Sürgün
SÜRGÜN
(Bölüm I: Dört Bin Yıllık Rıza ve Açık Kartlar)
Atamın cennetten dünyaya indiği yaştayım,
Kalbim de niyetim de belli...
Dört bin yıl önce hangi mağaranın kapısında durduysam,
Bugün de aynı çıplak niyetle duruyorum senin karşında.
Ne cübbem var gerçeğimi örtecek, ne de süslü kelimelerim;
Çölün ortasında dürüst, gözünün gördüğü, kalbinin hissettiğiyim.
Ne bir gizli ajanda var cebimde, ne de şifreli bir söz,
Ben ki çıplak bir niyetin, alev almaz külüyüm.
Gördüğün neysem, istediğim odur işte;
Ne bir eksik, ne bir fazla...
Bana dediler ki: “En dürüstü, en saklamaz olanı!”
Çünkü saklayacak kadar derin değil benim yalanım.
Bir avcının adımıyla yaklaşıp sana,
"Merhaba" derken bile yükselen o sesimle,
Dört bin yıldır aynı şarkıya, aynı aşka inanırım.
Tarihin o değişmez, o kaçınılmaz kanununu taşıyorum üstümde;
Bende derin uçurumlar, karmaşık labirentler arama boşuna,
Sığ bir kuyunun başında durup gökyüzüne bakar gibi,
Ne istediğini bilen bir adamın o korkusuz yalanıyım.
Ve dürüstüm; kimseden özür dilemiyorum
Hamuruma katılan bu ilkel rıza için!
Sen ki çözersin şifreleri, ararsın alt metinleri,
Oysa senin karşında duran bu adamın yoktur hiç derinleri.
Bir gülüşüme anlam yükler, bir bakışıma bin roman yazarsın,
Boşuna yorarsın aklını, o naif zihnini...
Sen ki o ince sızılardan, çözülmez düğümlerden bir saray kurarsın,
Her bakışımda bir kehanet, her adımımda bir gizem ararsın.
Oysa kilit yok ki benim kapımda kadınım,
Bende anahtar aramak, kendi ördüğün duvarlara bahane bulmandır.
Sade bir dürtümün adı dürüstlük olmuş meğer,
Kartlarım zaten masadayken, gizlenmeye ne değer?
Benim dürüstlüğüm yüksek ahlaklardan gelmiyor sana,
Benim dürüstlüğüm, saklayacak kadar derin olamamamdan!
Sana uzattığım ellerimde süslü masallar yok,
Dört bin yıldır hiç değişmeyen o dümdüz, o yalan ısrarım var.
Ben ne istediğimi biliyorum, bağırıyorum, söylüyorum!
Kartlarımı fırlatıp masaya, dümdüz duruyorum karşında!
Peki ya sen?
Hangi saklı cümlenin arkasına sığınıyorsun hâlâ?
Sen ne istediğini biliyor musun gerçekten,
Yoksa benim bu yalan, bu ilkel netliğimin içinde
Kendi karmaşanı mı aklamaya çalışıyorsun?
Beni "dümdüz" olmakla suçlarken,
Bir mucize mi bekliyorsun benden, hiç var olmamış bir derinliği mi?
Ben sana “buradayım” diyorum, hesapsız ve netlikte.
Ne bir adım gerideyim, ne de süslü bir hayalin peşinde.
Dört bin yıllık o bildik çığlıkla çalıyorum kapını.
Beni suçlaman kolay, “Hepiniz aynısınız” deyip kenara çekilmen kolay.
Ama söylesene bana, asıl dürüst olmayan hangimiz?
Ne istediğini avazı çıktığı kadar söyleyen ben mi,
Yoksa ne istediğini bilmeyip, beni değiştireceğin o günü bekleyen sen mi?
Ve soruyorsun ya sonra bana o ebedî bilmeceyi:
"Erkek niye kovalar, kadın niye kaçar?"
Cevabım, o ilk adımı attığımız tozlu patikalarda gizli...
Ben kovalarım; çünkü avcı doğdum bu yalan dünyaya,
Koşmak benim genlerimde, iz sürmek benim nefesim.
Rüzgârı kovalamayan yelken nasıl çürürse,
Koşmazsam ben de öyle eksilirim kendi varlığımdan.
Yakaladığım an bitecek sanırsın o büyülü masal,
Oysa ben fırtınanın peşinden gitmeyi arzularım!
Aşk dediğim, durduğu yerde duran sığ bir su değil ki;
Aşk, sana doğru yorulmadan attığım o çılgın adımdır!
Peki ya sen?
Sen niye kaçarsın bu amansız kovalamacamda?
Korktuğundan mı tutsak olmaktan, yoksa değerini tartmaktan mı?
Hayır! Kaçarsın ki, bendeki o ilkel yangın hiç sönmesin,
Kaçarsın ki, seni kazanmamın bir bedeli, bir alın teri olsun!
Sen kaçtıkça derinleşir yolum, uzadıkça kutsal kalır;
Sen kaçtıkça sıradan bir arzum, bir efsaneye dönüşür ellerimde.
Çünkü bilirsin; kolay pes eden erkeğin sevdası dümdüz kalır,
Uğrunda dağlar devrilmeyen kadın, çabuk unutulur bu dünyada...
Deli Şair diyor ki: Ah! Şaşırırsın hâlen bana,
Netliğimin karşısında darmadağın kalırsın.
Oysa ben dümdüz bakarım, gökyüzü sanırım denizi,
Sen ise benim o sığ suyumda derinlikler ararsın...
Ki bulabildin mi
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.