Edebiyat Evi Dedelerinin Sivas Macerası 20
Gün akşama dönüyordu. Ne kadar erken çıkalım deseler de yine geç kalmışlardı.Altı arkadaş artık dönüş hazırlığı yapmaya başladılar.Çantalar bagaja kondu.Herkes yerleşti.Baki motoru çalıştırdı.Araç sorunsuz şekilde çalıştı.
Mehmet Fikret:
—Oh be !Nihayet sorunsuz bir şekilde çalıştı şu meret.
Sami Hoca:
— Bu sefer gerçekten sorunsuz geri döneceğiz gibi. Ama yine de belli olmaz.
Nuri Hoca:
— İnşallah.
Kaplıcadan ayrıldıktan sonra dağ yoluna girdiler.İlk birkaç kilometre sorunsuz geçti.Sonra önlerinde yol kenarına düşmüş taşlar göründü.Baki ister isteemz yavaşladı.
— İşte bahsettikleri yer burası galiba?.
Nuri Hoca:
— Dikkatli geçelim Baki abim.İstersen biraz daha yavaşla.
Baki direksiyonu kırdı.Araç taşların arasından geçti.Bir süre sonra yol yeniden açıldı.Herkes rahatladı.Tam o sırada...
TAK!
Aracın altından sert bir ses geldi.
Baki:
— Eyvah!Taşa vurduk herhalde?
Sami Hoca:
— Yine mi?
Baki aracı durdurdu.Herkes indi.Bu kez aracın altından yağ damlıyordu.
Nuri Hoca:
— Ne oldu yine yav?
Baki:
— Bir yere vurmuşuz.
Mehmet Fikret:
— Şaka mı diyorsun Şampiyon? Kafa bulma bizimle.
İpçi Erdoğan eğildi.
— Ben bakayım.
Baki:
— Dur.
Erdoğan:
— Neden durayım ki?
— Bu kez gerçekten bir şey anlamıyorsan söyle.
Erdoğan:
— Tamam.
Bir süre baktı.
— Hiçbir şey anlamıyorum.
Mehmet Fikret:
— En azından dürüst.
Hava hızla kararıyordu.Telefonların çekmediği bir bölgedeydiler.Önlerinde uzun bir dağ yolu vardı.Arkalarında kaplıca.Araç ise yağ sızdırıyordu.
Nuri Hoca:
— Böyle devam edemeyiz.
Baki:
— Biraz daha gidersek motor zarar görebilir.Ya parça kırar ya da araba hararet yapar.
Sami Hoca:
— Ne yapacağız peki?
Türkmenoğlu:
— Yakında bir köy var mı acaba?
Nuri Hoca:
— Bir haritaya bakayım.
Telefonunu çıkardı.
Ekrana baktı.
— Yaklaşık üç kilometre ileride bir köy görünüyor.
Mehmet Fikret:
— Üç kilometre mi?
— Evet.
Mehmet Fikret ayağına baktı.
— Yine mi yürüyüş? Bu ayakla ben nasıl yürüyeceğim arkadaş?
İpçi Erdoğan:
— Bu kez seni ben taşırım.
Mehmet Fikret:
— Sen mi?
— Evet.Ne olmuş, taşıyamam mı?
Mehmet Fikret:
— Beni yorulmadan götürebilecek misin?
Erdoğan:
— Denerim.Denemeyi kurt yemedi ya.Yorulduğum yerde bırakırım. O zaman başının çaresine bak.
Baki:
— En iyisi Siz ikiniz ortaklaşa birbirinizi taşıyın.
Dağın üst tarafından bir ses geldi.Önce küçük bir gürültü...Sonra daha büyük bir ses...
GÜMMMM!
Herkes başını kaldırdı.Yukarıdan taşlar yuvarlanıyordu.
Baki:
— Kaçın!...Kaçın!...
Herkes panikle araca doğru koştu.Bir taş yolun hemen önüne düştü.
GÜM!
Bir başka taş arkalarına düştü.Yolun iki tarafı da taşlarla dolmaya başladı.
Nuri Hoca:
— Baki abi, buradan çıkalım çabuk! Yoksa taşlar arabayı da bizi de ezecek.
Baki motoru çalıştırdı.Araç hareket etti.Bir taş daha önlerine düştü.Baki direksiyonu kırdı.Araç taşların arasından geçti.
Mehmet Fikret:
— Sola git Baki sola!
Sami Hoca:
— Yok yok! Sağa git Baki sağa git!!
Baki:
— Yav hangi tarafa gideyim?! Bir karar verin artık.Sola mıi sağa mı?
Türkmenoğlu:
— Sen ikisini de boşver! Ortadan git!
Baki:
— Ortada taş var!
İpçi Erdoğan:
— Üstünden geç!.
Baki gaza bastı.Araç son anda taşların arasından kurtuldu.Arkalarında yol kapanmıştı.Önlerinde ise..
.Üç kilometre ilerideki köyün ışıkları görünüyordu.
Mehmet Fikret derin bir nefes aldı.
— Ohhh! Ya Rabbi şükür! Kurtulduk.
Nuri Hoca:
— Daha köye varmadık.
Baki:
— Ama yol açık.
Tam o sırada aracın motorundan yeniden kötü bir ses geldi.Tak... Tak... Tak...Baki'nin yüzü değişti.
— Bu iyi değil.
Sami Hoca:
— Ne kadar gidebiliriz?
Baki:
— Bilmiyorum.
Araç köy ışıklarına doğru ilerlerken motorun sesi giderek yükseliyordu.
Tak... Tak... Tak...
Ve hiçbiri bilmiyordu ki o köyde onları bekleyen kişi, arabayı tamir edecek sıradan bir usta değildi.Çünkü köyün girişindeki tabelanın hemen altında şu yazıyordu:
"KÖYÜMÜZÜN USTASI BAKİ USTA
Şampiyon Baki tabelayı görünce frene bastı.Herkes şaşkınlıkla tabelaya baktı.
İpçi Erdoğan:
— Baki...
— Ne var?
— Adamın adı senin adın.Adaşmıssınız yav!
Baki:
— Gördüm.
Mehmet Fikret:
— Belki akrabandır.Akraba çıkarsanız hiç şaşmam.
Baki:
— Benim akrabalarım burada değil, Zara'dalar.
Nuri Hoca:
— Kader bizi buraya getirdi.Bakalım neler göreceğiz?
Mehmet Fikret:
— Hocam, lütfen...Ağzını hayır aç.
Araç köye girdi.
Tam köyün ortasına geldiklerinde motor bir kez daha gürledi.
GÜRRRRRRRRRR!
Sonra...Sustu.Araç tamamen durdu.Altı kafadar birbirine baktı.
Baki direksiyona vurdu.
— Tamamen bozuldu.Allah belanı versin senin.
İpçi Erdoğan kapıyı açtı.
— Ben ustayı bulayım.
Herkes bir ağızdan:
"Erdoğan Durrrrrrr! Aman sen bulmaya gitme! Bir de seni aramayalım.
Ama Erdoğan çoktan köyün karanlık sokağına dalmıştı bile.Ve birkaç dakika sonra karanlığın içinden sesi duyuldu:
BULDUM!
Herkes birbirine baktı.
Nuri Hoca:
— Umarım bu sefer gerçekten ustayı bulmuştur.
Mehmet Fikret:
— Ben artık hiçbir şeyden emin değilim.Kendimden bile.
Devam Edecek...
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 2
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.