Makarna Yapacaksan Böyle Yap
1980 li yılların başlarıydı. 82 veya 83 olabilir. O sene yaz tatilinde Trabzon'da kalmamış Zara'ya gelmiştim üniversite tatile girdiğinde.
Eylül ayı başında bir zamanlar Hafik ilçesine bağlı bir belde iken sonradan ilçe olan Doğanşar'da geleneksel olarak güreş panayırı yapılacaktı. Beldede otel, lokanta gibi sosyal tesisler yoktu.Güreşlerden önce şarkıcılar ve türkücüler yani ses sanatçıları sanatlarını icra ederler onlardan sonra da güreş müsabakaları başlardı. Önce küçük kilolardaki güreşçiler güreşir sonra sırasıyla küçük orta, büyükorta, başaltı ve nihayet baş pehlivanlık güreşleri yapılırdı. Şarkı türkü sevenler ve güreş meraklıları alanı doldururlardı.
Esnaflar için ise durum farklıydı. Onların ne şarkı türküde gözleri vardı ne de güreşlerde. Sadece satacakları ticaret mallarını ve ceplerine girecek parayı düşünürlerdi. Beldede otel ve lokanta olmadığı için gelen esnaflar yatacakları yatak- yorganı, kullanacakları tabak, çatal kaşık gibi eşyaları ve yiyecek maddelerini beraberlerinde getirirlerdi.Belde halkı ve civar köylerden gelenler bir senelik ihtiyaçları olan eşyaları bu esnaflardan aldıkları için çok büyük satışlar ve karlar olurdu.
Kardeşim ve ben de o sene bu panayıra iştirak etmiştik. Giyim eşyası, manifatura ve yapağı yün satıyorduk.Ben kardeşime yardım ediyordum Zaten on onbeş gün sonra da okulum açılacaktı, okula gidecektim. Yanımızda da 13-14 yaşlarında bir de çırağımız vardı.
Neyse efendim, bu kadar girişden sonra şimdi asıl olayı anlatayım:
Pazar tezgahlarımızı kurduk, eşyalarımızı tezgahlara yerleştirdik. Çadırımızı çektik derken akşam yanaştı. Öğlenden beri açtık. Vaktimiz olmamıştı ki yemek yapıp yiyelim.
Piknik tüpümüz, tenceremiz, tabağımız, çatal kaşığımız vardı. Bunları yanımızda getirmiştik. Bakkaldan da şu sıpa getti midir, sıpa geldi midir (spagetti) dedikleri cinsten makarna aldırmıştım çırağa. Başka makarna çeşidi olmadığı için yoksa hayatta onu yemezdim ben.
Tencereye suyu koydum , su kaynadı. Bir paket çubuk makarnayı aktardım tencereye. Aktarmaz olaydım!. Macera başladı...Sen misin aktaran? Sanki makarnalar benden intikam alır gibi suyu yiyip kaynayan başladı tencereden dışarı taşmaya.Kaşıkla tencerenin içine atıyorum başını dışarı uzatanı. Bir dakika durmuyor ki bir atıyorsam içeri üç dışarı çıkıyor Kapağı bastırıyorum bu sefer kaynayan su taşıyor. Açıyorum makarna taşıyor. Sanki onlarca yılan canlandı tencereden dışarı çıkıyorlar.Benimle makarnalar arasında müthiş bir savaş başladı. İçeri bastırmaya ne kaşık yetişiyor ne ne çatal. Nerdeyse tencereden taşanlar yere düşecekler. Tencerenin içinde makarna kalmayacak. Uğraştım vargücümle savaşı kaybetmemek için ama başademedim makarnalarla. Sonunda kızdım "Ulan ben de Nuri Baş isem, sizi çıkartmam bu tencereden dışarıya" dedim kocaman bir taş buldum getirdim tencerenin kapağını üstüne koydum. "De, erkekseniz çıkın dışarı." Tabii çıkamadılar. Güzel güzel piştiler.İçeriden deli deli kaynayan suyun kaldırma gücü de taşı yerinden oynatmaya yetmediği için o da dışarıya taşamadı haliyle.Böylece tarihte ilk defa Makarna meydan savaşını kazanmış oldum müthiş taktiğim ve zekam sayesinde! Sonra suyunu sözdüm. Yağını eritip koydum.Halis muhlis yayık tereyağı. Önümüze aldık yemek için. O da ne!!! Herkes birbirinin yüzüne bakıyor. Kimse bir kaşık almıyor. Yemek değil ya sanki hamur bulamacı. Hiç bir tadı yok. Ama çaresizsiz . Yiyeceğiz.Çünkü başka yiyeceğimiz yok. Kaşıklar zorla ağıza gidip geliyor. Kusmamak için kendimizi zor tutuyoruz.
Biz bu haldeyken birden karşıdaki tezgah komşum "Abi yemek yemediyseniz bizim yemeğimiz arttı. Gelin karnınızı doyurun" demez mi. Dünyanın en güzel cümlesi geldi bana. Hemen kaşıklarımızı ve bir tencere dolusu makarnayı aldık sofranın başına kurulduk. Makarnayı da tenceresiyle beraber onlara verdim " Yerseniz buyurunuz" diye. Cömertliğe bakın bir kere. Bu yoklukta kim kime bir tencere makarna vermiş?! Biz de et yemeğine yumulduk.Zaten açlıktan ölmüşüz, kim tutar bizi?
Allah Allah! dikkatimi bir şey çekti. Biz nasıl iştahla onların et yemeğini yiyorsak onlar bizden daha iştahlı olarak makarnayı yiyorlar. "Ulan bunlarda hiç mi yemek zevki yok? İtin önüne atsam o bile nazlı yer bunu. Bunlar nasıl iştahla yiyorlar* diye düşünmeye başladım. Ağzımın ucuyla "Gardaş nasıl olmuş? "deyince birisi "Ellerine sağlık abi ben ömrümde böyle lezzetli makarna yemedim "demez mi? "Ulan bu resmen manyak ya da benimle kafa buluyor?" demeye fırsat kalmadan diğerleri de aynı cümleyi tekrar etmezler mi? Kardeşim ve çırak yüzüme bakıyorlar hayretle. Ben de bir ara şüphelendim. "Yav yoksa bizim dilimizdeki tat alma hücreleri mi çalışmıyor?"diye düşünmeye başladım.Bir kaşık aldım makarnadan. Aman Allah'ım bu ne lezzetli makarna. Yav buna ne olmuş böyle 10-15 dakika içerisinde.Göremediğimiz birileri bunun lezzetiyle mi oynadılar ,uzaktan kumanda ile? Y a da farkına varmadan ben erdim de keşif keramet mi gösteriyorum? Bir makarna olmuş ama yeme de yanında yat. Parmaklarını yalarsın.Tabii ben de giriştim kaşıklamaya ama sonuna yetiştiğimiz için sona kalan dona kalır misali biz de dona kaldık.
Sonunda meseleyi çözdük:
Ben makarnaya tuz atılmayacak zannediyordum. Çünkü ömrümde ilk defa makarma yapıyordum Meğerse bizim makarnanın tuzu eksikmiş.Çünkü bir gram desen tuz atmamıştım, atılmıyor diye. İçlerinden birisi "Buna tuz atılmamış "diyerek tuzunu atınca makarna, makarna olmuş ama ne çare ki bize kalmadı. Bir dakika da silip süpürdüler o güzelim tuzsuz , sonradan tuzlu makarnayı.
O güzelim makarna gitti ama bize de yıllar sonra anlatılacak tatlı hatırası kaldı.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.
Edebiyat ve Kültür Platformu