Edebiyat Evi Dedelerinin Sivas Macerası 23
Gece yarısını çoktan geçmişti.Köyün yukarısındaki eski değirmene doğru altı arkadaş ve Baki Usta birlikte ilerliyordu.Hava serindi.Gökyüzünde kara bulutlar toplanmıştı.Aşağıdaki dere, yağmur sularıyla kabarmış, gürültülü bir şekilde akıyordu.Mehmet Fikret birkaç adımda bir:
— Daha ne kadar var?
diye soruyordu.
Sami Hoca:
— Beş dakika önce de sordun yav. Bıktık senin şu sorularından.
— O zaman da uzaktı.Bu kadar yürüdük hala uzak.
İpçi Erdoğan:
— İstersen seni sırtlayalım, Nuri Hoca'nın yerine?.
Mehmet Fikret:
— Bu sefer ben seni sırtlarım.
Erdoğan:
— Hani senin ayağın ağrıyordu.Beni nasıl sırtlayacaksın beyfendi? Sen kendini götürdün de ben mi kaldım? Güldürme insanı Allahını seversen.
— Şimdi sinirimden geçti.
Nuri Hoca güldü.
— Siz ikiniz varya...İnsanı güldürmekten öldürürsünüz. Yav iki dakka geçinemiyorsunuz Bıraksak birbirinize gireceksiniz.
Bir süre sonra eski değirmen göründü.Taş duvarları yosun tutmuş, çatısı yer yer çökmüş, pencereleri kırılmıştı.Baki Usta el fenerini değirmene tuttu.
— İşte burası.Baki usta da bir taşın üzerine oturmuş düşünceli bir şekilde onların gelmesini izliyordu.
Baki:
— Babam da buraya gelmiş miydi?
— Evet.
— Ne olmuştu peki?
Usta derin bir nefes aldı.
— Otuz yıl önce bundan daha büyük bir sel oldu. Değirmenin arkasındaki dere taştı. O sırada burada çalışan iki kişi değirmende mahsur kaldı.
Nuri Hoca:
— Kurtuldular mı?
— Biri kurtuldu.
Baki:
— Diğeri?
Usta başını eğdi.
— Kayboldu.Bir daha da ne canlısını ne de cesedini bulamadık.
Herkes sessizleşti.Çöp düşse sesi duyulacaktı.
Mehmet Fikret:
— Peki benim anlamadığım şey şu: Bunun bizimle veya şampiyonla ne ilgisi var?
Usta:
— Asıl mesele de burada ya!.
El fenerini değirmenin arkasındaki duvara tuttu.Duvar örümcek ağlarıyla kaplanmış nemden dolayı yer yer yeşillenmişti.
— O gece her tarafını sel suları kaplayan değirmenin etradında bu zavallı işçiyi ararken babanla ben, değirmenin su kanalında bir sandık bulduk.
Baki:
— Sandık mı?
— Evet.
— İçinde ne vardı peki o sandığın?
Usta:
— Köyün İstanbul, Ankara, izmir gibi büyük illerde yaşayan zenginlerinden köy derneği adına toplanan köyün ortak parası..Sel muhtarlık binasını da bastığı için orada ne var ne yok herşeyi sürükleyip bu değirmene getirmişti.
Sami Hoca:
— Sonra?
— Baban ve ben bu sandığı köyün muhtar ve ihtiyar heyetine teslim ettik.
Baki:
— O zaman sorun ne? Bu işte otuz senedir saklanan sır ne?
Usta:
— Sandığın içindeki paranın bir kısmı eksikti.Eksik olan kısım bulunamadı.
Herkes birbirine baktı.
Nuri Hoca:
— Peki kim almış?
Usta:
— Kimse bilmiyordu.
Baki:
— Babam mı suçlandı?
Usta:
— Evet.Herkes bu eksik parayı babanın götürdüğünü düşündü. Köye de bir daha dönmediği için suç ona yüklendi.Gerçi fazla bir para değildi ama böyle bir felakette o parayı aldığı için köylünün gözünden düştü.
Babanın bir fort kamyonu vardı. İki üç haftada bir köye sebze meyva getirir köylünün ihtiyacını karşılardı. Onun için bu olay oluncaya kadar köylü babanı çok severdi.
Baki'nin yüzü değişti.
— Benim babam hırsız değildir! Asla o parayı almamıştır.Bin defa derim ki asla o paraya elini sürmemiştir.
— Biliyorum.Ben senin babanı tanımaz değilim ki. Değil köyün parası dünyanın hazinesini önüne koysan yine hakkı olmayana elini uzatmazdı.O, öyle bir dürüst insandı.
— O zaman neden sustunuz? Gerçeği söylemediniz?
Usta:
— Çünkü gerçek ortaya çıkmadı.Gerçeği ortaya çıkaracak bir şey, bir belge olmayınca suç babanın üzerine kaldı.Her ne kadar köylülere benim ortağım asla böyle bir şey yapmaz dedimse de onları ikna edemedim.
Tam o sırada İpçi Erdoğan yerde bir şey fark etti.
— Usta! Burda bir şey buldum.
— Nedir o ?
Erdoğan eğildi.
Çamurun içinden paslı bir metal kutu çıkardı.
— Bu ne?
Baki Usta'nın yüzü değişti.
— Onu bana ver.
Erdoğan kutuyu uzattı.Usta kutuyu açtı.İçinden eski kâğıtlar çıktı.
Nuri Hoca:
— Bunlar ne?
Usta bir belgeyi açtı.
— Sandığın kayıtları.İhtiyar heyetinin aldığı kararları ve önemli köy belgelerini bu kutuda saklıyorduk Bu kutu da çok uzun zamandan beri kayıptı. Demek ki sel suları olduğu yerden sürükleyip buraya getirdi.
Baki:
— Ne yazıyor?
Usta titreyen ellerle kâğıdı uzattı.Baki okudu.Bir süre sonra gözleri doldu.
— Babam...
Nuri Hoca:
— Ne olmuş?
Baki:
— Para eksik değilmiş.
Herkes sustu.
— Belgede o paranın selden sonra yıkılan köyün minaresi için kullanıldığı yazıyordu..
Selden hemen sonra köyün imamının yanında bu parayı muhtar,Baki'nin babasına vermiş parayı da inşaat için gerekli malzemeyi alması İçin kullanıp, aldığı malzemeleri de köye göndermesini söylemişti. Daha sonra muhtar hastalanıp hastanede yatarken orada ölmüş,imam da tayin isteyip başka bir yere gitmiş, yeni imamın ve ihtiyar heyetinin de verilen paradan haberleri olmadığı için o para babasının üstüne kalmıştı.İnşaat malzemelerini köye getiren kamyonun şöförü malzemelerin faturasını ölümünden önce muhtara vermiş muhtar da bunu sandığa koymuş ama sandık kaybolup gitmişti. Kendisi de ölünce bu belgeden kimsenin haberi olmamıştı.Parayı Baki'nin babasının ortağı götürdü şaiyası kulaktan kulağa yayılmıştı.
Usta başını salladı.
— İşte şimdi gerçek ortaya çıktı.
Sami Hoca:
— Peki neden otuz yıl boyunca anlatmadınız?
Usta:
— Anlattım ama kimse inanmadı.Çünkü belgeyi kaybetmiştik.
Erdoğan:
— Biz şimdi bulduk.
Usta:
— Evet.
Mehmet Fikret:
— Yani bütün mesele bu muydu?
Usta:
— Evet.
Mehmet Fikret derin bir nefes aldı.
— Ben burada korkudan ölüyordum.
Erdoğan:
— Ben korkmadım. Neyden korkacağım?
Tam o sırada dışarıda gök gürledi.
Mehmet Fikret:
— Korkmadın mı?
— İçimden korktum.
Herkes güldü.
Devam Edecek...
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.