Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler
(0 oy)

Edebiyat Evi Dedelerinin Sivas Macerası 19


Kaplıcada biraz dinlendikten sonra acıkmaya başladılar.

İpçi Erdoğan yine başroldeydi.

— Yemek yiyelim mi?

Nuri Hoca:

— Daha yeni geldik.Tam acıkmadık ki.

— Olsun.Nasıl olsa acıkacağız Nuri Hoca.

Baki:

— Senin midenin saati yok mu?

— Var.Olmaz olur mu hiç?

— Kaç?

— Yirmi dört saat.Ne zaman uygun olursa ,yemek de hazırsa hiç kaçırma.Atalar boşuna mı demişler:"Döğüş bulursan sıvış, yemek bulursan giriş."

Herkes güldü.

Tam çıkacakları sırada kaplıcada çalışan gençlerden biri yanlarına geldi.

— Siz Sivas'tan mı geldiniz?

Nuri Hoca:

— Evet.

— Arabanız şu dışarıdaki mi?

— Evet.

Genç:

— Müdüriyette iki polis sizi bekliyor. Dün bir hırsızlık olayı olmuş. Bir kişi yağmurda mahsur kalan arabaları soymuş.Aldığı şeyleri de eski bir taş bina var, kullanılmayan. O binaya saklarken birisi görmüş.Aralarında münakaşa olmuş. O kişi de polise telefon etmiş. Hırsızı yakalayıp emniyete götürmüşler. Soyulan arabalardaki eşyaları da polis sahiplerine teslim etmek için buraya gelmiş. Galiba sizin arabadan da bir şeyler alınmış.Onları iade etmek için polisler sizi bekliyorlar.Ha bir de giderken dikkat edin.yukarıdaki yolda dün gece yağmurdan sonra toprak kayması olmuş.

Nuri Hoca:

— Biz o taraftan gelmedik.Farklı kestirme bir yoldan geldik.

— İyi yapmışsınız.

Mehmet Fikret:

— Peki dönüş yolu açık mı?

Genç:

— Ana yol açık.

Herkes rahatladı.

Fakat genç sözünü tamamladı:

— Yalnız...

Baki:

— Yalnız ne?

— Akşam saatlerinde yolun bir kısmı kapanabilir.

Sami Hoca:

— Neden?

— Dağdan taş geliyor.

Mehmet Fikret:

— Taş mı?

Genç:

— Evet.Eğer dünkü gibi şiddetli bir yağmur yağarsa yol tamamen kapanabilir. Hava da bulutlu. Akşama doğru yağacağa benziyor. Bana kalırsa fazla geç kalmayınız.

Mehmet Fikret hemen:

— O zaman biz öğleden sonra hemen çıkarız.

Erdoğan:

— Biraz daha kalalım.

Mehmet Fikret:

— Sen kalırsın biz şu müdüriyete kadar bir gidelim bakalım.

Hep berabercekaplıcanın müdürüyetine gittiklerinde iki polisin ellerindeki poşetle kendilerini beklediklerini gördüler.Polisler onları görünce" Beyler dün bir kaç araba soyulmuş. Hırsızı yakaladık, emniyette ifadesini aldık bu poşetleri de sizin arabadan aldıklarını söyledi. Buyrun eşyalarınızı diyerek iki poşeti teslim ettiler. Bunlar bizim kafadarların yedek elbiseleriyle Erdoğanın sucuklarıydı.
Erdoğan:
"__Çok teşekkür ederim memur beyler.Dün bunları Sivas'tan almıştım. Daha bir lokma bile yemek nasip olmamıştı.
Polisler gülüştüler. Erdoğan iki kangal suçuğu poşetten çıkararak polislere ikram etmek istediyse de kabul ettiremedi.
Baki;

---Erdoğan demek ki dün senin telefonunda gördüğümüz o resimdeki silüet bu hırsız olacak.O metruk taş binaya da çaldıklarını zulalamış demek ki. Işığı yanıp söndüren de bu şerefsizdir mutlaka.

Nuri Hoca:
--Arkadaşlar gitmeden önce ben Sami Hoca'ya söz verdim. Bir yoğurt yedirmeden götürmeyeceğim. Bana anlatmıştı, çocukken babasıyla buraya yolu düşmüş, yoğurt yemişler Hala o yediği yoğurdun tadı damağında kalmış.

Hep beraber bir lokantaya girdiler.Nuri Hoca şöyle bol kaymaklı,yağlı, ekşi olmayan yoğurt yemek istediklerini, nereden bulabileceklerini söyleyince lokantanın sahibi "Tam yerine geldiniz beyler, şöyle oturun ben size getireyim" diyerek istedikleri yoğurtları getirdi.Lokantadan çıktıklarında Sami Hoca "Allah senden razı olsun Nuri Hoca bu yoğurt da çocukluğumda yediğim yoğurdu hiç aratmadı.diyerek memnuniyyetini belirtti.
Erdoğan:

__İyi de arkadaşlar bu suçukları ne zaman yiyeceğiz yav? "Onu da Sivas'da yeriz" diye cevap verdi Türkmenoğlu.

Tam ayrılmaya hazırlanırken Türkmenoğlu birden:

— Benim çanta nerede?

Herkes durdu.

Baki:

— Hangi çanta?

— Siyah çantam.

— Nerede bırakmıştın? Hatırlıyor musun?

— Bilmiyorum.

Nuri Hoca:

— İçinde ne vardı?

Türkmenoğlu:

— Cüzdan, telefon, anahtarlar...

Mehmet Fikret:

— Yine mi?Bizim işimiz niye hep böyle ters gidiyor?

Sami Hoca:

— Bugün herkes bir şey kaybediyor.

İpçi Erdoğan:

— Ben bulurum.

Herkes yine aynı anda: "HAYIR" diye bağırdı.

Erdoğan:

— Niye?Ben bulursam bulurum diyorum.

Baki:

— Sen bulursan bu sefer de başka bir şeyi kaybederiz..Onun için bulma.

Türkmenoğlu:

— En son soyunma bölümündeydi.Oradan çıkarken görmüştüm.İşimi bitirince alırım demiştim.

Herkes geri döndü.

Çanta orada yoktu.

Bankların altına baktılar.

Dolaplara baktılar.

Askılara baktılar.

Yok.. Yok... Yok....

Mehmet Fikret:

— Türkmenoğlu, emin misin buraya bıraktığına?

— Eminim.

Erdoğan:

— Belki başka yere bıraktın. İyi düşün..

Türkmenoğlu:

— Hayır.

Nuri Hoca:

— Hep birlikte düşünelim.

Tam o sırada kapının yanında duran küçük bir çocuk:

— Amca...

Herkes döndü.

— Buyur?

Çocuk:

— Siyah çantayı mı arıyorsunuz?

Türkmenoğlu:

— Evet!

Çocuk:

— Bir adam aldı.

Herkes bir anda sustu.

Baki:

— Nasıl bir adam?

Çocuk:

— Bilmiyorum.Sadece aldığını gördüm.

Nuri Hoca:

— Nereye gitti?

Çocuk dışarıyı gösterdi.

— Şu tarafa doğru...

Türkmenoğlu hemen dışarı çıktı.

Baki peşinden koştu.

— Bekle!

Ama Türkmenoğlu çoktan uzaklaşmıştı.Kaplıcanın dışındaki yolda bir adamın elinde siyah çanta ile yürüdüğünü gördüler.

Türkmenoğlu:

— Heyyyy!

Adam dönmedi.

— Beyefendi!

Adam yürümeye devam etti.

Baki:

— Dursana be adam.! Sana sesleniyoruz.

Adam daha da hızlandı.

Mehmet Fikret:

— Çantayı almış kaçıyor!

Nuri Hoca:

— Koşun!

İpçi Erdoğan öne fırladı.

— Ben yakalarım!

Bu kez kimse onu durdurmadı.Erdoğan koşmaya başladı.Adam da koşuyordu.Bir virajı döndüler.Sonra bir başka viraj.Erdoğan:

— DUR!

Adam durmadı.Erdoğan hızlandı.Bir anda adamın önüne geçti.

— Çantayı ver!

Adam şaşkın şaşkın baktı.

— Ne çantası?

Erdoğan:

— Elindeki!

Adam çantaya baktı.

— Bu benim.

Erdoğan:

— Senin değil! Yalan söylüyorsun.

Adam:

— Nasıl değil?

Erdoğan:

— Çünkü bizim arkadaşımızın çantası o.

Adam:

— Benim çantam. Arkadaşınızın değil.

Erdoğan:

— Çanta onun.

Adam:

— Çanta benim.

İkisi birkaç saniye birbirine baktı.Sonunda adam çantayı açtı.İçinden...Bir çift ayakkabı çıktı.

Türkmenoğlu:

— Bu benim çanta değil.

Adam:

— Ben de sabahtan beri onu söylüyorum.

Erdoğan:

— Peki sen niye bizi görünce kaçıyordun?

Adam:

— Siz bağırarak peşimden koşuyordunuz! Ben de bana bir kötülük yapacaksınız diye korktum.

— Haklısın.Çok özür dilerin seni korkuttuğumuz için. Çanta benim zannettik.

Mehmet Fikret:

— Boşuna adamı kovaladınız..

Adam:

— Aynen

Sonunda çantayı lokantada  buldular?Türkmenoğlu çantayı yemek salonundaki sandalyenin altında bırakmıştı.

Nuri Hoca:

— Demek çocuk yanlış görmüş.

Türkmenoğlu:

— Evet.

Baki:

— Neyse ki bulundu.

İpçi Erdoğan:

— Ben de adamı yakaladım.

Mehmet Fikret:

— Sen adamı değil, yanlış adamı yakaladın.

Erdoğan:

— O da başarı.Sen yerinden bile kalkamadın.

Devam Edecek...

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 1
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Edebiyat Evi Dedelerinin Sivas Macerası 19

Nuri Baş Nuri Baş