Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler
(0 oy)

Edebiyat Ve İnsan

Önce insan doğdu; sonra içindeki o büyük sessizliği dille bezedi, edebiyatı var etti.


Henüz hiçbir nesnenin, hiçbir duygunun adı konmamıştı ilk bebek dünyaya gözlerini açtığında. Duyduğu uğultuları ayırt etti; sesler çıkardı, mırıldandı, işaret etti. İletişim kurmayı, kelimelere tutunmayı ve konuşmayı öğrendi. Sözcükler bir araya gelip dili ördü; insan gördüğünü, duyduğunu ve hissettiğini soyutlayıp karşısındakine aktarmaya başladı.


Henüz bir kavram olarak “edebiyat” yoktu ortada; ama insan ruhunun o amansız aktarma, görünür olma arzusu vardı. Neşesini de kaydetmeliydi, sızısını da. Sevgisini, ürpertisini, umudunu, yitirdiklerini… İçinde biriken ne varsa dışarıya akıtmalı, varlığını muhatabına mühürlemeliydi.


Sesler sözcüklere, sözcükler cümlelere evrildi. Yazı kazındı taşlara, şiir döküldü dillerden, nihayetinde kitap doğdu. İnsan zihnen ve ruhen serpilip olgunlaşırken, edebiyatı kendi özünden süzüp çıkardı.


Belki de bu durum, insanın katıksız ve yalın varoluşuna ayna tutan en berrak hâliydi. Herkesin kederi, tutunacak dalı ve tecrübesi bambaşka kulvarlarda aksa da, hepsi en nihayetinde aynı duygu durağında demirliyordu:


“Yalnız değilim.”


“O da tıpkı benim gibiymiş…”


Nedeni, niçini sorgulamayı bir kenara bırakıp yalnızca kabullenmenin, içindekini dışa vurmanın hafifliğiydi bu. Tam da o noktada kendimizi seyrettiğimiz aynanın öteki yüzüyle karşılaşıyorduk.


Önce aklımızı yitirmemek için yazdık; sonra yazar ya da şair dendi.


Oysa isimler sonradan geldi. Başlangıçta yalnızca içindekini paylaşmak isteyen yalın bir insan vardı. Kendi yaşantısından süzülen bir sözü, bir başka ruha ulaştırmak arzusuyla yanan…


İnsan, kederinin çalkantılarında çırpınırken bu dünyada tek başına olmadığını fark ediyordu. Bazen bir romanın herhangi bir sayfasında, bazen tek bir dizede kendi zihninden geçenlerin gölgesiyle karşılaştı. İlk kez o an yalnızlığın mutlak olmadığını düşündü; çektiği sızının yalnızca kendi payına düşmediğini, başka bir fani tarafından da adımlandığını kavradı.


Edebiyat, bize kendimizi gösteren geniş bir pencereydi.


Yapısal olarak bakıldığında edebiyat, insanın kendi iç dünyasından başkasının evrenine adım attığı o geçiş alanını işaret eder. O, zihnin karanlık kıvrımlarında yolunu arayan ruha tutulan bir ışık; yalnızlıktan ortak bir hafızaya dönüşümün sınırında bekleyen bir eşiktir. O eşikten geçen her insan, kendi karanlığının bir parçasını o ışıkta aydınlatır; neyi aradığını ve nereye ait olduğunu orada kavrar.


Belki de edebiyat bize önce başkasının gözleriyle görmeyi, sonra bize kendimizi göstermeyi öğretti.


Bir başkasının kurduğu cümleden kendi derinliğimize baktık. Yabancı gözlerden evreni seyretmeyi, ardından daha donanımlı şekilde kendi içimize dönmeyi öğrendik. Dile getiremediğimiz bir hissin bir başkası tarafından dillendirildiğini gördüğümüzde, kendi ruhumuzdan kaybolmuş bir parçaya rastladık.


Edebiyat sığınılan en güvenli limandı.


İnsanın maskelerini söküp atabildiği, içini dökebildiği, yaşadıklarını hiçbir şekle sokmadan, olduğu gibi taşıyabildiği bir yer… Orada insanın kendisini anlatabilmek adına savunma mekanizmaları kurmasına, haklı çıkmaya çalışmasına gerek kalmıyordu.


Bir insan yazarken, yalnızca kendine ait sandığı mahrem bir duyguyu evrene bırakıyordu. Bir başkası ise onu okuduğunda, o duygunun kıvrımlarında kendinden bir iz, tanıdık bir gölge buluyordu. Böylece son derece kişisel ve özgün olan, birdenbire evrensel bir paylaşıma dönüşüyordu.


Birinin hüznü bir başkasının yarasına temas ediyor, bir kalbin sevgisi başka bir göğüste yankılanıyor, birinin ürpertisi diğerine kendi çekincelerini hatırlatıyordu. Edebiyat tam da bu noktada insandan dışarıya açılan, evreni turladıktan sonra yeniden insanın özüne dönen dairesel bir pencereydi.


Çünkü onu doğuran da insandı, onun ikliminde nefes alan da.


Sayfalarda insan vardı.

Dizelerde insan vardı.

Söylenmiş, söylenecek ya da susulmuş bütün ifadelerin dip akıntısında yaşayan tek bir insan vardı.


Ve belki bütün bu yolculuğun sonunda edebiyatın bize tuttuğu ışık, sandığımız kadar erişilmez yerlerde değildi.


Edebiyat sensin çünkü yaşayan insansın.


Hamiye GÜL

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 1
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Edebiyat Ve İnsan

Hamiye Gül Hamiye Gül