Leylanın Gamzeleri
Teneke sobanın sıcak nefesinde erirken memleket rüyası,
duvarda al bayrak,
seccadenin üstünde damla damla birikmiş o sessiz niyaz,
dışarıda postalların öğüttüğü asfaltsız yokuşta,
boynunda mermi çekirdeği
Ceketin sol iç cebinde Kur'an;
kör bir kurşunlar vızır vızır geçerken başımızın üstünden
Ant içmiştik, yeminliydik Türkiye sevdası için.
Canımız pahasına.
Leylâ’nın Köln’den getirdiği gamzeler
Daha beter sevda taşıdı bu yangına
Sabah ezanı delerken Ümraniye’nin yağmurlu sabahını,
ocağın başında ekmek kokusuyla karışık anne duası;
kapı eşiğinde bırakılan her nefes,
akşam dönecek mi dönmeyecek mi endişesi
alnıma yazılmış vatan ,bayrak sevgisi ;
ve babanın göz bebeklerindeki o yoksulluk,
anaların nasırlı elleriyle diktiği hırka gibi
sarar delikanlı omuzları
ve okul kapısında "vatan bölünmez" diye atılan haykırış,
merdiven basamaklarında leylanın gamzesiyle ,
yanıp tutuşan o sevdalı gönül .
Teneffüs zili değil,
ölümün soğuk nefesi tahta masalarda;
Selim düştü kaldırıma,
kanı sindi bu şehrin en saf, en masum toprağına;
hastane koridorlarında sönen gözlerin ardından
yükselen o acı feryat
o dağları deviren haykırışlar.
Okul defterine iliştirilmiş kuru bir karanfil gibi soldu.
Bayrak direğine rüzgârla yazıldı selimin adı .
Oda kırmızı üzerindeki ay -yıldızdı
Benim ilk şehidimdi.
henüz bıyığı terlemeden gitti ,
sırtında bu coğrafyanın kanla yazılan kefeni.
Sen Leylâ, Ren nehrinin serinliğinde yürüyen,
Köln’ün asfalt caddelerinde
unuttuğun o gurbet ezgisiyle gelen mavi nazarlım;
gecekondu mahallesinde bizimle çamur yutan,
ezan sesine ürperen,
gözlerindeki o Vatan pırıltısıyla hep yanımda olan yârim.
Biz bu toprakta can pazarını ilmek ilmek örerken,
senin parmak uçlarına değdi Hergün gazetesi ve aşk,
merdiven altında saklandık,
vedalara zil sesinin uğultusu değdi,
birde gözlerine o sığmayan en hüzünlü bakış.
Ben en çok onu sevdim zaten.
Ortak paylaşılan bir tarhana çorbası,
en n çok sevdiğin çorbaydı .
su kuyusunda nöbet tutarken tanışmıştın
bu mahalle delikanlısıyla.
Aynı lisede ,farklı sınıflarda olduğumuzu
O gün öğrenmiştik
Akşam haberlerinde yükselen onlu rakamlar,
karakola çağrılan komünist amca oğlu,
karanlığı kesen pencereler ve suskunluk kanaması;
herkes kendi yangınından mesuldu bu coğrafyada;
kimisi bayrağa sarıldı,
kimisi orak çekice odaklı,
kimisi de canını sokak aralarına bıraktı
ve henüz 16 yaşında saçlarına ak düşüren bu garip sevdalı,
bu toprağın derinlerinden sökülemeyen,
en derin,
en kanlı sancıydı ülkesini sevmek.
Alemdağ caddesinde el ele tutuştuğumuz
o kırk saniyelik yasak an,
uzakta Köln tramvayları çınlarken,
burada tahta başlık dikilir ergen ömürlere;
sanırsın ki bu coğrafyada sevda bile mezarlık taşlarıyla ölçülür,
bakışlar ölüme bakar,
gülüşler meydanların bir kıyısında kaybolur.
Bir yanda Almanya biletinin takvimi,
diğer yanda bu toprağın etinden tırnağından sökülemeyen
o asi, o inatçı, o kanayan ülkü .
ne Leylâ sığabildi bu yangın yerine tam manasıyla,
ne biz vazgeçebildik
bu bayraktan, bu ezandan, bu hüzünlü hikayelerden.
Şimdi Ümraniye betonlaştı,
o teneke sobalı odalar yok,
o delikanlılar saçlarına ak düşmüş birer dede oldu
Bu şehirde ne zaman bir yatsı ezanı okunsa minareden,
rüzgâr yine o 1977 ayazını sürükler getirir
hafızanın en soluk, en kanayan yerine.
Selim’in kanı silinmedi kaldırımlardan,
Annenin duası duvarda asılı,
babanın gözündeki gam baki kaldı hatıratın orta yerinde
Ve Köln’den esen bir rüzgâr gibi düşer akla Leylâ;
Ve o bu toprağın yangınını anladı bizimle beraber,
Ve biz onun hüzünlü gurbet masalını.
Elveda Leylam
Elveda gençlik çağım …
redfer
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.