenmemişlerin gürültüsünü, en yüksek sesle haykırmayı seçiyorum. İçimdeki çocuk, artık dışarıdaki yetişkinin kurallarıyla oynamıyor; kendi kurallarını çiziyor ve o çizgilerin arasında, tüketime kapalı, saf bir estetik arayışında, "ben" olmanın zorluğunu ve güzelliğini yaşıyor. Sonuç olarak, biz düşman değil, sadece farklı bir frekansta yayın yapan istasyonlarız. Dünya, sinyalimizi "gürültü" sanıp filtreliyor olabilir; ama biz biliyoruz ki, o gürültünün tam merkezinde, evrenin en eski ve en sessiz melodisi yatıyor.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.