Hayrettin İvgin Melankolik Şiirler Kitabı
HAYRETTİN İVGİN
“MELANKOLİK ŞİİRLER” KİTABI
Abdullah Çağrı ELGÜN
HAYATI HAKKINDA BİLGİLER
1943 yılında Samsun-Vezirköprü'de doğdu. İlk ve ortaokulu Vezirköprü'de tamamladı. Bir müddet ailesiyle birlikte İstanbul/Kasımpaşa'da oturdu. Küçük yaşlarda Kasımpaşa'da Kulaksız semtinde, bir berber dükkanında, çırak olarak çalıştı.
Hayrettin İVGİN, bir müddet sonra, ailesiyle birlikte İstanbul'a yerleşti. Babasının işlerinin yolunda gitmemesi üzerine memleketi Vezirköprü'ye geri döndü. Babası Fehmi İVGİN, Vezirköprü'de küçük bir dükkânda demircilik işiyle uğraşmaya başlamıştı. O zamanın zor şartları altında, Hayrettin İVGİN, hem okuyup hem de demirci dükkanında kardeşleriyle beraber, babası Fehmi İVGİN'e yardım ediyordu. Böylece baba mesleği demircilik sanatını öğrendi.
Hayrettin İVGİN okul yıllarını oğlu Erhan İVGİN’e şöyle anlatır: "Babamın ekonomik durumunun iyi olmamasından dolayı benim, istikbalimi kurtarmam için, mutlaka okumam gerekiyordu. O dönemde hatırı sayılır, yatılı olarak gidebileceğim üç okul vardı:
1. Astsubay okulu,
2. Öğretmen okulu,
3. Askeri lise. Bu okullar arasından seçim yapacaktım."
Bunlardan askerliği seçerek Kuleli Askeri Lisesini kazanan Hayrettin İVGİN, 1961 yılında askerî liseyi bitirdikten sonra, Ankara'da Kara Harp Okulunda eğitimine devam etti. Genç, heyecanlı Harp Okulu öğrencileri, çok sevdikleri Okul Komutanı Kurmay Albay Talat AYDEMİR'in 20-21 Mayıs 1963 darbe girişiminde bulunması ve onun yanında yer alarak, darbe yapmaya kalkışmışlar; ama ordudaki darbe karşıtlarının daha kuvvetli olması sonucu, bu teşebbüs bastırılmıştı. Talat AYDEMİR'in yanında bulunan, tüm Harp Okulu Öğrencileri, Sıkıyönetim Askeri Mahkemesinde dört ay tutuklu olarak yargılanmıştı. Tutuklu yargılananlar içerisinde Hayrettin İVGİN de vardı. Pek çok Harbiyeli ceza almış, kimileri beraat etmişti. Kimileri de 1959’da Hayrettin İVGİN ve arkadaşları gibi Yüksek Disiplin Kurulunca, Harp Okulundan uzaklaştırılmışlardı.
İvgin, Harp Okulundan uzaklaştırıldıktan sonra, Gazi Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümünde okudu. Hanımı ile tanışması da bu yıllara denk gelir. Gazi Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümünden 1966 yılında mezun oldu.
Ankara Gazi Eğitim Enstitüsünü bitirdikten sonra, Sungurlu Lisesi’nde Edebiyat Öğretmenliği, Müdür Başyardımcılığı ve Hereke Lisesi'nde Edebiyat Öğretmenliği ve Müdürlük (1966-1974) yaptı.
Hayrettin İVGİN, Millî Eğitim Bakanlığında Mektupla Öğretim Merkezi, Yaygın Yüksek Öğretim Kurumu, Planlama-Programlama ve Değerlendirme Dairesi gibi birimlerde; Şube Müdürlüğü, Daire Başkan Yardımcılığı ve Daire Başkanlığı (1974-1978) görevlerinde bulundu. Bir süre; Mektupla Öğretim Okulunda Müdürlük ile Açık Yüksek Okul'da Müdür Yardımcılığı ve Edebiyat Öğretmenliği yaptı (1978-1979).
Kültür Bakanlığı'nda Milli Folklor Araştırma Dairesi Başkan Yardımcılığı ile APK Kurulu Daire Başkanlığı görevlerinde bulundu. (1979-1993).
Yaptığı araştırmalar, bir çok akademik kuruluşlar, üniversiteler tarafından değerlendirilerek, İVGİN’e bilim kurulu üyeliği, Fahri Doktor ve Fahri Profesörlük unvanları verilmiştir.
Hayrettin İVGİN’in kazandığı, onlarca ödül, 150'yi aşkın Onur Belgesi, Teşekkürnâme, Takdirnâme gibi belgeleri bulunmaktadır.
Hayrettin İVGİN’e “Ne çok ödülünüz var?” diye sorulduğunda: "Aldığım bu kadar ödül, plaket, teşekkürnâmeler bana hayatımda hep zorluk çıkarttı. Kıskananlar, çekemeyenler, ayağımı kaydırmak isteyenler, yüzüme gülüp arkamdan oyun oynayanlar çok oldu; ama bir faydası da oldu ki, o da gerçek dostlarımı öğrendim."; ve nihayetinde İVGİN, yine aynı oyunlar düzenbazlıklar sebebiyle 1993 yılında, çok sevdiği işinden kendi isteğiyle emekli olduğunu belirtiyor.
Hayrettin İVGİN, çoğu kişiler tarafından bilinen, tanınan, etrafınca sevilen ve takdir edilen araştırmacı, şair ve yazar olarak karşımıza çıkmaktadır. Onun yazıhanesine gittiğinizde bu kadar meşguliyetleri arasında sizi ne yemeksiz ne de bir çay içirmeden bırakmaz. Misafirperverliği, nezaketi; ve şahsiyeti, ona her daim yeni dostlar kazandırmaya devam ettirmektedir.
Hayrettin İVGİN’in bugüne kadar basılmış ellinin üzerinde kitabı, üç yüzü (300) ilmî, iki bin (2000) araştırma yazısı; ve makalesi mevcuttur. Hayrettin İVGİN Halk Bilimi, Halk Edebiyatı alanında önemli ve saygın bir ada hakederek sahip olanlar arasındadır.
1954 yılında kurulan Rusya Federasyonu Yazarlar Birliğinin 2009 yılı kuruluşunun 55. Yılı olması dolayısı ile bu birlik tarafından “Dünyada Saygın Beş Yüz (500) Yazar” tesbit edilmiştir. Bu yazarlar arasına Hayrettin İVGİN’de dahil edilmiştir. Aynı törende İVGİN’e “ÖNEMLİ YAZAR MADALYASI” Rusya Federasyonu Yazarlar Başkanı V. Boyarinov tarafında takılıyor ve sertifikası veriliyor.
Hayrettin İVGİN’in ünü, sadece memleket içinde değil; yurtdışına da taşmış, çok yönlü bir şahsiyettir. "Halk Edebiyatı" ve "Halk Bilimi" denince ilk akla gelen şahsiyetler arasındadır. İyi bir dost, hoş sohbet bir insan, nezaket, terbiye ve karakter abidesi bir şahsiyettir.
Doğru muhakemesi, keskin zekâsı; akıl mantık ve vicdan üçlüsüne dayanan görüşleri, dostlarının sayısını çoğaltırken, kendisinden yararlanılacak engin yeteneklere sahip bir kişiliktir.
Şiirleri hissin, aklın, mantığın ve kıvrak zekânın ürünleri olarak karşımıza çıkmaktadır. İVGİN’in şiir ile ilgili yetenekleri, çoğu dost ve sanatçı çevrelerce tam olarak bilinmemektedir.
Çok yönlü bir sanatçı olan İVGİN, aynı zamanda iyi bir şiir okuyucusu olarak dikkatleri çeker. Kimi Halk âşıklarının şiirlerini değerlendirmiş, onlar hakkında değerlendirme yazıları ve haklarında tanıtıcı yazılar yazmıştır.
İVGİN’in gizli kalan şiirlerinin gün yüzüne çıkartılmasını kafasına koyan oğlu Erhan İVGİN, konuyu güzel şiirler yazan arkadaşı Ömer ÜNAL'a açıyor. İki arkadaş birleşerek, Erhan’ın babasının (Hayrettin İVGİN) gençliğinde tuttuğu defterleri ele geçiriyorlar. Hayrettin İVGİN’in şiirlerinin yayımlandığı gazeteleri, dergileri bir bir inceleyerek bir klasörde toplamak üzere fotokopilerini alıyorlar. Daha sonra başka bir dosya içerisinde, Hayrettin İVGİN için başka şairlerin, âşıkların İVGİN ile ilgili olarak yazdıkları ve ithaf ettikleri şiirleri buluyorlar." Bunları da Hayrettin İVGİN için bastıracakları şiir kitabının sonuna koymaya karar veriyorlar.
Şiirler, Hayrettin İVGİN’in oğlu Erhan İVGİN ve Ömer ÜNAL tarafından Hayrettin İVGİN’den saklıca, tek tek okunarak ayıklanır. Bir kısmı baskı dışında kalır. Basılacak kitabın adı da “Hayrettin İVGİN'den Melankolik Şiirler" olarak belirlenir. Belki şairin, başka şiirleri de vardır; ama kendisinden gizli yapılan bu işte, başka kargaşalığa meydan vermemek için kendisine sorulmamış; Erhan İVGİN’in (15 Kasım 2006) kitabının başına yazdığı, ön sözünde belirttiğine göre, kitabın çıkışı, tamamen bir sürpriz olmuş görünmektedir.
Bürokraside ve sivil hayatta pek çok projenin hazırlayıcısı ve uygulayıcısı olan Hayrettin İVGİN, evli ve iki çocuğu olup yabancı dil olarak Fransızca bilmektedir.
HAYRETTİN İVGİN’İN HANGİ GÖREVLERDE BULUNDU?
Sungurlu Lisesi ve Hereke Lisesi’nde Edebiyat Öğretmenliği;
Sungurlu Lisesi ve Hereke Lisesi’nde Müdürlük yaptı (1966-1974);
MEB’nda Mektupla Öğretim Merkezi, Yaygın Yüksek Öğretim Kurumu, Planlama-Programlama ve Değerlendirme Dairesi Şube Müdürlüğü;
Planlama-Programlama ve Değerlendirme Dairesi Daire Başkan Yardımcılığı;
Planlama-Programlama ve Değerlendirme Dairesi Daire Başkanlığı (1974-1978);
Mektupla Öğretim Okulu Müdürlüğü;
Açık Yüksek Okulunda Edebiyat Öğretmenliği (1978-1979);
Açık Yüksek Okul’da Müdür Yardımcılığı;
Kültür Bakanlığı’nda Millî Folklor Araştırma Dairesi Başkan Yardımcılığı;
APK Kurulu Daire Başkanlığı (1979-1993); Bu görevinde iken 1993 yılında kendi isteği ile emekli oldu.
Hayrettin İVGİN, bu görevlerin yanında lise, yüksekokul, üniversite gibi çeşitli eğitim kurumlarında; Keçiören Belediye Konservatuvarı, Yenimahalle Belediyesi Konsevatuarı ile Etimesgut Belediyesi Konservatuarında; Edebiyat, Türkçe, Halk Bilimi, Musikî Tarihi,… vb. dersler verdi.
HANGİ RADYO ve TELEVİZYON PROGRAMCILIĞINI YAPTI?
Hayrettin İVGİN’in Millî Eğitim Bakanlığı tarafından verilmiş “Radyo ve TV Programcılığı Sertifikası” bulunmaktadır. 1989-1990 yıllarında TRT-2’de “Folklorumuza Emek Verenler” programını yapmıştır. (52 program), TRT’de 10 dizilik “Türk El Sanatları Belgeseli’nin yapımcılığında ve uzmanlığında bulunmuştur.
Yine TRT’de yayımlanan sekiz (8) dizilik “Âşıklık ve Âşıklık Geleneğimiz” adlı belgeselin metin yazarlığını ve danışmanlığını yapmıştır. TV ve radyolarda yüzlerce programın ve belgeselin metin yazarlığını, uzmanlığını, prodüktörlüğünü ve danışmanlığını yapmış, bazılarında bizzat konuşmacı olarak bulunmuştur. Uzun bir süre bazı radyolarda kültür programları yapmıştır. En son yaptığı ve uzman olarak görev aldığı progamlar, TSR’da “Türklerde Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma” adlı geleneklerle ilgili program, “İnci Mercan” adlı eğlence-eğitim programı ile “Perde Kurdum Şema Yaktım” adlı Karagöz programıdır.
TSR’de 2010 ve 2011 yıllarında “Türkülerin Dilinden” programının hem danışmanlığını hem de konuşma uzmanlığını (104) program yapmıştır.
Bir televizyon kanalında, bir süre devam eden “Raflardaki Kitaplar” programının yapımcılığında ve sunuculuğunda (13 Bölüm) bulunmuştur. TRT’de yayınlanan “Halk Hikâyeleri” adlı yapımın (13 Bölüm) metin yazarlığı görevini yürütmüştür. Halen, TRT televizyonlarında yayımlanan “Derin Kökler” programının danışmanlığı görevini yürütmektedir.
Hayrettin İVGİN, 1988-1991 yıllarında Kültür Bakanlığı Türk Halk Müziği Repertuvar Kurulunun başkanlığında bulunmuştur. 2012 ve 2013 yıllarında TRT Türk Halk Müziği Repertuvar Kurulunun üyesidir.
HANGİ VAKIF ve DERNEK ÜYELİKLERİNDE BULUNDU?
Hayrettin İVGİN, pek çok vakıf ve derneğin kurucusu ve üyesi olmuş, kimilerinin de yönetim kurullarında görev almıştır. Folklor Araştırmaları Kurumu (FAK), Türk-Alman Dostluk Derneği, Türk-Pakistan Kültür Derneği, Başkent Halk Oyunları Topluluğu (BAŞ-HOT), Ankara Halk Âşıkları Kültür ve Araştırma Derneği (AŞDER), Türkiye Turizm Yazarları ve Gazetecileri Derneği (ATURJET), Dünya Turizm Yazarları ve Gazetecileri Birliği (FİJET), Çağdaş Atatürkçüler Derneği ‘ÇAĞ-ATA-DER), Eskişehir Kültür Sanat Turizm Vakfı, Bolu Kültür ve Sanat Vakfı, Cumhuriyet Kültür ve Tanıtım Vakfı, Müteşebbis Gelişim Vakfı (MESVAK), 21 Mayıs Harbiyeliler Derneği, İlim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği (İLESAM), Avrasya Dostluk Kültür Sanat ve Turizm Kurumu, Türk-Romen Kültür Sanat ve Dostluk Kurumu, Ankara-Varşova Dostluk Derneği, Egeli Araştırmacı ve Yazarlar Birliği (EGAY-DER), Türk Dil Derneği, Milletlerarası Gölge Oyunları Birliği (UNIMA) Türkiye Millî Merkezi,… vb. Türkiye çapındaki ve uluslar arası dernek, birlik, vakıf ve kuruluşlarda üyedir.
Hayrettin İVGİN, Azerbaycan Âşıklar Birliği ile Azerbaycan Yazıcılar (Yazarlar) Birliğinin aslî üyesidir. Azerbaycan’da bulunan “Vektör” Beyhelhalk İlim Merkezi’nin Türkiye Temsilcisidir. Azerbaycan’da faaliyetini sürdüren Türk Dünyası Araştırmaları Uluslararası İlimler Akademisi’nin İlmi Şûra üyesi olup, aynı zamanda Türkiye Şubesi Başkanıdır. Azerbaycan Kütlevi İnformasiye Vesiteleri İşçilerinin Hemkârlar İttifakı (AzerKİVİHİ)’nin üyesidir. Rusya Federasyonu Yazarlar Birliği’nin aslî üyesidir.
1994 yılından bu yana Ankara’da faaliyet gösteren Kültür Ajans Tanıtım ve Organizasyon Ltd. Şti.’nin sahip ve kurucuları arasında bulunmakta olup, Kıbrıs Lefke Avrupa Üniversitesi’nin 1996 yılından bu yana temsilcisidir.
HANGİ KİTAPLARI YAYIMLADI?
Hayrettin İVGİN’in, yayımlanmış 55 kitabı ve 2000’ü aşkın yazısı bulunuyor. Bunların en az 300 tanesi bilimsel çalışma ürünüdür.
Eğitim, şiir, edebiyat, folklor, halk edebiyatı, deneme, eleştiri, tanıtma, genel kültür, siyaset bilimi, …vb. gibi konularda eserler vermiş ve yazılar yazmıştır.
Bir çok derginin ve gazetenin kuruluşunda bulunmuş, Yazı İşleri Müdürlüğü ve yayın kurullarında görev almıştır. Ankara’da yayın hayatını sürdüren Türksoy Genel Müdürlüğünün çıkardığı TÜRKSOY Dergisi ile UNIMA Türkiye Millî Merkezi’nin çıkardığı Karagöz Dergisi’nin Yazı İşleri Müdürlüğünü yapmıştır. Giresun Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi’nin öğretim üye ve görevlileriyle birlikte çıkarılan Karadeniz adlı uluslararası sosyal bilimsel dergisinin sahibidir. Ayrıca Kültür Ajans olarak yayımlanan Kültür Evreni ile Bilimsel Eksen adlarındaki uluslararası sosyal bilimler dergilerinin de sahibidir. Her üç dergi, üçer ayda bir yayımlanmakta, Türkçe, İngilizce ve Rusça dillerinde yazılmış bilimsel yazılara yer vermektedir. İki ayda bir Kültür Ajans tarafından yayımlanan “Kültür Çağlayanı” dergisinin de sahibidir.
Diğer dillerde (Çince, Kırgız Türkçesi, Türkmen Türkçesi, Azeri Türkçesi, Romence, İtalyanca, Fransızca, Almanca, İngilizce,… vb.) yüzlerce makalesi ve bilimsel tebliği yurtdışında yayımlanmıştır. Kırgızların Manas Ansiklopedisi’nde yazıları yer almıştır. Türkiye’de ve yurtdışında çıkan pek çok ansiklopedilerde biyografisi yayımlanmıştır.
“Türkiye’de Kim Kimdir?”, “Tanzimat’tan Bugüne Edebiyatçılar Ansiklopedisi” (Yapı Kredi Yayınları), “Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi” (Dergah Yayınları), Edebiyatımızda İsimler” (Dr. Arslan Tekin), “Türkiye Yazarlar Ansiklopedisi” (İhsan Işık), “Encyclopedia of Turkish Authors” (İhsan Işık), “Türkiye Edebiyatçılar ve Kültür Adamları Ansiklopedisi” (İhsan Işık), Türk Edebiyatçıları Ansiklopedisi (Atatürk Kültür Merkezi), “Türkiye Türkologları ve Türk Diline Emek Verenler” (Prof. Dr. Tuncer Gülensoy) gibi yayınlar ve ansiklopediler bunlardan birkaç tanesidir.
HANGİ İLMÎ TOPLANTILARI YAPTI?
Hayrettin İVGİN, yurtiçi ve yurtdışında yapılan 250’yi aşkın millî ve milletlerarası kongre, seminer ve sempozyumlarda bildiriler sunmuştur. Ayrıca, pek çok millî ve milletlerarası kongre, seminer, sempozyum gibi bilimsel toplantıların, bizzat organizasyonunda da bulunmuştur
HAKKINDA HANGİ TEZLER YAPILDI, KİTAPLAR YAYIMLANDI?
Hayrettin İVGİN hakkında, Cumhuriyet Üniversitesi ile Erciyes Üniversitesinin Türk Dili ve Edebiyatı Bölümlerinde bitirme tezleri yaptırılmıştır.
1. DEMİRDAĞ, Nuriye; “Yazar, Folklorcu Hayrettin İvgin’in Hayatı ve Çalışmaları” (Bitirme Tezi) Erciyes Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili Edebiyatı Bölümü/Tez Danışmanı: Dr. Bayram Durbilmez, Kayseri 2003, Sayfa: 54.
2. YILDIZ, Burcu; “Hayrettin İVGİN”” Biyografisi” (Bitirme Tezi) Cumhuriyet Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili Edebiyatı Bölümü/Tez sorumlusu: Yrd. Doç. Dr. Doğan Kaya, Sivas 2005, Sayfa 112.
3. İSKENDERZADE; Prof. Dr. Elçin; “Prof. Dr. Hayrettin İVGİN” (Biyografi-Bibliyografya), Vektör Neşirler Evi, Bakü/Azerbaycan 2008.
4. Ihlamur Dergisi “Hayrettin İVGİN Özel Sayısı”, 5. Sayı, Kasım 2010
5. ŞINIXLI, Gülaye; “O Biriler Kimisen (Hayrettin İvgin Yaradıcılığı Konteksinde)”, (Azerbaycan Türkçesiyle), Adiloğlu neşriyatı, Bakı 2012, sayfa 86.
Hayrettin İVGİN, Avrupa, Kuzey Afrika ülkelerinin büyük bir bölümünü, komşu Arap ülkeleri ve Arabistan’ı, Asya ülkelerini, Çin’i ve Türk Cumhuriyetlerini ziyaret etmiştir.
HAYRETTİN İVGİN’İN ALDIĞI AKADEMİK UNVANLAR NELERDİR?
Hayrettin İVGİN’e bir çok ülkenin İlimler Akademileri ve Üniversiteleri akademik üyelik, fahri doktora ve profesörlük payeleri vermiştir.
2003 yılı içinde; Azerbaycan’da bulunan “VEKTÖR” Beynelhalk İlim Merkezi tarafından kendisine Fahri Doktora verilmiştir. Azerbaycan Bakü Asya Üniversitesi’nin de Fahri Doktorudur.
Azerbaycan Bakü Devlet Üniversitesi tarafından 2012 yılında kendisine Fahri Konuk Öğretim Üyeliği payesi verilmiştir.
2006 yılı içinde kendisine Azerbaycan’da faaliyet gösteren Vektör Beynelhalk İlim Merkezi ile Türk Dünyası Araştırmaları Uluslararası İlimler Akademisinin, Fahri Profesörlüğü verilmiştir. Bakü Devlet Üniversitesinin bölümlerinin ortak yayını olan; ve bilimsel hakemliği dünyaca kabul görmüş olan “Dil ve Edebiyat” jurnalinin redaksiya heyetince kendisine “Fahri Diploma” verilmiştir. Türk Dünyası Araştırmaları Uluslararası İlimler Akademisi’nin (TDAUİA) İlmi Şûra Üyesidir.
HAYRETTİN İVGİN’İ ESERLERİNDE ANLATAN SANATÇILAR KİMLERDİR?
Erzurumlu Âşık Reyhanî, Karslı Âşık Hasretî, Âşık Bayram Köroğlu (Kars -Selim- Akyar Köyü), Sivaslı Âşık İsmetî, Develili Âşık Ali Çatak, Âşık Kul Ahmet, Kayserili Âşık Gözübenli, Âşık Ali Temuroğlu, Âşık Süleyman, Âşık Nurşâh (Durşen Mert), Âşık Çoban Hüseyin, Süleyman ÖZKANOĞLU, Berdan Karagöz, Âşık Kul Ahmet, Aşık İbrahim Karakelek (Sungurlu), Duacı Mahlaslı Kâmil Şahin, Âşık Ali Temuroğlu, Nursen Özdoğan Kurban, Âşık Meydanî, Hakan SARI’ın sahipliğini üstlendiği (Ihlamur Dergisi, “Özel Sayı”, yıl 2, sayı: 5; Hakkında Yazanlar: Hakan SARI, İsa HABİBBAYLI, Âşık Ali TEMUROĞLU, Fazıl BAYRAKTAR, Elxan YURDOĞLU, Âşık Yoksul DERVİŞ, Prof. Dr. İsa KAYACAN, Zeki ERGÜL, Hasan BAŞDEMİR, Onur SANCAK, İbrahim ŞAHİN, Fahri TUNA, Sırrı ÇINAR, Hakan BİLGE, Yelda KARATAŞ, Cihat ALBAYRAK, Hülya ALTAY ATILGAN, Oğuz BOYALI, Songül DOĞAN, Gülten AĞRITMIŞ, M. Bahadırhan DİNÇASLAN, Taner KORKMAZ, Fatih YAĞCI, Gülden DOKUYUCU, Recep Fevzi GÖKKAYA, Yasin ALTUNBAY”; Gardaş ELİŞOĞLU (Azerbaycan),Gülaya ŞINIXLI (Azerbaycan), Elçin İSGENDERZADA(Azerbaycan).
ŞİİRLERİNDEKİ KULLANILAN EDEBÎ SANATLAR
Özellikle Edebî Söz Sanatlarının söz içinde tesbit edilebilmesi, söz içinde işlenebilmesi, sözler arasında serpiştirilmesi tarih, edebiyat ve edebiyat tarihi, dinler tarihi, Kuran, Kuran'dan kıssalar, fıkıh, hadis, sosyoloji, psikoloji, coğrafya, …ve benzeri bilimlerden de yeterli ölçüde bilgi sahibi olmayı gerektirmektedir. Bunun yanında özellikle Arapça, Farsça, İngilizce, Almanca, Rusça, Fransızca, İtalyanca, …vb. dillerden de hiç olmazsa bilim adamları ve sanatçıların isimlerinin aslındaki gibi olmasa bile kendi dillerinde yazılışlarını, Türk Dilindeki okunuş ve yazılışları ile yazıp, okuyabilmek, araştırıcılar, sanatçılar, öğretmen ve öğrenci için kaçınılmaz bir görevdir. Durum böyle olunca edebiyat eğitimi, diğer bilime dayalı eğitimlerden daha zor ve daha üstündür.
Heraklitos:" Kültüre saygı gösteren bilim adamları, klasık dil ve edebiyat alanlarındaki bilgili kişilerle karşılaştıklarında, onlardan eksik olduklarını incelik olsun diye değil, içtenlikle onaylarlar." diyor.
Bunun içindir ki edebiyat eğitimi, çeşitli araştırma, birikim zenginliği ve geniş bir kültüre dayanmaktadır.
Dokuzuncu yüzyıldan başlayıp, ondokuzuncu yüzyılın ortalarına kadar devam etmiş olan Divan Edebiyatımızdaki metinler; orada, o zamanda yaşanmış mükemmeliyeti, tekamülü, olgunluğu ve ihtişamı, duyuş ve düşünüş tarzlarını göstermesi; dünle bugünü mukayese edebilme bakımlarından oldukça önemlidir. İlgili metinleri okuyup anlayabilmek de Arapça, Farsça ve Osmanlıca kelimelerin anlamlarını çözmekten, o kelimeleri bilmekten geçer. Bu durum ise mutlak bir eğitimi gerektirir. Aksi halde Divan Edebiyatı'nın terkibe dayalı sözlerini okuyup anlayabilmek mümkün değildir.
Türk Dili’nin uzmanı olan Hayrettin İVGİN Edebî Söz Sanatlarını kurmakta onları sözler arasına yerleştirmekte de oldukça maharetlidir.
“NASIL UNUTURUM?
- Türkistanlı Yiğit Soydaşlarıma-
Nasıl unuturum? (İstifham sanatı)
Binlerce asır içinde tarih saklayan ülkeyi. (Mecaz Sanatı)
Aksakal Tiyanşan gibi geçmişim belli. (Leff ü Neşr)
Dumanlı başı Ergenekon'u anlatır bana, (Telmih “Hatırlatma”), Mecaz
Manas'ı ve nice Baturları. (Telmih “Mürat-Nazır”)
Nasıl unuturum, (İstifham)
Taş Kapıyı, yüce Gökgöl'ü, (Telmih “Hatırlatma”)
Demirdağları eriten körükler soluyor soğuklarında, (Telmih “Hatırlatma”)
Ergenekon'dan çıkıyor Türkler, önlerinde Gökbörü. (Telmih “Hatırlatma”)
Binlerce Kazak yine çadırlarda, yurtlarda, (Telmih “Hatırlatma”)
At koşturuyor balaları, (Telmih “Hatırlatma”)
Kopuz çalıyor yaşgenleri, (Telmih “Hatırlatma”)
Perişan olduklarına bakma, (Telmih “Hatırlatma”)
Demir gibi yine yürekleri. (Telmih “Hatırlatma”)
Nasıl unuturum? (İstifham)
İnci dişli Reyhan'ı, (Telmih “Hatırlatma”), Benzetme (Teşbih)
Siyah saçlı Gülnur'u, (Telmih “Hatırlatma”), Benzetme (Teşbih)
Turpan üzümü gibi gözleri, (Telmih “Hatırlatma, Benzetme (Teşbih)
Hallarından belli ırkımın güzelliği (Mecaz-ı Mürsel)
Ve figânıma ortak sanki (Teşhis ve İntak)
Tekmil Hankız'lar, tekmil Aykız'lar.(Telmih “Hatırlatma”)
Nasıl unuturum? (İstifham)
Kaşgar’ın viranlığını? (Telmih “Hatırlatma”)
Büyür Opal'da Mahmut'un kabristanı (Telmih “Hatırlatma”)
Semavata doğru.
Hani nadir çiçekli İpek Yolu? (Telmih “Hatırlatma”)
Nerde ipek yüklü develer? (İstifham)
Bağrım yandı Taklamakan Çölü'nde, (Telmih “Hatırlatma”), Mecaz
Benimle beraber
Milyonlarca soydaşımın.
Sevgileri gönlümüzde, gönlümde, (Tekrîr)
Nasıl unuturum, nasıl unuturum? (İstifham, Tekrîr “Tekrar Etme”)
1988
İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” s.65-66”
Sanatçı bilerek ve isteyerek, şiirinin belli yerlerinde İstifham sanatını kullanıyor. “Nasıl unuturum, nasıl?” Burada aynı zamanda (Nasıl, nasıl; unuturum, unuturum) “Tekrîr” sanatı yapıyor.
Şu sözler arasında hem tenasüp (mürat- nazır) hem leff ü neşr (simetrik söz söyleme sanatı), Teşbih (Benzetme), İstiare, Tiyanşan, Ergenekon, Manas, Baturları, Taş Kapıyı, Gökgöl'ü, Demirdağları Türkler, Gökbörü, Kazak, Kopuz, Demir, Reyhan'ı, Siyah saçlı Gülnur'u,Turpan üzümü,Tekmil Hankızlar, Aykız'lar, Kaşgar, Opal Mahmut'un kabristanı, İpek Yolu, Taklamakan Çölü, kelimeleri arasında Leff ü Neşr, Telmih, Tenasüp (Mürat-Nazır), Benzenzetme sanatları yapılıyor.
SANATÇININ EDEBÎ KİŞİLİĞİ
Şiir kitabını incelediğimizde gördük ki şairin kitabına verilen “Melankolik Şiirler” ismi, özellikle ve bilerek verilmiştir. Sebebi ise sanatçının, şiirlerinde kullanıldığı ve eserlerinde belirginleşen melankolik anlatım tarzıdır. Şiirlerinde izlediği yol ve üslup özelliği Servet-i Fünûn (Edebiyat-ı Cedide) dönemin şiir akımının özelliklerini yansıtmaktadır. Sanatçının eserleri yaklaşık on ayrı dile çevrilmiştir.
Konu, şekil, muhtevâ ve üslûp benzerliği şiirlerinde kullandığı temâlar ve şiirin şekil özelliği açısından bakıldığında Servet-i Fünûn (Edebiyat-ı Cedide) Cenap Şahabettin, Tevfik Fikret, Hüseyin Cahit YALÇIN …vb Şiir Akımı, özelliklerinin varlığının yansıdığını apaçık görebiliriz. Bunun yanında sanatçı, sadece Türkçedeki sadelikte bu sanatçılardan ayrılarak şiirlerini Cumhuriyet Döneminin GARİP AKIMI öncülerine Melih Cevdet ANDAY, Orhan Veli KANIK, Oktay Rifat HOROZCU gibi sanatçıların yolunda ilerliyor. Bununla birlikte Hayrettin İVGİN şiirlerini, bu akımın şairlerinden farklı olarak; “sığ, yapmacıklı, anlaşılmaz, terkip ve tamlamalarla örülmüş şiir” değil şiirlerdeki duygular aynı olmak ile birlikte sade, açık, anlaşılır, serbest tarz ile şiirlerini bir kaneviçe gibi ipek böceğinin örülmüş kozası gibi örerek, örülmüş, işlenmiş dizeler ile karşımıza çıkıyor, eserini beğenimize sunuyor.
Hayrettin İVGİN, şiirlerini daha çok serbest tarzı kullanılıyor. Şiirlerindeki konu çeşitliliği, zengin cümle yapısı, konuşur gibi söyleme, halk dilini kullanma, mizansen, mizahî, bazan alay etme, bazan komiklik unsuru yaratma, halkın, çarşıda, pazarda kullandığı ince, zârif, işlek, kıvrak, nükteli bir anlatım tarzını şiirlerine hakim kılıyor. Bu şiirlerdeki mısralar, bazan içinden dersler çıkartılacak derecede anlamlı, kıssadan hisse veren; üstün, parlak bir zekânın ürünü, olduklarını hemen hissettiren beliğ, açık mısralardır.
Nasrettin Hoca, Bekri Mustafa, Mahmut Makal, Yaşar Kemal, Ahmet Haşim, Necip Fazıl, Sezai Karakoç, Orhan Seyfi Orhon, Bedri Rahmi Eyüpoğlu ve benzerleri gibi toplumcu bir yol takip etmiştir.
İVGİN de nüktedan, komikdan, mizah ve fıkra üstadları gibi, şiirlerini fıkralaştırmayı, şiire komiklik unsuru sokmayı, nüktedanlığı, hazır cevaplılığı, sonuçta okunan şiirden bir kıssadan hisse çıkarmayı, okuyucuyu güldürmeyi, eğlendirmeyi ve düşündürmeyi becerebilmiştir.
Garipçiler’den sonra (Birinci Yeni), 1940 Toplumcu Gerçekçi Kuşağı’na tepki olarak doğan başka bir kuşak da II. Yeni Kuşağı olmuştur. Türk şiirinde değişik semboller, imge, çağrışım ve soyutlamalarla yeni bir söyleyiş, yeni titreşimler yakalama amacında olan bir akım da bir müddet Türk Şiirinde etkisini gösterir.
1940’lara gelindiğinde, biçim açısından serbest şiir kendince yol almaya başlamıştır. Heceyi, hemen hemen yalnızca Behçet Kemal Çağlar sürdürmekte; Ahmet Kutsi Tecer, Ülkü dergisi çevresinde halk şiiri geleneğinin yaygınlaşmasına çalışmaktadır. Ahmet Muhip Dıranas, Cahit Sıtkı Tarancı, Cahit Külebi gibi değişik çizgilerdeki ozanlar da serbest şiirler yazmaktadırlar. Nazım Hikmet RAN ise toplum için sanat peşinde sürreslist aşırılıklar sebebi ile hapishanededir.(1938). Sonradan “Birinci Yeni” olarak adlandırılacak olan “Garip Akımı” bu ortam içinden doğmuştur.
Resimli Ay’da hem devrimci (inkilapçı) şiirler yayımlayan Nazım Hikmet RAN hem toplumcu yazarları (örneğin Barbusse, Mayakovski, Gorki, İlhami Bekir, Sabahattin Ali’yi) tanıtmış, hem de "Putları Yıkıyoruz" başlığı altında milliyetçi, burjuva şairlerini örneğin: Abdülhak Hamit’i, Mehmet Emin YURDAKUL’u kıyasıya eleştirmiştir. Bu yüzden Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU, Hamsullah Suphi TANRIÖVER, Peyami Safa, Yusuf Ziya ORTAÇ…vb. gibi eski edebiyatı tutan sanatçılar ile tartışmalıdır."
Nazım Hikmet şiiri 1930’lu yıllarda birçok genç ozanı etkisine alır; ama günümüzde, içlerinde yalnızca İlhami Bekir Tez ile Hasan İzzettin Dinamo’nun kaldığı bu genç ozanlar toplumcu çizgide kendilerine özgü bir şiiri geliştiremezler. Asıl bağlantı 1940’larda kurulur. Yanlış bir deyimlemeyle "1940 Kuşağı" (II. Yeni Kuşağı) adıyla anılan ozanlar, Rıfat Ilgaz, Cahit Irgat, A.Kadir, Enver Gökçe, Ömer Faruk Toprak, Arif Damar, Ahmed Arif, Attila İlhan, Şükran Kurdakul…vb. gibi adlar toplumcu şiiri geliştirirler. Bunların yanında doğrudan toplumcu akıma bağlanmamakla birlikte, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Ceyhun Atuf Kansu gibi ozanlar da toplumcu şiir çizgisinde kendi uslûp ve çizgisinde ielerlemeye devam ederler.
Ayrıca bir seferberlik olarak, şiirleri Nazım Hikmet’le hemen aynı yıllarda yayımlanan Ercüment Behzat Lav’ın serbest şiire katkısı üzerinde de durulmalıdır. İlk şiiri Serveti Fünûn-Uyanış’ta yayımlanan (1926) Ercüment Behzat, doğrudan serbest şiirle başlamıştır. Gelecekçilikle (Futurisme) başlayıp, Dadacılıktan geçerek gerçeküstücülüğe ulaşan bu yeni akımların etkisindedir. Bu şiirler belli bir ideolojiye dayanmadığı için Nazım Hikmet’in şiiriyle çakışmaz. Kimi şiirlerindeki toplumsal öz, toplumcu dünya görüşünden değil başkaldırısından, yerleşik değerleri hiçe saymasından kaynaklanır. Bu sebep ile, Nazım Hikmet RAN hecenin yanında serbest şiiri geliştirir: Şiiri yeni imkanlara açar; fakat takipçi bulamaz. Aynı dönemde, Dadacı olduğunu söyleyen Mümtaz Zeki Taşkın ise hiç iz bırakmadan kaybolup gider…
1940’tan (I.Yenini Kuşağı) sonra 1950′li yıllarda Edip Cansever, İlhan Berk, Cemal Süreya, Turgut Uyar, Sezai Karakoç ve Ece Ayhan gibi şairlerin başını çektiği II. Yeni Topluluğunu ortaya çıkar. Bu Edebiyat Akımının da belli iddialar ile ortaya çıkmış olmasına rağmen uzun soluklu olmamış, geniş bir okuyucu kitlesi bulamasa da Türk şiirine yeni boyutlar getirmiştir.
“Sanat Sanat İçindir” “Şiir için şiir” anlayışıyla hareket etmişler; erdem, ahlâk, toplum ve gerçek gibi konuların, “şiirin dışında tutulması gerektiğini” savunmuşlardır. Onlara göre anlamlı olmak şiir için önemli değildir. II. Yeni’ye göre şiir bir öykü anlatma aracı değildir. Öteki edebî türlerden kesin çizgilerle ayrılmalıdır. Bu yüzden konuyu ve olayı şiirden atmışlardır. Eşya, görünüm ve insanı gerçeküstücülükten daha aşırı bir soyutlama ile anlatmayı amaç edinmişlerdir. Onlara göre şiirde âhenk, ölçü ve uyakla değil; musiki ve anlatım zenginliği ile sağlanmalıdır. “Garipçiler’deki gibi ortak bir hareket olmayıp” bağımsız şairlerin “benzer bir çizgide şiir yazmasıyla” oluşmuştur. Grubun sanatçılarından Cemal SÜREYA (1931 – 1990) Kendine özgü söyleyiş biçimi, göz alıcı, şaşırtıcı buluşları, zengin birikimi, duyarlı, çarpıcı, yoğun, diri ve canlı sembolleriyle İkinci Yeni Şiirinin en başarılı örneklerini vermiştir. (Üvercinka, Göçebe, Sevda Sözleri)
TURGUT UYAR (1927–1985) Kaynak dergisinin düzenlediği bir şiir yarışmasında Arz-ı Hal şiiri ile ikincilik kazanınca Nurullah Ataç’ın en güvendiği şairler arasına girer. İkinci Yeni Şiir akımının önde gelen şairlerinden olur. (Arz-ı Hal, Türkiyem, Dünyanın En Güzel Arabistanı)
SEZAİ KARAKOÇ (1933 – …) Şiir üslubu bakımından, az çok İkinci Yeni’ye yakın sayılsa da, şiirinde işlediği temâlar, inandığı değerler bakımından şiirimizde yeni ve değişik bir soluk ve sestir.“Mona Rosa” şiiriyle sevilmiş ve öne çıkmayı başarmıştır. Eserleri: (Körfez, Şahdamar, Ateş Dansı, Mona Rosa)
EDİP CANSEVER (1928–1986) İkinci Yeni akımının özgün örneklerini verdi. Şirinde zamanla sevinç yerini bunalıma, toplumsal dengesizlikleri eleştirme kaygısı yerini yıkıcı bir umutsuzluğa bıraktı. “Mısralar özelliğini kaybetti. ” gerekçesiyle yeni arayışlara yöneldi. İkinci Yeni içindeki bazı şairler gibi anlamsızlığı savunmadı. Kapalı, anlaşılması güç, yine de anlamdan ayrılmayan bir şiire yöneldi. Çok farklı semboller kullanırken bile düşünce öğesini göz ardı etmedi. (İkindi Üstü, Yerçekimli Karanfil, Tragedyalar)
ECE AYHAN (1931–2002) Kendine özgü çağrışımlar ve göndermelerle örülü şiirleriyle hem Türk şiirinde hem de İkinci Yeni’nin içinde farklı bir kanal açtı. Şiirinin kilit noktası dildir. (Ortadokslular, Sivil Şiirler, Son Şiirler)
İLHAN BERK (1918–2008)Doğu şiirinin klasik kalıplarını denedi, beyit ve türkü biçimlerinden yararlandı. Araştırmacı kişiliği, özgün duyarlılıkları ve buluşlarıyla 20. Yüzyıl Türk şiirinin en önemli isimleri arasındadır.(İstanbul, Günaydın Yeryüzü, Pera)
ÜLKÜ TAMER (1937 – …) İlk şiir kitabı “Soğuk Otların Altında” ile başlayarak İkinci Yeni duyarlılığını yansıtan soyutlamalara yönelik, yoğun ve özgün bir sembol anlayışı geliştirdi. Açık bir dil kullandığı şiirlerinde giderek toplumsal kaygılar ve düşünce öğeleri ağırlık kazandı. “A, Gösteri, Kaynak, Papirüs, Sanat Olayı, Yeditepe, Yelken, Yeni Dergi, Varlık” dergilerinde şiirlerini yayımladı. İkinci Yeni ile başladığı şiirinde, her zaman kendine özgü olmayı başardı. Türkü, koşma tadında, masalların, doğa görüntülerinin, çocuksu duyarlığını yansıtan, hür, bağımsız çağrışımların beslediği neşeli, neşe, ve sevinç yüklü şiirler yazdı. Kendi hayal dünyasında canlandırdığı toplumsal olaylara ve kaygılara ölümü ve buna dair gözlemleri sokan sanatçı, çocukluk döneminde yaşadığı yöreden yerli ve kendine has renkleri ve gerçek hayata dair izleri şiirlerine taşıdı.
Servet- i Fünûn sanatçılarının içe kapanmış, melankolik sarsıntıları ile yola çıkan Hayrettin İVGİN ise: I.Yeni ve II. Yeni Kuşağının deneyimleri ile tecrübelenerek topluma, toplum dertlerine, Türkiye’den (Ankara) başlayarak bütün Türk Dünyasına, Türk İllerine, halklara seslenmiş, caddelere sokaklara inmiştir. Kendi iç dünyasından serzenişler ile yansıyan şiirlerde, lâle bahçesinde yetiştirilen sekiz yüz çeşit Türk Lâlesinin renk, koku, desen ve lâyihasından yararlanarak nadide ve enfes Türkçenin sözcüklerinin tesirini bir lâlezar ihtişamında her sahaya yayıyor..
Orhan Veli (İstanbul’u Dinliyorum Gözlerim Kapalı, Sere Serpe, Anlatamıyorum, Güzel Havalar, Yaşamak ), İlhan Berk (Ne Böyle Sevdalar Gördüm, Bu Şiir Kömür Kokar, Kör Halit’in Bulutu), Turgut UYAR(Akşamüstü Rüyası, Bir Gün Sabah Vakti,Uzak Kaderler İçin),İlhan Berk (İstanbul’dan, Ne Böyle Sevdalar Gördüm Ne Böyle Ayrılıklar,Üç Kez Seni Seviyorum Diye Uyandım, Bakmak Aşktır) şiirleriyle sanki bunları takip etmiş bunlarla yaşamış bunlar ile anlaşmış gibidir.
Hayrettin İVGİN, ipek böceğinin kozasında ipek yapacak pamukları dokuması gibi Türkçedeki kelimeleri yanyana getirerek onları dokuyor… Ak pak, bembeyaz, berrak ve parlak ışıklarla örülmüş ipeğin hermanlanmış, işlenmiş, gergef vari dokunmuş, nakşedilmiş; görücüdeki bir yıl gibi uzun bir sürede usta öğreticiler elinden ortaya çıkarılmış bindallı güzelliğinde, orijinal bir Türkçe ile karşımıza çıkmaktadır. Dili kolay, külfetsiz konuşur gibi dilden dile kaymaktadır.
Hayrettin İVGİN, Türk Dili’ne sürdürdüğü bu saltanatın, altın mührünü, kendi şiirlerine vurarak, Türkçenin tapusunu almaya hak kazanıyor. Yazdığı şiirlerin ince, lâtif, kıvrak, hızlı, keskin, işlek, Türkçeyi bir kılıç ustasının maharetinde kullanarak, kelimeleri konuşturuyor, onu konuşmaya, sohbet havasına, hitap etme havasına sokarak hitap ettiriyor, nutuk atıyor. Şiirlerinin pratik ve parlak bir zekânın, ürünü olduklarını belgelerle gösteriyor, şiirlerinde kullandığı Türkçesiyle ispat ediyor. Sergilediği eserlerindeki orjinalliği ve kalitesiyle BİRLEŞMİŞ MİLLETLER SOSYAL ÖDÜLLER ŞURASI adına, Rus Edebiyat Akademisi Tarafından “PUŞKİN EDEBİYAT ÖDÜLÜ”nü, alırken, Türk Diline bir hak ve sıtatü kazandırarak TÜRKÇENİN ULUSRARASI TANITIMINDA büyük rol üstleniyor…
21.y.y.’da, Akıncı birlikleri gibi Türk Dünyasına açılarak Türkçenin tanıtılmasına enfes şiirleriyle öncülük ediyor. NOBEL ÖDÜLÜne eşdeğer olan bu ödül, Hayrettin İVGİN’in şahsında TÜRK KÜLTÜRÜ, TÜRK ŞİİRİ ve TÜRK EDEBİYATINA TAKDİM EDİLİYOR…
Bu ödülü ilk defa bir Türk sanatçısı, Hayrettin İVGİN’in almış olması ise öğünmekten grur ve şeref duyacağımız Türk Milleti ve onun asîl evlatları için bir iftihar kaynağıdır.
Yazdığı ellinin (50) üzerindeki kitapları, iki bini aşkın (2.000) HALK KÜLTÜRÜ ile ilgili makalesi, Hayrettin İVGİN’in ününü Balkanlar’a, Aysa’ya tanıtmaya yetiyor ve artıyor. Kitaplarından bir kısmı: Çince, Kırgız Türkçesi, Azeri Türkçesi, Türkmen Türkçesi, Romence, Almanca, İtalyanca, Fransızca, İngilizce ve Rusça’ya çevrilerek yayımlanması; Balkanlarda kültür etkinliklerinde aldığı ödüller, Asya’da Aldığı (Moskova), 16 Aralık 2009 BİRLEŞMİŞ MİLLETLER SOSYAL ÖDÜLLER ŞURASI başkanı M.Pekelis ile Rus Edebiyat Akademisi Başkanı A.Simonov tarafından “PUŞKİN EDEBİYAT ÖDÜLÜ”, çeşitli üniversitelerce adına düzenlenen özel günler; ve takdim edilen doktora, fahri profesörlük ünvanları, söylediklerimizin birer delili ve ispatı olmaya kafi ve yeterlidir.
Örnekler:
YALAN YOK SENDE GÜZELİM
Yalan yok sende güzelim!
Sende doğrudur her şey,
İnsanlar kaderinde küçük,
Kader insanlardan daha büyük.
Güleyim mi?
Ha ha ha !.
Nasıl gülerim ben!
Aşk, gelincik ömrü kadar mıdır?
Hanımelinde midir esenlik sadece?
Yan yüreğim yan!
Kalbim çınar yaprağı kadar büyük
Aşkım, toplu iğne başı kadar küçük.
Ağlayım mı?
Hıh hıh hıh…!
…
Yalan yok sende güzelim
Sendekiler kamış çıtırtısı gibi değil,
Çam gibidir, akasya gibi değil.
Yalan yok sende güzelim:
İftira yok,
Çamur yok,
Katran yok.
Kafamda sevgin, kalbimde sevgin
Yan yüreğim durma yan.
Cız cız cız !..
19 Haziran 1965
İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” s.47
Şairin şiirlerde kullanılan yabancı kelime çokluğu bizi, Osmanlının zengin, parlak ve ihtişamlı dönemlerine götürüyor.
Hemen her konuda şiirler yazan sanatçı, “Melankolik Şiirler” in hakkını teslim ediyor. Türk dilinin hocası, uzmanı, üstadı ve profesörü olmanın ustalığını, Türk Dilini kullanmadaki maharetini gözler önüne seriyor. Türkçe dizeler, Türkçe sözcükler, hatta yabancı yer adları ve yabancı adlar, İVGİN’in mısralarında yarışa hazırlanan tor taylar gibi kişniyor, yerinde duramıyor, toprağı tırnakları ile kazıyarak şaha kalkıyor. Türk Dili, Türkçe, Türkçe söz öbekleri, atasözleri, deyimler, nüktedanlık, komikdanlık, kıssadan hisseler, Hayrettin İVGİN’in dizelerinde ayağa kalkarak Türkçeye, Türk Dili’ne bir hak ve statü kazanıyor. Başka dillerin asla yapamayacağı, mümkünatsız beceremeyeceği, işlekliği, kıvraklığı ve aynı mısra içerisinde sözcüklerin yer değiştirerek yaptığı cinas, mecaz, mürsel mecaz, mübâlâğa, tekrir, nidâ, istifham, mürat-ı nazır, (Tenâsüp), hüsn ü tâlîl, kinâye, tevriye, redifler …vb. sanatlar da Türk Dili’nde kendini bularak Ünlü Mimar, Mühendis Kayserili Mimar Sinan’ın Edirne’de yaptığı Selimiye Camii’nin mermer sütunları gibi âbideleşiyor; “mümkün değil” i mümkün hale getiriyor.
İVGİN, sadece Türkçe kelimelere değil, yabancı adlar ve yer adlarına da dans ettirip, evirip çevirip, hoplatıp zıplatıp, bir sağa bir sola oynatarak onlara, istediği şekli, dizilişi ve mısra kalıplarını vererek, kelimelerle oynuyor. Oynadığı bu kelimelere dans ettiriyor, onlara cümbüş yaptırıyor. Bir düğün, bayram kutlaması şenliğinde oyuncuların: Çepikli, Bızdık, Zeybek, Seymen, Ham Çökelek, Keklik, Kılıç Kalkan, Terekeme, Maral, Gazağı, Şeyh Şamil…vb. gibi bedeni kullanmadaki maharetin bir benzeri, İVGİN de Türkçenin sözlerini kullanmadaki mahareti ile bu dili ölümsüz eserler arasına sokmayı başarıyor. Türk Dilini, bütün diller arasında, Türkçenin gramer yapısındaki üstünlüğü, kelime sayısı açısından zenginliği, cümle kuruluşları ve kelimelerin yer değişmedeki maharetini, cümle yapısındaki sağlamlığını ve mükemmelliğini ispat ediyor.
Bu kitapta daha çok, bir dönem Servet-i Fünûn (Edebiyat-ı Cedide) edebiyatımızda görülen:
Tereza (s.17-18), Karmençeta, Fransız, L’amour, “Je’t aime” zangora, İspanyol zil ve şalları Amparsita (s.22) Marya, Elsa, Rossalina (Karamsar, s.46); Lina gibi isimler zikrediliyor.
Aslında Hayrettin İVGİN sade, beliğ, halkın çarşıda pazarda konuştuğu açık, dil ile yazan ve konuşan bir sanatçıdır… Şiirindeki konu zenginliği, kelime zenginliği sanatçının eğitim, kültür ve düşünce zenginliğini de ortaya sermesi açısından önemli bir delildir.
İVGİN’in şiirlerinde: Aşk, sevgi, ihtiras, kırgınlık, gönül kırıklığı, ümit, ümitsizlik; toprak, tarih, vatan, millet, dış Türkler, Orta Asya’daki müşterek hayatın ve ortak yaşayışın değişik biçimleri; hayata dair her şey, önemli bir unsur teşkil etmektedir.
İVGİN’in şiirlerinde hayatı ciddiye almamak, hayatla, günlük sorunlarla dalga geçmek, hayatı dolu dizgin bütün olmuşluğu ile yaşamak ve ondan zevk almak, duyguda lirizm, hayal, hayal ötesi duygular, bazan boş vermek her şeyi oluruna bırakmak, bazan bunlardan ders almak, kıssadan hisseler çıkarmak gerekliliği vardır. Ülkemizin dışındaki olaylar, durumlar, yaşayışlar, soydaş, kardeş ve dindaş topluluklar, onların hayat tarzları ve içinde bulundukları sıkıntılar da İVGİN’in şiirlerinin satır aralarından başını göstererek bizlere göz kırpmaktan kaçınmaz.
Örnek:
NASIL UNUTURUM?
- Türkistanlı Yiğit Soydaşlarıma-
Nasıl unuturum?
Binlerce asır içinde tarih saklayan ülkeyi.
Aksakal Tiyanşan gibi geçmişim belli.
Dumanlı başı Ergenekon'u anlatır bana,
Manas'ı ve nice Baturları.
Nasıl unuturum,
Taş Kapıyı, yüce Gökgöl'ü,
Demirdağları eriten körükler soluyor soğuklarında,
Ergenekon'dan çıkıyor Türkler, önlerinde Gökbörü.
Binlerce Kazak yine çadırlarda, yurtlarda,
At koşturuyor balaları,
Kopuz çalıyor yaşgenleri,
Perişan olduklarına bakma,
Demir gibi yine yürekleri.
Nasıl unuturum
İnci dişli Reyhan'ı,
Siyah saçlı Gülnur'u,
Turpan üzümü gibi gözleri,
Hallarından belli ırkımın güzelliği
Ve figânıma ortak sanki
Tekmil Hankız'lar, tekmil Aykız'lar.
Nasıl unuturum
Kaşgar’ın viranlığını?
Büyür Opal'da Mahmut'un kabristanı
Semavata doğru.
Hani nadir çiçekli İpek Yolu?
Nerde ipek yüklü develer?
Bağrım yandı Taklamakan Çölü'nde,
Benimle beraber
Milyonlarca soydaşımın.
Sevgileri gönlümüzde, gönlümde,
Nasıl unuturum, nasıl unuturum?
1988
İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” s.65-66
HAYÂL ÜLKESİ
Yıllar ve yıllar önce,
Kilometreler ve kilometrelerce ötede,
Devlet kurmuş,
Yetmiş iki buçuk millete hükmetmiştim.
Ben, bana dua edenlerin ülkesinin
Çok sevilen bir hükümdarı idim;
Sen,en güzeli prenseslerin.
Tebamızın ruhunda sevgi,
Kanında aşk kaynar,
Hür fikirleri sever,
Özgürce yaşarlardı.
Rüzgarlar hafif eser,
Dereler ağır akardı,
Çok sessizdi ülkemiz.
Ülkemizde,
Sessizce aşıktık ikimiz
Diz boyu gelincikler arasında koşar,
Uzanırdık yeşil zeytinler altına
Kaval dinler, kuzu sever
Koşardık, koşardık…
Sonunda;
Verirdik bir pınar başında mola.
Ben; elimde demir asâ,
Demir pabuç ayağımda,
Yedi başlı ejderi öldürmüştüm
Cercis gibi, Sarı Saltuk gibi..
Ben büyük bir şöhret, büyük bir şandım,
Sarayımın varendasından tebama
Kese kese altın atardım.
Benim için türküler söylenir,
Benim için çalınırdı sazlar,
Yoluma çiçekler serperlerdi genç kızlar.
Kraliçemden kıskanırlardı herkes beni,
Ama ben, severdim yalnız seni.
Elele mor dağlara karşı
Kuş sesine koşardık,
Lâcivert akşamlardan sonra uzanır çimenlere
Saatlerce konuşurduk.
Uzak olurduk her türlü dünya gailesinden,
Yıldızlar bile imrenirdi bize,
Ay yalnızlığından utanırdı,
Kirpiklerimizin arasından
Yavaş yavaş gün ışırdı.
Yıllar ve yıllar önce,
Kilometreler ve kilometrelerce ötede,
Devlet kurmuş,
Yetmiş iki buçuk millete hükmetmiştim.
Ben, bana dua edenlerin ülkesinin
Çok sevilen bir hükümdarı idim;
Sen, en güzeli prenseslerin.
07 Aralık 1964
İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” s.25-26
Sanatçının şiirlerinde görülen bu durumun büyük bir kısmı, Servet-ı Fünûn Edebiyatı döneminin cılız, yapmacıklı, içedönük, melankolik, hayattan kaçış, tabiata ve sessizliğe sığınma; mor ve kızıl akşamlar, hayatı ve yaşamayı iğrenç sayarak, hayattan kopma, hatan korkma, toplumu kötü ve iğrenç görme, toplumdan kaçma, sessizlik, akşamın zifiri karanlığı, ağlama, gözyaşları, sessiz çığlıklar, aşka sığınma, korku, tereddüt, güven eksikliği, ümitlerin kaçması, ümitlerin yok olması, kötülerden, kötülüklerden kaçma; son bahar, sarı sarı yapraklar; ve kadere, kaderin götüreceği özlemlere sığınma olarak görülüyor. Hayrettin İVGİN’in şiirlerinde de de bu duygular belirgin olmak ile birlikte toplumsallık, halkın ve milletin dertlerinin, ortak seslerinin dile gelmesi dikkatten kaçmamaktadır.
Örnek:
SEVGİ, ÜMİT ve KAÇIŞ
…
Sen,
Ankara ufukları kadar beyaz,
Sen,
Gönül toprağımda açan
Fidanlar kadar tazesin.
Çiçekler dudaklarında al,
Gördüğüm gözbebeklerinde bendir.
Sana, gönlümden kopardığım
Dağ iklimlerinin
Biraz vahşi çiçeklerini versem
Atar mısın, koklar mısın?
Sana,
Seni sevdiğimi söylesem
İnanır mısın, inanmaz mısın?
Bir gün
Dönmemek üzere gideceksin,
Son ümidimi de ardından götüreceksin.
Ben,
Kucaklarımda senelerin,
Sarı sarı yaprakları,
Sonsuzluğu seyrederek bir tren penceresinden,
Kaderle sarmaş dolaş,
Kötüler dünyasından kaçacağım.
18 Kasım 1964
İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” s.20-21
Servet-i Fünûn Dönemi yazarları, Türk Dili`ni Tanzimat Edebiyatı yazarlarından daha geri bir anlayışla işlediler. Bu dönemde (1896-1901) Racai-zâde Mahmut Ekrem, bir grup kabiliyetli genç yazar ve şairleri toplayarak meydana getirdiği kısa ömürlü; fakat çok canlı ve renkli bir edebî harekettti. İVGİN’in bu edebî hareketten ilham aldığı, etkilendiği şüphesizdir. Bu edebî hareketin doğuşunu tek bir sebep ile izah etmek mümkün değildir. Hayrettin İVGİN’in de Melankolisi sebepsiz değildir. Sanatçıyı içinde bulunduğu toplumdan söküp almak mümkün müdür? Toplum nasıl bir kargaşa içinde, bir çıkmaz ile boğuşuyor, yanında yöresinde yaşanan sosyal ve psikolojik olaylar, patlamalar, infialler yaşanıyor, yaratılıyor ise sanatçı İVGİN de bu durumdan aynı şekilde etkilenecektir.
Servet-i Fünûn sanatçıları, Arapça ve Farsça kelime, deyim ve terkipler kullanarak dili zorlaştırıp, ağır, anlaşılmaz söz sanatları ile işleyip bozarak, Fransızcanın emrine veriyorlar. Bu sebep ile Millî Edebiyatçılar tarafından, memleketi ve milleti yansıtmadığı için, bir yozlaşma hareketi olarak kabul edilip, itham ediliyorlar. O dönemde yaşamış ve bu Edebiyat Akımı (Servet- Fünûn) içinde yer almış olmalarına rağmen Tevfik Fikret, Cenap Şahabettin, hatta Ahmet Haşim, bunlardan ayrı bir sanat anlayışı benimsemiş olmalarından dolayı(toplumun derlerine, sosyal olaylara yönelme) devrin en önemli ve isim yapmış şairleri olarak edebiyat sayfalarında ve edebiyat tarihi içerisinde yerini almışlardır.
Şair Hayrettin İVGİN’in “Melonkolik Aşk”ı, Çağdaş Edebiyat Döneminin, yaşayan sanatçıları arasında bu tarz şiirler işlemiş olsa bile, Servet-i Fünûn içe dönüklüğünden farklıdır. İvgin’in şiiri, halkın duyuş düşünüş, yaşayış ve gerçek hatından kesitleri ve yaşanan gerçeğin ta kendisi olması açısından önemlidir. Şairin “Melonkolik Aşk”ı, Servet-i Fünûn dönemi sanatçılarının yaşayıp da bir türlü terennüm edemediği açmazı, çıkmazı, gel gitleri, karamsar duyguları, hüznü, neşeyi, açık saçık sade, kolay, konuşur gibi külfetsiz; ve halkın konuştuğu pürüzsüz bir dil ile terennüm etmiş olması bakımından Servet’i Fünûnculardan ayrılmaktadır. O halktan biri gibi düşünüp halktan biri gibi yaşayarak söylemiş ve dile getirmiş bir sanatçıdır:
“TERAZA
Şakırdatma zilleri,
"Ole!" diye bağırma Teraza.
Bitmek bilmeyen bu çalgı sesleri
Dokunur bana.
Uzatma dudaklarını dudaklarıma,
Serme saçlarını dizlerime,
Olmaz; ben bu kentte misafirim ama!...
İkimiz de Akdeniz çocuğuyuz,
İşte esmerliği ve yara izi,
Bak kollarıma.
Benziyor seninkine değil mi?
Yaklaşma kadınım Teraza,
Yaklaşma yanıma.
Ben hasretim yalnız Anadolu'ya.
Beni anam orada doğurmuş,
Seni ise Zaragoza'da.
Sana içki ısmarlayamam,
Manisa'nın en güzel gülü al sana,
Tak saçlarına.
Bizim oralarda yetişmez
Senin sevdiğin yasemen ve sarı mimoza.
Ört eteklerini Teraza
Kur yapma bana,
Çözme belinden korseni
Al, sarın, tül şallarına.
Ben, misafirim
Barselona'ya, her şeye…
Bana ümit bağlama.
Bu limana gün doğar doğmaz
Veda edeceğim Teraza.
Nereden öğrendin:"je t'aime" demesini,
"L'amour" girmesin aramıza.
Sen, bunu bana değil de:
Yuttur o paralı denizci Fransıza.
"Ole!" diye bağıramam, dönemem senin gibi,
Ben; saf Anadolu çocuğuyum
Harmandalı bilirim Tereza.
Bırak kollarımı artık, bırak haydi
Kaldırma beni raksa.
Bakma, bana sen
Kızma: "Ah! Ayşe ah !" dediğime.
Aldanmam parlayan küpenin halkalarına.
Bakamam, bakamam ısrar etme.
Gözlerinin siyahına.
Bu gece son gecem
İçki ver bana Tereza.
Yarın; bu çalgılara, bu mezelere, sana,
Yanında kırıtan Karmençeta'ya
Her şeye "Elveda".
Limandan beni uğurlayacaksın biliyorum
Sakın mendil çıkarıp el sallama.
Biliyorum burası Barselona;
"Kutup Yıldızı" yerinde değil,
"Samanyolu" sağa kaymış,
"Hamel" belli bile değil
Başını kaldırıp bak bir kere yıldızlara.
Kollarım geminin küpeştesine dayalı
Köpük köpük izler peşimizde,
Bitti her şey Tereza
Ağlama artık ağlama.
Çoktannn…! İskele alabanda.
Bu vapur "Akdeniz Ekspresi"
Acı acı öttüğüne bakma.
Elveda sana, her şeye elveda!
Ne olursun Tereza
Şakırdatma zilleri,
"Ole!" diye bağırma…
Ekim 1964
İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” s.17-18
KOMPARSİTA
Yağmurlu bir gecede
Ellerimle penceremin tülleri kaldırarak
Seni bekledim.
Pikapta "Komparsita",
Dudaklarımda ismin
Fısıldadım cama.
Yıllar yılı aynı fırtınadır;
Çiçeklerini koparan ağaçların
Marya'nın, Elsa'nın, Rossalina'nın
Bozan saçlarını.
Bir an sustu "Komparsita",
Ayrılık nağmesi çalar yağmur şimdi
Sokaklarda, camlarda…
Pikapta çalınan yine "Komparsita".
Yepyeni bir güne bağlanmak için
Beslenir umudum bu plakta.
Bu nağmelerde
Anladım hiç yaşamadığımı,
Bu nağmelerde
Öğrendim hiç ölmediğimi.
Avuçlarım şakaklarıma dayalı
Hayâl, meyâl düşünürüm artık;
Bir bahar gününü, ilk aşkımı
Ve ellerini
Yumuşacık, sıcacık.
22 Kasım 1964
İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” s.22
Hayretti İVGİN’in şiirleri, özellikle de son şiirleri, bana Servet-i Fünûn Dönemi`nin romantik şiirlerini, SİSTEN ve MELANKOLİK HAYATTAN SIYRILARAK GERÇEĞE ve GERÇEK HAYATA GEÇİŞ, eserlerini hatırlatıyor:
Tevfik Fikret`in:
"Küçük, mutharit, muhteriz darbeler,
Kafeslerde, camlarda, pür-ihtizâz"
…
"Sürür bir kadın bir ridâ-yı siyah
Saçaklarda kuşlar-hazindir bu pek-
Susarlar, uzaktan ulur bir köpek,
Öter gûş-ı ruhumda boş bir enin"
Sonra Doksanbeşe Doğru adlı şiirinde:
“ Doksanbeşe Doğru
Bir devr-i şeamet, yine çiğnendi yeminler;
Çiğnendi, yazık, milletin ümmid-i bülendi!
Kanun diye topraklara sürtündü cebinler;
Kanun diye, kanun diye kanun tepelendi…”
Tevfik Fikret’in “Sis” inden sonra, aynı dönemde yaşayan ve döneminin en ünlüleri arasından Cenap Şahabettin’in “Elhan-Şita”sı günümüz şairlerini bile tesiri altına alan yansımasıyla o devrin güçlü bir ekolü olarak dikkatimizi çekmektedir.
Elhan’ı Şita
Bir beyaz lerze, bir dumanlı uçuş,
Eşini gaib eyleyen bir kuş gibi kar
Gibi kar
Geçen eyyâm-ı nevbaharı arar...
Ey kulûbün sürûd-i seydâsu,
Ey kebûterlerin neşideleri,
O baharın bu işte ferdâsı
Kapladı bir derin sükûta yeri
Karlar…
Sn. Hayrettin İVGİN’in “MLANKÖLÜK ŞİİRLER” başlığı ile yayınlanan şiirlerde aynı duygular, duyuş, düşünüş ve serzeniş göze batıyor. Bu biçim, bu tarz, nesri nazma yaklaştıran, nesri şiirleştiren bir tarzdır ki şiir değil, nesirdir. Nesir değilse bile, farkı lirizm, duyguda doruğa ulaşma, coşkun söylenme, söyleyiş, hitabet, nutuktur.
“MELANKÖLÜK ŞİİRLER” bize, her haliyle Edebiyat-ı Cedide Topluluğu`nu hatırlatıyor; fakat şiirlerindeki konu muhteva ve şekil bakımından bu şairlerinkinden farklı… Dilimizin bilgisayar terimleriyle allak bullak olduğu; çarşıda, pazarda, sokakta karşılaştığımız onlarca yabancı kelimeye, insan ve yer isimlerine, bedestene, bakkala, berbere, muazzam, dev, devvasa, büyük, kocaman dükkanlara bir de şairlerin bu uyduruk dili ve eski kelimeleri diriltme gayretleriyle, bir çok dilden kelimeleri yanyana getirerek yeni söz üretme, çabaları, devrik cümle şeklinde kullanma, Arapça, Farsça terkipleri, cümle çözümü gibi sondan başa çözümleme şiirlerini yabancı kelimelerle örme çabaları, bu kültür erozyonuna eklenince, ortada millîlik namına bir şey kalmıyor. Millet dilini, halk dilini ve Türkçe kelimeleri, mumla arıyorsunuz.
Şair Hayrettin İVGİN ise bunları aşarak bu şairlerden ayrılıyor. Konuda, temâda, şekilde, dil ve uslûp özelliklerinde farklılaşıyor. Onlar gibi yabancı yer adları ve isimler kullansa bile milletin, halkın susmayan sesi, yüreği oluyor. Halka halkça hitap ediyor. Mehmet Emin YUDAKUL’un dediği gibi:
"Bırak beni haykırayım!
Susarsam sen matem et;
Unutma ki şairleri haykırmayan bir millet,
Sevenleri toprak olmuş, öksüz çocuk gibidir."
Faruk Nafiz ÇAMLIBEL`de:
"Şair, sen üzüldükçe ve öldükçe yaşarsın" Şair acı çekecek, çile çekecek, üzülecek, ölecek haykıracak; ama halkın dertlerini yine halkın diliyle, onun anlayacağı sade bir uslûpla ortaya koyacak, terennüm edecek. Halkın gözü, halkın kulağı, halkın gönlü, halkın dili olacak ve onların söyleyemediklerini söyleyecek, haykıracak. Halkın hislerini, dertlerini, acı ve tatlı seslenişlerini, sesini duyuracak… Halkın sesi çıkacak ki, şairler halk diliyle, halkça haykıracak ki halk, öksüz çocuklar yetim gibi boynu bükük üzgün kalmayacaklar…
Geçmişi çağrıştıran, kötü olan eskiyi, aynen veya benzer bir şekilde taklit eden, zamanında ve sonra anlaşılmayan şair sadece kendi söyleyip yine kendisi dinler.
Üstâd Mehmet Âkif`in: "Yeni yeni olduğu için değil, iyi olursa alınmalı; eski de eski olduğu için değil kötü olursa atılmalıdır" sözü gereğince bir çok tenkide uğramış ve hatta "millî olmamak ve memleketi yansıtmamak"la itham edilip, suçlanmış bir topluluğun devamı olmak ve o çizgiden sapmamak, tecrübeyi, sınama; yanılmayı göze alarak, gelişmeyi, teknolojiyi, millet mefhumunu, halkı, hatta kendini inkar edip, değerleri hiçe saymak olacaktır ki bu merhaleyi şair Hayrettin İVGİN aşmış, hatta çok gerilerde bırakmıştır.
Ahmet Haşim`in:
O belde…
Hangi bir kıt`a-ı muhayyelde?
Hangi bir nehr-ı dû ile mahdûd?
Bir yalan yer midir veyâ mevcûd
Fakat bulunmayacak bir melâz-ı hülyâ mı?
Bilmem…yalnız,
Bildiğim sen ve ben ve mâi deniz"
Hayrettin İVGİN’in de zaman zaman, hayata dair küskünlükleri, kırgınlıkları, serzenişleri, ümitlerinin kırıldığı, bütün ışıkların karardığı, lambaların söndüğü, arzuların yitip, hayâllerin gitip yittiği anlar vardır; fakat bu terkiplerden uzak kendi öz dilinde, yaşayan Türkçe kelimeler ses, âhenk, ritm, musıki kulağa ve ruha hoş sedalar bırakarak raks eden, oynaşan, sarmaş dolaş sözcükler ile verilmişliğinden onlardan farklı bir sanatçı olarak karşımıza çıkar.
Örnek:
“ O DAM
…
İşte burada…
Bu odada…
Kaç geceler;
Senin için içtim.
Senin için sarhoş oldum.
Senin için ağladım.
Lâmba söndü, fitil bitti.
Arzu yitti, hâyal gitti.
Bu odada!.. (İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” s.10)”
“Orhan Veli Kanık’ın “İSTANBUL TÜRKÜSÜ” geliyor aklıma ve Orhan Veli’nin o güzelim İstanbul’u anlatan şiiri… İvgin’in şiirlerinin esin kaynağı,başka renk başka desenlerle başka tezgahlarda dokunmuş başka bir kopyası.
İstanbul'da Boğaziçi'nde,
Bir fakir Orhan Veli'yim;
Veli'nin oğluyum,
Tarifsiz kederler içinde.
…”
KARAMSAR
Gözlerinden korkuyorum Lina!
Bakma bana öyle!
Göremezsin kaderin siyahlığını gözlerimde.
Ağlayamıyorum.
Beni saatlerce güldüren şey
"Nedir?" diye soramıyorum hiç Lina.
Şimdi, ağlarsa gözlerim haklıdır,
Söylerse dilim suçlu değildir.
Bakma bana öyle Lina!
Göremezsin göz bebeklerimde sen
Issız gecelerde nasıl sendelediğimi,
Mahvetmek istercesine sensizliğimi.
Korkuyorum Lina korkuyorum,
Ağlayamıyorum derim ama yalan.
Gözyaşlarımda boğulmuş umutlarım,
Yıkılmış bir dünya ıslak avuçlarımda.
Dünya başka Lina bambaşka.
Yalnızlığım ve yıpranmış hatıralarım
Artık çıkmaz sokaklar karşısında.
Şimdi ağlarsa gözlerim haklıdır,
Söylerse dilim suçlu değildir.
23 Nisan 1965
İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” s.46
Kılasizmin katı kuralları burada da hakimiyetini devam ettirerek, şairi, yalnızlığı kelepçelerle bağlamış. "Karamsar"lık, gücünü burada da göstermiş olmalı ki “Lina” şaire ilham oluyor… Lina’yı özlüyor ve kendinin "Issız gecelerde nasıl sendelediğini", “Korkuyorum Lina korkuyorum!”, “Gözyaşlarımda boğulmuş umutlarım”, “Yıkılmış bir dünya umutlarımda”, “Ağlayamıyorum derim; ama yalan!”, “Dünya başka Lina bambaşka!..” …vb. gibi içinden çıkılmaz duygularla dopdolu, tedirgin, yıkılmış, karamsar, duygularla örülü görüyor.
Peki neden şair bu kadar tedirgin?.. Günlük hayatın küçük dertleriyle bitkin, üzgün, kırılmış? Hayal ve hayal kırıklıkları (Mehmet Rauf; “Eylül”; Halit Ziya, “Siyah İnciler, Mai ve Siyah”; Tevfik Fikret, “Rübab-ı Şikeste”, “Sis” ); Hüseyin Çahit Yalçın, “Hayal İçinde”;Ahmet Haşim, “O Belde”, “Merdivan”; eserlerinde olduğu gibi… Peki sebep? Ayşe, Fatma, Fadime, Zeynep, değil de Lina, Marya, Elsa, Rossalina…vb.” çünkü isyanları ancak gurbet insana oynatır. Sıla hasreti, gariplik tesellilerin Marya, Elsa, Rossalina…ve benzerlerinde aranmasından, onların dostluklarında bulunamamasından kaynmaklanmaktadır.
Hayata karanlık gecelerden bakış, hayatın zindanlığı, hayatın çirkefliği yalnızlık, kimsesizlik, gariplik, Marya, Elsa, Rossalina ve onun bulundu memlekette var; çünkü oralarda gurbet, gariplik, kimsesizlik, var da ondan!..
İçindeki fırtınaları kendi dengelerini yabancı yerde kuramıyor. Ruhu iç dünyası ile barışabilmesi için insanların başka değil, kendinden, memleketinden, özlem duyduğu yurdundan olması gerekir. Memleketindekilerin özlemlerinden ruhunun, iç dinamiklerinin kurtulması ve kendi kendi ile barışık olması gerekir. Olamıyor... Olamıyor burası kendi ili, ülkesi, memleketi değil… İçinde bulunulan altın kafes bile olsa “ille vatan!” diyor.
Hayrettin İVGİN, ilk dönem şiirlerinde daha çok serbest tarz, ölçüsüz ve kafiyesi bir yol izlemiş heceyi denemiş bu yolda da başarılı olmuştur. Servet-i Funûn Edebiyatçılarının şiiri Tevfik Fikret, Cenap Şahabetin, Ahmet Haşim gibi, Klasizme yönelmiş, şiirlerinde Parnasizm, Sembolizm yolunda denemelerle nostalji, vatan, millet, ve onlara dair şiirler yazmış, Refik Halit KARAY’ın “Memleket Hikâyeleri” gibi memleket eedebiyatına yönelerek, özlem duyduğu Orta Asya’ya, dair kahramanları, büyük devlet adamları bilginler ve şairleri anlatmış, bunda da başarılı olmuştur.
Son dönem eserlerinde ise bu yoldan az da olsa uzaklaşmıştır; fakat bu defa daHayrettin İVGİN: 1940’ larda yürütülen bir akım olan “GARİP” in Türk şiirinde ŞEKİL, ÖLÇÜ; ve KAFİYE bağlarını çözerek ÖZDE BASİTLİK, İNSANLIK, YAŞAMA GÜZELLİKLERİ, VAR OLMA SEVİNCİNE ve HAYATA AİT HERŞEY,YAŞAMA DAİR BELİRGİNLİKLERE yönelir. Bu sanatçılara YENİLER adı verilen bu sanatçılara benzer şiir tarzı ile kalem oynatan İVGİN, bunlardan farklı olarak, şiirlerinde Alfabemizdeve “Türk imlâsında olmazsa olmaz” diyeceğimiz büyük harf, küçük harf, imlâ ve noktalama işaretlerini de yerli yerinde kullanarak Türkçe şiirlerin en güzel örneklerini vermiştir.
Aynı dili konuşmak aynı dille yazmak aynı imlâ noktalamayı kullanmak, imladâ birlik bir millî şuur, bir var oluş, yok oluş, hatta millî güvenlik, millî savunma meselesidir. Her şeyini kaybetmiş; ama dilini kaybetmemiş milletlerin, kaybettiklerini tekrar elde ettiklerinin misâlleri çoktur. Dilini kaybetmiş bir milletin varlığından ise bugün ancak tarihler söz ediyor… Bunun için İVGİN, dilin kaidelerini de iyi biliyor ve şiirlerinde uyguluyor.
İVGİN, Orhan Veli Kanık, Melih Cevdet Anday, Memduh Şevket Esendal, Oktay Rifat Horozcu, Atila İlhan gibi yenilikçi şairlerin çizgisinde, serbest tarzda şiirlerde kararlı bir şekilde, kendi dil ve uslûbunu ustaca ortaya koyarak, eser vermeğe kendini adayarak çağdaş edebiyat döneminin, yaşayan edebiyatçıları arasında yerini alır. Şair yönünün yanında, halk edebiyatı ve folklorü, onun uzman olduğu konular arasındadır.
SONUÇ OALARAK:
Hayrettin İVGİN olmak: İki bin’in üzerinde makalesi ve diğer yazdığı eserlerin Türkçeden başka on değişik dile çevrilmesi ile Avrupa, Balkanlar ve Asya’da Türkçe’den söz ettiren, söz söyleten, söz dinleten usta bir kalemdir.
İnsanoğlu için “İMKANSIZ” sözünü lügatlerden silmektedir. Bu durum, insanın isteyince yapamayacağı şeyin “İMKANSIZIN” olmadığını göstermesi açısından enteresan ve heyecan vericidir.
Hayrettin İVGİN olmak: İnsanî bir gayretle, nasıl insanüstü bir çalışma, disiplin ve başarı yakalanabileceğini iansanlara gösteriyor. Normal yayın periyotlu dergilerle hakemli, dergilerin de yayın yönetmeni ve KÜLTÜR AJANS’ın sahibi olarak bizi grurlandırıyor.
Şimdi biz: “YAŞAYANA VERİLEN BİR TEK GÜL, ÖLÜYE VERİLEN TANTANALI ÇELENKLERDEN ÇOK DAHA KIYMETLİDİR.” Sözünü hatırlamalıyız...
Ne yapacağız?..
Memlekete malıyla, canıyla bu denli hizmet eden ve hayatını vatanı, milleti, insanı uğruna SEBİL ve vakıf eden insana, VEFÂ borcumuzu nasıl ödeyeceğiz?..
Hayrettin İVGİN yapacağını yaptı. Yapmaya da devam ediyor. Peki biz ona ne yapacağız?..
Yaşarken biz bunları yapmaz, yapamaz isek, büyük vefâsızlık olur. O zaman biz de onun hizmet ettiği her bölgeye HEYKELİNİ DİKECEĞİZ. Başta doğduğu yer, SAMSUN ve Vezirköprü; sonra ANKARA ve giderek hizmette bulunduğu her yere… İVGİN’in ve gayretlerini, eserlerini çocuklarımıza öğreteceğiz. DERS KİTAPLARINA alacağız. Şiirlerle, makalelerimizle anlatacağız, tanıtacağız.
Yeter mi?
Hayır!..
Bunca zaman harcadığı paranın toplamın iki katını kendisine ÖDÜL olarak vereceğiz. Yaşı ne olursa olsun, bir üniversitede kendisine bir KÜRSÜ vereceğiz. Bir zengin bulup birkaç yerden EV bağışlayacağız. Adına bir MÜZE kuracağız. Yaşayan değerlerimiz olarak FİLMİNİ çekeceğiz, HAYATINI BELGESEL yapacağız. Kendisine uygun zamanlarda yaz tatilini geçirebilmesi için bir YAZLIK hediye edeceğiz. Rahatça dolaşabilmesi için iyi bir ARABA vereceğiz. T.B.M.M. de kendisine bir ODA verilmeli; ve sürekli MÜŞAVİRLİK göreviyle istediğinde gelip burada kalabilmesine ve kendisine her konuda DANIŞILABİLMESİNE imkân tanıyacağız.
(TYB, MESAM, SESAM, İLESAM), TÜRKİYE YAZARLAR BİRLİĞİ, İLİM ve EDEBİYAT ESERLERİ SAHİBLERİ MESLEK BİRLİĞİ, gibi kuruluşlarda adına özel günler düzenlenmeli, kendisini genç kuşaklara ÖRNEK İNSAN, ÖRNEK VATANDAŞ, ÖRNEK YAZAR, ÖRNEK SANATÇI olarak göstereceğiz... Buralarda da bu yazarın kendisine ait bir bilgisayarı ve çalışma odası olması için girişimde bulunacağız…
Yaşayan değerlerimize önem vermez, hak ettiği ilgiyi göstermezsek, yarın bu fedakarlığı başkalarının yapmasını, böylesi eziyet ve sıkıntıya katlanmasını, gecesini gündüzünü heba etmesini kimden nasıl bekleriz?..
ŞİİR BİBLİYOGRAFYASI
1) ODAM
Urfa Postası Gazetesi, 3 Aralık 1964, Perşembe, s.3
2) ÖĞRETMENİM
Sungurlu Postası Gazetesi, 25 Ekim 1969, Cumartesi, s.3
Not: Gaybî mahlasıyla yazılmıştır.
3) SUNGURLU LİSESİ MARŞI
Sungurlu İlçesi Eğitim Bülteni, 1 Aralık 1969, Pazartesi, Yıl: 1 Sayı: 3, s.2
4) ŞARKIMIZ
Edebiyat-Sanat (Sungurlu Postası Gazetesi Eki), 2 Kasım 1970, Sayı: 2, s.2
5) O ŞARKILAR
İsa Kayacan, "Tebrikler..", Olay Gazetesi (Ankara), 5 Temmuz 2005, Salı, s.2
6) ATATÜRKSÜZ
İsa Kayacan, "Duygu Zenginliğiyle..", Tasvir Gazetesi (Ankara), 18 Temmuz 2005, Pazartesi, s.2
7) ÖZLEM
İsa Kayacan, "Yazılanların Getirdikleri..", Olay Gazetesi (Ankara), 8 Ağustos 2005, Pazartesi, s.2
8) NE ÇIKAR
Birlik Gazetesi (Üsküp), 7 Temmuz 1988, Perşembe, Yıl: XLIV, Sayı: 3619, s.9
9) NASIL UNUTURUM
Üçüncü Yeni Dergisi (Ankara), Ocak 1988, Sayı: 31-32-33, s.6
10) İsa Kayacan, "Sevgiyle..", Olay Gazetesi (Ankara), 6 Ağustos 2005, Cumartesi, s.2
11) BİLİYORUM GELMEYECEKSİN
Uluslararası Türk Medeniyetlerinde Sözlü Kültür Geleneği, "Şiirlerle İllerimiz" (Denizli, 25-26
Ekim 2003), Egeli Araştırmacı ve Yazarlar Birliği (EGAY-DER) Yayınları: 5, I.Baskı, Ankara
2003 (Aralık), s.212-213
12) İsa Kayacan, "Hayrettin İvgin'den…" Olay Gazetesi (Ankara), 13 Temmuz 2005, Çarşamba,
s.2
13) ŞARKI
Halay Dergisi (Ankara), Nisan 1984, Yıl: 4, Sayı: 40, s.20
Not: Erhan Köprülü takma adıyla yayımlandı.
14) GELECEĞİM MAVİ GÖZLERLE
Üçüncü Yeni Dergisi (Ankara), Kasım 1985, Sayı: 20, s.23
15) İsa Kayacan, "Hayrettin İvgin'den..", Olay Gazetesi (Ankara), 13 Temmuz 2005, Çarşamba,
s.2
16) BEN AŞKIM-ATEŞİM
Size Dergisi (İstanbul), Şubat 1987, Sayı: 160, s.11
17) Birlik Gazetesi (Üsküp), Yıl: XLIV, Sayı: 3619, Temmuz 1988, s.9
18) YALAN
Sungurlu Posta Gazetesi, 6 Ekim 1970, Salı, s.2
Sungurlu İlçesi Eğitim Bülteni, 1 Ekim 1970, Perşembe, Yıl: 2, Sayı: 13, s.2
19) BENİM ŞEHİR
Sungurlu Postası Gazetesi, 4 Eylül 1970, s.2
20) BIRAK
Hafta Sonu Gazetesi (İstanbul), 12 Eylül 1971, s.2
Sungurlu Postası Gazetesi, 14 Eylül 1971, Salı, s.1
Size Dergisi (İstanbul), 25 Haziran 1982, Sayı: 74, s.9-10
Size Dergisi (İstanbul), Ağustos 1988, Sayı: 178, s.8
21) MERHABA
Hafta Sonu Gazetesi (İstanbul), 9 Ocak 1972, s.2
Size Dergisi (İstanbul), 25 Haziran 1982, Sayı: 74, s.9-10
Size Dergisi (İstanbul), Ağustos 1988, Sayı: 178, s.8
Türk Edebiyatında Sevda Şiirleri Antolojisi (Hz: Yücel Saraçoğlu), Evrim-Sanat Yayınları: 9 Şir
Dizisi: 7 Antoloji Dizisi: 3, I.Baskı, Ümit Ofset Matbaacılık, Ankara-(Temmuz), s.112
İsa Kayacan, "Duygu Zenginliğiyle..", Tasvir Gazetesi (Ankara), 18 Temmuz 2005, Pazartesi, s.2
22) KARA TUTKU
Kelebek Gazetesi (İstanbul), 28 Mart 1980, Cuma, s.4
Size Dergisi (İstanbul), 25 Haziran 1982, Sayı: 74, s.9-10
Size Dergisi (İstanbul), Ağustos 1988, Sayı: 178, s.8
Türk ve Dünya Edebiyatında Veda Şiirleri Antolojisi (Hz: Yücel Saraçoğlu), Evrim Sanat
Yayınları: 10 Şiir Dizisi: 6 Antoloji Dizisi: 2, I.Baskı, Ümit Ofset Matbaacılık, Ankara-2002
(Temmuz), s.74
İsa Kayacan, "Hayrettin İvgin'den..", Olay Gazetesi, (Ankara), 13 Temmuz 2005 Çarşamba, s.2
23) ÖL DESEYDİN
Antoloji Şiir Dergisi (Ankara), Yıl: 2, Cilt: 3,Sayı: 16, Nisan 1982, s.14
24) GİTME NE OLURSUN
İsa Kayacan, "Birden Sonra", Tasvir Gazetesi (Ankara), 20 Temmuz 2005 Çarşamba, s.2
25) ALDANDIM
II.Uluslararası Türk Medeniyetlerinde Sözlü Kültür Geleneği "Şiirlerle İllerimiz", Denizli (25-26
Ekim 2003), Egeli Araştırmacı ve Yazarlar Birliği (EGAY- DER) Yayınları: 5, BRC Basımevi,
I.Baskı, Ankara-2003 (Aralık), s.212
İsa Kayacan, "Birden Sonra", Tasvir Gazetesi (Ankara), 20 Temmuz 2005 Çarşamba, s.2
ALDIĞI ÖDÜLLER ve BAŞARI BELGELERİ:
150’yi aşkın teşekkür, takdirname ve onur belgesi, 100’ü aşkın ödül ve başarı plaketi bulunuyor. Çok önemli ödüllerin sahibidir.
1. “1984-Halk Ozanlığı Emeği Geçenler Ödülü” (Halk Ozanları Vakfı).
2. “1995-Halk Ozanlığı Geleneğine Hizmet Ödülü” (Mersin Valiliği),
3. “1987-Türk Şairleri Yüksek Sanat Ödülü” (Kastamonu Daday Kaymakamlığı),
4. “1998-Geleneksel Türk Tiyatrosuna Hizmet Ödülü” (UNIMA Türkiye Milli Merkezi),
5. “1989-İhsan Hınçer Türk Folkloruna Hizmet Ödülü” (Folklor Araştırmaları Kurumu),
6. “2001-Samsun Kültür ve Sanatına Hizmet Ödülü”(Samsun Halk Ozanları ve Şairleri Derneği),
7. “2006-Türk Dünyası Kültür ve Halk Bilimine Hizmet Ödülü” (Hüseyin Gazi Kültür Derneği),
8. “2007-Türk Dünyasına Hizmet Uluslararası Ödülü” (Azerbaycan Vektör Milletlerarası İlim Merkezi),
9. “2008-Türk Dünyasına Hizmet Uluslararası Altın Madalya” (Azerbaycan Türk Dünyası Araştırmaları Uluslararası İlimler Akademisi),
10. “2009-13. Süleyman Brina Uluslararası Balkanlar Türk Kültürüne Hizmet Ödülü” (Doğru Yol: Prizren/KOSOVA),
11. “2009- Rusya Federasyonu Yazarlar Birliği tarafından “Dünyada Önemli 500 Yazar” arasına girmeyi başaran sanatçıya, madalya ve diploma.”
12. 2009-Hayrettin İVGİN’e Moskova’da “dünya edebiyatına büyük katkılar” gerekçesiyle Rus Edebiyat Akademisi’nce Aydınlanma Fedekârı A.S. Puşkin Altın Madalya Ödülü”
13. “2010-Türk Dünyası Edebiyatına Hizmet Ödülü” (KIBATEK),
14. “2010-Üstün Hizmet ve Başarı Ödülü” (İLESAM-2011), “Ahmet Tufan Şentürk Türk Şiirine Onur Ödülü” (Ankara),
15. “2011-Şerefli Ömür Ödülü” Azerbaycan Qayğı ve Himaye Fondu),
16. “2011-Qızıl Qalem (Altın Kalem) Ödülü” (Azerbaycan Kitle İletişim Çalışanları Sendikalar Birliği)
17. “2012-Haydar Aliyev Altın Madalyası Bakü’de verilmiştir. (Bakü Devlet Üniversitesi tarafından bu üniversitenin kuruluşunun 90. yılı dolayısıyla takdim edilmiştir.)
HAYRETTİN İVGİN’İN YAYIMLANMIŞ KİTAPLARI
1. İVGİN, Hayrettin; Uzaktan Öğretimde Ders Mektubu Yazma Teknikleri (N. Aslan, A. Şeren ile birlikte)
Milli Eğitim Bakanlığı Mektupla Öğretim Merkezi Yayını, Ankara 1976
2. İVGİN, Hayrettin; Halk Edebiyatı II (N. Aslan, A. Şeren ile birlikte)
Eğitim Enstitüleri Ders Kitabı, Millî Eğitim Bakanlığı Yaygın Yükseköğretim Kurumu Yayını, Ankara 1977
3. İVGİN, Hayrettin; Halk Edebiyatı III
Eğitim Enstitüleri Ders Kitabı, Millî Eğitim Bakanlığı Yaygın Yükseköğretim Kurumu Yayını, Ankara 1977 (II. Baskı 1978).
4. İVGİN, Hayrettin; Türkçe ve Öğretimi II (Ö. Ünal, N. Aslan, Şeren ile birlikte)
Eğitim Enstitüleri Ders Kitabı, Millî Eğitim Bakanlığı Yaygın Yükseköğretim Kurumu Yayını, Ankara 1977
5. İVGİN, Hayrettin; Âşık Sıtkı (Pervane)
Ankara 1976.
6. İVGİN, Hayrettin; Uzaktan Öğretimle İlgili Bir Kaynakça Denemesi
Millî Eğitim Bakanlığı Yaygın Yükseköğretim Kurumu Yayını, Ankara 1979.
7. İVGİN, Hayrettin; Atatürk’ün Türkiyesi (Âşık Eminî Düştü’nün Hayatı ve Şiirleri)
Ankara 1981
8. İVGİN, Hayrettin; Atatürk’ün İzindeyiz (Âşık Kul Ahmet’in Hayatı ve Şiirleri)
Ankara 1981
9. İVGİN, Hayrettin; Gelin Atatürk’ün Yoluna Dostlar (Âşık Kul Ahmet’in Hayatı ve Şiirleri)
Ankara 1981.
10. İVGİN, Hayrettin; Âşık Tahirî-Hayatı ve Bibliyografyası (N. Tan ile birlikte)
Kültür ve Turizm Bakanlığı Millî Folklor Araştırma Dairesi Yayını, Ankara 1984
11. İVGİN, Hayrettin; Zileli Âşık Fedaî (M. Yardımcı ile birlikte)
Ankara 1984
12. İVGİN, Hayrettin; Âşık Veysel’e Deyişler (İ.Ü.Nasrattınoğlu ile birlikte).
Folklor Araştırmaları Kurumu Yayını, Ankara 1983
13. İVGİN,Hayrettin;Karınca Dergisi Kooperatifçilikle İlgili Bibliyografya (N.Tan ve İ. Ü. Nasrattınoğlu ile birlikte).Türk Kooperatifçilik Kurumu Yayını, Ankara 1984
14.İVGİN, Hayrettin; Otuzuncu Kuruluş Yıldönümünde Folklor Araştırmaları Kurumu
Folklor Araştırmaları Kurumu Yayını, Ankara 1978.
15. İVGİN, Hayrettin; İhsan Hınçer Türk Folkloruna Hizmet Ödülü 87
Folklor Araştırmaları Kurumu Yayını, Ankara 1987.
16. İVGİN, Hayrettin; Zileli Âşık Zefil Nemci (M. Yardımcı ile birlikte)
Ankara 1988
17. İVGİN, Hayrettin; Dertler Üstüme Üstüme (Âşık Yanık Umman’ın Hayatı ve Şiirleri)
Ankara 1988.
18. İVGİN, Hayrettin; Dost İline Götür Beni (Âşık Yoksul Derviş’in Hayatı ve Şiirleri)
Ankara 1989.
19. İVGİN, Hayrettin; Yüz Bin Oldu Yarelerim (Âşık Yoksul Derviş’in Şiirleri)
Ankara 1989.
20. İVGİN, Hayrettin; Geredeli Âşık Figanî
Kültür Bakanlığı Yayını, Ankara 1994.
21. İVGİN, Hayrettin; Eski ve Yeni Karagöz Oyun Metinleri (M. Özlen ile birlikte)
Kültür Bakanlığı Yayını, Ankara 1996.
22. İVGİN, Hayrettin; Zileli Âşık Ceyhunî (M. Yardımcı ile birlikte)
23. Türk Halkbilimi ve Halk Edebiyatında Görüşler
Ankara 1996
24. İVGİN, Hayrettin; Bir Şah Olsam Hükmeylesem Cihana (Âşık Kul Ahmetin Hayatı ve Şiirleri)
Ankara 1996
25. İVGİN, Hayrettin; Gönlüm Kanatlandı (Âşık Çoban Hüseyin’in Hayatı ve Şiirleri)
Aş-Der Yayınları, Ankara 1998.
26. İVGİN, Hayrettin; Âşıklar Dünyasında AŞ-DER (Antoloji) (A.E. Bozyiğit, H. Çemrek ile birlikte)
Aş- İVGİN, Hayrettin; Der Yayınları, Ankara 1998.
27. İVGİN, Hayrettin; Vezirköprü Halk Kültürü Derlemeleri
Vezirköprü Belediye Yayınları, Ankara 1998.
28. İVGİN, Hayrettin; Karagöz ve Kukla Sanatımız
UNIMA Türkiye Milli Merkezi Yayınları, Ankara 2000.
29. İVGİN, Hayrettin; Nail Tan (Biyografi-Bibliyografya)
Ankara 2003.
30. İVGİN, Hayrettin; Anadolu Halk Hikayeleri
Kültür Ajans Yayınları, Ankara 2003.
31. İVGİN, Hayrettin; Uluslararası Türk-Ermeni Tarih ve Kültür Sempozyumu Bildirileri (O. Sanan ile birlikte)
Cumhuriyet Kültür ve Tanıtım Vakfı Yayınları, Ankara 2003
32. İVGİN, Hayrettin; Uluslar arası Atatürk ve Güzel Sanatlar Sempozyumu Bildirileri (N. Tan ile birlikte)
Cumhuriyet Kültür ve Tanıtım Vakfı Yayınları, Ankara 2005
33. İVGİN, Hayrettin; Kalecikli Âşık Mir’ati (A.E. Bozyiğit ile birlikte).
Kültür Ajans Yayınları, Ankara 2004
34. İVGİN, Hayrettin; Tellerimiz Atatürk’ü Çağırır (Âşık Eminî Düştü Şiirleri)
Kültür Ajans Yayınları, Ankara 2004.
35. İVGİN, Hayrettin; Hüsne Mağrur Olma (Halk, Âşık, Tekke Edebiyatı Yazıları)
Kitabevi Yayınları, İstanbul 2005.
36. İVGİN, Hayrettin; Altay Dağlarının Kaplanı Manas (Mitolojik Roman)
Yurt Yayınları, Ankara 2005.
37. İVGİN, Hayrettin; Deli Görünüşlü Akıllı Behlül Danende
Yurt Yayınları, Ankara 2005.
38. İVGİN, Hayrettin; Melânkolik Şiirler (Hazırlayan: Erhan İvgin)
Kültür Ajans Yayınları, Ankara 2006.
39. İVGİN, Hayrettin; Prof. Dr. Taciser Onuk Armağanı (F. Akpınarlı, H. S. Ortaç ve N. Tan’la birlikte)
Kültür Ajans Yayınları, Ankara 2007.
40. İVGİN, Hayrettin; Bilirem Gelmeyeceksen (Şiirler), (Hz: Prof. Dr. Elçin İsgenderzade),
Vektör Neşrevi, Bakü 2007.
41. İVGİN, Hayrettin; Türk Halk Edebiyatında Karakuş Kadı Fıkraları (Prof. Dr. S. Atken ve N. Tan’la birlikte)
Kültür Ajans Yayınları, Ankara 2008.
42. İVGİN, Hayrettin; Avrasya Kurumu Sempozyum Bildirileri,
Ankara 2008.
43. İVGİN, Hayrettin; Geçmişten-Günümüze Sungurlulu Halk Şairleri,
Sungurlu Belediyesi Yayınları, Ankara 2009.
44. İVGİN, Hayrettin; Yozgat Türküleri ve Oyun Havaları (S. Turhan ve Ö. Ünal’la birlikte)
Yozgat Dernekler Federasyonu Yayınları, Ankara 2009.
45. İVGİN, Hayrettin; Fuzuli Sempozyum Bildirileri (G. Öz ile birlikte)
Hüseyin Gazi Vakfı Yayınları, Ankara 2008
46. İVGİN, Hayrettin; Avrasya Kurumu Sempozyum Bildirileri (5. Nizami’den Y. Emre’ye K. Atatürk’ten H. Aliyev’e Uzanan Sevgi ve Barış Yolu Sempozyumu)
Ankara 2009
47. İVGİN, Hayrettin; Avrasya Kurumu Sempozyum Bildirileri (6. Nizami’den Y. Emre’ye K. Atatürk’ten H. Aliyev’e Uzanan Sevgi ve Barış Yolu Sempozyumu)
Ankara 2010
48. İVGİN, Hayrettin; Avrasya Kurumu Sempozyum Bildirileri (7. Nizami’den Y. Emre’ye K. Atatürk’ten H. Aliyev’e Uzanan Sevgi Yolu Sempozyumu)
Ankara 2011
49. İVGİN, Hayrettin; Yozgatlı Şair Hüznü-Hizbi Baba (Ö. Ünal ve F. Öncül ile birlikte)
Kültür Ajans Yayınları, Ankara 2008
50. İVGİN, Hayrettin; Nail Tan’a Armağan (T. Gülensoy ile birlikte)
Kültür Ajans Yayınları, Ankara 2011
51. İVGİN, Hayrettin; Sözün Gözesi/Âşık Erol Şahiner Hayatı ve Şiirleri
Yenidoğan Yayınları, İstanbul 2008
52. İVGİN, Hayrettin; Hüznlü Şeirler (Şiirler) (Hz. Elxan Yurdoğlu)
Kültür Ajans Yayınları, Ankara 2010
53. İVGİN, Hayrettin; Uzaktan Eğitimde Ders Notu Yazma İlkeleri (A. Şeren ile birlikte)
Atılım Üniversitesi Yayını, Ankara 2010
54. İVGİN, Hayrettin; Avrasya Kurumu Sempozyumu Bildirileri (8. Nizamî’den Yunus Emre’ye-Kemal Atatürk’ten Haydar Aliyev’e Uzanan Sevgi ve Barış Yolu Sempozyumu)
55. İVGİN, Hayrettin; Âşık Yoksul Derviş’ten Hz. Ali Mevlüdü-Düvaz İmamlar-Nevruzîyeler, Kültür Ajans Yayınları, Ankara 2012.
FAYDALANILAN KAYNAKLAR
1) İVGİN, Hayrettin; “Melankolik Şiirler” Kül¬tür Ajans Ta¬nı¬tım ve Or¬ga¬ni¬zas¬yon Ltd. Şti., Ko¬nur Sok. 66/9 Ba¬kan¬lık¬lar-AN¬KA¬RA, ISBN: 978-975-8951-38-3, Tel: 0.312.425 93 53 Fax: 0.312.419 44 43, Bas¬kı, BRC Ba¬sım Mat¬ba¬acı¬lık Ltd. Şti., Bü¬yük Sa¬na¬yi 1. Cad. Elif Sk. No: 7/243 Ak¬köp¬rü/AN¬KA¬RA, Tel: 0.312.384 44 54 (pbx), Bas¬kı Ta¬ri¬hi, Şubat ,Türkiye/ Ankara/ 2009
2) SARI, Hakan; Ihlamur Dergisi, Yıl 2 sayı: 5 ISSN:1309-8361, Kasım 2010,KONYA
3) Bursa Yıldırım Belediyesi Yayınları sayfa sayısı 47; , 4. Uluslararası Âşıklar ve Şairler Şöleni, Nazender SÜZER-Gürel GÖKÇE,
4) Prof. Dr. Eiçin İSKENDERZDE; “Bilirem Galmayacaksan”, Vektor, Naşrlar Evi, Bakü, 2007
5) Prof.Dr. Elçin İSGENDERZADE, “Biyografi-Bibliyografya”Vektor, Neşirler Evi Azerbaycan/Bakü, 2008
6) ŞINIXLI, Gülaya; “O Birilar Kimisan”,(Hayrettin İVGİN Yaradıcılığı Kontekstinda), Adiloğlu Yayıncılık Azerbaycan/Bakü, 2012
7) Sanat Sokağı (Kültür ve Edebiyat Dergisi), Sayı:35, BOLU/Abant
8) ELGÜN, Abdullah Çağrı; "Türk Dili”, (Genişletilmiş İkinci Baskı) Laçin Yayın Dağıtım, Kayseri 2001;
9) ELGÜN, Abdullah Çağrı; "Edebî Sanatlar”, (Laçin Yayın Dağıtım, Kayseri 2000)
10) KAPLAN, Mehmet; “Cumhuriyet Devri Türk Şiir”, Başbakanlık Kültür Müsteşarlığı Yayınları: 7, İstanbul-1973, s.5-8
11) GEÇER, İlhan; “Cumhuriyet Döneminde Türk Şiiri”, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. 785, Ankara-1987, s. 140-143
12) KAPLAN, Mehmet ;T”evfik Fikret ve Şiiri”, Türkiye Yayınevi, İstanbul-1946, s.149
Kitap İsteme ve Haberleşme Adresi :
Büro: Konur Sokak 66/7 Kızılay/ANKARA
Tel: 425 93 53/419 43 51
Fax: 419 44 43
Ev: Çiğdem Sokak 17/6 Aydınlıkevler/ANKARA
Tel: 318 13 21
Cep: 0 533 551 65 32
E-mail: [email protected]
ŞİİRLERİNDEN ÖRENEKLER:
O ŞARKIYI
Ankara ıssız, sisli ve karanlık,
İnce ince yağmur yağıyor.
Bu yağmur altında senin şarkını istiyorum
Bana, o gece söylediğin şarkıyı.
Ama;
Şimdi sen yoksun.
Dikmen tepelerinden,
Seyrediyorum Bahçelievler'in ışıklarını,
Yanıp yanıp sönen, bu ışıklar
Geceyi erken getiriyorlar.
Sen orda, ben burda.
Ah! Bitmeyen geceler,
Hasret dolu, hüzün dolu geceler
Bu gecede o şarkıyı duysam diyorum.
Ankara ıssız,
Ankara gece,
İpil ipil yağmur yağıyor sevdiğim.
Sen her şeyden güzelsin içimde.
Yalnızlık dahi senden güzel olamaz.
Sen iyisin,
Anamın sütü kadar saf ve temizsin.
Senden o şarkıyı istiyorum,
O bitmeyen şarkıyı.
O gece yağmur altında,
Islak dudaklarım, ıslak kollarım arasında
Derinden ta derinden söylediğin o şarkıyı.
Ama;
Şimdi sen yoksun şarkımız da yok, değil mi?
1963
İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” s.13
MEYDAN DEĞİL
Öyle Mecnun'um ki ama benim sevdiğim Leylâ değil
Çünkü Leylâ canan kadar güzel bülbülü şeyda değil
Bir şarabım var ki hayâllerden güzel, ondan lezzetli
Ben onun sarhoşuyum, efkârlığı veren meydan değil
11 Aralık 1964
İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” s.28
AH BU İNSANLAR!
Aynalar anlatır ölümlü çehremizin çirkinliğini
Nice hançerler saplandı beddualar gibi kalbimize.
Tertemiz ümitlerle süslerken tertemiz hislerimizi
Ah nice insanlar karıştı gelip geçen günlerimize
01 Mart 1965
İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” s.36
SON ŞARKILAR
İnsanlar kalplerini ellerinde taşıyor bugün
Gökyüzü benim bilmediğim gibi karardı.
Yirmi yıllık acının sarhoşluğunu yitirdi gönlüm
Kalbim karşı gözlerin alevleriyle yandı.
En güzel şarkılar artık ağıt oldu dilimde:
"Ruhum bir uzak hatıranın uğruna yandı"
Dost yüzlerine bakamıyorum eskisi gibi
Eskisi gibi "Ah!" çekmiyorum beni sevenlere.
Bir kötü bulut, kapkara çöküverdi
Yıllar yılı süslediğim en güzel düşlerime.
Her şarkıda hüzünler, acılar ve nedametler:
"Kimseye etmem şikâyet ağlarım ben halime"
Sokaklarda eskisi gibi tasasız dolaşamıyorum
Yağmurlar aniden habersiz basıyor artık.
Sayfalarca aşk mektupları da yazamıyorum
Hayat manasını kaybetti, yemekler tadını artık.
Eski bir şarkı yükseldi ümitsiz yolumuzda:
"Unuttun mu güzelim günlerce başbaşaydık?"
Ezan sesi duymak, dua etmek istiyorum,
Ah, bu hesap başladı ta küçücük yaştan.
Gün geliyor eskilere özlem duyuyorum,
Bir kitabın okuyorum tekrarını yeni baştan.
Bir şarkı ile canlandı o tatlı hatıralar:
"Mümkün mü unutmak güzelim neydi o akşam?"
12 Mart 1967
İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” s.39
GÖZLERİM SENDE "Tİ"
Gözüm sende kaldı "Ti"
Senden başka bir şey göremiyorum.
Her yerde, her şeydesin sen
Her çiçekten sen bakıyorsun bana.
Her renkte sen varsın halâ,
Her rüzgârda sen,
Seni kokluyorum,
Kitabımın sayfalarında sen varsın,
Yemek kaşığımda sen,
Seni okuyor, seni tadıyorum.
Cebimdeki paralar üstünde sen varsın
Dudağımdaki sigarada sen
Seni sayıyor, seni yakıyorum.
İçtiğim suda sen varsın,
Kadehimde sen,
Seni dikiyorum başıma.
Her yerde, her şeyde sen varsın "Ti"
Gece uykularımda,
Nisan yağmurlarında,
Şiirlerimde sen varsın sen.
Dedim ya
Her yerden, her şeyden bakıyorsun bana.
Bir gün beni öldürecek o gözlerin "Ti".
Benimkiler masum.
Ama, nedense daima onlar mahkûm
Benimkiler masum olduğu halde
İki süngü arasında kelepçeli, prangalı.
Seninkiler, suçlu olduğu halde
Daima beraat eder.
Gözlerim kalbinde tutuklu "Ti"
Seninkiler, her zaman
Hür ve bakacak
Benimkiler, mahpus ve kör kalacak.
04 Nisan 1965
İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” s.40-41
YALAN
Bana sarhoş diyorlar yalan
Sensizliğe alışmak için sarılırım şişelere.
Seni düşünmek sabahlara kadar
Seni sevmek sırılsıklam,
Ne demektir, bilir misin..?
Bana sarhoş diyorlar yalan.
Ankara dendi mi sarsılırım iliklerime kadar
Bu kentin gündüzlerini hiç unutmayacağım
Ve ikindi güneşlerinde bıraktığım seni.
İçime kadar duyuyorum sensizliğimi şimdi
Bana sarhoş diyorlar yalan.
Seni bekledim kaç geceler
Hoyrat karanlıklarda bilmezsin
Ve durup kaç geceler ağladım zamansız.
Sen, senden de büyük bir ateşle düştün içime.
Ne olurdu, geçmeseydi bu tutkunun,
Sert sincirleri bileklerimize.
Bana sarhoş derlerse inanma yalan.
Sensizlik büyüyor her yerimde
Bir mektubun bile yok postalarda,
Yokluğuna ağlıyorum duyuyor musun?
Ve seni görmek için geçiyorum
Aynı yerden yüz defa.
Bana sarhoş derlerse de inanma yalan.
1970
İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” s.54
ALDANDIM
Gözleri elaydı, güzeldi;
Daldım, aldandım.
Yanakları elmaydı, nardı;
Tattım, aldandım.
Saçları düzdü, kumraldı;
Okşadım, aldandım.
Dudakları güldü, kirazdı;
Öptüm, aldandım.
Bakışı hülyaydı, rüyaydı;
Gördüm, aldandım.
Sözleri yalandı, sevdaydı;
İnandım, aldandım.
1984
İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” s.56
ÖL DESEYDİN
Bırakıp da gitmek niye
Gel deseydin gelmez miydim.
Kaşlar çatış kızmak niye
Gül deseydin gülmez miydim.
Terketme beni gül yüzlüm
Şeker dillim tatlı sözlüm
Gözyaşlarını kara gözlüm
Sil deseydin silmez miydim.
Bu yaptığın vefasızlık
Ömrümüz hep safasızlık
Benimki de kafasızlık
Kal deseydin kalmaz mıydım.
Erittim gündüz geceyi
İsimlerden ilk heceyi
En karışık bilmeceyi
Bil deseydin bilmez miydim.
İsteseydin ancaları
Yeni açmış goncaları
Dört yapraklı yoncaları
Bul deseydin bulmaz mıydım.
Dur n'olursun gitme sakın
Dîdeler ağlıyor bakın
Yürekleri yere atın,
Al deseydin almaz mıydım?
Seni içten sevmiştim ben
Aşk sarayı kurmuştum ben
Sözlerimde durmuştum ben
Öl deseydin ölmez miydim.
2004
İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” s. 61-62
ÖĞRETMENİM
- Köy Çocuklarından
Cumhuriyet Öğretmenlerine-
Bizi okut, yol ver bize fikrinle
Ülke sorununa dal öğretmenin
Öğret insanlığı, medeniyeti
Gitme köyden n'olur, kal öğretmenim
Uygar yaşamayı sen öğret bize
Bunca yıl inandırıldık saf söze
Gün olur inersek yokuştan düze
Olursun bizlere dal öğretmenim
Köpek hastanesi kurmuşlar yurtta
Acısız doğum yaparmış burada
Anamsa doğurmuş beni tarlada
İt et yer, biz niçin yal öğretmenim
Köyümüz ışıksız, yolsuz, okulsuz
Sesimizi duyan yok kolsuzuz
Su veren yok ölüyoruz da susuz
N'olacak bizim bu hal öğretmenim
Okuyup senin gibi olacağım
Doğru büyüdüm, doğru kalacağım
Ben babamın hakkını alacağım
Onların üstüne sal öğretmenin
Âşık Gaybi de gerçeği söyler
Uykudan uyanın garip köylüler
Sizler olmasanız bu vatan n'eyler
Ümitlerin bize bal öğretmenim
1969
İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” s.63
ÖZLEM
- Vatanım Vezirköprü'ye..-
Terk edeli ana-baba kucağı sılayı,
Zalimine düşmüşüm çeken bilir gurbeti.
İnsana en kutlu, en iyi, en güzel dilek
Sevdiğinin yanında, doğduğu yerde ölmek.
Gurbet elde sadece vardır gam ile çile
Dört yanın güller dolsa, istemem başka bir yer
Bir taşını değişmem Mısır, İran ve Çin'e
Allah cenneti verse, derim ki Köprü'yü ver.
Cehennem dahi olsa, bana hep sılam gerek
Cenazem dahi atlar, toprağına gülerek.
1999
İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” s.64
ATATÜRKSÜZ
Yetmez mi bunca durgunluk?
Yetmez mi bunca atıllık?
Nerede gelişme, nerede uygarlık?
Virane olmada güzel yurdum, Atatürksüz .
Oysaki Atatürk bizlerdik,
Kahraman bizlerdik.
Bizdik 20'lerde çağdaş ufuklara yelken açan .
Bizdik al bayrağımızı yücelere diken.
Geri kalmada vatanım, Atatürksüz.
Atatürk hicranıyla ülke matem havasında,
Hüznümüz umut güllerini solduruyor,
Gündüzler elem gecelerine varıyor,
Karanlıklar daha da karanlık,
Hatırı kalmadı ülkenin, Atatürksüz.
Yalancı olduk, döndük sözümüzden.
Saptık izimizden.
Dost bilinenlerin hilesi gün yüzüne çıktı.
Aymazlar artık bıktırdı,sıktı .
İtibarı kaybedildi Türkiyemin, Atatürksüz.
Çabuk yıprattık,bilerek hırpaladık.
Kurduğu şanlı Meclisi.
Halktan koptu vekillerimiz .
Olmuyor milletimizin dileği.
Artık IMF'nin AB'nin sözü geçiyor .
Borçlar çoğaldı maliyenin, Atatürksüz.
Hayat güç oldu yaşlılara,
Verilmedi ümit gençlerimize,
İşçi-esnaf-köylü çaresiz ağlamada…
Ama korkmayın,
Birileri sahip çıkar Türklüğümüze, geleceğimize,
Olsak da Atatürksüz…
2004
İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” s.67-68
HER AKŞAM BU SINIFTA
Gönlüm kırılan sazın sesini dinler,
Gurbet mandolinlerinin çaldığı
Her akşam bu sınıfta.
Düşünüyorum derin derin
Gözlerimin hülyalara daldığı
Her akşam bu sınıfta.
Bıktım usandım kardeş;
Her gün aynı nakarat, her saat aynı beste,
Özlemlerimiz tazeleniyor aldığımız her nefeste,
Gurbet akardiyonlarının çaldığı
Her akşam bu sınıfta.
Her birinin yolunu gözleyeni var,
Hepsinin kalbinde sevda ateşi yanar.
Gözlerimin seller misali yaşlarını akıttığı
Her akşam bu sınıfta.
18 Ekim 1960
İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” s. 9
ÖTEKİLER GİBİ
Bırak sen de ötekiler gibisin;
Gülüşün, giyinişin, kırıtışın
Hepsi, hepsi ötekiler gibi…
Bana artık yakın olma,
Uzaklaş benden.
Sen de ötekiler gibisin kızım.
Dinmedi halâ kalbimde
O volkan gibi eski sızım
Ötekiler gibisin kızım
Ötekiler gibi….
1961
İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” s.11
DEĞİŞMİŞ BULACAĞIM
Bak sevgili gidiyorum,
Bir gün sılaya döndüğümde,
Görünce şaşırmam
Yabancı perdeler pencerenizde.
O zaman her şey değişmiş olacak,
Ayrıca doğan günde.
Sen ayrı diyarda
Bense sılada.
Değişmeyen yalnız bir şey var:
Var olduğumuz ve yaşadığımız.
Ama nerede yaşamak?
Üstelik rüzgâr esmiş
Dökmüş yapraklarını dalların
Dağılmış belki saçların.
Yıllar sonra sana rastlıyacağım,
Biliyorum seni farklı göreceğim
Hatta soy ismini bile
Değişmiş bulacağım.
1961
İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” s.12
O ŞARKIYI
Ankara ıssız, sisli ve karanlık,
İnce ince yağmur yağıyor.
Bu yağmur altında senin şarkını istiyorum
Bana, o gece söylediğin şarkıyı.
Ama;
Şimdi sen yoksun.
Dikmen tepelerinden,
Seyrediyorum Bahçelievler'in ışıklarını,
Yanıp yanıp sönen, bu ışıklar
Geceyi erken getiriyorlar.
Sen orda, ben burda.
Ah! Bitmeyen geceler,
Hasret dolu, hüzün dolu geceler
Bu gecede o şarkıyı duysam diyorum.
Ankara ıssız,
Ankara gece,
İpil ipil yağmur yağıyor sevdiğim.
Sen her şeyden güzelsin içimde.
Yalnızlık dahi senden güzel olamaz.
Sen iyisin,
Anamın sütü kadar saf ve temizsin.
Senden o şarkıyı istiyorum,
O bitmeyen şarkıyı.
O gece yağmur altında,
Islak dudaklarım, ıslak kollarım arasında
Derinden ta derinden söylediğin o şarkıyı.
Ama;
Şimdi sen yoksun şarkımız da yok, değil mi?
1963
İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” s.13
DENİZE ÖZLEYİŞ
Denizlerin özleyişi sarar içimi,
Olmalısın yanımda.
Kum, güneş;
Yakmalı göğsümüzü, karartmalı,
Dalgalar bileklerimize vurmalı delice,
Rüzgar uçurmalı saçlarımızı,
Olmalısın yanımda.
Uyumalıyız kumsalda
Top oynamalı, koşmalıyız.
Velhasıl,
Denizlerin özleyişi sarar içimi.
Bu bunaltılı yaz günü
Olmalısın yanımda.
1964
İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” s.14
GECE
Şimdi gece;
Komşu plâkta bir şarkı:
"Sabah yıllardan beri ilk defa oldu bence"
Ağlayarak, bükülen dudaklarımla
Bu sese katıldım ben de.
Bir zamanlar
Renk renk çiçekler açardı gönlümde,
Ben onları okşayan bir bahçivandım.
Düşündüm,
Düşündüm de o an:
Nasıl yaşayacağım?
Ama atlarını gemlemiş, uzaklaşmış zaman.
Şimdi gece;
Gölgeler büyük büyük,
Kader ağ gibi göz göz…
Küllenmiş mangalda köz
Yanmaz oldu artık.
Bir cevap vermezler bana
Gelip geçen mevsimler, günler, saatler
Alnımdaki kader çizgilerinden yana.
Şimdi gece;
Bu alaca karanlıklarda
Seğirtip gitmiş çocukluğum,
Gözyaşlarımla
Umutlarımı boğmuşum,
Kendimi
Yılların akışına bırakmışım.
Ah bu;
Umutlar,
Hüzünler,
Ayrılık,
Yalnızlık,
Gölgeler ve karanlık…
Komşu plâkta çalınan
O şarkı değildir artık!
15 Kasım 1964
İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” s.15-16
GERİ GELMEYECEK
"Dertli Kemancıya"
Sevinme tabiatın bu yekpare halinden
Gidecek seninle gelenler de bu yerden
Çıkardığın "do" yu çağıramazsın gökten
Bir daha geri gelmeyecek giden zaman
28 Ekim 1964
İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” s.19
MAVİ
Dikme denizler mavisi gözlerini gözlerime
Bir hoş oluyor kalbim.
Gözlerin, hasret kaldığım
Sahilleri anlatıyor bana.
Mavi hayâller, mavi özlemler
Bakıyorum sana.
İnsafsızca vurur gönlümün bu boş limanına
Köpük köpük dalgalar.
Bu limandan ki yıllar önce
Demir aldı sevdalar.
İstiyorum bazen;
O maviliklere açılmak,
Sahil sahil gezip
Gözlerinde demirlemek.
Bir albatros kuşu gibi mavi göğü
Bir baştan bir başa geçmek.
Boğulmak çoğu zaman
Balıklar ve balinalar gibi yüzmek
Ve yalnızca
Açılmak, açılmak enginlere
O denizlerde.
Düşünürüm farkımı dalgalardan
Yine yalnızlığım, yine hayali yatım, yine bu mavi göz
Kaçar gibi fırtınalardan.
Ay doğmuyor gecelerimde, yıldızlar parlamıyor
Hiç yelken açmaya fırsat var mı?
Bu mavilikler
Bana yakın olduğu kadar yabancıdır.
Gözlerim dalgınsa şu an
Hayaldir, seraptır, düştür
İşte hepsi bu kadardır.
01 Aralık 1964
İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” s.23
ESKİ BİR MEKTUP
Ben, parça parça
Yama yama, ek ek
Birleşen tümüm bu gece.
Sen, zihnimde
Bir bütünsün bedence.
Elimde eski bir mektup
Kokusunu taşıyor sıcak iklimlerin
Beş sene önce yazılmış
Bu tatlı çizgileri senin ellerinin.
En parlak bir bahar gününe çevrildi zihnim:
Yeşil gözlerini,
Saçlarını,
Ellerini
Ve gizlice gönderdiğin
Mektubu hatırladım.
Oysaki, şimdi ne gelen var önümde
ne bıraktığım arkada.
O zamanlar, gönlüm
Tatmadığım bir hissin olmuştu ilâhı
Sonunda yıkıldı mâbedimin en büyük kapısı.
Ah! İstiyorum elim içinde senin elin olsun;
Koynumda göz göz zeytin yaprağı, beyaz papatyalar,
Kanat açmış bir bahar perisi
Düşüme misafir gelsin.
Ama;
Bu gece ölmeye mahkûm düşüncelerim,
Ebedi beklemeye hükümlü gözlerim.
06 Aralık 1964
İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” s.24
OLSA DA DÖNÜŞ
Başladığı gibi arkadaşlığımız;
Şimdi hatıralar ötede beride,
Yan yana gelecek birgün.
Çözülmez belki de bu düğüm
Gönüllerde.
Bir gün hiç görmemek üzere ayrılacağız,
Mektuplar yazacağız birbirimize,
Diyemediklerimizi anlatacağız.
Bir iki derken
Usanacağız,
Mektupları keseceğiz,
Sen unutacaksın, ben unutacağım.
Derinlere dalıp, büzerek gözlerimizi,
Ancak hatırlayacağız.
Mümkün olsa da; yıllar sonra
Dönebilsek okuduğumuz sınıfa,
Birlikte oturduğumuz sıraya
Senin saçların gene aynı kesilmiş,
Sırtında gene aynı elbisen,
Benim kravat aynı.
Sen anlatacaksın, ben anlatacağım;
Ama sen yabancı, ben yabancı.
9 Aralık 1964
İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” s.27
MEYDAN DEĞİL
Öyle Mecnun'um ki ama benim sevdiğim Leylâ değil
Çünkü Leylâ canan kadar güzel bülbülü şeyda değil
Bir şarabım var ki hayâllerden güzel, ondan lezzetli
Ben onun sarhoşuyum, efkârlığı veren meydan değil
11 Aralık 1964
İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” s.28
FARK
Tanrı "seviniz" demiş,
Sevdim.
Tanrı "gülün" demiş,
Gülmek mi?
Ben ağlamayı bilirim.
Gülmek için yaratmamış beni.
17 Aralık 1964
İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” s.29
O GÜZEL ŞARKILAR
Hep o güzel şarkılarla
gelirsin aklıma.
Sanki yüreğimde
uzun boylu bir yaşantısın.
Hani ya, ayaklarımız çok uzaklara kaçacaktı
mutluluğun en güzeli ikimizin olacaktı
Ve o kahredici yalnızlık
hiç girmeyecekti aramıza.
Hatırlarım da kahrolurum şimdi
yalnızca.
Oturup karanlık balkonlara
ağlayışım bundandır.
Söyleten böyle beni
özlemindir.
Dudaklarım senin -ve belki de ikimizin-
şarkılarını söyler.
Yanımda olsaydın ya,
En güzel tutkuları anlatırdım
sana,
Şimdi sadece seni buluyorum
plaklarda şarkılarda.
1965
İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” s.30
AĞLAMAKLI KALACAĞIM
Boşuna,
güz çiçeklerinden umut beklemek.
Hoyrat bir mevsimdir,
ortalıkta dolaşan.
Yıldızsız akşamlarla dolu şimdi kadehler
Birikmiş gözlerde kara bulutlar
Kasım yağmurlarıdır
kirpiklerinmizden dökülen.
Biliyorum,
Bu kaçıncı sevgim unutamadığım
Ve unutulduğum kaçıncı?
Kasım rüzgârlarıdır
dal uçlarında sert esen.
Her şarkıdan özgesin içimde,
Her şarkıdan içlisin.
Ama rüzgârlar bilmediğim şarkılar söylüyor.
Dedim ya birikmiş karabulutlar gözlerde,
Ağlamaklı kalacağım biliyorum yine,
Anlatılmaz duygular içinde.
1965
İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” s.31
BİRAZ ÜMİT, BİRAZ DOST, BİRAZ SEVGİ
I
Ben; uzaklarda ışıkları sönmüş
Bir kötü dua gibi çöken gecelerde
Mutluluğu kaderlerinde arayan insanların çocuğuyum.
Sıyrıl da bir bak
Bu sağır kalabalığın içinden,
Yüreklerine acılar dökülmüş insanların
Uzak hasret inleyişlerini dinle.
Özlemleri ağırlık noktasında
En yüce sevgiler kabarır gönüllerinde.
Selâm beklerler
Gagaları hasret yüklü kuşlarla.
Hani en güzel rüyalar içinde
Birdenbire bir umutsuzluk giriverir ya!
Biz öyle insanlarız işte!
II
Bu akşam kül renkli bulutlarla
Perde perde idi Ankara semalarına
Efkâr dolu geceler.
Sanki bir körebe oynanıyor kaderimde
Şimdi boşuna koşuyorum dört bir yana.
Ezmek, yok etmek istercesine vuruyorum
Bedeni bile bana ait olmayan başıma.
Şarkılar, mektuplar avutamıyor,
Ümit etmek, inanmak olmuyor.
Tanrım! Aynı rüya ile mi uyanacağım her sabah.
Ve gözyaşlarımdan
Hep benim avuçlarım mı ıslanacak?
Bu şiiri yazdığım ellerimle
Saçlarımı karıştırıyorum.
Ve kader denen bir tesadüfün eseri olan
Hayatımı anlamak istiyorum.
Bu kötümser insan ben miyim?
Attığı adımların hesabını bile bilmeyen ben miyim?
Bazen de "aldırma!"
Diyebiliyorum bu nankör hayata.
Şimdi geçti artık
Zaman dediğimiz hakikat
Ve unutulmaya terk edildi
Hatıralar…!
Boğazımda kahrolmanın düğümü
İsteksiz, anlamsız şarkılar söylüyorum,
Bütün esaslardan uzak
Ve hoyratça günahkâr olduğunu sandığım ellerimi tutuyorum.
Biraz ümit,
Biraz dost,
Biraz sevgi diyorum.
01 Şubat 1965
İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” s.32-33
NE ÇIKAR?
Varsın yağmur mevsimi başlamış olsun,
Ne çıkar binlerce kere kahrolmuşsam yokluğunla,
Hatıralar küsmüşse, şarkılar kahretmişse seneler boyu?
Hoyrat ellerimle ağlamışsam bugüne kadar
Ve yollar ardından aynı ıslığı çalmışsam ne çıkar?
Ne olacak sanki sigara kokacaksa nefesim
Nice yalvarışlar dua olacaksa dilimde
Ve gecelerden ürkmeyeceksem?
Ne çıkar sonbaharın hışırdayan yaprakları gibiyse
elbisen,
Dudakları dudaklarıma değen
Son kız olsan da olmasan da sen.
17 Şubat 1965
İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” s.34
SENİ SEVDİĞİMDENDİR
Bakma ağlayıp, güldüğüme ikide bir
Sorma, neden yollara düştüğümü böyle erken.
Sustuğumu cahilliğime verme, inan ki
Ağlayıp, gülmem seni sevdiğimden.
Düşünme, nedir diye bu günler boyu kahroluş
Sorma, neden ıslandığımı hoyrat yağmurlardan.
Boşuna değildir bu sararış, bu soluş
Kahrolmam, sararmam seni sevdiğimden.
Bilmezsin bu ağır baş ağrısını sen,
Bana dokunan ayrılık türküleridir.
Hatıralarla birlikte dar geliyorsa evren,
Arada bir hıçkırmam seni sevdiğimden.
Kızma, bir yerine iki kadeh içiyorsam
Tükürüyorsam yerlere şarabın burukluğundan.
Sallanıyorsam sarhoşluktan sırılsıklam
Yerlere yıkılmam seni sevdiğimden.
Biliyor musun hiçbir şeyin beni avutamayacağını
Şarkılar daha içlidir, insanlar daha yoksun
Yakıyorsa beni ellerinin sıcaklığı
El çekmem seni sevdiğimden.
Görme nasıl beklediğimi gün gün
Boşuna değildir gözlerimin böyle dalması.
Oturmuş olmam böyle tek başına üzgün
Beklemem seni sevdiğimden.
26 Şubat 1965
İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” s.35
AH, BU İNSANLAR!
Aynalar anlatır ölümlü çehremizin çirkinliğini
Nice hançerler saplandı beddualar gibi kalbimize.
Tertemiz ümitlerle süslerken tertemiz hislerimizi
Ah nice insanlar karıştı gelip geçen günlerimize
01 Mart 1965
İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” s.36
YALAN HAKİKAT
Megafondan bağırmayacağım
Onu sevdiğimi,
Suyun anaforunda aramayacağım,
"Dante'nin Cehennemi" nde sormayacağım
Onu artık,
Ve sevilmediğime inanıp ağlamayacağım.
Ah, benim gözlerim günahkâr gözlerim;
Ah, benim ellerim hoyrat ellerim
Görmeseydin, sevmeseydin!
Yakıcı bir güneş yukarıda
Hevesli hevesli bakardı çirkin çizgili çehreler,
Utanırdım… utanırdım…
Binlerce defa aynı şiiri okurdum
Onların gözlerinde aynı manâ
Aynı bakış içinde.
Bu insanların her dudak büküşünde
Kurulan dünyam yeniden yıkılırdı.
Gitmemek elde sanki bu sıcak yele,
Sevmemek irade dışı sanki ölesiye.
Dünya bu kadar kötü olmamalı.
İnsanlar bu kadar düşman görünmemeli bana.
Birlikte geçtiğimiz yerden geçmemeli diğerleri.
Ötmemeli puhu kuşları geceleri,
Kederli gözlerde, neşeli gözlerde
Yaş getirmemeli sigara dumanları.
Şimdi şeftali dallarında sessizlik
Gelincik böceklerinde ümit bahardan.
Ama; serince bir yaz akşamı
-Yıldızsız, aysız-
Aradan zaman geçmiş,
Saçlar gecelere vermiş rengini.
Düşünürsün… düşünürsün eskileri
Yalan gibi, ümit gibi bir şey bu.
Hayır… hayır! Yalan olmamalı
Alkış sesleri gibi -manâsız- değil
Gözyaşların kadar sıcak
Ellerin gibi saf, temiz, öpülesi olmalı.
Tanrım! Düşünce ve zeka vermeseydin
Ancak olaydı bir çift göz, bir çift kanat
Düşünmeseydim, sevmeseydim!
Dost bakışlar
Beni bırakıp gidin artık!
Her gece hıçkıran dudaklarımda
Size de lânet var.
Seven bir kalp için yaşamak
Sadece ölmek mi imiş?
Gidin… gidin…!
Benim için sığınacak yer
O dudak değil, o kucak değil.
Bu delicesine yaşamalar
Dalsız, meyvesiz, çiçeksiz,
Gayesiz, düşüncesiz, aşksız
Neye yarar?
İnsanlar öyle kötü öyle kötü ki
Yüceltemiyorum hiç birini.
14 Nisan 1965
İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” s.37-38
SON ŞARKILAR
İnsanlar kalplerini ellerinde taşıyor bugün
Gökyüzü benim bilmediğim gibi karardı.
Yirmi yıllık acının sarhoşluğunu yitirdi gönlüm
Kalbim karşı gözlerin alevleriyle yandı.
En güzel şarkılar artık ağıt oldu dilimde:
"Ruhum bir uzak hatıranın uğruna yandı"
Dost yüzlerine bakamıyorum eskisi gibi
Eskisi gibi "Ah!" çekmiyorum beni sevenlere.
Bir kötü bulut, kapkara çöküverdi
Yıllar yılı süslediğim en güzel düşlerime.
Her şarkıda hüzünler, acılar ve nedametler:
"Kimseye etmem şikâyet ağlarım ben halime"
Sokaklarda eskisi gibi tasasız dolaşamıyorum
Yağmurlar aniden habersiz basıyor artık.
Sayfalarca aşk mektupları da yazamıyorum
Hayat manasını kaybetti, yemekler tadını artık.
Eski bir şarkı yükseldi ümitsiz yolumuzda:
"Unuttun mu güzelim günlerce başbaşaydık?"
Ezan sesi duymak, dua etmek istiyorum,
Ah, bu hesap başladı ta küçücük yaştan.
Gün geliyor eskilere özlem duyuyorum,
Bir kitabın okuyorum tekrarını yeni baştan.
Bir şarkı ile canlandı o tatlı hatıralar:
"Mümkün mü unutmak güzelim neydi o akşam?"
12 Mart 1967
İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” s.39
GÖZLERİM SENDE "Tİ"
Gözüm sende kaldı "Ti"
Senden başka bir şey göremiyorum.
Her yerde, her şeydesin sen
Her çiçekten sen bakıyorsun bana.
Her renkte sen varsın halâ,
Her rüzgârda sen,
Seni kokluyorum,
Kitabımın sayfalarında sen varsın,
Yemek kaşığımda sen,
Seni okuyor, seni tadıyorum.
Cebimdeki paralar üstünde sen varsın
Dudağımdaki sigarada sen
Seni sayıyor, seni yakıyorum.
İçtiğim suda sen varsın,
Kadehimde sen,
Seni dikiyorum başıma.
Her yerde, her şeyde sen varsın "Ti"
Gece uykularımda,
Nisan yağmurlarında,
Şiirlerimde sen varsın sen.
Dedim ya
Her yerden, her şeyden bakıyorsun bana.
Bir gün beni öldürecek o gözlerin "Ti".
Benimkiler masum.
Ama, nedense daima onlar mahkûm
Benimkiler masum olduğu halde
İki süngü arasında kelepçeli, prangalı.
Seninkiler, suçlu olduğu halde
Daima beraat eder.
Gözlerim kalbinde tutuklu "Ti"
Seninkiler, her zaman
Hür ve bakacak
Benimkiler, mahpus ve kör kalacak.
04 Nisan 1965
İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” s.40-41
UNUTMADIM
Unutmadım sevgilim unutamadım.
Aylar, yıllar geçti
Hiçbir şey seni bana unutturamadı.
Her bahar seni hatırlatıyor,
Şarkılar aynı duyguyu,
Rüzgarlar yine aynı kokuyu taşıyor.
Ne söylemiştik, kaderimiz ne çıktı?
Bembeyaz bulutların arkasından,
Umutlar yüklü
Bembeyaz günler güya bizim olacaktı
Artık dökmüş köhnemiş hikâyesini sulara,
karşıdaki bulutlar.
Kahkahaların
Papatyalı çimenlere gömülmüş.
Ruhumda meltemler gibi esen
Sesin, nefesin.
Hani nerde bir çiçek gözüne sığdırdığımız evren?
Ne zormuş beklemek,
Ah beklemek ölüm demek!
Ümitsiz artık gözlerim
Ve günahkâr oldu
Karanlıklarda dahi bir sır gibi sakladığım
Dost bildiğim yıpranmış ellerim.
Artık çıkmaz sokaklar karşısındayım
Ve iki büklüm önündeyim kaderin.
O gezdiğimiz yollarda
Uçuşan şu sarı yapraklar
Tekrar yeşerir mi?
Nice şiirler dinlemiştik değil mi
İnleyen nefesinde rüzgarın?
Çöllerde yapayalnız kaldığı zaman ruhum
Yaklaşmak için gözlerindeki pınarlara
İzlerine katılırdı kervanların.
En güzel düşler masallardan sıyrıldı,
Bilmiyordum bu kadar korkunç olduğunu siyahın.
Ben bunun için mi yıllarca beyaza hasret kaldım?
Yağmurlar başladı artık,
Sokaklar kaygusuz insanlarla dolu.
Islak dudaklarımda
Ipıslak bir sigara
Güçsüz hatıralarımı çekiyorum içime,
Bir nefes ölüm diye bitirmek istiyorum,
Yok oluverecekmişim gibi geliyor bir solukta.
Ansızın, habersizce, usulca
Bir kelime döküldü
Islak dudaklarımdan ıslak kaldırımlara:
"Nerdesin?"
Ama sen yoksun, evet sen yoksun!
Artık ne ümitsiz bekleyişim,
Ne sarhoşluğum,
Ne şarkılar,
Ne de o güzel çiçekler
Beni avutamayacak
Ve bu ruhsuz bedenim
Yücelikler arasında ufacık kalacak.
07 Nisan 1965
İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” s.42-43
ISLAK SOKAKLAR
Nisan yağmurları günahkâr arzularım üstüne yağsın.
Islak bakışlarımda,
Islak saçlarımda,
Ve parmaklarım ucundaki ıslak sigarada
Nedamet duyguları utansın.
Aşk; sevmekten çekinmek,
Sevilememekten korkmak mıdır?
Defalarca sorarım,
Avutamam kendimi binlerce cevapla.
Düşünürüm gelecek günlerimi,
Her şey boş!
Islak yollarda,
Islak sokaklarda
Karabulutların eşi gözlerim
Ve aşktan sırılsıklam bedenim.
Bitmek bilmeyen bu yolda
Yalnız yürürüm
Ve seni düşünürüm:
Pırıl pırıl yaz denizi bakışlarını,
Nar yarığı dudaklarını,
Demet demet saçlarını.
Bana ne faydanız oldu hatıralar?
Sadece ondan arta kalmış
Bu ıslak sokaklar…
Sevmek seni ölene kadar sevmek,
Hayır hayır sevememek yok mu seni,
Korkmak yok mu sevilememekten
Düşman başına.
Her şeye küfrederim:
Islak sokaklara,
İnsanlara
Ve "sevmiyor" çıkan papatya yapraklarına.
21 Nisan 1965
İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” s.44-45
KARA TUTKU
Sensiz geceler başladı bu kahrolası kentte.
Geceleri düşersin aklıma hep nedense,
Unutmak için kara koyunlar sayarım
Yeniden hatırlarım.
Gel de içlenme, elindeyse küfretme,
Karanlıklar koynunda ağlarım sessiz sedasız.
Senin kentte yıldızlar şimdi ışıl ışıldır.
Aynı şarkılar söyleniyor bıraktığın yerlerde.
Unutmak diliyorum, sonra bir efkar,
Kendimi dar atıyorum sokaklara.
Bu bir kara tutku biliyorum bilmesine.
Senin kentte bahçeler şimdi çiçek çiçektir.
Hüzünlü yağmurlar başlıyor sağnak sağnak .
Hayâli trenler geçiyor ıslak karanlığımdan,
Kara düdükler ötüyor yalnızlığımda.
Yokluğun durgun bir su özlediğim
Senin kentte sokaklar şimdi cıvıl cıvıldır.
Olsaydın.
Ellerini tutmak isterdim usulca.
Aslında bir kör koşu düşmüş payıma,
Mutsuzluğum üstüne.
Bıraktığın yarım şarkılar boşalan gözyaşları,
Ve sarhoş anılardır titreyen aklımda
Senin kentte ağaçlar şimdi yeşil yeşildir.
1980
İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” s.49
GİTME NE OLURSUN!
Yeni bir umutla gelecek yarınlar
Aç pencereni dağlara karşı.
Geçmiş-gelecek zaman dursun
Gözlerimde yaş, içimde hüzün.
Gitme!
Gitme, ne olursun!
Ellerim öksüz kalır gidersen
Kollarım, saçlarım yetim.
Bırak, gözlerimiz-sözlerimiz birbirine doysun,
Gitme!
Gitme, ne olursun!
Daha bitmedi sözler gönlümüzde
Bütün şarkılar yarım kaldı.
Bırak, gönül çiçekleri burada solsun.
Gitme!
Gitme, ne olursun!
Sen de bilirsin unutmak çok zor,
Gözlerde özleyiş, yüreklerde kor
Aşk iksirini yeni baştan sun.
Gitme!
Gitme, ne olursun!
1978
İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” s.30
MERHABA!
Bir haziran gecesinde bunaltılar sarar içimi,
Alfabenin üçüncü harfini selamlarım.
Almaz selamımı.
Bütün evrenin kahrımı yüklenir omuzlarım,
Silkinip atmak isterim şuursuzca.
Öpüp alnıma koyardım eğer benim olmasaydı
Dost bellediğim ellerime güvenirim.
Dokuz nolu harf gelir sonra dilime,
"Merhaba" derim, "Merhaba" demez.
Kahırlar düğümlenir yüreğimde pare- pare
Hüzünlü şarkılar sarar her yöremi nedense,
Unutulmak ve sevmek üstüne...
Sonra üçüncü-dokuzuncu selamlanır korkakça.
Yürekler yakan bir "Merhaba" gelir usulca.
Herşey benim olur.
1971
İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” s.51
AŞKIM, ATEŞİM, NEFRETİM
Benim şarkılarım çalınır durmadan
Benim sevdam söylenir dillerde,
Çünkü ben aşkım, ben ateşim, ben nefretim.
Benim Mansur yerine dâra çekilen
Nesimi değil, benim derisi yüzülen.
Kazanları patlatan ateş benim,
Benim aşkımdır, vapurları yürüten, rüzgarları estiren.
Benim Hiroşima'da Nagazaki'de,
Bir anda ölen yüz binlerce insan .
Benim duran milyonlarca kalbin
Şahdamarlarında dolaşan kan.
Ve trilyonlarca aşkları ılık ılık sürükleyen
Damarlar bende vardır.
Benim dinazorların, mamutların yaşadığı çağlarda,
Dev bataklıklara çöken,
Ve bir daha çıkamayan.
Benim sandalım devrildi pirana dolu sulara,
Her zerresi milyon parça aşka bedel etimin .
Benim beş milyon yıl önceki fosil
Kanatları bugüne iz bırakan aşkların.
Evet, benim Pompei'nin günahkâr insanları
Kızgın ateşlere daldıran kendini,
Vezüv' ün lâvları bile söndürmedi volkanımı.
Benim Nazilerin fırınlarında yanan binlerce Yahudi,
Kan ve zulümden yeniden doğan ideal benim.
Benim Titanik'le birlikte ummanlara dalan
Ve binlerce insanların feryatları benim.
Benim İstanbul'u fetheden Fatihler
Kelleler kesen krallar, haremler kuran padişahlar.
Benim şarkılarım çalınır durmadan,
Benim sevdam söylenir dillerde,
Çünkü ben aşkım, ben ateşim, ben nefretim.
1987
İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” s.52
GELECEĞİM MAVİ GÖZLERLE
Ufak bir yer ayır yüreğinde,
Binlerce mavi gözlerle geleceğim.
Ufak bir yer ayır uykularında,
Binlerce mavi düşlerle geleceğim.
Unuttun mu baharları,
Unuttun mu beni acep?
Sen gittin, yağmur, tipi,
Sen gittin sarardı yapraklar,
Ve sen gittin kalmadı tadı tabiatın.
Evet bekle beni karanlıklarda
Binlerce sarı saçlarla geleceğim.
Biliyorum beklemiyorsun yollarımı,
Kim bilir kimler var düşlerinde.
Mutlaka ellerin yine soğuktur bana karşı,
Bense oturup ağladım yüzlerce, binlerce kere
Bekle beni, bekle,
Binlerce sıcak ellerle geleceğim.
Dedim ya, sen gittin tatsız her şey,
Sen gittin rüzgar sert, dallar çiçeksiz.
Elbet geleceğim bekle beni
Binlerce güzel sözlerle geleceğim.
1984
İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” s.53
YALAN
Bana sarhoş diyorlar yalan
Sensizliğe alışmak için sarılırım şişelere.
Seni düşünmek sabahlara kadar
Seni sevmek sırılsıklam,
Ne demektir, bilir misin..?
Bana sarhoş diyorlar yalan.
Ankara dendi mi sarsılırım iliklerime kadar
Bu kentin gündüzlerini hiç unutmayacağım
Ve ikindi güneşlerinde bıraktığım seni.
İçime kadar duyuyorum sensizliğimi şimdi
Bana sarhoş diyorlar yalan.
Seni bekledim kaç geceler
Hoyrat karanlıklarda bilmezsin
Ve durup kaç geceler ağladım zamansız.
Sen, senden de büyük bir ateşle düştün içime.
Ne olurdu, geçmeseydi bu tutkunun,
Sert sincirleri bileklerimize.
Bana sarhoş derlerse inanma yalan.
Sensizlik büyüyor her yerimde
Bir mektubun bile yok postalarda,
Yokluğuna ağlıyorum duyuyor musun?
Ve seni görmek için geçiyorum
Aynı yerden yüz defa.
Bana sarhoş derlerse de inanma yalan.
1970
İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” s.54
ŞARKIMIZ
Dolmak bilmeyen çilelerimi
Boşalttığım kadehler niye almaz?
Bu şarkı niye durmadan çalar:
"Gizli aşk bu söyleyemem derdimi hiç kimseye."
Dar gelir bu kentin sokaklarına aşkım
Koca akşamlara derdim sığmaz
Kalakalmışım donuk gözlerle pencerelerde
Soluksuz kalmışım.
Ne bir ses, ne bir çağrı karşısında,
Gözlerin gözlerimde tüter de tüter
Gel derim, bana gel sessizce,
Kucak dolusu seni bekliyorum.
Gel derim uzaklarda olsan da
Bu geceler başka gündüzlerden
Aynı sıcaklığı içimde aşkımızın masalı.
Şarkılar gelmiş geçmiş en güzel
Sevdalar üstüne,
Deliliğimizin tiz sesiyle birlikte
Çalar güzel günlerimizin şarkısı:
"Gizli aşk bu söyleyemem derdimi hiç kimseye"
1970
İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” s.55
ALDANDIM
Gözleri elaydı, güzeldi;
Daldım, aldandım.
Yanakları elmaydı, nardı;
Tattım, aldandım.
Saçları düzdü, kumraldı;
Okşadım, aldandım.
Dudakları güldü, kirazdı;
Öptüm, aldandım.
Bakışı hülyaydı, rüyaydı;
Gördüm, aldandım.
Sözleri yalandı, sevdaydı;
İnandım, aldandım.
1984
İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” s.56
ŞARKI
Her güzelde sevdiğim senden bir iz ararım,
Bulunmaz gönlümdeki hayâlinden eser yok.
Dilimden gitmez adın senelerdir sorarım,
Bulunmaz gönlümdeki hayâlinden eser yok.
1984
İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” s.57
O ŞARKILAR
O şarkıyı söyleme benim yanımda,
Sakın ha,
O şarkı beni deli-divane ediyor.
İçimi kemiren vehim,
Sanki bu şarkıdır diyor.
Karanlık gecelerden daha içli,
Ölümden acı, sevdadan beter.
O şarkı bir güneşin batışını söylüyor.
O şarkı ki vuslattan güzel,
Yaşamaktan daha tatlı, ebed ve ezel.
Bilemezsiniz daha ne şarkılar var gönlümün.
Ölesiye sevdiğimiz şeylerden daha değer,
Gizli lâlezârımda kanat çırpar, takla atar,
Kuşlar kadar hür ve serbeser.
Okunamaz şarkıları var gönlümün.
Hatırlarım da zaman zaman ağlarım.
Onlar gizlidir içimde bir yaşam boyu,
Gözyaşlarıyla bile olsa her zaman hatırlarım.
Şarkılar ey şarkılar,
Ömrümün şarkıları!
Ben ölünce sizleri kim mırıldar.
Acaba arkamdan ağlar mısınız?
Benim kahırlı şarkılara ağladığım kadar.
1981
İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” s.58
BİLİYORUM GELMEYECEKSİN
Sen gittin,
Her anım dağlar kadar kahır,
Her saatim zoraki sabır.
Gelmedin,
Kalbimin her atışı damla damla zehir
Her göz kırpışım seller misali yaş.
Gittin gelmeyeceksin
Ama ümitle bekledim
Her gecem sonsuz ayaz,
Gündüzlerim kara cehennem.
Biliyorum gelmeyeceksin,
Gerçek değil bu kader!
Yalan söylememiş yıllar önce
O falcı çingene.
Her dakikam uçsuz-bucaksız boşluk,
Her saniyem bilinçsiz sarhoşluk,
Biliyorum gelmeyeceksin!
1982
İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” s. 59
GECELER
Geceleri gelir dertler, sıkıntılar..
Özlemler geceye.
Kalp ağrıları geceye
saklı…..
Teker teker gelmezler,
hepsi birden üstünde.
omuzlarında;
Sorgu- sual ilaç-derman
Sıraya girmiş işler bile,
Boş vermeler fayda etmez.
Geceler elem
geceler keder
geceler karanlık
geceler ürkütücü.
Desem ki
Suyu mu çıktı gündüzlerin?
2004
İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” s.60
ÖL DESEYDİN
Bırakıp da gitmek niye
Gel deseydin gelmez miydim.
Kaşlar çatış kızmak niye
Gül deseydin gülmez miydim.
Terketme beni gül yüzlüm
Şeker dillim tatlı sözlüm
Gözyaşlarını kara gözlüm
Sil deseydin silmez miydim.
Bu yaptığın vefasızlık
Ömrümüz hep safasızlık
Benimki de kafasızlık
Kal deseydin kalmaz mıydım.
Erittim gündüz geceyi
İsimlerden ilk heceyi
En karışık bilmeceyi
Bil deseydin bilmez miydim.
İsteseydin ancaları
Yeni açmış goncaları
Dört yapraklı yoncaları
Bul deseydin bulmaz mıydım.
Dur n'olursun gitme sakın
Dîdeler ağlıyor bakın
Yürekleri yere atın
Al deseydin almaz mıydım.
Seni içten sevmiştim ben
Aşk sarayı kurmuştum ben
Sözlerimde durmuştum ben
Öl deseydin ölmez miydim.
2004
İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” s.60-62
ÖĞRETMENİM
- Köy Çocuklarından
Cumhuriyet Öğretmenlerine-
Bizi okut, yol ver bize fikrinle
Ülke sorununa dal öğretmenin
Öğret insanlığı, medeniyeti
Gitme köyden n'olur, kal öğretmenim
Uygar yaşamayı sen öğret bize
Bunca yıl inandırıldık saf söze
Gün olur inersek yokuştan düze
Olursun bizlere dal öğretmenim
Köpek hastanesi kurmuşlar yurtta
Acısız doğum yaparmış burada
Anamsa doğurmuş beni tarlada
İt et yer, biz niçin yal öğretmenim
Köyümüz ışıksız, yolsuz, okulsuz
Sesimizi duyan yok kolsuzuz
Su veren yok ölüyoruz da susuz
N'olacak bizim bu hal öğretmenim
Okuyup senin gibi olacağım
Doğru büyüdüm, doğru kalacağım
Ben babamın hakkını alacağım
Onların üstüne sal öğretmenin
Âşık Gaybi de gerçeği söyler
Uykudan uyanın garip köylüler
Sizler olmasanız bu vatan n'eyler
Ümitlerin bize bal öğretmenim
1969
İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” s.63
ÖZLEM
- Vatanım Vezirköprü'ye..-
Terk edeli ana-baba kucağı sılayı,
Zalimine düşmüşüm çeken bilir gurbeti.
İnsana en kutlu, en iyi, en güzel dilek
Sevdiğinin yanında, doğduğu yerde ölmek.
Gurbet elde sadece vardır gam ile çile
Dört yanın güller dolsa, istemem başka bir yer
Bir taşını değişmem Mısır, İran ve Çin'e
Allah cenneti verse, derim ki Köprü'yü ver.
Cehennem dahi olsa, bana hep sılam gerek
Cenazem dahi atlar, toprağına gülerek.
1999
İVGİN; Hayrettin, “MELANKOLİK ŞİİRLER” s.64
HAYRETTİN İVGİN İÇİN YAZILAN
ve
İTHAF EDİLEN ŞİİRLER
HAYRETTİN İVGİN
Kültür Bakanlığı tek umudumuz
Al bu arzuhalim oku Hayrettin
Kültür ile küşad olsun yurdumuz
Salsın dört iklime koku Hayrettin
Bu yolda erbabı anılmak ister
İbrahim Hakkı'ya sadakat göster
Geçmiş ozanları bir meydana ser
Yaşatanlar olur bâki Hayrettin
Bir cevap eyle de dertlerim dinsin
Kültür varlığı sineme sinsin
Boşuna mı Hayrettin'sin İvgin'sin
Sende edebiyat yükü Hayrettin
Fidan diktik yaprak açtı gül oldu
Şiir yazdık kitap oldu dil oldu
Selvi oldu yaprak saldı dal oldu
Mesut'tur Yılmaz'dır kökü Hayrettin
Bazen uzak uzak yerden geliriz
Yunus'nan Veyis'nen çölden geliriz
Bitab düşer yorgun yoldan geliriz
Şerbetler verirsin saki Hayrettin
Reyhanî'yem şeker gibi dilin var
Kalem arı, defter çiçek balın var
Bunda yalanım yok, hüsnü halin var
Ahlakta halimsin hâki Hayrettin
Erzurumlu Âşık Reyhanî
İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” s.71
YOK BENİM
-Hayrettin İVGİN'e-
Dileğimi mül'hazâ et vefâdar
Bahdiyârda zernişânem yok benim
Gönül uman yerden bekler itibar
Senden başka el-amanım yok benim
Kem talihim zincir vurdu koluma
Bitkin düştüm kimse bakmaz halime
Zihnim zay olmakta el at elime
Dert yanacak bir imkânım yok benim
Yiğit odur yardım ede düşküne
El uzata perperişân şaşkına
Sırra kadem pîr-i mugan aşkına
Çaresizem hoş zamanım yok benim
Elbet kılavuzla döner bu devran
Dostu sadakattan olursa ferman
Bu müşkül halime sen eyle derman
Başka mühr-ü Süleymanım yok benim
Hasretî'yem hasret oldum n’eyleyim
Tutarsızam başka nasıl söyleyim
Kaderim buyumuş kime ne deyim
Senden gayri tek gümânım yok benim
Karslı Âşık Hasretî
İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” s.72
DUYDUN MU?
-Sn. Hayrettin İVGİN'e-
Hocam bilmem sen de farkında mısın?
Bize yeni çağrı geldi duydun mu?
Tüm ozanlar kabul etti n'eylesin
Boyun eğdi teslim oldu duydun mu?
Diklendi şerzade daşa ok attı
Kırdı döktü yeri yerden oynattı
Erzurumlu gelin türküsü bitti
Reyhanî'yi iki böldü duydun mu?
Beyaz bostan aldı Âşık Ruhanî
Lebdeğmezi yuttu Ali Rahmanî
Çırpındı döğündü Mevlüt İhsanî
Elinde bir tava kaldı duydun mu?
Şeref her cefaya boyun eğerek
Çobanoğlu Köroğlu'nu öğerek
Kiziroğlu Mustafa Bey diyerek
Teyipteki bandı sildi duydun mu?
İlhamî Demir de yan üstü yattı
İsmail Azerî battıkça battı
Zülfikâr Divanî aklın oynattı
Sefil Selim cuma kıldı duydun mu?
Abdulvahap kopya mopya yürüdü
Halil Karabulut yandı eridi
Feymanî Azaplı da çürüdü
Saç ağardı gözü doldu duydun mu
Karakılçık memiş dedi söyledi
Musa Merdanoğlu âşkı boyladı
Deryamî sahnede naz poz eyledi
Ölmedi canına doydu duydun mu?
Hülesayı kelam dert boydan aşdı
İri ufak şair ozan karıştı
Antalya'da altın güvercin uçtu
Sazlar sustu cazlar çaldı duydun mu?
Bu muydu feleğin bize fermanı
Kırdı kolumuzu çark-ı devranı
Hani Hasretî'nin dostu yâranı?
Garip elde benzi soldu duydun mu?
Karslı Âşık Hasretî
İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” s.73-74
LÂYIK
- Hayrettin İVGİN'e -
Gül desteden bir hatıra gönderdi
Bahçede yetişen gül size lâyık
Mazlumlara mürşit bize önderdi
Sizleri metheden dil size lâyık
Kılı kırka böler inceler süzer
Canı feda eder kitaplar yazar
Sevgi Atatürk'e vatanı gezer
Köyler ve ilçeler il size lâyık
Veysel bilür mürşidini pirini
Anladım ozanlar cevher dürünü
Tanrım cennet etsin yatan yerini
Sazımda çûş eden tel size lâyık
Yetmiş iki ozan yazmış destanı
Dünyada Kuran'ı ahret imanı
Severler vatanı temizdir kanı
Ulusun gittiği yol size lâyık
Halk Ozanı Bayram, düşün sonunu
Dünya duydu bu Veysel'in ününü
Altmış beş yılını pazar gününü
İhtiyar çağımdır yıl size lâyık
Âşık Bayram Köroğlu
(Kars -Selim-Akyar Köyü)
İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” s.75
BAŞKANIM
- Hayrettin İVGİN'e…-
Aldım mektubunu açtım okudum
Hastanın gönlünü alan Başkanım
İnceden eğirdim sıktan dokudum
Beni ilhamlara salan Başkanım.
Kültür çevresinden ismimi silin
Ben tükendim bittim böylece bilin
Hayranı olmuştum sazdaki telin
Gönül seyrângâhım ta'lan Başkanım.
Beyhude yerlere kendimi yordum
Gönül pazarımı dertlere kurdum
Her kimi gördümse devasın sordum
Çıkmadı yardımcı olan Başkanım.
Çile kazanında kaynadım piştim
Kader yazısında dertleri seçtim
Kendi elim ile mezarım eştim
Anladım ki dünya yalan Başkanım.
Âşık Çatak işin kaldı Allah'a,
Harcadın ömrünü tükendi aha
Yazılan çekilir bil ki Ervah’a
Gelsin cenazemi kılan Başkanım.
İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” “Develili Âşık Ali Çatak”, s.76
DAR GÜNÜN DOSTU
Ahdine vefalı dar günün dostu
Hayrettin Bey hatır sordu sağ olsun.
Yalnızın yareni zor günün dostu
Hayrettin Bey hatır sordu sağ olsun.
Ankara'da görev alıp kalıyor
Sivas'ta halimden malum oluyor
Gelip hastanede beni buluyor
Hayrettin Bey hatır sordu sağ olsun.
Amansız dertlerim yakamı tuttu
Çektiğim çileler canıma yetti
Böyle bir günümde teselli etti
Hayrettin Bey hatır sordu sağ olsun.
Güzelin güzeldir hayali düşü,
Kafesde durmuyor şu gönül kuşu
Sevilir sayılır böylesi kişi
Hayrettin Bey hatır sordu sağ olsun.
Gönül adamıdır bildiğim böyle
Gerçeğin ispatı oluyor n'eyle
Gördüğümü derim duramam öyle
Hayrettin Bey hatır sordu sağ olsun.
İsmetî'nin âşkı özde serdedir
Görünen bedenim bende perdedir
İvgin iyilerden yüce yerdedir
Hayrettin Bey hatır sordu sağ olsun.
Sivaslı Âşık İsmetî
İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” s.77
İVGİN ile TAN
Kültür Bakanlığın simgesi olan
Bir Hayrettin İvgin, biri Nail Tan
Şairlere yakın sevgisi olan
Bir Hayrettin İvgin, biri Nail Tan
Kırkbeşlere gelmiş ömür yaşları
Edebiyat ile hayâl düşleri
Kültür Bakanlığın temel taşları
Bir Hayrettin İvgin, biri Nail Tan
Folklor bulutuyla şimşekler çakan
Tatlı meşrebiyle gönüller yakan
Sanatçıya şevkat aşkıyla bakan
Bir Hayrettin İvgin, biri Nail Tan
Manzumenin duygusuyla ünleyen
Ozanların ezgisiyle inleyen
Garip Kul Ahmet'i bazen dinleyen
Bir Hayrettin İvgin, biri Nail Tan
1989
Âşık Kul Ahmet
İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” s.78
HAYRETTİN BEYE
Çabanız şevk ile anılacaktır
Sizler başımızda, hazır oldukça
Sizlere çatanlar yanılacaktır
Sevgiler bakidir dünya durdukça
Hız verin koruyun âşkın argını
Barıştırın küsülüyü gırgını
Unutmayız biz Hayrettin İvgin'i
Sevginiz bizlere böyle vurdukça
Âşıkların yükü dağlardan ağır
Göremez, duyamaz, ağma ve sağır
Bir emrin var ise ölüme çağır
Can hazır duruyor, canan oldukça.
Kayserili Âşık Gözübenli
İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” s.79
BEN İVGİN'E YAZAYIM
Verin şu kağıdı verin kalemi
Haber ola ben İvgin'e yazayım
Biz severiz Hayrettin'i alemi
Haber ola ben İvgin'e yazayım
Karalarda deli gönül karalar
Boşuna gidiyor bizim naralar
Hani n'oldu bu soyulan paralar
Haber ola ben İvgin'e yazayım
Kağıt aldım kalem aldım bilesin
Hayali aleme daldım bilesin
Nail Tan'a selam saldım bilesin
Haber ola ben İvgin'e yazayım
Kitabıma düzen verdi elleri
Doğrudan gerçeğe eser yelleri
Ben biliyom boşa çekmez telleri
Haber ola ben İvgin'e yazayım
Hayrettin İvgin'dir başımın tacı
Zor olur sevdiğim görmeyin acı
Der Süleyman bense istemem hacı
Haber ola ben İvgin'e yazayım
16.06.2005
Âşık Süleyman
İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” s.80
SAYIN HAYRETTİN İVGİN BEY
Vatanına bağlı Türklüğün özü
Varlığı milletin malıdır İvgin
Derindir kültürü dinlenir sözü
Bütün cemiyetlerin gülüdür İvgin
İçinde yanıyor bayrak sevgisi
Bizlerde mahzardır onun övgüsü
Toplum huzurudur herdem kaygısı
Nice aydınların koludur İvgin
Yazarın şairin oldu mimarı
Kutbu kudretindir onun esrarı
Düşünmez menfaati kârı zararı
Gerçek selvilerin dalıdır İvgin
Namert muhanete karşıdır herdem
Kendini bilmeze eyliyor sitem
İvginsiz yaşıyan toplumu n’idem
Gittiği Atanın yoludur İvgin
Temuroğlu eder canların canı
Dünyaya tanıtır koca vatanı
Gün gibi aydınlar bizim zamanı
Kültürde herkesin balıdır İvgin
Âşık Ali Temuroğlu
İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” s.81
HAYRETTİN İVGİN
Can içinde cana can ilginizi
Görmüşüm özde öz Hayrettin İvgin
Gün içinde güne gün bilginizi
Görmüşüm sözde söz Hayrettin İvgin
Birlik ile kültürüme hizmetin
Dostluk ile saygı dolu hürmetin
Doğru yolda çalışkan ve özverin
Görmüşüm izde iz Hayrettin İvgin
İlim büyük mürşid deyip yazarım
Gerçek nedir hemen onu sezerim
Nurşah dosttan dosta bir dost süzerim
Görmüşüm bizde biz Hayrettin İvgin
Âşık Nurşâh
(Durşen Mert)
İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” s.82
HAYRETTİN İVGİN'İN
MÜZE KÖŞESİ
El emeği gözler nuru nakışı
Hayrettin İvgin'in müze köşesi
Anadolu'muzun özlü bakışı
Hayrettin İvgin'in müze köşesi
Belgeleri bölgeleri temsili
Şark köşesi giyim kuşam ve milli
Kaynağında zengin kültürü ilmi
Hayrettin İvgin'in müze köşesi
Kavalından kabak kemânesine
Varalım Hacivat'ın hanesine
Kirmanından torba ve heybesine
Hayrettin İvgin'in müze köşesi
Anlatır il il Türkiye havası
Peşkiri, çorabı, tarağı, fesi
Festivaller, şenliklerin neşesi
Hayrettin İvgin'in müze köşesi
Konya kaşığından iğneliğe dek
Cezvesi bıçağı bir arada denk
Duvar süsleriyle âdeta ahenk
Hayrettin İvgin'in müze köşesi
Kumbarası, lambası, hoş ütüsü
Türk bayrağım gölgelenir ülkesi
Kuzeyi, güneyi, doğu, batısı
Hayrettin İvgin'in müze köşesi
Tarihi kilimi yerde halısı
Gülün güle dokunur mu çalısı
Karac'oğlan Elif, der sevdalısı
Hayrettin İvgin'in müze köşesi
Erzurum sarkası Sivas torbası
Boncuktan işleme kuşlu kolyesi
Tesbihinden çarığına iğnesi
Hayrettin İvgin'in müze köşesi
Oyaları dize dize seyranı
Bir köşede sazın çalar Seyrâni
Karaman Ongunî Türk Dil Bayramı
Hayrettin İvgin'in müze köşesi
Mersin sempozyumu İskenderun'u
Yunus'umda var der Yunus torunu
Fırat Havzasında pek çok yarını
Hayrettin İvgin'in müze köşesi
Eskişehir lüle taşı ününü
Erciyes Türk kooperatif'in ünü
Nasreddin Hoca'nın Has-Der'in günü
Hayrettin İvgin'in müze köşesi
Duvarında at nalının izi var
Abdal Musa'nın aşk dolu yüzü var
Pullu yazma şu Nurşah'ın sazı var
Hayrettin İvgin'in müze köşesi
31 Temmuz 1990/Ankara
Âşık Nurşah (Durşen Mert)
İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” s.83-84
HAYRETTİN İVGİN'E
Yaşım kırk beşlere vardı
Yedi dost içinde birisi İvgin
Kötü gün dostudur belli etmez ya
Yedi dost içinde birisi İvgin
Sizce bir ozana bu dostlar azdır
Elin tavukları komşuya kazdır
Karadenizlidir sanmayın Lâzdır
Yedi dost içinde birisi İvgin
Aşığı çok sever ayrımı bilmez
Gönlündeki coşku deryadır dinmez
Her insan indinde yücedir inmez
Yedi dost içinde birisi İvgin
Tek dostumu herkes bilsin istedim
Onun için şiir ile süsledim
Çoban dara düştüm onu sesledim
Yedi dost içinde birisi İvgin
Âşık Çoban Hüseyin
İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” s.85
SEVEN
-Sn. Hayrettin İVGİN'e -
Tanrısal dualarla ayrıcalığı vardır.
O artık hep iyiye, güzelliklere yardır.
Ebedi bir öğrenci, yetkinliği arayan;
Kanat takmış ruhuna kainat bile dardır.
Süleyman ÖZKANOĞLU
(1 Eylül 1992)
İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” s.86
TAVUK GETİRDİM
Al Hayrettin İvgin dostum
Sana bir tavuk getirdim
Ancak buna erdi destim
Sana bir tavuk getirdim
Ne bir hindi ne de bir kaz
Ne bir Kürt’tür ne de bir Laz
Kanatları beyaz beyaz
Sana bir tavuk getirdim
Horoz sevdası gözünde
Beslenmiş çöplük düzünde
Güneş değil yeryüzünde
Sana bir tavuk getirdim
Yaba gibi tırnağı var
Tepesinde ibiği var
Gelin gibi duvağı var
Sana bir tavuk getirdim
"Gık gık" eder ötüşüyor
Piliç ile dertleşiyor
İngilizce konuşuyor
Sana bir tavuk getirdim
Daim gübreliğe sapar
Hızlı hızlı yemler kapar
Teknoloji civciv yapar
Sana bir tavuk getirdim
Tokat eli memleketi
Holding gibi yok serveti
Belki şifa olur eti
Sana bir tavuk getirdim
Ne verirsen onları yer
Sana bolca teşekkür der
Bakanlıkta bir görev ver
Sana bir tavuk getirdim
Sokakta gezip tozuyor
Güzel daktilo yazıyor
Hemşirelere benziyor
Sana bir tavuk getirdim
Bir kızarsa heybetlidir
Pençeleri kuvvetlidir
Yumurtası lezzetlidir
Sana bir tavuk getirdim
Çekmez kürek bilmez kayık
Ne sarhoştur ne de ayık
Hayrettin İvgin'e layık
Sana bir tavuk getirdim
Ademden beri bu yana
Faydalı olmuş insana
Sakın kızmayasın bana
Sana bir tavuk getirdim
Kul Ahmet iç doludan
Nasipler gelir uludan
Ta Orta Anadolu'dan
Sana bir tavuk getirdim
Âşık Kul Ahmet
İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” s.87-89
BULURSUN
-Hayrettin İvgin kardeşime.-
Anna Masala n'olursun belki bir daha görürsün
Bana bir kez hemşerim de kendini bende bulursun
Gönlüm Sarıköy'de yatar Roma'da bir yürek atar
Yunus seni bize katar dermanı burda bulursun
Göktürklerden bugünlere Etrüsklerden bu Türklere
Romus siz Romulus biziz gerçeği nerde bulursun
Bahaeddin Güney bilir Roma ve Eskişehir'i
Gün gelir kardeş bilinir sebebi sende bulursun
Sevgi hoşgörüden geçer Nasrattınoğlu'nu seçer
Dostluk güvercini uçar ânı bahçemde bulursun
Hayrettin İVGİN can kardeş dostluklara âyan kardeş
Birgün bana darılırsa şi'rimi yerde bulursun
Bana Deli Berdan derler dostluk için gönderirler
Sen bizleri ihmal etme sevgiyi bizde bulursun
19 Şubat 1991/Adana
Berdan Karagöz
İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” s.90
ÖYLE GİDEYİM
-Beni yüreğinde dost olarak sakla
sevgili Hayrettin İVGİN-
Kadirli'nin öte yanı Karaman
İvgin hoca belki seni göremem
Bu yollarda boşa yürek yoramam
Gel sana sarılıp öyle gideyim
Adana yolları çamurlu tozlu
Bu sanat bileyim nelerle sözlü
Bir selam ilettim dost sevgi özlü
Gel sana sarılıp öyle gideyim
Günlerden çarşamba yılı doksanbir
Beş şiir dinledim beşi de zehir
Benim gibi fakir kime gerekir
Gel sana sarılıp öyle gideyim
Deli Berdan dellenmeden gitmeli
Kötüler çoksa bu garip n'etmeli
Ne kadar sıla var gurbet etmeli
Gel sana sarılıp öyle gideyim
22 Aralık 1991 Adana
Berdan Karagöz
İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” s.91
HAZIR
-Sn. Hayrettin İVGİN Hocamıza-
Hayrettin'im hasretimi giderdi
Şükretti Allah'a murada erdi
Sungurlu'ya güzel bir haber verdi
Sen ömrüm oldukça oku Sungurlum
Arkadaşı Yaşar Selicioğlu
Birisi güneyli birisi doğulu
Bizim memlekette cevahir dolu
Madenini kendin doku Sungurlum
Ne güzel haber ne güzel sözlerim
Oku, öğren duy da açıl gözlerim
Bilgimi toplumdan niçin gizlerim
Sen gayri var ettin yoku Sungurlum
İbrahim Armutçuoğlu ar etti
Şimdiye dek bilgim hep boşa gitti
Oku, öğren, yaz bu çilemiz bitti
Sona erdi cahilin şoku Sungurlum.
Aşık İbrahim Karakelek
(Sungurlu)
İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” s.92
HALK EDEBİYATI ŞÂİRİ ve FOLKLORCUSU
SAYIN PROF. DR. HAYRETTİN İVGİN BEY'E
Selviler ilk baharda açar, verir sürgün
Açmış ağaçlar sular oluvermiş durgun
Efendi, şâir, boyuyla sanki bir çıvgın
Nâmını sorarsanız Prof. Hayrettin İvgin
19.07.2006
Duacı Mahlaslı Kâmil Şahin
İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” s.93
SUKÛT-U HAYAL
- Akrostiş -
Hürriyet kuşun kanadında derler
Ayaklar yerdeyken hür olunmaz mı hocam?
Yeşil çimler üzerinde çıplak ayakla koşarken
Ranzalı hücreler hatırlanmaz mı hocam?
Ellerimiz kalem tutar dilimiz söz söyler
Taze baharla açan çiçekler ne güzel kokar
Tazeydik, çiçektik, hayatımızın baharındaydık,
İnsanlar güzel kokularını duymadılar düşüncelerimizin
Ninnilerde saklı kaldı özgürlüğümüzde, sevgimizde.
İsim koyamadık içinde yaşadığımız hayata
Var olan mıydı bizim olan yokluğa saklanan?
Güzel diye beklediğimiz yarınlar, çürük çıktı
İsim veremedik düşürüldüğümüz tuzağa
Ninnilerde saklı kaldı dürüstlükte, güvende.
1997
Nursen Özdoğan Kurban
İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” s.94
SAYIN HAYRETTİN İVGİN BEY
Bu kültüre neler verdi
Sayın Hayrettin İvgin Bey
Toplumlarda gülün derdi
Sayın Hayrettin İvgin Bey
Öncü oldu çok insana
Örnek idi bu zamana
Bol yaşasın kana kana
Sayın Hayrettin İvgin Bey
Herkese çoktur yanıtı
Türkü dünyaya tanıttı
Dikilmelidir anıtı
Sayın Hayrettin İvgin Bey
Kültür deryasında coşan
Asya, Avrupa'ya koşan
Nice bendi söküp aşan
Sayın Hayrettin İvgin Bey
Edebi deryaya dalan
Doktorluk unvanı alan
Bu sözlerim değil yalan
Sayın Hayrettin İvgin Bey
Temuroğlu baş tacımız
Gerçek onda inancımız
Bilim kültür ilacımız
Sayın Hayrettin İvgin Bey
Âşık Ali Temuroğlu
İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” s.95
ÂŞIK VEYSEL
-Hayrettin İVGİN'e -
Bülbül figan eder güller har oldu
Germeyince hocam Veysel çözülmez
Gönülde yaşayan bir nihan oldu
Görmeyince hocam Veysel çözülmez
Çıkmayınca Sivralan' ın dağına
Elvan çiçek açan elma bağına
İkibin yıllara uzay çağına
Varmayınca hocam Veysel çözülmez
Kapalı gözleri anlatmış çağı
Ormanı, ağacı, dalı, yaprağı
Kazma ile kazıp kara toprağı
Yarmayınca hocam Veysel çözülmez
Yürür gider inandığı yolundan
Dut oyması sazı sarı telinden
Öztürkçe olarak kendi dilinden
Sormayınca hocam Veysel çözülmez
Yonardı taşını kordu yerine
Âşık idi o güzelin birine
Kimse vâkıf değil gizli sırrına
Ermedikçe hocam Veysel çözülmez
Çok dikkat ederdi ham ile hasa
Her sözü anlamlı sanki bir yasa
Meydânî' yem der ki göğüs göğüse
Durmayınca hocam Veysel çözülmez
Âşık Meydanî
İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” s.96
ERDENİZ NEVEM
- Sn. Hayrettin İvgin'in nevesine -
Ulu ataların darb-meseli var,
Dövletde devedir, övladda neve,
Her elde, her evde eziz sayılan
Dövletde devedir, övledda neve.
Hamıdan ezizdir mene heyatda,
Şirinden şirindir Erdeniz balam.
Üreyimde teper, qolumda gücdür,
Çoşgun mehebbeti bir deniz balam.
Menim geleceye baxan gözümdür,
Bu günden sabaha ümidim menim.
Seslere qatılan ürek sözümdür,
Sabahın fetehi, igidim menim.
Nazını çekerem günde yüz kere,
Çetin ki kimseni bu qeder sevem,
Şirin arzuları uçsun göylere,
Yetsin her arzuya Erdeniz nevem.
Yaratmaq eşqiyle üreyi vuran,
Dünyaya açılan ümid qapımdır.
Özü Türk soyludur, veteni Turan,
Ömür çırağımdır, kainatımdır!
Gardaş ELİŞOĞLU
(Azerbaycan)
İVGİN; Hayrettin , “MELANKOLİK ŞİİRLER” s.97
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.
Edebiyat ve Kültür Platformu