İnişdibi Sarnıcında Mahmure'yi Söyledim
İnişdibi Sarnıcında Mahmure'yi Söyledim
13 Ekim 2026
İnişdibi Sarnıcı’nın içine doğru girdim. İçerisi su doluydu. Sesimin akustiği öyle güzeldi ki burada biraz vaktim olsa mini bir konser verebilirdim. Sesimi duvarlarda yankılanırken hayal ettim, repertuvarımdan hangi şarkıyı seçsem diye düşünürken dilime şu sözler dolandı: “Elinde cımbızı, aynası, tumbada yatağa Mahmure çıktı mı akşam ayazı...” İnsan bazen bir mekânın tarihinden önce sesine kapılıyor. Benimki de öyle oldu; sarnıcın içinde bir konser verme niyetine kapılmış, kendimi sahnede sanıyordum.
İnişdibi Sarnıcı’nın da kendine özgü bir hikâyesi varmış. Girişindeki kitabeye göre 1834 yılında, Menteşe Sancağı Müsellimi Osman Ağa’nın eşi Ümmü Gülsüm Hanım tarafından yaptırılmış. Yağmur sularını biriktirerek insanların su ihtiyacını karşılamak için inşa edilen bu taş yapı, aradan geçen yaklaşık iki yüzyıla rağmen hâlâ ayakta. İçerideki suya ve sesin duvarlarda yankılanışına bakınca, geçmişte burada su biriktiren insanların günlük hayatını düşünmeden edemiyorum. Benim aklımda ise sarnıcın akustiği var; azıcık vaktim olsa şarkıları peş peşe sıralayacağım!
O sırada Engin, sarnıcın tam karşısında bulunan restoranın işletmecisi olan beyle sohbet ediyordu. Ben hâlâ konser verme hayalime direniyordum. Derken tuvalete girebilir miyiz diye sorduk. Bizi duvarlarla çevrili geniş bir araziye yönlendirdi. Kendilerine ait olan bu arazide karavanlar vardı; bir de Güneş adında atları. Tuvalet ihtiyacımızı giderip lavabolarda ellerimizi yıkadık. Tam çıkmak üzereydik ki Güneş işemeye başladı. İşte o zaman onun dişi bir kısrak olduğunu anladım. Demek ki tanışmamızın ilk dakikalarında kendisini tanımak için biraz daha beklemem gerekiyormuş!
İnişdibi’nin hemen yakınındaki İdyma Kalesi ise çok daha eski bir geçmişin izlerini taşıyor. Buradaki yerleşimin tarihi yaklaşık 2.700 yıl öncesine uzanıyor. Orta Çağ’da, yaklaşık 11. yüzyılda bir garnizon olarak inşa edilen kale, kendisinden önceki dönemlere ait surların üzerine kurulmuş. Yani bugün gördüğümüz taşların altında daha eski bir dünyanın izleri de yatıyor. Arkeolojik kazılarda askerlerin düşmana görünmeden temiz suya ulaşabilmek için kullanmış olabilecekleri uzun, tonozlu ve merdivenli bir tünel de ortaya çıkarılmış.
İşte ben de Güneş’in yelelerini rüzgârda uçurarak beni bu kaleye taşıdığını hayal ediyorum. Orta Çağ’dan kalma surların önünde durup geçmişin hikâyesini yeniden anlatmaya hazırlanıyorum. Gerçek hayatta Güneş’i uzaktan sevip bırakmış olabilirim ama hayal dünyamda çoktan yola koyulduk bile!
H. Çiğdem Deniz
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.
Edebiyat ve Kültür Platformu