Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler
(0 oy)

Edebiyat Evi Dedelerinin Sivas Macerası 17

Mahsur kalan ailenin babası Nuri Hoca'nın elini sıktı.

— Siz olmasaydınız çocuğumuzu kaybedebilirdik.

Nuri Hoca:

— Biz sadece insanlık görevimizi yaptık.

Baki:

— Hepimiz yaptık.

Mehmet Fikret:

— Ben de ittim.Beni unutmayın. Hem de bu ağrıyan ayaklarla.

Sami Hoca:

— Sen iki kere de suya düştün.Gerçi hepimiz düştük ama sen daha katmerli düştün.

— Olsun, yine de ittim ya. O sevinç suyu muyu unutturdu bana.En azından çocuğumuzun kurtulmasında benim de karınca  kararınca bir faydam dokundu.

Herkes güldü.

Tam ayrılacakları sırada adam:

— Sivas'a mı dönüyorsunuz?

Nuri Hoca:

— Evet.

Adam:

— Size başka bir yol göstereyim. Ana yol biraz ileride kapalı diyorları.Yol açılıncaya kadar artık ana yoldan gidemezsiniz. Açılması da epey zaman alırmış.

Baki:

— Başka yol mu?

Altı kafadar birbirine baktı.

Mehmet Fikret hemen:

— Hayır! Teşekkür ederiz kardeşim. Göstermeyiniz.!

Adam şaşırdı.

— Ne oldu? Bir şey mi var!?

Mehmet Fikret:

— Biz artık kestirme yol istemiyoruz.Her kestirme yola girdiğimizde yol daha çok uzuyor. Biz takattan kesiliyoruz.

Erdoğan:

— Ama bu gerçekten güvenli Fikret. Adamın sözünü ağzına tıkama hemen. Bir tarif etsin bakalım. Gardaş sen O'na bakma. Söyle bakalım şu yolu.

Mehmet Fikret:

— Sen sus! Aman sen sus Erdoğan! Elini ayağını öpeyim sen sus.!

Herkes arabaya binmeye hazırlanırken küçük çocuk Nuri Hoca'nın yanına geldi.Elinde yer yer çamura bulanmış küçük bir şey vardı.

— Amca...

Nuri Hoca eğildi.

— Buyur evladım.

Çocuk elindeki şeyi uzattı.

— Bu sizin mi? Biraz ilerde yerde buldum.

Nuri Hoca nesneye baktı.

Bir an şaşırdı.

Bu..İpçi Erdoğan'ın telefonuydu.

Erdoğan hemen bağırdı:

— Benim telefon! Getir bakayım küçük.

Herkes şaşkınlıkla ona baktı.

Sami Hoca:

— Sen telefonunu dün çeşmede bulmamış mıydın? Şimdi bu nerden çıktı? Yeniden mi kaybettin?

Erdoğan:

— O başka telefondu!

Mehmet Fikret:

— Senin iki telefonun mu var?

Erdoğan sustu.

Baki:

— Erdoğan...

— Efendim?

— Bu telefonu nerede kaybettin?

Erdoğan düşündü.

— Bilmiyorum.

Nuri Hoca:

— Demek senin kaybettiğin telefon buymuş.

Erdoğan telefonu eline aldı.

— Ama bu telefonun içinde çok önemli şeyler vardı.

Mehmet Fikret:

— Ne vardı?

Erdoğan:

— Fotoğraflar.

— Ne fotoğrafı?

Erdoğan gülümsedi.

— Dün gece çektiğim fotoğraflar.

— Ne fotoğrafı?

Erdoğan telefonu açtı.

Ekranda bir fotoğraf belirdi.

Herkes ekrana baktı.

Fotoğrafta gece karanlığında, yağmurun altında, onların arabasının biraz ilerisinde...Uzakta duran bir insan silueti görünüyordu.

Herkes sustu.Pür dikkat telefonda görünen silüete baktılar.

Baki:

— Bu kim?

Erdoğan:

— Bilmiyorum.

Nuri Hoca fotoğrafa daha dikkatli baktı.

— Bu kişi bizim yanımızda mıydı?

— Hayır.Hiç görmedim.

Türkmenoğlu:

— Fotoğrafı ne zaman çektin?

Erdoğan:

— Dün gece. Arabayı kurtarmaya gittiğimiz zaman..

Sami Hoca:

— O zaman...

Mehmet Fikret:

— Bizden önce orada biri varmış.

Baki:

— Belki başka bir yolcuydu.

Nuri Hoca:

— Belki.

Ama kimse ikna olmamıştı.Çünkü fotoğraftaki siluet...arabanın bulunduğu yere değil, doğrudan onların traktörüne bakıyordu.Ve daha da garibi...Fotoğrafın arka planında, bir şey daha görünüyordu:Eski, terk edilmiş bir taş ev.Tamirci fotoğrafa baktı.Bir anda yüzü değişti.

— Bu ev...

Nuri Hoca:

— Ne oldu?

Adam bir süre sustu.

Sonra:

— O ev yıllardır boş.

Baki:

— Eee?

Adam:

— Çünkü yıllar önce orada bir olay olmuş.İki kişi birbiriyle kavga etmiş biri diğerini öldürmüş. O günden sonra o ev ipsiz, sapsızların mekanı olmuştur.

Mehmet Fikret:

— Olay neymiş peki, neden kavga etmişler?

Adam cevap vermedi.

Sadece fotoğrafa bakıyordu.

Sonra:

— Bence buradan bir an önce gidelim.Burası kopuk sapıkların mekan alanına giriyor.

Altı kafadar birbirlerine baktılar.Divriği macerası bitmişti.Kangal macerası ise beklediklerinden çok daha tuhaf bir hâle gelmişti.Ve şimdi önlerinde yeni bir soru vardı:O gece yağmurun altında duran esrarengiz kişi kimdi? Ve terk edilmiş taş evde ne olmuştu? Altı arkadaşın merakı, korkularının önüne geçti.Şampiyon Baki direksiyona geçti.Motor çalıştı.Nuri Hoca son kez arkasına baktı.Uzakta, tepenin üzerinde...O taş ev hâlâ görünüyordu.Ve evin pencerelerinden birinde...çok kısa süreliğine bir ışık yandı, söndü

Baki gaza bastı.

— Gidiyoruz arkadaşlar.

İpçi Erdoğan:

— Nereye?

Baki gözünü yoldan ayırmadan cevap verdi:

— Önce Sivas'a.

Bir an durdu.

— Sonra...O eve geri döneceğiz.

Mehmet Fikret'in yüzü düştü.

— Ben bu cümleyi hiç sevmedim.Ne işimiz var bilmediğimiz o evde yav? Bizden mi soruluyor elin evi, barkı?

Sami Hoca:

— Ben de bu işi beğenmedim.

Türkmenoğlu:

— Ama merak ediyorum.

Erdoğan:

— Ben hazırım.

Sami Hoca:
:--Erdoğan, sen hiçbir şeye hazır değilsin.! Kendini kandırma öyle.

Ve araba Sivas'a doğru ilerlerken, arkalarında kalan taş evin penceresindeki ışık bir kez daha yandı.

Sonra söndü.

Devam Edecek...


Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Edebiyat Evi Dedelerinin Sivas Macerası 17

Nuri Baş Nuri Baş