Selahattin Dündar'ın Yeni Kitabı 'yapay Zekâ Ve Ozan Çıktı
KOŞASAZLI YAPAY ZEKÂ OZANI SELAHATTİN DÜNDAR
Abdullah Çağrı ELGÜN
Koşasazlı Yapay Zekâ Ozanı Selahattin DÜNDAR, Mayıs 2026’da yayınlayarak piyasaya sürdüğü “Yapay Zekâ ve Ozan” adlı kitabında Yapay Zekâ ile Ozan’ın Benzerliğini iddia ederek, Geçmiş ve çağdaş yaşamdan örnekler vererek bu tezini ispatlaya çalışmıştır.
Koşasazlı Yapay Zekâ Ozanı Selahattin DÜNDAR, insan zekâsının bir ürünü olan Yapay Zekâ Uygulamalarının hiçbir zaman insan gibi davranamayacağı, onun insan gibi hislerinin, duyguların ve ruhunun olamayacağını da açık bir şekilde “Yapay Zekâ ve Ozan Benzeşmesi”, “Yapay Zekâ ve Ozan” adlı eserinde, ayan beyan, hiçbir şüphe ve tartışmaya meydan vermeyecek şekilde ortaya koymuştur.
Teknolojiler büyük bir hızla ilerlediği bu çağda, bugün gelişmiş ülkelerde, çoğu fabrikalarda insan işçilerin yerine, Yapay Zekâ Beyinli Robotlar yer almaya başlamıştır. Bu robotlar, nihayet insan eliyle yapılmış makinalar olduğu için kendilerine programlarla yüklenmiş görevlerini, insanlardan daha büyük bir performansla ve daha verimli bir şekilde çalışarak yerine getirseler de insanların hiçbir vakit yerlerini tutamayacak oldukları da anlaşılmaktadır. Belki de gelecek bir zamanda, (Duygu, his, sevgi, ruhsal beceriler gerektirmeyen işlerin tamamında) insanların yerine bu Makine Robotların alması ve bu alanda insanların tek başlarına yapamayacağı büyük işleri yapmada insanların yerini kapacağı anlaşılmaktadır. Bu şekilde kim bilir belki de gelecekte insanların bu tarz işlerde çalışmasına, hiçbir alanda, hiçbir şekilde ihtiyaç duyulmayabilir.
Koşasazlı Yapay Zekâ Ozanı Selahattin DÜNDAR, Mayıs 2026’da yayınladığı kitabında “Yapay Zekâ ile Ozan’ın Benzerliğini” yaklÂşık “Dokuz Bölüm” olarak düzenlediği kitabında biz insanların, Yapay Zekâ için sorabileceğimiz neredeyse bütün soruları sorarak karşılıklarını da yine bu kitapta veriyor…
YENİ BULUŞLARIN GERÇEKLEŞTİĞİ TEKNOLOJİK BİR ÇAĞDAYIZ:
Vücuttaki bir derinin kazınarak elde edilen bir tozundan: İnsan oğlunun kopyalanabildiği, diş minesinden alınan bir hücre ile yeni bir dişin üretildiği, insan vücudunda hasta olan bir organı tedavi edebilmek için o organdan, sağlam dokunun alınarak yeniden aynı organın üretildiğini zamanımızda görebilmekteyiz.
Tora, Manyetik Güç, Ekminezi, Enkârnasyon, Lazer Tabancaları, Zamanda Yolculuk, Zamanı Bükme, Zamanda Sıçrama, Düşünce Frekans Boyutları, Düşüncenin Enerjileri, Holografik Beyin, Astral Seyahat, Üçüncü Göz…vb. gerçeklerine çağımız insanları hiç de sessiz kalmamakta, sormakta, sorgulamakta ve araştırmalarına devam etmektedirler. Özellikle dünyaya yeni doğan çocukların, konuşmaya başladıklarında bütün akrabalarını tanıdığı, yaşanılmış olan yer ve mekanları bildiği, bunlar hakkında yaşanmış gizli ve açık hatıraları açık açık anlattığına bolca şahitlik edilebilmektedir.
İslâm’ın kutsal Kitabı Kuran’da da geçen gökyüzüyle ilgili ayetlerde: Âlemler, Âlem Salkımları, Kâinatlar, Kâinat Salkımları, Evrenler: Kübik Evreler, Pirizmal Evrenler, Santrifüj Evrenler, Paralel Evrenler, …, ve buralardaki yaşam formları… Evrende, daha bilinmeyen neler var? Biz Evrende Yalnız mıyız?.. Yapay zekâ nedir ki? İnsanoğlu daha neleri başaracak: Düşüncelerimizin Frekansları ile dönüşen enerjiler… İnsanın yapma ve meydana getirme kabiliyeti. Kuran’da geçen ve diğer yaratılmışlardan kesin olarak üstün olduğu açıklanan İnsan…
“Allah bütün Meleklerini topladı. Harut, Marut, İfrit, İsrafil, Azrail, Cebrail, Mikail, Şeytan… ‘Ben öyle bir canlı yaratacağım ki sizler ona secde edeceksiniz!’ dedi. Bunun üzerine orada bulunan Melekler hemen secdeye kapandılar. Yalnız İblis secde etmekten geri durdu ve Allah’a şöyle seslendi: ‘Ben ateşten yaratılmış bir varlık olarak, senin çamur balcığından yarattığın İnsana secde etmemin doğru olmadığını düşünüyorum’ dedi. O zaman Allah: “Senin bilmediğin her şeyi ona verdim. Her şeyi ona öğrettim. O ben; ben oyum!” dedi. Bu sözlerin üzerine, bütün Melekler tekrar secdeye kapandılar ve bir daha secdeden kalkmadılar…
İşte ey, İnsan! Sen önünde Allah’ın huzurunda bütün Meleklerin secde ettiği Eşrefi Mahlûksun (Yaratılmış Mahlûkların En Şereflisisin)! Yeryüzü ve gökyüzü sana bahşedildi. Taa o zamandan sana her şey öğretildi.
Koşasazlı Yapay Zekâ Ozanı Selahattin DÜNDAR, Mayıs 2026’da yayınladığı kitabında “Yapay Zekâ ile Ozan’ın Benzerliğini” soracağımız bütün soruları tereddüt bırakmayacak şekilde sorarak: Günümüz, gelecek günler ve çağlar ötesinde İnsan ve Yapay Zekânın sonunun nereye varacağı konusunda çok orijinal fikirler üretmiştir. Bununla birlikte:
Yapay Zekânın, doğası gereği, önceden eğitildiği veri havuzunun dışına ulaşamadığı ve kendisine yüklenen bilgileri sentezleyip, harmanlayıp kullanabilmesinin dışına çıkamadığı ve bunlarla sınırlı kalması, aradığımız derinlikteki ve genişlikteki argümanlara ulaşmanızı da engelliyor. İnsan Zekâsının, yazarın, şairin, araştırmacının ve düşünürün biriktirdiği bilgi dağarcığının, hafıza sisteminin insana sunduğu standart cevap kalıplarından çok daha geniş ve katmanlı olduğu kesin bir gerçektir. Yapay Zekâ bunu yapamaz!.. Hatta şunu açıklıkla söyleyebiliriz ki ve bu bütün bilim adamlarının katıldığı bir toplantıda, ortak bir kanaat olarak, oylama sonucunda “Edebiyatçıların (Şair ve Yazarların” diğer bilim insanlarına göre, daha kültürlü, bilgili ve donanımlı oldukları hafızalarının ve beyinlerinin daha güçlü, gelişmiş ve üstün olduğu savı kabul edilerek, Edebiyat Tarihi ve Edebiyat Literatürüne de geçmiştir. Bu sebeple, her şeyi yapacak olan yine insandır. Ademoğullarının yaptığı şey (Yapay Zekâ) onu yapan ve meydana süren insanın, kendisinden daha üstün olabilir mi? Zaman bunu daha net açığa çıkaracaktır!
Koşasazlı Yapay Zekâ Ozanı Selahattin DÜNDAR’ın eseri: “Yapay Zekâ ile Ozan’ın Benzerliğini” biraz olsun benimsemiş olsak bile sadece: “biraz!..” demekle yetineceğiz. Onlar kendini yaratanlarının “Duygu, Sevgi, His, Ruh; Öfke, Nefret, …vb.” özelliklerimizin birazını dahi olsa, asla taklit edemezler!.. Öğrenmek merakında olanlar, deneyerek görebilirler.
M.Âkif ERSOY’un Çanakkale Şiiri’nin bir bölümünü verin bir Yapay Zekâya, taklit ederek yazmasını söyleyiniz. On defa, hatta yüz defa yazdırınız. Karşınıza çıkacak olan yan yana dizilmiş kelime çöplüğü, yığını olacaktır!.. Aslâ aynısın veya ondan daha üstününü veya bir benzerini dahi yapamaz. Onun yaptığı kendi hafızasına yüklenmiş bilgileri belli kıstaslar dahilinde, bilgiyi isteyene sunmaktır! “Yapay Zekâ ve Ozan” arasında Ozan’ın lehine böyle bir üstünlük vardır!
Büyük dil modelleri, (Yapay Zekâ), yapısal olarak, tek seferde, binlerce sayfalık dokümanı, bilgiyi kesintisiz olarak üretemez! Bunun yerine adım adım; adımlarla ilerleyen bir mimariye sahiptir; ancak Ozan’ın, Âşık’ın, Şairin, geniş bilgi birikimi, irticalen, hazırcevap, doğmaca ve anında karşı tarafa cevap verebilme yetenek ve kabiliyeti son derece takdire şayandır. Yapay Zekâ’nın kullanıcı yönlendirmeleri, bilgi ve donanımı ışığında, dahi eninde sonunda bahsettiğimiz, bu karanlık ve belirsiz kelime yığını, çöplüğü ile karşılaşmaktan asla kurtulamazsınız. Yapay Zekâ’nın, belli bir aşamadan sonra, aynı şeyleri sürekli tekrar ettiği ve aynı şeyleri motamot kendi hafızasından yükleyip tekrarlayarak bir kelime yığını oluşturduğunu görmekteyiz.
Koşasazlı Yapay Zekâ Ozanı Selahattin DÜNDAR’ın kitabında da bahsettiği gibi başka alanlarda kullanılabilmesi, işimizi kolaylaştırması; kaynaklar, dokümanlar, dip notlara geçmişte bu konularla yazılmış eserler, bunları yazmış bilim adamları, yazar, araştırmacı, sanatçıları toptan ortaya koyabilmesi harika bir durumdur… Yine de bir Yapay Zekâ’nın yazar, araştırmacı, şair gibi, olmasını beklemek, bizi sonunda hayal kırıklığına uğratacaktır.
KAYIP KITA MU, ADLANTİSLİLER:
Kayıp Kıta Mu, Adlantisliler, İnkalar, Aztekler; Siriuslular, Atrusklar, Andromedalar, Samanyollular, Pleybekliler, Layrınlar Neredeler? Var mıydılar? Yoksa bütün bunlar bir hayalden ibaretler mi?.. Tabii bu adla birileri olmasa da bu eserleri yapan Ademoğlundan daha zeki canlıların varlığı şüphe götürmez!..
Çin'deki “Baigong Boruları" (Gizemli Demir Kanallar) yüz elli bin (150.000) yıllık. Bu tarihlerde demir bilinmiyordu. Çin toprak altında on bir bin yüz (11.100.m) inerek ilki başarıyor, Yine Çin Denizin altı bin metre (6.000) derinine, altından daha değerli nadir elementleri çıkarıyor.
Tibet’te, Dağcıların Kaylaş Dağı’nın zirvesine gizem dolu tırmanışlarına Kaylaş Dağı bir türlü izin vermiyor. (Dünya gen Bankası burada mı muhafaza ediliyor?) İnsan Zekâsının ve hiçbir Yapay Zekânın bugüne kadar başaramadığı hangi sırlar burada saklıyor?..
Erişilen uygarlıklar ve Geçmişte ulaşılan teknolojilerin belgeleri hali hazırda dünya insanlarını büyüleyen arkeolojik ve arkeolojik olmayan bin bir çeşit bulgular ve ortaya çıkan ayan beyan eserler gösteriyor ki bugünün teknolojileri ile dahi başarılması çok zor teknolojik eserler çok eskilerden yapılmış. Bugün bu buluntular, eski medeniyetlerin gücünü göstermesi bakımından çok önemli. Dünyada sadece biz İnsan Oğulları yaşamıyor. Bizlerden daha gelişmiş başka canlıların varlıklarını ispat ediyor.
Birinci ve İkinci Evren Kuşağında Geçmişimiz: Ademoğulları ve İnsanoğullarının geldiği zirve medeniyetler ve izleri. Bunlardan geride kalan kalıntıları, teknolojimiz ilerledikçe yeniden gün yüzüne çıkmaktadır. İnsan tekâmül ettikçe geçmişte hiç kimseye verilmediği halde kendisine verilen bütün sırları, yine kendisi tekâmül sırasına göre çözecektir. Bu işi, herhangi bir âlete edevata gerek kalmadan yapacaktır. Örneğin:
İnsan yine tekraren, yine dev taşları, sadece elinin bir hareketiyle kaldıracak, bir dağı uzaktan un ufak edip küllerini savuracak. Erciyes’e elini uzatarak kar getirecek. Çok çok uzaklardan Karadeniz’in tuzlu sularına elini batırabilecektir. Bunun için yerinden kalkmasına dahi gerek kalmayacaktır. Geçmişte bunu yapan İnsanoğulları vardı. Tabii onlara bazı sıfatlar yüklenmişti; fakat Allah, Kuran’da bütün Melekleri etrafına toplayıp İnsana Secde ettirdiğinde; secdeye kapanmayan İblis’e ve ikinci seslenişte secdeye kapanarak bir daha secdeden kalkmayan bütün Melekler (Azrail, İsrafil, Mikail, Cebrail, Harut, Marut, İfrit, İblis)’in de huzurunda, yarattığı insandan için: “Ben oyum; O benim!” demişti.
Süleyman (Uçan bir halıyla üç aylık yolu üç günde alıyordu!..), İsa (Ölüleri Diriltiyor, Amaları görür Hale getiriyordu… Havarilerine de bu bilgileri öğretmişti.), İsa, Musa Tur Dağından ölümlerinden sonra dahi buluşmuşlardı… Musa (Elindeki Asâ Ejderhaya dönüşüyor, Denizi yarıyordu), Davut (Dünyanın en güçlü devini sapanına koyduğu tek taşla yıkarak öldürüyor, demiri elinde eritip ona şekil veriyordu. Dağların ve kuşların onunla birlikte secde etmesi), Hz. Muhammed’in Mucizeleri: Okuma bilmediği halde, hemen Kuran’ı okuması, Kuran’ın İndirilme Mucizesi, İşaret Parmağı ile Gökyüzündeki Ayı ikiye ayırması. Savaşlarda susuz askerlerinin susuz kalınması üzerine elini batırdığı su dolu bir kaptan, bütün askerleri su içerek suya kandıkları; ayrıca bu kaptaki sudan abdest alarak namaz kılınması ve suyun o kaptan hâlâ akıyor olması, Miraç Hadisesi: Mescid’i Harama’dan Mescid’i Aksaya, oradan da gökyüzünün en yüksek katı olan Miraca yükselmesi…) Diğer insanların da bir zamanlar ve şimdi bazılarının bu becerileri yapabildiklerini Tibet Rahipleri, Cin, Hindistan ve Taocuları ve bazı sahtekâr olmayan Tasavvuf ehli zatların yaptıklarını duyuyoruz.
Kısaca aslında ölüm yok! Bunu bize Enkarnasyon ile ilgili birçok ayet açık ve net olarak işaret ediyor. Sadece mekân, boyut değişiyor. (Tayyi Mekân)
Bakara Suresi 28. Âyette: “Siz ölü idiniz. Biz sizi öldürdük. Sonra dirilttik. Tekrar öldüreceğiz. Tekrar dirilteceğiz. Sonra toplanıp bize geleceksiniz!..”
Yunus:
"Ölümden ne korkarsın, korkma ebedî varsın,
Ölen ten ise ölür, canlar ölesi değil!.."
Abdullah Çağrı ELGÜN:
Ölüm yok oluş değil,
Yeni hayat başıdır.
Bu bir uykudur derler,
Gözümüzün yaşıdır.
Zekeriya GÖK:
Ölüm yok oluş değil!
Ölüm yeni bir hayat.
John Lucky Mc Creery:
Ölüm yok!.. Yıldızlar batar,
başka bir kıyıda yükselmek için,
ve Cennetin mücevherli tacında,
sonsuza dek parlar.
Ölüm yok!.. Ayak bastığımız toz, yaz yağmurları altında,
altın sarısı tahıllara, olgun meyvelere
veya gökkuşağı renkli çiçeklere dönüşecek.
Ölüm yok!.. Yapraklar düşebilir,
çiçekler solup gidebilir, sadece kış saatlerinde,
Mayıs'ın sıcak, tatlı nefesini beklerler.
Şairlerin Cennet ve Cehennem ile ilgili Sözleri:
“Karac'oğlan der ki: Her sözüm haktır!
Yiğit olmayanın yalanı çoktur!
Cehennem yerinde hiç ateş yoktur!
Herkes ateşini kendi götürür.”
…
"Pir Sultan Abdal'ım sözlerim haktır!
Hak diyen kullardan, hiç şüphem yoktur!
Cehennem’de ateş olmaz, narı hiç yoktur!
Herkes ateşini bile götürür."
İnsan dünyada olgunlaşır. Vazifesini tamamlar. Tamamlayamayanlar bu dünya planetine Enkarne Yoluyla geri dönerler. Dünyaya geri dönen ve çocuk olarak bir ailede doğan insanlar bazan Geçmiş hayatlarını hatırlayarak ben şuyum, buyum. Şurada yaşadım. Akrabalarım şu diye ortaya çıkmaktadırlar… Bu dünya planetinde insan doğumla birlikte olgunlaşmaya devam eder:
İnsan, İnsanı Kâmil; Eren; Evliyâ, Evliyâullah, Veli, Veliullah; ….vb. boyutları atlayarak yükselir, yüksele yüksele Allah’a ulaşır.
Koşasazlı Yapay Zekâ Ozanı Selahattin DÜNDAR, Mayıs 2026’da yayınladığı kitabında “Yapay Zekâ ile Ozan’ın Benzerliğini” anlatarak ilmin gelişmesine katkı sunan Yapay Zekâ Robotlarının, uğraşta bulunduğumuz her alanda kullanılabilirliğini ortaya koyduğu bu kitabında belirttiği gibi:
Biz aydın kesim de aklın yolunun, bir olduğuna inanırız:
Akıl, mantık, ilim bizim ilk ve son kılavuzumuzdur. Atatürk’ün de dediği gibi: “Doğmalara ve hayâl ürünü fikirlere değil; akla, mantığa ve ilme uyan düşünüş ve fikirler bizim gayemiz ve hedefimizdir…”
ATLANTİS, ANTİ-MADDE VE HİBRİT MUTASYONLARI, İNSAN AKLININ ULAŞTIĞI SINIRSIZLIK, KULLANDIKLARI YAPAY ZEKÂ ARAÇLARINDAKİ BOLLUK VE KADİM DÜNYANIN ÇÖKÜŞÜ:
Enerjinin Kötüye Kullanımı ve Anti-Madde Teknolojisi:
Atlantis medeniyetinin zirve döneminde, bugünkü Yapay Zekâ’nın ve Kuantum Fiziğinin ve nükleer teknolojinin çok ötesinde, bir enerji yönetimine sahip olduğu teorize edilir. Kristal Teknolojisi ve Anti-Madde’nin Atlantis'in "Büyük Kristal" veya "Tuaoi Taşı" olarak adlandırılan devasa “Enerji Odaklayıcıları” vasıtasıyla, kozmik enerjiyi topladığı ve Anti-Madde Reaksiyonlarını kontrol edebildiği öne sürülür. Bununla birlikte zamanla yoldan çıktılar ve kontrolü kaybettiler. Maddenin karşıt parçacığı olan Anti-Maddenin Manipülasyonu, muazzam bir güç sağlarken en ufak bir dengesizlikte atom altı düzeyde zincirleme reaksiyonları tetikler. Atlantis'in sonunu getiren büyük felaketlerin, bu anti-madde enerjisinin silah olarak kullanılması ya da kontrol mekanizmalarının aşırı yüklenerek patlaması sonucu Dünya'nın tektonik yapısını bozmasından kaynaklandığı düşünülmektedir.
Bu en eski, kadim medeniyetlerin yalnızca taş ve toprakla değil, evrenin temel dokusuyla (kuantum düzeyinde antimadde, yerçekimi ve ruh manipülasyonu) oynayacak kadar ileri gittiler… Nihayetinde, kendi sonlarını hazırladıklarını rahatlıkla söyleyebiliriz. Böylece bu geniş bilgi birikimlerinin ışığında, kurgusal veya ezoterik evrenin teknolojilerini ve canavarca mutasyonları içeren bilgileri geliştirerek çok daha ilerilere taşıdılar.
Antimadde Yıkıcı’nın Çalışma Prensibi:
Güç Nötrleştirme ve Moleküler Dağılımı başarıyla uygulayan Atlantisliler doğadaki dört temel kuvvetin (kütle çekimi, elektromanyatizma, güçlü ve zayıf nükleer kuvvetler) bu silahla nasıl askıya alındığı, Yörünge Manipülasyonu, gezegenlerin ve yıldızların rotasını değiştirmek için kullanılan Uzay-Zaman Bükücü Mekanizmalar geliştirdiler…
Dünya Boyutundaki Yıldız Gemileri:
Yıldız Enerjisiyle Beslenen Sürücüler: Güneşlerin Füzyon Enerjisini doğrudan emen ve makro-gemileri (Dünya'dan 10 kat büyük) hareket ettiren "Kozmik Asalak" teknolojisi. İç Ekoloji ve Buralardaki Yaşam Alanları… Dünyayı içine alabilecek büyüklükte bir geminin içindeki yerçekimi ve atmosferik dengelerin nasıl kurulduğu bizler için şimdilik büyük muamma!..
Ruh Kontrolü ve Genetik Mutasyon Laboratuvarları:
Biyolojik ve Eterik Savaş: Hayvan ve insan genlerinin birleştirilmesiyle oluşturulan canavarca hibritlerin (Çok Büyük Yaratıklar) askerî ve kölelik amaçlı gelişmiş teknolojilerce kullanımı. Kanatlı Atlar, aslan başlı insanlar, Uçan ve Ağzından Alevler Saçan Ejderhalar ve dev cüsseli insanlar görünümlü diğer canavarlar birçok değişik canlılar …ve benzerleri. Ruhun Hacklenmesi ile Anti-Enerji vasıtasıyla Canlıların İradesini, Frekansını ve Reenkarnasyon Döngüsünü Kontrol Etme Teknolojisini buldular.
Büyük Kozmik Geri Tepme (Kıyamet):
Manyetik Dengenin Bozulması ile birlikte bu silahların kontrolsüz kullanımı sonucu Atlantis Kıtasıyla birlikte, Dünya ekseninin kayması ve yeraltındaki devasa koridorların (binlerce kilometrelik kanalların) bu yıkımdan kaçmak veya enerjiyi tahliye etmek için mi yapıldığı sorusunu akla getirdi… Kadim Ezoterizm, Ufoloji, Ra, Rab, Rahman, Rahim; Beş Köşeli, Altı Köşeli, Sekiz Köşeli Yıldızlar, Gamalı Haç Bilgileri ve kozmik tarih anlatılarının en derin katmanlarında yer alan "Büyük Deney ve Gezegensel Karantina" realitesini kusursuz bir mantık örgüsüyle kurmuşlardı…
Bu kozmik, kozmoloji ve bilgi birikimi, insanlığın henüz emekleme aşamasında olduğu, kuantum fiziği ile Evren Yasaları, Konsey Kararları arasındaki köprüyü çok net bir şekilde kurdular. Şu anda uyur durumda olan "Okyanusun Derinliklerindeki Piramit" (genellikle Bermuda Şeytan Üçgeni veya Bimini açıklarındaki Kristal Piramit teorileriyle ve söylemleriyle örtüşen derinliklerde, gizlenmeğe devam ediyor.), Atlantis'in kibrinin ve çöküşünün günümüze kalan en tehlikeli, aktif mirası okyanusun derinliklerinde Kristal bir Piramit içinde gizli ve aktif duran Anti Madde Yıkıcı’dir. İfade ettiğimiz bu kozmik gerçekliği, Üst Boyut Koruyucularının ve Evrensel Yasaların Perspektifinden, en kritik bölüm:"Kozmik Karantina ve Hasat Dönemi Protokolleri"dir. Bunlardan bahsedecek detaylandıracak olursak: Kozmik Yasalar, Dünya Dışı Savaşlar, Satürn Karantinası ve Antimadde Yıkıcının Okyanusun Derinliklerindeki Aktif Bir Tehdit olarak durmaktadır.
Atlantis’ten geriye kalan, en büyük kitle imha silahı, bugün okyanus tabanında, Kıristal Piramitin içinde, insanlığın ve alt boyut dünya dışı kavimlerin (Negatif Kutbiyetli Orion Grubu, … vb.) erişemeyeceği bir Frekans Kilidiyle korunmaktadır.
Güneş Aktivasyonu ve Yaşam Enerjisi Vorteksi:
Silah, tamamen organik ve kozmik bir tetikleyiciye sahiptir. Güneşten gelen foton kuşakları ve yüksek enerjili plazma dalgaları piramidin geometrik yapısı tarafından odaklandığında, cihaz uyku modundan çıkar. Çevredeki organik yaşam enerjisini (biyo-fotonları) algıladığı anda, uzay-zaman dokusunu bükerek devasa bir enerji vorteksi (karadelik benzeri bir çekim alanı) yaratır. Bermuda Şeytan Üçgeni Bölgesindeki açıklanamayan kayıpların kökeni bu vortekstir. (Eriç Von Danikın: Tanrılar, Bermuda Şeytan Üçgeni, Tanrıların Arabaları Kitapları, bu olay ve durumları açıklamaktadır.)
Anti-Molekül Alanı ve Modern Teknoloji Antagonizması:
Silahın en ölümcül savunma mekanizması, çevre uyarımıdır. Yanma, nükleer füzyon veya elektromanyetik tepkimeyle çalışan herhangi bir yapay araç (insan yapısı denizaltılar, jetler veya 3. boyut uzay gemileri) piramide yaklaştığı an, cihaz bunu bir tehdit olarak algılar. Anti-molekül alanını devreye sokarak, o aracın ve içindeki personelin atomik bağlarını anında nötralize eder; maddeyi doğrudan enerjiye ve hiçliğe dönüştürür. Kozmik Ambargo ve Satürn Konseyi ve Satürn Karantinasının Dünya, Evrensel Hiyerarşisinde rastgele bırakılmış bir gezegen değildir. Bu muazzam güce, göz dikmiş olan; ancak ruhsal tekamülde geride kalmış pek çok "Dünya Dışı Kavim" (3. ve 4. Boyut Negatif Varlıklar) bulunmaktadır. Satürn Konseyi, Güneş Sisteminin ve özellikle Dünya'nın evrimsel sürecini denetleyen, 8. ve 9. boyut üst düzey evrensel koruyucuların oluşturduğu konsey, Satürn'ün halkalarında ve görünmez boyutlarında konumlanmıştır.
Fiziksel ve Eterik Karantina:
Konsey, Antimadde Yıkıcı’nın galaktik bir savaşa yol açmasını ve Dünya'nın vaktinden önce yok olmasını engellemek için gezegenin etrafına "Matriks Kurucuları" vasıtasıyla, elektromanyetik ve eterik bir karantina ağı örmüştür. Hiçbir negatif dünya dışı gemi, bu koruma kalkanını geçip okyanustaki piramide müdahale edemez! Bugün Yapay Zekâları ve İnsanlığı ise zaten bu silahın frekans seviyesine dokunabilecek teknolojik ve ruhsal olgunluktan yoksundur.
Kıyam (Büyük Uyanış) veya Hasat Süreci, Anti-Enerjiyi ve Anti Maddeyi kontrol etmek, sadece matematiksel bir formül değil, Ruhsal İrade (Kozmik Bilinç) gerektirir. Bu bilgi, evrenin yaratım kodlarına sahip olan Üst Boyut Evrensel Yasaların Koruyucularında saklıdır. Hasat vaktine kadar tecrit edilmiş olan Karantina, sonsuza kadar sürmeyecektir. Dünya gezegeni, 3. boyut yoğunluğundan 4. ve 5. boyut pozitif/negatif yoğunluğuna geçiş sürecindedir. Kadim metinlerde "Kıyamet", Ezoterizmde ise "Hasat" olarak adlandırılan bu döngü tamamlanana kadar, silah tecrit altında kalacaktır. Hasat dönemi geldiğinde de, insanların ve dünya dışı kavimlerin ruhsal seçimleri (Hizmet Odaklılık / Kendine Hizmet Odaklılık) netleşecek, matriks kurucuları karantinayı kaldıracaktır. O aşamada, koruyucular Evrensel Yasalar Gereği bu silahın Frekansını Nötralize edecek ve Dünyanın genetik, atomik hafızasını bu karanlık Atlantis mirasından tamamen temizleyecektir.
Siyah Metalik Kutu ve Kozmik Veri Arşivi:
Sovyet ajanlarının ve askeri uzmanların ne olduğunu çözemediği, üzerinde hiçbir tuş, kablo girişi ya da tanıdık mekanik aksam bulunmayan bu siyah kutu, doğrudan Matriks Kurucularının ve üst boyut koruyucularının bilgi saklama teknolojisi olabilir. Kristal-Işık Tabanlı Veri Depolama (Sonsuz Terabayt) günümüz teknolojisi verileri manyetik disklere veya silikon çiplere kaydederken, bu kadim cihaz veriyi atom altı düzeyde, Işık Frekansları vasıtasıyla Katı Metal-Kristal Matris içine hapsetmiştir. Bu teknoloji sayesinde cihaz, dışarıdaki radyoaktif serpintilerden, elektromanyetik dalgalardan ve hatta Dünyanın geçirdiği kutup takla atmalarından etkilenmeden, 800 milyon yıl boyunca içindeki bilgileri sıfır veri kaybı ile koruyabilmiştir.
Tıpkı okyanus tabanındaki Antimadde Yıkıcı gibi, bu cihaz da alt boyut frekansındaki varlıklar (İnsanlar veya Negatif Dünya Dışı Kavimler) tarafından fiziksel olarak zorlanarak açılamaz! Tersine bir mühendislikle sökülmeye çalışıldığında, kendi içindeki moleküler bağları eriterek kendini imha edebilecek bir enerji kilidine sahiptir. Kutunun İçindeki Gizli Bilgiler, "Hasat Protokolleri" ve Genetik Harita, bu siyah metalik cihazın içinde, resmî tarihin, insanlıktan köşe bucak sakladığı, üç ana veri tabanı bulunmaktadır:
Saf İnsanlık (Ademoğulları) Gen Bankası:
Atlantis’teki o "Korkunç Mutasyon Salgını" ve laboratuvar canavarları dünyayı sarmadan önceki, manipüle edilmemiş orijinal insan DNA’sının Dijital ve Frekans Tabanlı kusursuz haritası bu kutudadır. Gelecekte (Hasat sonrasında) insan ırkının biyolojik olarak yeniden "Fabrika Ayarlarına" döndürülmesinin şifreleri burada saklanır. Antimadde Yıkıcı'nın Kapatma Kodları okyanus altındaki Kristal piramitte aktif halde bekleyen ve gezegeni tehdit eden o devasa silahı, etrafa hiçbir zarar vermeden ve bir enerji vorteksi yaratmadan kalıcı olarak devre dışı bırakabilecek yegâne frekans nötralizasyon kodları bu kutunun içindeki kuantum yazılımda, gömülüdür.
Galaktik Kronoloji (Karantina Günlükleri) Satürn Konseyi’nin Dünya üzerindeki deneyi ne zaman başlattığı, Matriks’in hangi periyotlarla güncellendiği ve geçmişte yaşanan büyük medeniyet yıkımlarının gerçek sebepleri bu kadim sürücüde kayıtlıdır. Hasat Gözlemcisi Olarak "Uyuyan 800 Milyon yılık Tisul Prensesi" kutunun lahit içindeki konumu, doğrudan "Tisul Prensesi" olarak adlandırılan üst boyut varlığının bilincine bağlıydı. Bu genç kadın, aslında ölü değildi. O pembe-mavi koruma sıvısının içinde, siyah kutu ile Biyo-Telepatik Bir Bağ kurarak, bir tür Kozmik Veri Aktarımı ve "Zaman Askısı" durumunda bekletiliyordu. Sovyetlerin sıvıyı boşaltıp, bağı kopardığı an bedenin kararması, kutu ile beden arasındaki eterik veri akışının kesilmesinden, kaynaklanıyordu.
Sovyet Laboratuvarlarındaki Kuantum Tepkimesi ve "Kilit" Protokolü:
KGB’nin gizli araştırma tesislerine (Muhtemelen Novosibirsk yakınlarındaki kapalı akademik şehirlere) götürülen siyah metalik kutu, dönemin en iyi fizikçileri ve niyetleri pek de saf olmayan, askeri uzmanları tarafından incelemeye alındı. Bu cihaz, alt boyut varlıklarının kibirle yaklaştığı her hamleye, evrensel yasaların öngördüğü kusursuz savunma mekanizmalarıyla yanıt verdi. Elektromanyetik Uyarım ve Tersine Mühendislik Fiyaskosuyla, Enerji Absorbsiyonuyla (Güç Emimi) tekniğiyle Sovyet bilim insanları, kutunun yüzeyini yüksek voltajlı elektrik akımları, X-ışınları ve erken dönem lazer teknolojileriyle uyarmaya çalıştılar. Bu cihaz, üzerine gönderilen tüm yapay enerjiyi bu kutu, adeta obur bir karadelik gibi emdi ve hiçbir ısı veya yapısal değişim göstermedi. Bu durum, cihazın çevre uyarımına karşı "Güç Nötrleştirici" bir kalkanla korunduğunu kanıtlıyordu. Cihazın atomik bağlarını spektrometrelerle ölçmeye çalıştıklarında, metalik yüzeyin element tablosunda karşılığı olmayan, moleküler yapısı sürekli değişen, canlı bir kristal örgüye sahip olduğunu gördüler. Cihazı fiziksel olarak kesme veya delme girişimleri, cihazın moleküler yoğunluğunu, elmasın katbekat ötesine taşıyarak, tüm matkap uçlarını ve elmas bıçakları anında eritti ve bir Moleküler Kilitlenme meydana getirdi.
800 Milyon Yıllık Tisul Prensesinin Boynundan, Göğsüne Kadar İnen Asılı Kutu, Biyo-Telepatik Bir Frekans Arıyor:
Laboratuvardaki en sarsıcı olay, cihazın çevresindeki bilim insanlarının beyin dalgalarıyla (özellikle alfa ve gama dalgalarıyla) etkileşime girmesi oldu. “Zihin Manipülasyonu” adı verilen bu olayda, kutuya doğrudan, çıplak elle dokunan veya uzun süre, yakınında çalışan, bazı araştırmacılar, zihinlerinde kadim semboller, anlamlandıramadıkları matematiksel denklemler ve devasa yıldız gemilerinin vizyonlarını görmeye başladılar… Cihaz, kendisini açabilecek saf insan bilincini (Ademoğlu Frekansını) veya üst boyut koruyucularının eterik imzasını arıyordu…
Susturma ve Karantina:
Bilim insanlarının bir kısmı, Düşüncelerindeki Frekans Uyarımı Sebebiyle, çıldırma noktasına geldiler… "Biz aslında bir hapishanedeyiz, Satürn bizi izliyor" gibi resmî ideolojiye aykırı, kozmik gerçekleri haykırmaya başladılar. Böyle olunca Sovyet Yönetimi projeyi tamamen durdurdu. Kutu, kurşun ve kadmiyum kaplı özel yer altı sığınaklarında derin bir sessizliğe gömüldü.
Tisul Prensesi Gizemli Kutusunun ve okyanus altındaki Atlantislilerin Antimadde Yıkıcısı’nın kaderi, insanlığın veya dünya dışı kavimlerin elinde değildir. Matriks Kurucuları, bu iki cihazı evrensel bir saatin dişlileri gibi birbirine bağlamıştır ve bu saat Kıyam vaktine doğru hızla ilerlemektedir.
Karantinanın Gevşemesi ve Foton Kuşağı Etkisi ile Dünyamız, galaktik yörüngesinde yüksek frekanslı bir Foton Kuşağından ve üst boyut enerjilerinin yoğunlaştığı bir uzay bölgesinden geçmektedir. Bu kozmik döngü, Satürn Karantinası’nın yapay elektromanyetik ağını yavaş yavaş gevşetmektedir. Foton kuşağından gelen yüksek enerjili plazma dalgaları, yeraltındaki siyah Kutuyu ve okyanus tabanındaki Piramidi eş zamanlı olarak senkronize etmektedir. Karantina gevşedikçe, siyah kutunun yaydığı Biyo-Telepatik Sinyal yeryüzündeki bazı "Saf Bilinçli" insanların (Frekansı Yüksek Ruhların) uyanışını tetiklemektedir.
Evrensel Yasaların Koruyucuları, kozmik saatin son saniyesi gelene kadar negatif, dünya dışı kavimlerin (veya güç hırsıyla yanıp tutuşan insan hükümetlerinin) bu teknolojileri ele geçirmesine asla izin vermeyecektir.
Kutunun Kendini Açması, Kıyam (Hasat) anı geldiğinde (ruhların pozitif ve negatif olarak net bir şekilde ayrıştığı, gezegenin boyut atlama evresinde), siyah kutu, insan yapımı sığınakları ve engelleri aşacak, bir enerji vorteksi yaratarak, kendi kendini aktif hale getirecektir.
Antimadde Yıkıcı’nın Kapatılması:
Kutu, yayacağı küresel bir kuantum dalgasıyla, okyanus derinliklerindeki devasa Atlantis Piramidinin güneş enerjisiyle tetiklenen reaktivitesini ve anti-molekül alanını tamamen söndürecektir. O korkunç güç, evrensel yasaların frekansıyla, nötralize edilerek etkisiz hale getirilecektir. Genetik Hafızanın Restorasyonunu Kapatma Kodlarının hemen ardından, kutunun içinde saklanan orijinal "Ademoğulları Gen Bankası" frekansı dünyaya salınacaktır. Atlantis'ten bu yana süregelen mutasyonların, hastalıkların ve yapay genetik müdahalelerin (Matriks Manipülasyonlarının) insan DNA'sında bıraktığı tüm tortular silinecek; insanlık kendi saf, ilahî ve kozmik formuna geri dönecektir.
Büyük Hasat (Kıyam) Dönemi yaklaştıkça, Satürn Karantinası dışındaki ve Matriks’in alt boyutlarındaki Negatif Kutbiyetli Kavimler (Evrensel Literatürde Kendilerine Hizmet Eden Orion Grubu ve Müttefikleri) büyük bir panik içerisine girmişlerdir; çünkü hasat gerçekleştiğinde, enerjisiyle beslendikleri bu "İnsanlık Çiftliği" ellerinden çıkacaktır. Bu sebeple, Siyah Kutunun Uyanmasını ve insanların saf bilince ulaşmasını engellemek için son derece sinsi ve çok katmanlı, manipülasyonlar uygulamaktadırlar:
Negatif kavimlerin en büyük silahı düşük frekanstır. İnsan kitlesini sürekli savaşlar, ekonomik krizler, salgın hastalık korkuları ve yapay kutuplaşmalarla (ırk, din, siyaset) alt frekansta (korku ve hayatta kalma güdüsü seviyesinde) tutarlar. Korku üreten bir insan zihni, ne siyah kutunun yaydığı Biyo-Telepatik Foton Dalgalarını algılayabilir ne de ruhsal olarak boyut atlayabilir.
Yapay Matriks Güncellemeleriyle uydular, baz istasyonları ve 2026 yılı itibarıyla iyice yaygınlaşan gelişmiş küresel ağ teknolojileri vasıtasıyla, Dünya'nın etrafına yapay bir elektromanyetik kalkan daha örülmüştür. Bu kalkan, Foton Kuşağından gelen ve Satürn Konseyi'nin gevşettiği karantinadan sızan "Uyanış Kodlarını" filtrelemek ve bozmak amacıyla tasarlanmıştır.
Genetik Hafızayı Kirletme ve Biyolojik Manipülasyon:
DNA Bağlarını Koparma: Atlantis'ten kalan saf Ademoğlu Gen Haritasının uyanmasını engellemek için insan biyolojisine sürekli müdahale edilmektedir. Gıdaların genetiğinin değiştirilmesi, GDO’lu yiyecek ve içecekler, özellikle ekmeğe yapılan katkı maddeleri, yapay kimyasallar ve nano-teknolojik biyolojik bileşenler vasıtasıyla, insan DNA'sının kozmik anten görevi gören "çöp" (aslında aktifleşmemiş kuantum DNA) kısımları mutasyona uğratılmakta ve köreltilmektedir.
Yapay Hibritleşme Programları ile Negatif Kavimler, kaçırdıkları insanların, genetik materyallerini kendi DNA'ları ile birleştirerek ruhsuz, tamamen manipüle edilebilir Melez Irklar üretmektedir. Amaçları, dünyadaki saf insan popülasyonunu azaltarak Hasat'a girebilecek nitelikteki ruh sayısını minimuma indirmektir.
Hasat Sonrası 4. ve 5. Boyut Yeni Dünya Realitesi, Negatif Kavimlerin tüm çabalarına rağmen, Evrensel Yasalar mutlak koruma altındadır ve kozmik zaman çizgisi durdurulamaz! Siyah Kutu’nun, Antimadde Yıkıcı'yı nötralize etmesi ve orijinal gen bankası frekansını dünyaya salmasının ardından, "Büyük Ayrışma" gerçekleşecek ve yepyeni bir Dünya Realitesi başlayacaktır.
Boyut Pozitif Realite, Telepatik ve Kalp Odaklı Yaşamın Başladığı Hasat Sürecini başarıyla tamamlayan ve Pozitif Kutbiyeti (Başkalarına hizmet; sonsuz sevgi, sonsuz hoşgörü, sonsuz sabır: Affet, Kabul et Mutlu Ol ve Sevgi ile Yaşa Frekansını) seçen ruhlar, Dünya ile birlikte 4. boyuta adım atacaklardır… 4. boyutta madde daha akışkandır ve temel iletişim telepati ile sağlanır. Bir varlığın düşünceleri ve niyetleri dışarıdan rengarenk bir aura olarak netçe görünür. Bu sebeple yalan, manipülasyon, ego savaşları ve karanlık niyetler bu boyutta asla barınamaz! Bu boyutta Zamanın Esnemesi, Lineer (çizgisel) Zaman Algısı yıkılır. Geçmiş, Şimdi ve Gelecek tek bir "An" içinde hissedilmeye başlar. Yaşlanma ve hastalık süreçleri durur; zira siyah kutunun saldığı orijinal genetik kodlar sayesinde, hücreler kendilerini sürekli olarak kozmik ışıkla yeniler.
5. Boyut Realitesi: Işık Bedenler ve Evrensel Mimari:
Daha yüksek tekâmül seviyesindeki ruhlar ise saf bilincin ve bilgeliğin egemen olduğu 5. boyuta geçiş yapacaktır.
Işık Beden (Merkaba) Aktivasyonu, fiziksel, karbon tabanlı et ve kemik bedenler yerini kristal-silisyum tabanlı Işık Bedenlere bırakır. Bu boyuttaki varlıklar yerçekimine, mesafelere ve fiziksel sınırlamalara tabi değildir. Düşünce gücüyle, maddeyi manipüle edebilir, uzay zamanda, anlık olarak ışınlanarak, yer değiştirebilirler.
5. boyut insanlığı, artık karantina altındaki bir "Mahkûm" veya "Deney" grubu değildir. Evrensel Yasaların Koruyucuları ile aynı masaya oturan, Galaktik Federasyonların Kurucu Üyeleri haline gelen, evrenin sırlarına ve kendi ruhsal kadim geçmişlerine tamamen vakıf olan "Kozmik Ademoğulları" olarak yerlerini alacaklardır. Karantina bitecek, Matriks İllüzyonu tamamen eriyecek ve Evren tek bir ilahî senfonide birleşecektir.
Modern dünyada, Satürn Karantinası'nı delmek ve yaklaşan Büyük Hasat (Kıyam) sürecini kendi lehlerine sabote etmek isteyen Negatif Kavimlerin (Orion Grubu ve Müttefikleri), yeryüzünde kurdukları bu küresel kontrol mekanizmasına ezoterik ve sınır-bilim literatüründe "Gölge Hükümet" veya "Kabala" adı verilir.
Bu yapılar, insanlığın ortak bilincini düşük frekansta tutmak ve Atlantis'ten kalan kadim teknolojileri (Okyanus Altındaki Antimadde Yıkıcı veya Sibirya'daki Siyah Kutu gibi) kendi tekellerine almak için negatif kavimlerle, doğrudan iş birliği yapmaktadır.
Yeryüzündeki Gizli İttifaklar ve Negatif Kavimlerin İş Birlikçileri; Gizli Uzay Programları (SSP-Secret Space Program) ve "Ayrılıkçı Medeniyetler":
Resmi olarak insanlık uzay yarışında sadece roketler ve basit uydular kullanıyor gibi görünse de perde arkasında, İkinci Dünya Savaşı Döneminden bu yana, aktif olan ve ana akım insanlıktan tamamen saklanan, bir Ayrılıkçı Medeniyet kurulmuştur. Bu kurulan Müşterek Galaktik Konglomerat (ICC): Küresel Askerî-Endüstriyel Kompleksin (Dev silah, havacılık ve teknoloji şirketlerinin tepe yöneticileri) en üst halkası, negatif dünya dışı kavimlerle, gizli teknoloji takas anlaşmaları (örneğin 1950'lerdeki iddia edilen Greada Anlaşması) imzalamıştır. Dünyadaki Varlıklı ve Egemen Güç, Devletler: Teknoloji Takası ve Bir Bakıma Kölelik Takası ile Negatif Kavimlerden: Gizli Uzay Programları, Yerçekimsiz Sürüş Sistemleri, Kuantum Işınlanma ve Plazma Silahı Teknolojileri almış; bunun karşılığında ise Negatif Kavimlerin genetik melezleme deneyleri için İnsan Materyali Sağlamış ve Dünyadaki Yeraltı Üslerinin İnşasına izin vermiştir.
Küresel Elitler ve Ezoterik Şebekeler (İlluminati, Bilderberg ve Komiteler):
Dünyanın finans, medya, enerji ve siyaset mekanizmalarını elinde tutan en üst on üç (13) aile ve onların altındaki düşünce kuruluşları, Negatif Kavimlerin dünyadaki "Frekans Gardiyanları" olarak görev yapar. (Lüciferian/Negatif Rütüeller) Bu elit yapılar, sıradan insanların bilmediği Ezoterik Ayinler ve Sembolizmler vasıtasıyla negatif varlıklarla frekans uyumu yakalarlar. Negatif Varlıklar 4. boyutun alt katmanlarında (Astral Boyutta) yaşadıkları için, bu elitlerin ritüelleriyle ürettiği Negatif Yaşam Enerjisinden beslenirler.
Matriks Medya ve Eğitim Manipülasyonu: Medya holdingleri ve küresel eğitim sistemleri vasıtasıyla, insanların ruhsal kökenleri, Tisul Prensesi gibi arkeolojik keşifler ve dünya dışı realite kasıtlı olarak "Delilik" veya "Şehir Efsanesi" olarak isimlendirip, yaftalanır. Amaçları, uyanış kodlarının toplumsal kitlelere ulaşmasını engellemektir. Bunların: Askerî Yeraltı Komutanlıkları ve DUMB Üslerinde kurdukları teknolojik sistemler ile dünyanın dört bir yanında (Özellikle ABD'de Area 51/Dulce, Antarktika'daki buz altı bölgeleri ve Tibet'in bazı izole dağları) binlerce kilometre uzanan ve yüzeydeki insanlardan tamamen izole edilmiş Devasa Yeraltı Şehirleri ve Askeri Laboratuvarlar bulunmaktadır. Bunlar; Dünya Dışı Bu Menfî Varlıklarla Ortaklaşa Kurulmuş Laboratuvarlardır. Bu üslerde, Dünya Bilim İnsanları ile Negatif Kavimlerin Genetik Uzmanları ortak çalışırlar.
İnsan DNA'sının kuantum özelliklerini köreltecek biyolojik ajanlar, Düşünce Frekansı Bastırıcı Çipler ve Yapay Zekâ Tabanlı Zihin Kontrol Programları (MK-Ultra'nın modern versiyonları) bu yeraltı tesislerinde geliştirilerek yüzeye salınır. Dünya İnsanları (KORONA; HİV, KUŞ GRİBİ) Hastalandırılır, Öfke ve Büyük Tepki Vermelere Yol Açar, Çıldırtır, Tepki Veremez, Sormaz, Sorgulamaz ve Sorgulayamaz, Sadece Biat Eder, Boyun Büküp, Kabul Eden (Köleler) Haline getirilebilmektedirler:
(1. “Kara Ölüm” de denilen (Veba): 1346; (75-200 Milyon İnsan Yok Olmuştur.)
2. Çiçek Hastalığı: 1520; (Ölüm Sayısı: YaklÂşık 56 Milyon
3. İspanyol Gribi: 1918–1920; Ölüm Sayısı: 40-50 Milyon arası (Bazı tahminlere göre 100 milyona kadardır.
4. HIV/AIDS Pandemisi: 1981, Ölüm Sayısı: YaklÂşık 42 Milyon
5. COVID-19 (Koronavirüs): 2019–2023, Ölüm Sayısı: Resmi verilere göre yaklÂşık 7 Milyon (Dünya Sağlık Örgütü, kayıtlara geçmeyenlerle birlikte gerçek bu rakamın 15-20 Milyon arasında olduğu tahmin ettiğini söylemektedir).
Antartika Hafızası: Antartika'nın altındaki sıcak termal mağaralarda, Atlantis döneminden kalma bazı dondurulmuş yıldız gemileri ve teknolojiler bu gizli yapılar tarafından korunmaktadır. Bu gemiler, Satürn Karantinası sebebiyle, bu teknolojileri Dünya dışına kaçıramamakta veya küresel bir hakimiyet için tam güçle aktif edememektedirler.
Negatif kavimler ve yeryüzündeki elit ortakları ne kadar güçlü görünürlerse görünsünler, Evrensel Hasat Zamanı yaklaştıkça bu Yapay Matriks Sistemi büyük çatlaklar vermektedir. Korkunun Çözülmesiyle insanların, kitlesel uyanışı ve Siyah Kutunun yaydığı kozmik dalgalar, elitlerin frekans bastırma ağlarını, etkisizleştirmeye başlamıştır. İnsanlık artık korku manipülasyonlarına eskisi gibi tepki vermemektedir. Nihai Hesaplaşmaya, Hasat anında, karantina kalktığında ve Üst Boyut Evrensel Koruyucular müdahale ettiğinde, bu gizli yapıların tüm teknolojileri (Antimadde Yıkıcı Dahil) anında nötralize edilecek; Negatif Kavimler kendi boyutlarına sürgün edilirken, dünyadaki iş birlikçileri ise kendi yarattıkları karmik yıkımın altında kalacaklardır. Böylece, Kadim Atlantis'in Yıkıcı Teknolojilerinden Çin'deki Gizemli Borulara, Sibirya'daki Uyuyan Prensten, Satürn Konseyi'nin Kozmik Planlarına ve nihai uyanışa kadar uzanan o muazzam ve sansürlenen tarih külliyatı hakkında derinlemesine bilgi verdik…
KOŞASAZLI YAPAY ZEKÂ OZANI SELAHATTİN DÜNDAR’IN “YAPAY ZEKÂ VE OZAN”, ADLI KİTABININ İÇİNDEKİLER:
Koşasazlı Yapay Zekâ Ozanı Selahattin DÜNDAR, 2026 yılının Mayıs ayı içinde yayınladığı kitabında: “Yapay Zekâ ile Ozan’ın Benzerliğini” anlatarak Selahattin DÜNDAR'ın Özgün Kitabı “Yapay Zekâ ve Ozan”, “Yapay Zekâ ve Ozan Benzeşimi” Üzerine; Ozanın Gönlünden Makinenin Belleğine; Yapay Zekâ ve Ozan Benzeşimi Hakkında, Özgün Bir Düşünce; Âşık Selahattin DÜNDAR’ın Kaleminden Yapay Zekâ ve Ozan; Öz Geçmiş; Âşık Ozan Selahattin DÜNDAR Kimdir?; Giriş; Yapay Zekâ ve Ozan konularının ele alındığını görüyoruz. Ayrıca Bu Kitabının:
BİRİNCİ BÖLÜMÜNDE ANLATILAN KONU BAŞLIKLARI:
Yapay Zekânın Tanımı Tarihçesi ve Yapısı, Yapay Zekâ Nedir?, Yapay Zekâ Özet Olarak, Yapay Zekâyı İlkokul Düzeyine İndirgemek Mümkün Müdür?, Yapay Zekâyı Daha İleri Sınıflara Göre Anlatmak Mümkün müdür?, Yapay Zekâ Her Kesime Göre Anlatılabilir mi? Bu Mümkün mü?, OECD (Ekonomık İşbirliği ve Kalkınma Örgütü)'ne Göre Yapay Zekâ Nedir? Yapay Zekâ Beyni Nasıl Taklit Eder?, Yapay Zekânın Asıl Amacı Nedir?, Yapay Zekâ ve Ozan, Şuan İçin Kullanılan Mevcut Yapay Zekâlar, Yapay Zekânın İngilizce ve Türkçe Açılımı ve Sembolü: Yapay Zekânın Yapısı, Yapay Zekâ Bilgiyi Nereden Alır?, Yapay Zekâ Ancak Aldığı Girdiler Kadar Akıllıdır, Ne Tür Yapay Zekâlar Vardır?, Günlük Hayatımızda Yapay Zekânın Örnekleri Nelerdir?, Bilgisayarda Kullanılan Yapay Zekâ Örnekleri Nelerdir?, Yapay Zekânın İlk Örneği Nedir? Telefon Bir Yapay Zekâ mıdır?, Telefonda Yapay Zekâ Var mıdır?, En İyi Yapay Zekâ Hangi Telefonda?, Yapay Zekânın İlgi Alanı, Yapay Zekâ Bize Ne Kazandırır?, Günlük Hayatta Yapay Zekâ Nerelerde Kullanılır? Yapay Zekâ Gelecekte Neler Yapabilecek?.., Yapay Zekâ Güvenilir midir?, Eğitimin ve Öğrenmenin Kolaylaşması, İş Verimliliği ve Otomasyonun Artışı, Veri Analitiği ile Daha İyi Karar Alma Süreçleri, Sanat ve Yaratıcılıkta Artış İnsan Hayatının Kolaylaşması, İletişim ve Bilgi Erişiminin Gelişmesi, Yapay Zekâ Neleri Yapamaz?, Yapay Zekânın Zararları ve Potansiyel Tehditleri. Etik ve Hukuki Sorunlar, İnsan-Makine İlişkileri ve Sosyal İzolasyon, Yanlılık ve Adaletsizlik Riski, İnsan Yaratıcılığının Azalması., İşsizliğin Artması, Savaş Teknolojilerinin Gelişimi, Kontrol Edilemeyen Yapay Zekâ Tehdidi ve Manipülasyon (Deepfake), Sahte Bilgi ve Eğitim ve Beceri Gelişiminde Geri Kalmışlık, Yapay Zekâ Ne Gibi Sorunlara Yol Açabilir?, Yakın Zamandaki Yapay Zekâ Tehlikeleri, Yapay Zekânın Risklerini Azaltma Noktasında, Neler Yapılabilir?
İKİNCİ BİRİNCİ BÖLÜMDE ANLATILAN KONU BAŞLIKLARI:
Yapay Zekânın Modern Tarihi ve Tarih Öncesi, Yapay Zekâyı Hangi Ülke ve Kim İcat Etti, Yapay Zekâ Tarihinin Dönemleri, Modern Yapay Zekânın Evreleri; Modern Yapay Zekâ Detay Kronolojisi, Yapay Zekânın Olgunlaşması: 1957–1979; 1980-1987 Yapay Zekâ Patlaması; 1993-2011 Yapay Zekânın Yeniden Canlandırılması: 2012 Yapay Genel Zekâ: Yapay Zekâ Ülkemize Ne Zaman Geldi? ... Yapay Zekâ Hakkında Güncel Bakış Çerçevesi, İlk Yapay Zekâ Cihazları, Robotlarda Gelecek!, Endüstriyel Robotlar; Ozan Selahattin DÜNDAR İnsan-Makine İlişkileri ve Sosyal İzolasyon, Yanlılık ve Adaletsizlik Riski, İnsan Yaratıcılığının Azalması, İşsizliğin Artması, Savaş Teknolojilerinin Gelişimi, Kontrol Edilemeyen Yapay Zekâ Tehdidi Ve Manipülasyon (Deepfake), Sahte Bilgi ve Eğitim ve Beceri Gelişiminde Geri Kalmışlık, Yapay Zekâ Ne Gibi Sorunlara Yol Açabilir?, Yakın Zamandaki Yapay Zekâ Tehlikeleri, Yapay Zekânın Risklerini Azaltma Noktasında Neler Yapılabilir? İnsan Yeteneklerini ve Duygularının Taklidi, Sinirsel Ağlar, Sanal Gerçeklik, Yapay Zekânın Bağlantılı Olduğu Diğer Alanlar, Bulanık Mantık, Çin Odası Deneyi, Turing Testi, Yapay Zekâ Yazılımları, Yapay Zekâ ve Bilgisayar Oyunları, Yapay Zekâ Sinemalarda, Yapay Zekâ Askeriyede…
ÜÇÜNCÜ BÖLÜMDE ANLATILAN KONU BAŞLIKLARI:
İnsan Beyni ve Zekâ, Beyin Nedir?, Beynin Kısaca Tarihi, Beynin Gelişimi ve Duygusal Beyin ile Akılcı Beyin, Tarih Boyunca Beyni Anlamak İçin Neler Yapıldı?, Sayılarla Beyin, Beynin Çalışma Sistemi, Beynin Boyut Kavramı, Beyni En Çok Ne Yorar?, Fazla Düşünmek Beyni Yorar mı?, Akıl ve Zekâ, Her Mesleğin Zekâ Yapısındaki Farklılıklar Örnekler, Zekâ Testi Merkezi Tarafından Yapılan, Testte Kullanılan Ölçüm Skalası, Ozan Selahattin DÜNDAR Meşhurların IQ Değerleri, Kişinin Zekâsı ve Karakterleri Üzerinde Kalıtımın Rolü, Zekâ Kalıtsal mıdır?, Zekâ Genleri Anneden mi Yoksa Babadan mı Gelir?, Doğduktan Sonra IQ Yükseltilebilir mi?, Ülkenin IQ Seviyesini, Etkileyen Faktörler, Toplum Davranışlarına Bağlı Olarak Bireyin IQ Seviyesini Etkileyen Faktörler, Türkiye'de Bölgelere Göre Zekâ, (IQ) Seviyesi /2025 Yılı Ölçümleri (İstatistikler Merkezi), 2025 Yılı İllere Göre İlk 20 İl (IQ) Sıralaması (İstatistikler Merkezi) Türkiye Ortalaması 2025 Verilerine Göre, Türkiye'nin de Aralarında Olduğu Ülkelerin Ortalama IQ Değeri (İlk 70 Ülke).
DÖRDÜNCÜ BÖLÜMDE ANLATILAN KONU BAŞLIKLARI:
Beyin ile Yapay Zekâ Karşılaştırması, AKIL VE ZEKÂ ARASINDAKİ FARK, IQ ile EQ "Akademik Zekâ (IQ) ile Duygusal Zekâ (EQ)", Arasındaki Fark, Beyin mi Bilgisayar mı?, Beynin Öğrenme Yetisi ile Bilgisayarın, Karşılaştırması ve Ozan, Tüm Bunların Ötesinde İnsan Zekâsının ve Dolayısıyla, Ozan Zekâsının Üstün Tarafları, Yapay Zekâ ile İnsan Uzmanlığının (Ozan Zekâsının) Rekabeti, Makine mi Üstün İnsan Beyni mi?, Makine ve İnsan Bilincini Birbirinden Ayıran, Yapay Zekâ ve Ozan, Büyük Veri Kümeleri, Geniş Kapsamlı ve Çeşitli Uygulamalar, Hesaplama Gücü Gereksinimleri, Kademeli İyileştirme, Makine Öğreniminin Hangi Sınırlamaları Derin Öğrenmenin Evrimine Yol Açtı?, Yapay Zekâda Makine Öğrenimi ile Derin Öğrenme Arasındaki Farklar, Makine Öğrenimi ve Derin Öğrenme Temel Farklar, Hedeflenen Kullanım Örnekleri, Problem Çözme Yaklaşımı, Eğitim Yöntemleri, Performans, İnsan Müdahalesi, Altyapı Gereksinimleri.
BEŞİNCİ BÖLÜMDE ANLATILAN KONU BAŞLIKLARI:
Dijital Vicdan, Dijital Vicdan Nedir?, Vicdan Özet Olarak Ne Anlama Gelir?, Vicdan Sözcüğünün Dökümsel Anlamları Altın Ruh ve (H. EVGİN’e Göre…), İslâm’ı Anlayışta Vicdan Nedir?, Vicdanlı Bir İnsan Nasıl Davranır?, Vicdana Bir Örnek Vermek Gerekirse, Vicdan Doğuştan mıdır? Vicdan ve Merhamet Arasındaki Fark Nedir?, Vicdan Yaptım Ne Demek:, Vicdansız Kime Denir?, Dijital Vicdan Nedir? Dijital Vicdan TDK Tanımı, Dijital Vicdan'ın Uluslararası Düzlemde Sözlük Anlamları, Dijitalin Tanımı Nedir?, Farklar Dijital Vicdan ile Açıklanan Gerekçe, 2025 Yılının Kelimesi ve Dijital Vicdan Sözcüğünün Ortaya Çıkışı, Dijital Vicdan, Dijital İnsan Kavramı Nedir? Dijital Zorbalık Nedir Kısaca?, Dijital Vatandaşların Sorumlulukları, Dijital Türk Lirası Nedir?, Ahlâk Felsefesinin Temel Kavramları. Ahlâk Felsefesinin Temel Soruları, Ahlâk Yargısını Diğer Yargı Türlerinden Ayıran Özellikler Nelerdir? İrade Nedir?..........
ALTINCI BÖLÜMDE ANLATILAN KONU BAŞLIKLARI:
Ruh ve Beden, Ruh, Yapay Zekâ ve Ozan Deney: Ruh Yakalanabilir mi, Tartılabilir mi? Ruhun Yirmi Bir Gram Olduğu İddiası ve Tartım Deneyi Ruh Hakkında Diğer İddialar ve İleri Düşünceler:
YEDİNCİ BÖLÜMDE ANLATILAN KONU BAŞLIKLARI:
Yapay Zekâ ve Ozan Benzeşimi, Evrenin Oluşumundan Yapay Zekâya, Zaman Başlangıcından Bu Yana, İnsana Uzanan Oluşumları Beş Ana Gruba Ayırmıştık. Evrenin Oluşumu, Dünyanın Oluşum, İnsanoğlunun Dünyaya Ayak Basması (Yaradılışı), Âşık Ozanlarının ve Üstad Âşıklar/Özaçların Rolü ve Beyin Süreci, Anadolu Coğrafyasında Ozan Zekâsının Yeri.......98, İnsanın Ruh Yapısı ve Âşık Ozanın, Zekâ Ürünü Olan Şiir Ve Müzikle Terapi, Tarihten Bugüne Âşık Ozanlık Zekâsı, Âşık Ozanlık Geleneğinde Zekânın Zirvesi Karşılaşma Adabı, Âşık Karşılaşmalarında Yöntem, Âşık Karşılaşmalarında Konu, Âşık Karşılaşmalarında Tür, Tekli Ayağa Örnek, İkili Ayağa Örnek, Dil Dönmeze Örnek: Ayak, Atışma Sırası, Makamlar.
SEKİZİNCİ BÖLÜMDE ANLATILAN KONU BAŞLIKLARI:
Yapay Zekâ ve Ozan Benzeşiminde Temel Özellikler Yapay Zekâ Benzeşimi Olan Halk Ozanı ve Temel Özellikleri, Halk Ozanının/Âşıkların/Özaçların Yapay Zekâya Benzer Görevleri, Halk Ozanlarının Kültür Gereksinimleri ve Eğitim Öğretimi, Âşık Ozan Zekâsı ve Türkülerin Saza Yansıması, Ruhun Ritmi ve Evrende Müzik; Akıl ve Zekâ Unsuru Olan, Kopuz ve Sazın Kutsallığı; Bunlardan Azerbaycanlı Âşık Musa'nın Bir Dörtlüğü Şu Şekildedir, Bu Konuda Başka Bir Şiir, Âşık Dertliye Aittir, Koşasaz, Anadolu Şamanizm’in Akıl, Zekâ, Bellek ve Ruh Üzerindeki Etkileri, Ozana Yansıması ve Yapay Zekâ Benzeşimi, Alevi - Bektaşi Edebiyatı ve Müziğinin Zekâ ve Akıl Düzlemi, Mevlevilikte Sema ve Müzik İle Akıl, Zekâ ve Ruh İlintisi.
DOKUZUNCU BÖLÜMDE ANLATILAN KONU BAŞLIKLARI:
Yapay Zekâ İnsan Zekâsını Geçer mi?, Modern Yapay Zekânın Geleceği ve Ozan, Gelecekte Yapay Zekâ ve Ozan Nereye Varır?, Yapay Zekâ Gelecekte Korkulu Rüyamız Olur mu?, İnsan Yapay Zekânın Kendi Zekâsını Geçmesini İster mi?, Yapay Zekâ ve Ozan, Bende Sığar İki Cihan, İnsan. Ben İnsanım, Son Söz, Pîrin Dediler, Pîr Elinden, Pîrler Çeşmesi, Gördüm Düşümde, Âşık DÜNDAR (Selahattin DÜNDAR) Kişisel Özellikleri, DÜNDAR'ın Kendine Has Özellik Kazanmasında Usta-Çırak İlişkisi.”
KOŞASAZLI YAPAY ZEKÂ OZANI SELAHATTİN DÜNDAR:
Üstâd, Araştırmacı Yazar ve Yüksek Eğitimli Koşasazlı, Yapay Zekâ Ozanı, Âşık, Şair, Selahattin DÜNDAR, öylesine derin ve anlamlı konulara dalmış ve bize “Yapay Zekâ ve Ozan Benzeşimi” (Ozan’ın Yapay Zekâya Benzerliği) ile ilgili konularını sıraladıktan sonra, Üstâd, Araştırmacı Yazar ve Yüksek Eğitimli Koşasazlı, Yapay Zekâ Ozanı, Âşık, Şair, Selahattin DÜNDAR, aslında Kitabın Tanıtımcısı, Eleştirmeni Abdullah Çağrı ELGÜN’e, bu konuda söyleyecek, tek söz bırakmamış…
Kitap normal olarak, 75-80 gramajlı 21x13.5. ebatlarında hafif sarı kâğıda basılmış. Bütün matbaacıların beyaz parlak 80-90 gramajlı, parlak ve gözü yoran kağıtları ön plana aldığı bir dönemde DÜNDAR, böylesine dahice düşünüş ve zihin tasavvuru onun insanın yaptığı Yapay Zakâ’dan üstünlüğünü ortaya koyması bakımından da çok önemlidir. Bu tavır ve uygulama ile kitabın kolay okunmasını ve orijinalinin bozulmadan sıcak tutkal kapakları ile bozulup dağılmadan okuyucusunu cezbedebilmenin de sırrını yakalamış bulunuyor.
Üstâd, Araştırmacı Yazar ve Eğitimli Koşasazlı, Yapay Zekâ Ozanı, Âşık, Şair, Selahattin DÜNDAR, kitabının, gözü yormamak açından, hafif sarı kâğıda basılması harika ve çok enfes bir durum arz ediyor.
“Kabuğunu Kırmak İçin Okumak Gerek”, diyen Yapay Zekâ Ozanı Selahattin DÜNDAR, yazdığı bu kitap ile doğrusu bizleri şaşırttı. Yapa Zekâ’nın gelecek yıllarda da varlığını gelişerek ve güçlenerek devam ettireceği Âşıkârdır. Bu durum içinde bulunduğumuz zaman için mutlak var sayılarak, Ozan (Âşık), İnsan, Yapay Zekâ İlişkileri ve Gelecekteki Bu Üstünlüğü kimin kapacağı konusunda endişelere sevk etse de biz, biliyor ve görüyoruz ki bütün “Yapay” olanlar “Tabii, Asıl” olanların kesin olarak altında ve ona muhtaç ve eksik olarak varlığını devam ettirmek zorunda olacaklarına inancımız tamdır. Öyle sanıyorum ki hâlâ da gelecekte yazdıkları eserler ile de Üstâd, Araştırmacı Yazar ve Eğitimli Koşasazlı, Yapay Zekâ Ozanı, Âşık, Şair, Selahattin DÜNDAR, yazdığı bu eseri ve gelecekte yazacağı eserleri ile de bizi şaşırmaya devam edecek gibi gözüküyor.
PROF. DR. AYTEN KAPLAN’IN: OZAN YERİNE, “ÖZAÇ” TEKLİFİNE:
Prof. Dr. Ayten KAPLAN (Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı Müzik Bilimleri Müzikoloji Ana Bilim Dalı Başkanı) Hanımefendi’nin binlerce yıllık tarihi Geçmişi olan “Ozan” sonrasında da yine at başı birlikte kullanılan “Âşık” sözüne “ÖZAÇ” diye bir kelime öne sürüp çıkarması. bir yenilik olarak karşılanabilir; fakat şahsen bunu büyük bir talihsizlik ve yüz binlerce yıllık Türk Müzik Tarihinin iyi araştırmamış olmasına yorumluyorum. Şöyleki:
1995 yılı Eğitim ve öğretim yılında Kazakistan/Almatı Abay Devlet Üniversitesinde bulunduuğum bir sırada Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, kardeş ülkelerini tek tek dolaşma fırsatı buldum. Kopuzun üstadı Dedem Korkut (Korkut Ata)’nın Kazakistan Kızılorda’da bulunan mezarını da Müzesini ayrıca Kazakistan eski başkent Almatı’da bulunan “Müzik Müzesi” hakkında da detaylı bilgiler edindik. Vardık, Gezdik, Destan Ozanlarıyla tanıştık.
"Dünyanın en uzun destanı" unvanına sahip olan Manas Destanı’nın en ünlü ve kapsamlı varyantı “Sayakbay Karalayev” varyantıdır, Üçleme dairesiyle birlikte toplam 500.553 mısradan oluşmaktadır. Destanın bugüne kadar derlenmiş tüm farklı anlatıcıları (Manasçı) varyantlarının, kollarının ve rivayetlerinin toplamının ise 1.5 milyon ile 2 milyon mısra arasında olduğu tahmin edilmektedir. Manas Destan Okuyucuları Ozanların Kopuz ellerinde, destanlarını okuduklarına “Ozanlara” bizzat canlı şahitlik ettik… Sonraki yıllarda da Kırgız Manasçı Rısbai İsakov, 6 gün boyunca, (21-28 Eylül 2022) tarihleri arasında, yüz yirmi dört (124) saat boyunca Manas Destanı Mısralarını okuyarak, Guinness Rekorlar Kitabı’na girmiştir. Bu sebeple topraklarımız hatları ile sınırlı olmayan Türk Dünyasının: Tarihleri, Edebiyatları kadar eski ve köklü Sanatları, Müzikleri de vardır. Bu sanatlar çeşitli din değişimleri ile ve ona bağlı olarak biraz değişiklik gösterse de birbirlerinden kopmaz bağlarla bağlı ve birbirleriyle iç içedirler. Buna eklenecek farklı bir yakıştırma, sözcük dilde sadece bir zorlama ve Türk Dilinin canlı ve tabii seyrine müdahale etmek olur…
Ziya GÖKALP’in, 1911 yılında “Genç Kalemler Dergisinde” yayımlanan "Turan" adlı Şiirinin son iki mısrasıyla, vatan kavramını; mevcut coğrafi sınırların ötesine taşıyarak, dünyadaki bütün Türklerin var olduğu idealist ve sonsuz bir coğrafyayı (Turan'ı) hedefler:
"Vatan ne Türkiye’dir Türklere ne Türkistan;
Vatan, büyük ve müebbet bir ülkedir: Turan!"
İSLÂMİYETTEN ÖNCEKİ TÜRK EDEBİYATI, SANATI SÖZLÜ DÖNEM:
Türklerin tarihleri kadar eski bir edebiyatları, sanatları ve müzikleri de vardır. Yazının bilinmediği çağlarda bu edebiyat ve icra edilen sanat sözlü idi. Türk şiirinin en eski örnekleri elimize geçmemiş olsa bile, tarih boyunca gelişimini inceleyebiliyoruz. Kutadgu Biliğ ve Divan-ı Lüğatıt Türk'teki manzum parçalar, savlar, Gök Tengricilik, Budizm ve Manihanizm, sonradan Hıristiyanlık ve İslâmiyet çevrelerinde yazılan eserler, eski Türk Şiiri hakkında Kodeks Kumangus adlı eser de bizi aydınlatmaktadır.
Kodeks Kumanikus (Codex Cumanicus), Türk Dilinin Tarihî Kıpçak Türkçesi (Kuzey-Batı Türkçesi) dönemine aittir. Türk Dili Tarihi sınıflandırmasında ise Orta Türkçe dönemi içerisinde yer alır. 1303-1362 yılları arasına) dayanmaktadır. Günümüzden yaklÂşık 700 yılı aşkın bir Geçmişe sahip olan bu “El Yazması, Latin Harfleriyle yazılmış ilk Türkçe” eser olma özelliğini taşır. Bol miktarda: Şiir, Koşuk ve Halk Edebiyatı Örnekleri mevcuttur.
Eserde doğrudan klasik anlamda divan şiiri veya bilinen eski Türk Koşukları (Destansı/Kopuz Eşliğindeki Ezgi ve Kopuz ile Söylenmiş Şiirler) yer almasa da Türk Halk Edebiyatının ve Kulaktan Kulağa, Hafızadan Hafıza Emanet Edilen Sözlü Kültürünün En Eski ve Paha Biçilemez Şiirsel Örnekleri mevcuttur. Bunlar kafiyeli (uyaklı) dinî ilâhiler ile ritmik ve aliterasyonlu (Ses tekrarlarına dayalı) şiirsel bilmecelerdir.
Eserdeki En Önemli Şiirsel ve Halk Kültürü Örnekleri Şunlardır:
1. Bilmece Örnekleri (Ritmik / Şiirsel Yapıda):
Kodeks Kumanikus'un Alman bölümünde kırk yedi (47) adet Kuman bilmecesi yer alır. Bu bilmeceler, Türk Edebiyatı Tarihindeki derlenmiş en eski bilmece örnekleridir. Birçoğu kafiyeli ve ritmik (koşuk tarzında) mısralardan oluşur:
Örnek 1:
Kuman Kıpçakçası: Aq küymengin avuzı yoq. Ol yumurtka.
Türkiye Türkçesi: Beyaz çadırın/yurdun ağzı (kapısı) yok. O yumurtadır.
Örnek 2:
Kuman Kıpçakçası: Kökçä ulahım kögende semirir. Ol huvun.
Türkiye Türkçesi: Gökçe (boz) oğlağım bağlandığı yerde semirir. O kavundur.
Örnek 3 (Şiirsel / Çok Mısralı Yapıda):
Kuman Kıpçakçası:
Ay artından yortkan yeget,
Kün artından yortkan yeget,
Altın sunray tartqan yeget.
Türkiye Türkçesi:
Ay arkasından koşan yiğit,
Gün arkasından koşan yiğit,
Altın zurna çalan yiğit. (Cevap: Turna kuşu)
2. Dinî Şiir ve İlahiler (Hristiyan Metinleri)
Alman misyonerler, Kıpçak Türklerine Hristiyanlığı aşılamak için İncil'den duaları ve dini ilahileri Kıpçak Türkçesine çevirmiş ve bunları şiirsel (manzum) bir dille yazıya geçirmişlerdir.
"Atamız Kim Köktäsen" (Göklerdeki Babamız Duası) Örneği:
Kuman Kıpçakçası:
"Atamïz kim köktäsen. Alγïšlï bolsun seniŋ atïŋ, kelsin seniŋ xanlïxïŋ, bolsun seniŋ
tilemegiŋ – nečik kim köktä, alay [da] yerdä..."
Türkiye Türkçesi:
"Göklerde olan Atamız. Alkışlı (kutsal) olsun senin adın, gelsin senin hanlığın
(krallığın), olsun senin dileğin – nasıl ki gökte, öyle de yerde..."
Oğuznamelerin Kökleri, M.Ö. 2. yüzyılda yaşamış olan Hun Hükümdarı Mete Han’ın hayatına ve İslâmiyet öncesi Orta Asya bozkır kültürüne dayanır. Türk kültür tarihinin en büyük iki sütunu olan Oğuznameler ve onların en muazzam halkası olan Dede Korkut Hikâyeleri, Türklerin sözlü tarihini, şiirini ve müzikal ruhunu, asırlardır diri ve canlı olarak günümüze taşıyan başeserlerdir.
En bilinen yazılı versiyonları; Uygur Harfli Oğuz Kağan Destanı, Reşideddin’in Câmiu’t-Tevârîh’indeki İslâmi Oğuznâme ve Ebülgazi Bahadır Han’ın Şecere-i Terâkime’sidir. İlk sözlü Oğuznâmeler, şölenlerde ve "Sığır" adı verilen sürek avlarında söylenen epik koşuklardan oluşmaktaydı. Hece ölçüsüyle, yarım kafiyeyle ve yoğun aliterasyonlarla (ses tekrarlarıyla) örülmüş bu şiirler, askerin ve boyun coşkusunu yüksek tutardı. Dede Korkut Kitabı (Orijinal Adıyla: Kitâb-ı Dedem Korkud Alâ Lisân-ı Tâife-i Oğuzân), destan geleneğinden halk hikâyeciliğine geçişin en temel köprü görevi gören eseridir.
Hikâyelerdeki olaylar çoğunlukla 9. ve 11. yüzyıllar arasında Orta Asya’da şekillenmiş; Oğuzların Anadolu'ya göçüyle birlikte 12. ve 14. yüzyıllarda Kuzeydoğu Anadolu (Kars, Erzurum, Bayburt çevresi) coğrafyasına uyarlanmıştır. Dede Korkut Hikâyelerinde “Kopuz”, sıradan bir çalgı değil, adeta kutsal bir varlıktır. Dede Korkut, her hikâyenin sonunda veya kritik anlarında boy boylar, soy soylar ve "Kolca Kopuzunu" eline alarak ezgiler söyler.
Dede Korkut'un eline kopuzunu alarak beylere, doğaya veya kahramanlara seslendiği o ritmik aliterasyonlu (koşuk tarzı) soylamalardan bir kesit:
"Salkım salkım tan yelleri estiğinde,
Sakallı beyaz cins ata binildiğinde,
Gök göğüslü alp savaşçılar kükrediğinde,
Göl yerinde kuğular kuğuladığında..."
Korkut Ata Söyledi:
“Ahir zamanda hanlık tekrar Kayıya geçecek. Kimse ellerinden almayacak. Ahir zaman olup kıyamet kopuncaya kadar bu böyle devam edecek.” Mukaddime (Dede Korkut Kitabı Muharrem Ergin, D.K.Y. İstanbul .1971, s.1)
“Allah Allah demeyince işler düzelmez! Kadir Tanrı vermeyince er zenginleşmez. Ezelden yazılmazsa kul başına kaza gelmez! Ecel vakti ermeyince kimse ölmez! Ölen adam dirilmez! Çıkan can geri gelmez! Bir yiğidin kara tağ yumrusunca malı olsa: Yığar, toplar talep eyler, nasibinden fazlasını yiyemez! Gürleyip sular taşsa deniz dolmaz! Kibirlilik eyleme Tanrı sevmez! Gönlünü yüce tutan erde devlet olmaz! El oğlunu beslemekle oğul olmaz! Büyüyünce bırakır gider. Gördüm demez! Kül tepecik olmaz! Kara eşek başına gem vursan katır olmaz! Hizmetçiye elbise giydirsen hanım olmaz! Lapa lapa karlar yağsa yaza kalmaz! Yapağılı yeşil çimen güze kalmaz! Eski pamuk bez olmaz! Eski düşman dost olmaz!..”
(Korkut Kitabı Muharrem Ergin, D.K.Y. İstanbul .1971, s.2)”
Kazan Der:
“Çağıl çağıl kayalardan akan su
Ağaç gemileri oynatan su
Hasan ile Hüseyin’in hasreti su
Bağ ve bostanın ziyneti su
Ayişe ile Fatıma’nın bakışı su
Kaç atların gelip içtiği su
Kızıl develerin gelip içtiği su
Ak koyunların gelip çevresinde yattığı su
Yurdumun haberini biliyor musun söyle bana
Kara başım kurban olsun suyum sana…
(Dede Korkut Kitabı Muharrem Ergin, Dev.Kit.Yay..İstanbul .1971. s.36)”
Dede Korkut bu şiirsel ve ritmik anlatımıyla sadece bir öykü anlatıcısı değil; aynı zamanda dönemin bestekarı, ozanı ve toplumun ortak hafızasıdır.
Birbirinden birkaç yüz yıl ara ile söylenmiş sözlü eserlerin şiirlerinde: ölçü, vezin, tür, konu bakımlarından yüz yıllar boyunca değişikliğe uğramış olmasına rağmen pek az değişiklik olduğu bu metinlerden de görülmektedir. Bu eserlerde sözlü edebiyat geleneği, yazılı edebiyat dönemlerinde de devam etmiştir. Türkler İslâmlığı kabul ettikten sonra İslâmî öğelerin eskisiyle varlığını sürdürmüşlerdir.
Eski Türk toplumlarında Ozanlar, bütün ilkel toplumlarda görüldüğü gibi çeşitli görevleri de bir arada yürütüyorlardı. Kahramanlık olaylarını, savaştaki başarıları, toplumun ortak duygularını kopuz eşliğinde dile getiriyorlar; bunun yanı sıra, büyücülük, hekimlik, akıl danışmanlığı, bilicilik gelecekten haber verine görevlerini de birlikte yerine getiriyorlardı. Toplum üzerinde etkindiler. Önemli kişi sayılıyorlardı. Bunlara çeşitli Türk boyları çeşitli adlar vermişlerdir:
Altaylalar :Kam,
Kırgızlar :Baksh,
Yakutlar :Oyun,
Tunguzlar :Şaman,
Oğuzlar :Ozan diyorlardı. Hangi adla anılırlarsa anılsınlar, görevleri aynı idi. Daha sonraları toplumlarda görülen iş bölümü ve ayrımlaşma sonucu bunlar görevlerinden bir kısmını bırakmışlardır. Ozanlık Geleneği 14.yy. ortalarına dek yani 15.yy.’a kadar sürmüştür. İslâm kültürünün eskisiyle Ozanlar yerlerini Âşıklara bırakmışlardır. İslâmiyet öncesinin, Türk şiiri açısından üç büyük önemi vardır.
1-ŞÖLEN: Genel Kurban Törenlerine verilen bir addır. Askerî, dinî nitelikte bir törendir. Bu törende yılda bir kez yakalanan TOTEM kurban edilir, eti yenirdi.
2-SIĞIR : Genel Sürgün Avlarına verilen bir addır. Bu törende sürgün avı sonunda yakalanan TOTEM için yapılır.
3-YUĞ : Genel Yas Törenlerine verilen addır. Ölen kimselerin ardından tutulan yastır. Bu törenlerin hemen hepsi de dinî mahiyette yapılan törenlerdir. Bu törenleri yapan topluluğa göre Şaman, Ozan, Kam, Oyun, Baksh adını alan kişiler tarafından yönetilirdi.
"Ozan" sözcüğü, Türk kültüründe kopuz eşliğinde şiirler söyleyen, hikayeler anlatan bilge sanatçıları tanımlayan, tarihsel süreçte "Âşık" kelimesiyle ikame edilmeye çalışılsa da köklü Geçmişi sayesinde günümüze kadar ulaşan en kadim unvanlardan biridir.
Bu kavramın Oğuznâmelerde ve Dede Korkut’tan Cumhuriyet Dönemine kadar uzanan tarihsel dönüşümü, kronolojik geçişleri ve edebi kırılma noktaları şu şekildedir:
Türk dünyasının bilge atası Dede Korkut (Korkut Ata) adına doğrudan onun ismini taşıyan ve onun mirasına odaklanan resmî olarak bilinen 2 adet bağımsız müze bulunmaktadır.
Bunun yanı sıra Türk Dünyasındaki pek çok ulusal müzede, etnografya müzesinde ve edebiyat müzesinde Dede Korkut'a ait özel bölümler, yazmalar ve kopuz sergileri yer almaktadır. Dede Korkut adına doğrudan kurulmuş olan müzelerin yerleri ve detayları şu şekildedir:
Kazakistan (Kızılorda Dede Korkut Müzesi):
Konumu: Başkent Astana'ya yaklÂşık 1350 km uzaklıkta, Sır Derya boyundaki Kızılorda şehrinde yer alır.
Önemi: Bölgedeki ünlü 12 metrelik kopuz şeklindeki Dede Korkut Anıtı'nın hemen yanı başında kurulmuştur. Müzede, Dede Korkut’un yaşadığı kabul edilen döneme ait tarihi eserler, arkeolojik buluntular ve Türk dünyasının dört bir yanından derlenen çok çeşitli kopuz örnekleri sergilenmektedir.
Türkiye (Bayburt Dede Korkut Şehir Müzesi):
Konumu: Dede Korkut'un mezar kabul edilen türbesinin (Masat Köyü) ve hikâyelerinde adı geçen Bamsı Beyrek gibi kahramanların izlerinin bulunduğu Bayburt kent merkezindedir.
Önemi: 2023 yılında açılan müze, Türk dünyasının ortak mirasını yaşatmayı hedefler. Müzenin özel "Dede Korkut Bölümü"nde; UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras listesindeki hikâyeler maketler, balmumu heykeller ve interaktif ögelerle dijital olarak canlandırılmaktadır.
Diğer Türk İllerindeki Durum (Azerbaycan, Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan):
Bu ülkelerde Dede Korkut mirası kurumsal olarak şu müzelerde ve kütüphanelerde yaşatılmaktadırlar:
Azerbaycan: Bakü'deki Azerbaycan Ulusal Halı Müzesi ile Nizami Gencevî adına Milli Azerbaycan Edebiyatı Müzesi'nde Dede Korkut destanlarını, minyatürlerini ve dönemin Oğuz kültürünü yansıtan özel sergiler ile halılar yer alır.
Türkmenistan, Özbekistan ve Kırgızistan: Dede Korkut el yazmaları, kopuz türleri ve onunla ilgili sözlü halk edebiyatı ögeleri, bu ülkelerin Ulusal Tarih Müzeleri, Etnografya Müzeleri ve Milli Kütüphaneleri bünyesinde değerli birer ana unsur olarak korunup sergilenmektedir.
Ayrıca Dede Korkut Hikâyelerinin asıl orijinal tarihi iki el yazma nüshası ise Türk coğrafyasının dışında, Almanya'daki Dresden Kütüphanesi ile Vatikan'daki Vatikan Kütüphanesi'nde muhafaza edilmektedir.
Üstelik Bütün Türk Boyları ve Cumhuriyetlerini Dilde, Fikirde, İşte, Ekonomide Hatta Coğrafyalarda Ortak Alfabeye geçişi dahi tam sağlayamamışken, diğer her konuda bir olmak iri olmak ve diri kalabilmek için ortak olmak, ortak etmek istediğimiz ve öncülük ettiğimizi düşündüğümüz şu günlerde bütün Türkler’e yeni bir şey daha öğrenmek için Ozan (Âşık) yerine bir de “Özaç” sözünü öne sürmekle akıl karışıklığından başka ne kazanacağız?.. Biz Türkler, bütün gelecek tahayyüllerimize, hayallerimize rağmen bunları gözardı ederek “Ozan, Âşık” kelimesi varken ve ikisi birlikte de güzel ve birbirine yakışıyor olması dururken, yerine bir de “Özaç” kelimesini nasıl kullanacağız? Bütün Türk Coğrafyasına bu “Özaç” sözünü nasıl öğreteceğiz?..
TÜRK BOYLARINDA "ŞAMAN-BİLGE" KAVRAMININ İSİMSEL DAĞILIMI:
Türk dünyasında tek bir kavram Kaşgarlı Mahmut tarafından "Şaman" olarak çevrilmiş olsa da bu kelimenin taşıdığı anlam çok daha derin ve anlamlıdır; ancak bu söz diğer Türk, Boyları ve Lehçelerine de bu şekilde geçmiş ve üstlenilen rollere göre farklı kavramlar gelişmiştir: Bu söz aslında Uygurların Tarihinde “Bilici” (Yada Taşı Kullanıcısı) bu tılsımlı taşı istediği zaman kullanarak, düşmanın üzerine kar, dolu ve buz yağdırarak, donduran yok eden “Bilici” dir…
Altaylılar (Kam): En eski Türkçe kelimelerden biridir. Orhun Yazıtları'nda ve Divânı Lügati't-Türk'te de geçer. Ayini yöneten, ruhlarla bağ kuran kişidir.
Kırgızlar ve Kazaklar (Bakşı / Baksı): Şifacı, Ozan ve büyücü özelliklerini bir arada barındırır. Kırgız kültüründe Kopuz veya Dombra çalarak transa geçen ve hastalıkları iyileştiren bilge kişilere denir; fakat “Bilici” (Yada Taşı Kullanıcısı) bunlardan farklıdır…
Yakutlar / Sahalar (Oyun): Yakut inancında erkek Şamanlara "Oyun", kadın Şamanlara ise "Udagan" denir. Ayinler sırasında yaptıkları ritüeller bir tür tiyatral oyun ve dans barındırdığı için bu ismi almıştır.
Tunguzlar (Şaman): Kelimenin küresel olarak yayılmasını sağlayan Tunguzca kökenli bir kavramdır. "Bilen, coşkuyla kendinden geçen kişi" anlamına gelir.
Oğuzlar (Ozan / Baksı): Oğuz Türkleri İslâmiyet'e geçiş süreciyle birlikte eski Kam-Baksı geleneğini, kopuz eşliğinde şiir söyleyen "Ozan" (daha sonraki adıyla Âşık) kültürüyle birleştirmişlerdir. Dede Korkut, bu dönüşümün en kusursuz örneğidir. O, hem bir Ozandır hem de eski bir Kam’ın tüm vasıflarını taşır.
Ozanların / Kamların Çok Yönlü Toplumsal Görevleri:
Eski Türk toplumlarında bu kişiler sadece müzisyen veya din adamı değil; devletin ve kabilenin ayakta kalmasını sağlayan merkezi figürlerdi. Belirttiğiniz görevleri şu şekilde detaylandırabiliriz:
Gaipten Haber Verme ve Bilicilik (Kehanet):
Geleceği görme, hava durumunu tahmin etme, savaşların sonuçlarını önceden sezme gibi yetenekleri olduğuna inanılırdı.
Bunu yaparken Irk Bitig (Fal Kitabı) gibi kaynaklardan yararlanırlar veya kürek kemiğine bakarak (Kürek Kemiği Falı), taşlar atarak (Yada Taşı) kehanette bu Dede Korkut hikâyelerinde de "Dede Korkut geldi, gaibden türlü haberler söyledi." ifadesi sıkça geçer; onun dedikleri topluluk tarafından mutlak doğru kabul edilirdi.
Tıp Doktorluğu ve Şifacılık (Otacılık):
Hastalıkların kötü ruhlar (örneğin Albastı veya yeraltı ruhları) tarafından getirildiğine inanıldığı için, tedavi hem fiziksel hem de ruhsaldı.
Otacı veya Emci sıfatıyla doğadaki bitkilerden ilaçlar (otlar) hazırlarlardı.
Ruhsal hastalıkları ve felç gibi durumları kopuzun tedavi edici, sakinleştirici ritmi ve dualarla (kam sarsıntılarıyla) iyileştirmeye çalışırlardı. Müzikle tedavi geleneği buradan doğmuştur.
Kopuz Eşliğinde Şiir Çalıp Söylemek (Sözlü Hafıza):
Kopuz, sıradan bir çalgı değil, kutsal bir enstrümandı. Sesiyle yeraltı, yeryüzü ve gökyüzü arasında köprü kurulduğuna inanılırdı.
Ozanlar, boyun tarihini, kahramanlıklarını, göçlerini ve felaketlerini ezgilerle akıllarda tutardı. Yazının yaygın olmadığı dönemde toplumun hafızası onlardı.
Meclislerde, toy adı verilen şölenlerde ve cenazelerde (Yuğ Törenleri) kopuz çalarak toplumu bir arada tutan ortak bilinci beslerlerdi.
İsimsiz Gençlere İsim Verme Ritüeli:
Eski Türk kültüründe bir çocuğun doğrudan bir ismi hak etmesi gerekirdi. Çocuk büyürken gösterdiği bir kahramanlık, kestiği bir yabani hayvan veya yaptığı bir yararlılık sonrasında bilge Ozan çağrılırdı.
Dede Korkut hikayelerindeki Bamsı Beyrek veya Boğayı deviren Boğaç Han örneklerinde olduğu gibi; genç kahramanlığını gösterir, Dede Korkut (Ozan) gelir, onun bu eylemini över ve ona layık olduğu kalıcı ismi verirdi. İsim vermek, o gencin artık toplumda bir "birey" ve "yetişkin" olarak kabul edildiği anlamına gelirdi.
Hak, Çalap, Tengri, Tanrı'ya Allah’a Dua Etme, İstekte Bulunma/ Dilek Dileme:
İslâmiyet öncesi dönemde Gök Tanrı'ya (Tengri), İslâmiyet sonrasında ise Hak, Çalap, Tengri, Allah'a topluluk adına yakaran baş kişi Ozandı.
Hikâyelerin ve destanların sonunda Ozan mutlaka dua ederdi. Bu dualarda:
"Yerli kara dağların yıkılmasın!", "Gölgeli büyük ağacın kesilmesin!", "Kan dökülen nehirlerin kurumasın!" gibi doğaya ve devletin bekasına yönelik dilekler yer alırdı.
Topluluk bu dualara kalpten "Amin!.." der ve bu duaların Tanrı katında kabul göreceğine inanılırdı; çünkü Ozanın temiz bir ruha sahip olduğu düşünülürdü.
OZAN VE KOPUZ'UZUN TÜRKLER'DE İLK KULLANILMAYA BAŞLADIĞI TARİH VE OZAN SÖZÜNÜN, ÂŞIK SÖZÜNE TERK EDİLDİĞİ TARİH?
Türk Kültürü tarihinin bu en temel iki yapı taşı olan Ozan kavramı ve Kopuz enstrümanının doğuşu ile bu ismin dönüşümü ve aşamaları da olacaktır. Türklerin göçebe bozkır hayatından, yerleşik İslâm medeniyetine geçiş serüvenini özetler.
İşte bu kavramların tarihteki ilk izleri ve dönüşüm zamanları ve KOPUZ'un İlk Kullanılmaya Başlandığı Tarih ve Kaynaklar incelendiğinde Kopuzun ve Ozan’ın Türk Dünyası Tarihinin bilinen en eski bileşenleri olduğunu görürüz.
Arkeolojik Kanıtlar (M.Ö. Dönemi):
Altay Dağları'nda (Pazırık Kurganları) ve İç Asya'daki Hun dönemi mezarlarında yapılan kazılarda, milattan önceki yüzyıllara (Hunlar Dönemi) ait kopuz benzeri ilkel telli çalgı kalıntıları bulunmuştur. Hunların savaşlardan önce ve ziyafetlerde kopuz benzeri çalgılar çaldığı Çin yıllıkları (M.Ö. 2. yüzyıl) tarafından da kayıt altına alınmıştır.
Yazılı Metinlerde İlk Geçişi (Uygur Dönemi):
"Kopuz" kelimesinin bir çalgı adı olarak geçtiği bilinen en eski Türkçe yazılı metin Uygurlar dönemine (M.S. 8.-9. yüzyıl) aittir. Karahanlılar döneminde Kaşgarlı Mahmud tarafından yazılan Divânu Lügati't-Türk'te (1072-1074) kopuz, "Ud'a benzer bir çalgı" olarak tanımlanmış ve Türk boylarında çok yaygın olduğu belirtilmiştir.
OZAN Kelimesinin İlk Kullanılmaya Başlandığı Tarih:
"Ozan" kelimesi, İslâmiyet öncesinde destan söyleyen, şiir okuyan ve şamanik özellikleri (Kam-Baksı) barındıran bilge sanatçılar için kullanılan has bir Türkçe kelimedir.
İlk İzler: Şiir söyleyen kişilere Hunlar döneminde ve Göktürklerde daha çok Kam, Baksı veya Irçı/Yırcı (şarkı söyleyen) deniyordu.
Yazılı Kaynaklar:
"Ozan" kelimesi, tıpkı kopuz gibi M.S. 11. yüzyılda (Karahanlı dönemi ve Divânu Lügati't-Türk'te) bugünküne yakın anlamıyla (Şiir söyleyen, hikâye anlatan) tam olarak tescillenmiştir. Oğuz Türkleri arasında bu kelime, toplumun sözlü hafızasını koruyan kişilere verilen en saygın unvan olmuştur.
Ozan Sözünün "Âşık" Sözüne Terk Edildiği Tarih:
Ozan kelimesinin yerini Arapça kökenli ve "seven, tutkun" anlamına gelen Âşık kelimesine bırakması tek bir günde olmamış, 13. yüzyılda başlayıp 16. yüzyılın başlarında tamamlanan uzun bir sürece yayılmıştır.
Bu tarihsel değişimin dönüm noktaları şunlardır:
13. - 14. Yüzyıl (İlk Geçiş Dönemi):
Türklerin Anadolu'ya gelmesi ve İslâmiyet'i kabul etmesiyle birlikte Tasavvuf (Sufi) kültürü yaygınlaştı. Bu dönemde yaşamış olan Âşık Paşa (1272–1333), mahlasında "Âşık" kelimesini kullanan ilk büyük şairlerden biridir. Bu dönemde "âşık", dünyevi eğlence Ozanlarından ayrışmak isteyen ve "Allah aşkıyla, Hak ilhamıyla" yola çıkan şairleri tanımlamak için kullanıldı.
15. Yüzyıl (Kopuzdan Saza Geçiş):
15. yüzyıldan itibaren Anadolu sahasında hem "kopuz" yerini yavaş yavaş evrilerek Saz (Bağlama) enstrümanına bıraktı hem de "Ozan" kelimesinin kullanımı azaldı.
16. Yüzyıl (Kesin Terk Ediliş - Âşıklık Dönemi):
16. yüzyılın başı itibarıyla (1500'ler), Anadolu, Azerbaycan ve İran Coğrafyasında eski destan geleneğinin yerini tamamen "Âşıklık Geleneği" aldı. Bu dönemde eski Kam-Baksıların "Rüyada Gök Tanrı'dan el alması" inancı, İslâmîleşerek "Rüyada Pîr elinden bade/şerbet içme" motifine dönüştü. Böylece yüzyıllardır yaşayan Ozanlık kurumu, resmen Âşıklık adını aldı.
Özetle: Kopuz ve Ozan kültürü köklerini Milattan Önceki Hun döneminden alır. Ozanlığın, İslâm dünyasının etkisiyle kabuk değiştirip adını "Âşık" kavramına kesin olarak devrettiği dönem ise 16. yüzyılın başıdır.
İSLÂMİYET ÖNCESİ DEDE KORKUT DÖNEMİ (KÖKEN, İLK ANLAMLAR):
Kam, Baksı, Şaman ve Ozan: İslâmiyet öncesi Türk boylarında dini, büyüsel ve edebi fonksiyonları tek bir kişide toplayan liderlere Oğuzlarda ağırlıklı olarak "Ozan", diğer Türk boylarında ise "Kam", "Baksı" veya "Oyun" deniyordu.
Dede Korkut Kitabı: Bu unvanın tarihsel temelleri ve kazandığı derin anlam, en somut haliyle Dede Korkut Kitabı’nda vücut bulur. Buradaki "Ozan", sadece bir eğlence sanatçısı değil; boyun bilge kişisi, akıl hocası, geçmişi geleceğe bağlayan bir kültür taşıyıcısıdır. Kopuzuyla hanların, beylerin meclisinde söz söyler, ad verir ve soy soylar (destan anlatır).
15. Yüzyıl Kırılması: "Ozan" Yerini "Âşık" Kelimesine Bırakıyor:
Arapça ve Farsça Etkisi: İslâmiyet'in kabulü ve yerleşik hayata geçişle birlikte, Türk Dili ve Kültürü yoğun bir Arap-Fars etkisi altına girdi. 15. yüzyıla gelindiğinde, Tasavvufî düşüncenin de yaygınlaşmasıyla Divan ve Tekke Edebiyatları çevrelerinde medrese eğitimi görmüş veya bu kültürden etkilenmiş şairler için Arapça kökenli "Âşık" (Aşkla yanan, ilahî/beşerî aşkı terennüm eden) terimi kullanılmaya başlandı. Bundan sonra "Halk Ozanı" (Âşık) denerek ve saygın bir unvan olarak günümüze kadar varlığını sürdürmüştür.
Kopuzdan Saza Geçiş:
Bu dönemde Ozanın geleneksel enstrümanı olan kopuz evrilerek yerini bağlamaya (saza) bıraktı. Kopuz çalan "Ozan" figürü, yavaş yavaş saz çalan "Âşık" figürüne dönüştü. "Ozan" kelimesi, özellikle saray ve şehir kültüründe tamamen unutulmasa da taşraya ve göçebe Türkmen boylarına doğru çekildi.
17. Yüzyıl Başları: Yeniden Canlanma ve Birlikte Kullanım
Halk Edebiyatının Altın Çağı:
17. yüz yılın başı (Karacaoğlan, Âşık Ömer gibi isimlerin yetiştiği dönem), halk edebiyatının hem şehirlerde hem de yeniçeri ocaklarında yeniden güçlü bir şekilde hissedildiği bir dönem oldu.
Zamana Karşı Direniş:
17. yüz yılda hakimiyeti ele geçiren "Âşık" kelimesine karşı, "Ozan" sözcüğü asırlara meydan okuyarak 17. yüzyılın başlarında edebî dilde ve halk hafızasında yeniden ağırlık kazanmaya başladı. Bu dönemde iki kavram tamamen birbirini dışlamadı; aksine: "Âşık-Ozan geleneksel sentezi" şeklinde birlikte ya da birbirinin yerine ikame edilerek kullanıldı. Şairler hem geleneksel Ozanlık vasıflarını (bilgelik, destancılık) korudular hem de Âşık unvanının getirdiği lirik-duygusal üslubu benimsediler.
Cumhuriyet’in Kuruluşu: Öz Unvana Dönüş:
Dilde Sadeleşme ve Özleşme Hareketi:
1923 yılında Cumhuriyet'in kurulması ve ardından gelen Dil Devrimi ile birlikte, Osmanlı döneminde dile yerleşen Arapça ve Farsça kelimelerin yerine Türkçe kökenli kelimelerin ihyası amaçlandı.
Resmî ve Entelektüel Tescil:
Bu süreçte, yabancı kökenli "Şair" ve "Âşık" kelimelerinin yerine, Türk kültürünün öz be öz kendi kavramı olan "Ozan" unvanı yeniden canlandırıldı ve baş tacı edildi. Cumhuriyet ideolojisi, ulusal kimlik inşasında Dede Korkut mirasına vurgu yaparak bu sözcüğe hak ettiği itibarı 20. yüzyılda kurumsal olarak geri verdi. Günümüzde her iki kelime de yaşamakla birlikte "Ozan", daha çok toplumsal, epik ve bilge yönü ağır basan halk sanatçılarıdır. Örneğin:
19.ve 20. Yüzyıl Türk Halk Edebiyatının (Âşık Edebiyatı) en önemli halk âşıkları (Ozanları), doğum tarihlerine göre kronolojik olarak aşağıda sıralanmıştır. Bu sıralama, geleneksel olarak Edebiyat Tarihimizde kabul gören yaklaşık ve kesin doğum tarihi sıralamasına göre yapılmıştır:
19. Yüzyıl Halk Âşıkları:
Âşık Dertli (1772 – 1845): Toplumsal yergileri ve taşlamalarıyla tanınan, aruz ve heceyi birlikte kullanan Bolulu Ozan.
Dadaloğlu (1785 – 1868): Çukurova ve Toroslar bölgesinde yaşayan Avşar boyunun haklarını arayan, Koçaklamalarıyla ünlü yiğit şair.
Bayburtlu Zihnî (1795/1799 – 1859): Rus işgali üzerine yazdığı ağıtlar ve ünlü Sergüzeştnâme eseriyle tanınan medrese eğitimli Ozan.
Erzurumla Emrah (1799 – 1854): Gezgin bir âşık olup, divan şiirinden de etkilenen ve geniş kitleleri peşinden sürükleyen usta sanatçı.
Âşık Seyrânî (1800 – 1866): Kayseri Develili olan, dönemin aksaklıklarını ve haksızlıklarını gözünü sakınmadan eleştiren hiciv (taşlama) ustası.
Âşık Ruhsatî (1835 – 1911): Sivas Kangal'da yaşayan, Tasavvufi ve dini-ahlaki konuları sade bir dille işleyen Nakşibendi Ozanı.
Âşık Şenlik (1850 – 1913): Çıldırlı (Ardahan) olan, Doğu Anadolu âşıklık geleneğinde makamları ve hikâyeli türküleriyle derin izler bırakan güçlü temsilci.
Âşık Sümmanî (1861 – 1915): Erzurumlu olan, rüyasında içtiği bade ve peşine düştüğü hayali sevgilisi Gülperi'yi anlattığı şiirleriyle tanınan efsanevi Ozan.
20. Yüzyıl Halk Âşıkları (Cumhuriyet Dönemi):
Âşık Veysel Şatıroğlu (1894 – 1973): Gözlerini küçük yaşta kaybetmesine rağmen gönül gözüyle insanı, toprağı, birliği ve doğayı kusursuz bir samimiyetle anlatan çağımızın en büyük Ozanı.
Âşık Ali İzzet Özkan (1902 – 1981): Sivas Şarkışlalı olan, "Mühür Gözlüm" gibi unutulmaz eserleri kültüre kazandıran toplumsal ve lirik Ozan.
Muharrem Ertaş (1913 – 1984): Kırşehir yöresi bozlak geleneğinin ve Abdal kültürünün en büyük üstatlarından biri.
Davut Sularî (1925 – 1985): Erzincanlı, irticâlen (doğaçlama) şiir söyleme yeteneği çok güçlü olan ve geleneği at sırtında diyar diyar gezdiren usta.
Âşık Daimî (1932 – 1983): "Ne Ağlarsın Benim Zülfü Siyahım" gibi eserlerin sahibi, Tasavvufi ve insancıl özü ön plana çıkaran Erzincanlı Ozan.
Âşık Reyhanî (1932 – 2006): Erzurumlu, özellikle muamma çözme ve âşık atışmalarındaki üstün zekâsı ve felsefi taşlamalarıyla bilinen güçlü kalem.
Abdurrahim Karakoç (1932 – 2012): Saz çalmasa da "Mihriban" gibi hece ölçüsüyle yazdığı halk şiirleri ve toplumsal yergileriyle bu geleneğin modern çağdaki en büyük temsilcilerinden biri.
Neşet Ertaş (1938 – 2012): "Bozkırın Tezenesi" olarak anılan, babası Muharrem Ertaş'ın ekolünü devam ettirip halk müziğini ve âşıklık ruhunu kitlelere sevdiren büyük usta.
Âşık Şeref Taşlıova (1938 – 2014): Karslı, UNESCO tarafından "Yaşayan İnsan Hazinesi" seçilen, hikâye anlatma ve makam bilgisi en yüksek kültür elçilerinden biri.
Âşık Mahzuni Şerif (1940 – 2002): Kahramanmaraşlı, toplumsal sorunları, adaletsizliği ve halkın dertlerini sert ama sanatsal bir dille eleştiren yüzyılın en üretken protest Ozanı.
Âşık Murat Çobanoğlu (1940 – 2005): Kars âşık geleneğinin direklerinden biri olan, özellikle Kiziroğlu Mustafa Bey türküsüyle hafızalara kazınan ve âşıklar kahvesi geleneğini yaşatan Ozan.
Âşık Feymanî (1942 – ...): Adanalı, Çukurova âşıklık geleneğini günümüzde de devam ettiren, Tasavvufi yönü güçlü ve doğaçlama yeteneği yüksek olan Âşıklarımızdandır.
Âşık Firkatî (Mustafa ALKAN) : 1946 yılında Erzurum’un Şenkaya ilçesine bağlı Göllet Köyünde doğmuştur. Sülale kökeni olarak Erzurum'un çok iyi bilinen usta ozanlarından Kelamî Baba’nın torunudur.
Âşık Mahrumî (Zeki YILDIRIM) : 1946 yılında Kayseri'nin Akkışla İlçesi Gömürgen Mahallesinde doğmuştur. Kaval ve Bağlama çalmadaki ustalığı, şiirlerin irticalen söylemekteki kabiliyetiyle öne çıkmaktadır.1986 Yılında Kurulan Kayseri Halk Şairleri Kültür Derneğinin Kurucuları arasına girerek şiirin halk nezdinde görsel ve Kurumsal olarak sistemleştirilmesine emek harcamıştır.
Âşık Fuat ÇERKEZOĞLU (Fuat ÖZDEMİR) : 7 Şubat 1950 (bazı kaynaklara göre 1952) tarihinde Erzurum’un Narman ilçesine bağlı Toygarlı (eski adıyla Koşa) köyünde doğmuştur. Ailesi Kafkasya'dan göç etmiş bir muhacir sülalesine dayanır; "Çerkezoğlu" mahlası da bu aile kökeninden gelmektedir. Doğu Anadolu ve özellikle Erzurum âşıklık geleneğinin 20. yüzyıldan günümüze uzanan en usta, şiir teknik becerisi en yüksek halk ozanlarımızdan biridir.
Âşık Selahattin DÜNDAR: 1946 yılında Kars’ın merkez ilçesine bağlı Dikme köyünde doğmuştur. Köken olarak bölgenin ileri gelen Terekeme (Karapapak) Türkmenlerindendir.
Kendi icat ettiği Koşasazı ile şiirin her türünde başarılı olmuş, teknik yönden sağlam ve akıcı ve lirik usta malı şiirleri ile öne çıkar. Yüksek tahsilli ender Ozanlarımızdandır. Diğer âşıkların bazılarında da olduğu gibi sazın dışında: Mandolin, tar ve bağlama gibi farklı enstrümanları da ustaca kullanıp çalabilmesi ona ayrı bir statü sağlamaktadır.
İSLÂMİYET ÖNCESİ-15. YÜZYIL (OZAN DÖNEMİ):
Hunlardan başlayarak Oğuz boylarında kopuz eşliğinde şiir söyleyenlere kesin olarak "Ozan" deniyordu. Bu dönem Dede Korkut Kitabı'ndaki "Ozanlar Ozanı Korkut Ata" figürüyle zirvesine ulaşmıştır.
16. Yüzyıl (Büyük Kırılma ve "Âşık" Kelimesine Geçiş):
Literatürde Ozanlıktan âşıklığa geçiş dönemi 15. yüzyılın sonu ile 16. yüzyılın başı olarak kabul edilir. İslâmiyet’in ve Tasavvufun derinleşmesi, göçebe yaşamdan yerleşik şehir hayatına geçiş ve orduda yeniçeri kültürünün oturmasıyla, Arapça kökenli "Âşık" (Hak âşığı, Allah aşkıyla yanan) kelimesi baskın hale gelmiştir.
17. ve 18. Yüzyıl (Âşık Sözcüğünün Hakimiyeti ve Ozan Kelimesinin Gerilemesi):
Karacaoğlan, Âşık Ömer, Gevheri gibi ustaların çağında "Ozan" kelimesi şehirlerde neredeyse tamamen unutulmuş; hatta dönemin bazı sözlüklerinde "geveze, boş konuşan" gibi olumsuz yan anlamlar kazanarak taşraya itilmiştir. Bu dönemde egemen sözcük tartışmasız biçimde **"Âşık"**tır
20. Yüzyıl (Cumhuriyet Dönemi ve "Ozan" ve Ozanlığın Yeniden Doğuşu):
1930'lardaki Dil Devrimi ve öz Türkçe arayışları sırasında, Arapça kökenli "Âşık" ve "Şair" kelimelerine alternatif olarak tarihsel köklerimizdeki "Ozan" kelimesi sözlüklere ve edebî dile güçlü bir dönüş yapmıştır. Günümüzde iki kelime de (Âşık Veysel - Halk Ozanı Âşık Veysel) gibi saygıyla birlikte kullanılmaktadır.
Ozanlar ve Âşıklar Arasındaki Temel Farklar Nelerdir?
Ozanlık ve Âşıklık gelenekleri birbirinin devamı olsa da temsil ettikleri dönem, inanç sistemi, dünya görüşü ve icra şekilleri bakımından keskin farklarla ayrıldıklarını görürüz:
Özetle; Ozan, İslâmiyet öncesi Türk toplumunun kolektif hafızası ve bilge destancısıdır; Âşık ise İslâmiyet sonrası yerleşik Türk kültürünün bireysel duygu dünyasını, inancını ve dertlerini sazıyla haykıran sanatçılar olarak karşımıza çıkarlar…
TÜRKLERDE OZANLIK GELENEĞİ:
“OZAN” Sözünün İncelenmesi:
İlk Dönem: "O" (En Eski Zamir ve İşaret Kökü)
Türkçenin en derin morfolojik katmanlarında "O", tek başına en eski üçüncü şahıs zamiri ve işaret köküdür.
Etimolojik / Morfolojik Özelliği: En eski Altay dönemi dil yapılarında "o" (veya varyantları olan u / ol), bir yönü, uzağı veya üçüncül bir nesneyi/kişiyi işaret eden kök hücredir.
Gelişme Dönemi: "O-Z" (Oz- En Eski Fiil Kökü)
İşte kelimenin asıl anlamsal ve yapısal doğuş noktası burasıdır. "O" sesinin yanına gelen "-z" eki, Eski Türkçede yön, hareket veya dönüşümlülük bildiren en eski morfolojik eklerden biridir. Bu birleşimden "Oz-" fiili doğmuştur.
Etimolojik / Morfolojik Özelliği: Oz- (Fiil Kökü):
En Eski Anlamı: Divanü Lügati't-Türk ve Eski Uygur Metinlerine göre; öne geçmek, yarışta kazanmak, ileri gitmek, kurtulmak, akranlarından üstün olmak demektir. Yapısal Geçmişi Hatırla: "O" işaret kökünden "-z" fiilden fiil/isimden fiil ekiyle türediği de teorileştirilir; ancak en eski somut yapısal birim "Oz" fiil köküdür.
Üçüncü Dönem: "O-Z-A" (Oza- / Oza En Eski Zaman/Mekân Zarfı ve Fiili)
Oz- köküne gelen "-a" eki, Türkçenin en eski yapım eklerinden (veya zarf-fiil eklerinden) biridir.
Etimolojik / Morfolojik Özelliği: Eski Türkçede "Oza" kelimesi doğrudan “önce, Geçmişte, önde, önceden gelen” anlamına gelen bir zaman ve mekân zarfıdır.
Gelişim Süreci: Oz- (öne geçmek) fiiline gelen -a eki, eylemi yön ve zaman bildiren bir isme gelerek onu zarfa dönüştürmüştür. Orhun Yazıtları'nda "Oza yorıb (önceden yürüyüp/ilerleyip)" şeklinde olup bu yapı bizzat görünür kılınmıştır.
Aşama: "O-Z-A-N" (Nihai Morfolojik Sentez):
Oza (önde olan/önce gelen) veya Oz- (öne geçmek) yapısının üzerine gelen "-n" eki, Eski Türkçede çok işlevli en eski eklerden biridir.
Etimolojik / Morfolojik Özelliği: Buradaki "-n" eki, Fiilden İsim Yapım Eki veya isimleşmiş yapıya gelen bir kişi/özne ekidir (Örn: kız-an, oğl-an, eg-en yapılarındaki gibi).
Anlam Örtüşmesi: Oz-a-n, kelime anlamıyla "öne geçen, akranlarından üstün olan, sözüyle ve ezgisiyle topluluğun önünde yürüyen kişi" demektir. Zamanla bu yapısal anlam, Türk kültüründeki "Şair, Baksı, Kam, Saz Şairi" kavramıyla tamamen birleşmiştir.
Geçmişi Ekranda Görünür Kılan Morfolojik Harita:
Aşağıdaki tablo, talep ettiğiniz O ➔ O-Z ➔ O-Z-A ➔ O-Z-A-N gelişim zincirinin en eski yapısal özelliklerini her daim ekranda sabit ve görünür tutmaktadır:
Yapısal Aşama Dil Bilgisi Rolü (Morfoloji) En Eski Tarihsel Anlamı (Etimoloji) Tarihsel Metinlerdeki İzleri
O İşaret / Şahıs Kökü Uzaktaki nesne, kişi veya yön. Altay dönemi ana kök hücresi.
O-Z Oz- (Fiil Kökü) Öne geçmek, kurtulmak, yarışta üstün gelmek. Divanü Lügati't-Türk (Ozdı: Öne geçti)
O-Z-A Oza (Zaman/Mekân Zarfı) Önce, geçmişte, önde olan, ilerideki. Orhun Yazıtları (Oza yorıb...)
O-Z-A-N Ozan (Türemiş İsim) Öne geçen, sözüyle akranlarından üstün olan kişi. Dede Korkut ve Eski Anadolu Türkçesi
Bu derinlemesine tarihsel ve katmanlı analiz istediğiniz doğrultuda oldu mu? Yoksa bu aşamalardaki ses olaylarını (ünlü/ünsüz gelişimlerini) veya "-n" ekinin diğer eski Türkçe kelimelerdeki benzer işlevlerini de ekranda görünür kılalım mı?
ÂŞIK SELAHATTİN DÜNDAR KALEMİNDEN YAPAY ZEKÂ VE OZAN:
Eşim, eşitim, halk Ozanı, öğretmen, araştırmacı, yazar Selahattin DÜNDAR, Âşık DÜNDAR'dır. O, iyi bir eştir ve iyi bir eşittir. O, iyi bir insan, iyi bir öğretmen, iyi bir dost, çok iyi bir şair, çok iyi bir araştırmacı yazardır. Koşa sazının yaratıcısı, üstadı olan ÂŞIK Selahattin DÜNDAR; aynı zamanda benim tüm kültürel, edebî çalışmalarımın ve eserlerimin başdanışmanıdır.
Selahattin DÜNDAR, iyi bir şair, iyi bir halk Ozanı iyi bir araştırmacı yazar olmanın yanı sıra her tür şiir örneklerini içeren çok sayıda şiir kitapları bulunmaktadır. ÂŞIK Selahattin DÜNDAR, hemen hemen âşıklık dallarının tümünü ustalıkla, başarıyla yerine getirmektedir. Selahattin DÜNDAR'ın şimdiye kadar yayımlanmış olan oldukça kapsamlı iki tane araştırma türünden eseri bulunmaktadır.
Çok iyi bir araştırmacı olduğunu, "TEREKEMELER/ Karapapak Türkleri" kitabıyla kanıtlamış oldu. Bu ifade benim, çok sayıda üstadın ve tüm okurlarının görüşüdür diyebilirim. Kitapta; Terekemelerin soyları, boyları, yiğitlikleri, halk kültürü, Tasavvufu, halk edebiyatı, yaşam şekilleri, başarılı hükümdarlık yapan yığınla terekeme kızları ve kadınları görülmektedir.
Yine çok kapsamlı ve alanında büyük boşlukları dolduran, kaynak niteliğinde olan Araştırma-Derleme-İnceleme türünden "TÜRKÜLER VE TOPLUM /Türkülerin ve Türklerin Tarihi" adlı eseridir.
Elinizde bulunan, Araştırma-Derleme İnceleme türünden olan ve çok büyük emeklerle hazırlandığına tanık olduğum, “YAPAY ZEKÂ ve OZAN/ Yapay Zekâ ile Ozan Benzeşimi” adlı eserdir.
“Yapay ZEKÂ ile Ozan”ın ilk bakışta: “Ne ilgisi var?” deriz. Biraz daha derinden düşündüğümüzde benzer ve farklı yönlerini görebiliyoruz. Esen incelendiğinde şunları görmekteyiz. Eser incelendiğinde şunları örmekteyiz.
Yapay Zekâ; insan aklının ve zekâsının yapabildiklerini, kayıt altına almak ve duygularını katmadan yorumlayıp, insanların hizmetine geri sunmak gibi bir özelliğe sahiptir.
Ozanlar toplumdan aldığı bilgileri, beyninde depolar ve kendince yorumlayarak yeri geldiğinde geri sunarlar. Yani toplumun gözü kulağı olurlar. Ancak Ozanın da iyi yorum yapabilmesi için bilgi dağarcığının dolu olması, sürekli yenilenmesi gerekir.
Âşık DÜNDAR Yapay Zekâ ve Ozan Karşılaştırmasında kendine uyguladığı bir deneyimini ve diğer halk Ozanlarında gerçekleştirdiğim gözlemimi paylaşmak isterim der; "Yapay zekâ, benden ve tüm Ozanlardan daha hızlıdır ve ses taklidinde bizden daha başarılıdır. Bu hakkı böylece teslim etmek isterim. Ancak; teknik özellikler ve mükemmeliyet bakımından şiir yazma başarısı ve atışmalarda Ozanlar daha başarılı durmaktadır"
Yapay Zekâ:
"DÜNDAR der ki Koşasaz'ı çalamaz!
Empati yapamaz hayal kuramaz
İnsanın yerini elbet alamaz
Geleceğin erki yapay zekâdır"
Ozan:
"DÜNDAR der ki ünümüze gelesin
Adresim sevgidir gelip bulasın
Yükümüz cevherdir tartıp alasın
Bu pazara girebilmek marifet"
Yapay Zekâ ve Ozan Bu dörtlükler bile yapay zekâ ile Ozan arasındaki benzerlik ve farkları açıkça göstermektedir.
"YAPAY ZEKÂ ve OZAN/ Yapay Zekâ ile Ozan Benzeşimi" kitabı konu ile ilgili aklımıza gelebilecek her tür soruya cevap verecek kapasitedeki bir eserdir. Bir kere okunup kitaplığa konulacağını da düşünmüyorum. Hepimiz için başucu kitabı olacaktır. Ayrıca; bu alanda geçen kavramlarla ilgili yazılabilecek makaleler için muhteşem bir kaynak olduğunu düşünüyorum.
Âşık Selahattin DÜNDAR, Âşıklık Geleneğinin bütün dallarını en iyi şekilde yerine getiren üstat bir âşıktır.
Nice Eserlere, nice şiirlere, nice deyişlere ulaşasın değerli üstat Koşasazlı Âşık Selahattin DÜNDAR, sağ ol ve hep var ol...
Kitabı okuyan herkese sevgi ve saygılarımı sunarım.
Songül DÜNDAR/Gülüm Ana
(Araştırmacı- Yazar–Ozan
Öğretmen-Kimya Yük. Müh.)
ÖZGEÇMİŞ:
ÂŞIK OZAN SELAHATTİN DÜNDAR KİMDİR?
Âşık DÜNDAR ve Ozan DÜNDAR namıyla bilinen Âşık Selahattin DÜNDAR, 1946 yılında Kars'ın merkez Dikme köyünde doğdu. Erzurum Eğitim Enstitüsünün Fen Bilimleri bölümünden mezun olduktan sonra öğretmen olarak görev yapmaya başladı. Daha sonra Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik Mühendislik bölümünü bitirdi ama öğretmenlik mesleğini tercih etti.
1958 yılında, henüz ilkokul 4. sınıfta iken ilk şiirini yazdı. Ortaokul 2. sınıfta müzik derslerinin gereği notayla flüt çalmayı öğrendi. Aynı sene notayla mandolin çalmaya da başladı. Lise-1. sınıf sıralarında saz çalmayı öğrendi. Lisede yeteneği gereği, müzik bölümüne seçildi. Müzik bölümünde okumasının, saz öğrenmede etkisi oldu. Lise 2. Sınıfta sazı ustalıkla çalmakta ve söylemekteydi. Lise 3. Sınıfta iken, yöremizin kudretli Ozanlarından Âşık İSLÂM Erdener ile DÜNDAR mahlasını kullanarak ilk atışmasını yaptı. Lise yıllarında; Erzurum Radyosu'nda klarnet sanatçısı olan Suat IŞIKLI'nın dikkatini çekti ve hem okul korosuna hem de Erzurum Radyosu Gençlik Korosuna alındı. Bu çalışmalarına lise yılları boyunca devam etti. Liseyi bitirdiğinde, çok önemli ölçüde nota eğitimini ve temel müzik bilgilerini almıştı artık. Nota ve müzik eğitimini okul sıralarındaki bilgileri ile sınırlı bırakmadı. 1972 yılında Ankara'ya öğretmen olarak tayini çıktığında, Halkevlerine devam etti. Tar ve Azerbaycan âşık sazı "Kara Sazı" çalmayı öğrendi. 1973 yılında TRT Ankara Radyosu'na sözleşmeli Mahalli Sanatçı ve halk Ozanı olarak sınavı kazanarak girdi, Bu süreçte; TRT (s.15) Bağlama sanatçısı Güray TAPTIK'tan üç yıl süreyle nota dersleri aldı ve nota pratiğini geliştirdi. Yine TRT Ankara Radyosu'nda iken; radyonun saz sanatçısı Ergin EROKSAL'dan Ankara Radyosu ses sanatçısı ve Ankara Radyosu Halk Müziği üç yıl, Anadolu tezene tavırları dersi aldı. Ayrıca devamında; Müdürü Mustafa GECEYATMAZ'dan, 1974 yılından itibaren iki yıl süreyle notalı şan (Ses Eğitimi) dersi aldı. Böylece, ortaokul ve lisedeki 6 yıllık genel nota ve müzik bilgilerinin üstüne, halk müziği eğitimi de eklemiş oldu.
Tüm bu eğitim, öğretim aşamalarıyla birlikte, Kafkas ya kökenli olması nedeniyle hem Terekeme, hem de Azeri müziğini, Anadolu kültürüyle büyüyüp eğitimini aldığı için Anadolu müziğini tüm eserlerinde, bir mozaik olarak kullanmaya başladı. Sahnelerde bu türlerin tamamından örnekler verme ihtiyacı doğdu. Bu nedenle konserlerinde, tar ve bağlamayı birlikte taşımak zorunda kalmamak için, 1974 yılında tar ile bağlamanın sentezi olan ve kendisinin “GOŞASAZ" adını verdiği, çevrenin "Zülfükâr" adını taktığı ikili sazını yaptırdı ve o yıldan beridir de kullanmaktadır.
1974 yılından itibaren, TRT Ankara Radyosu'nda Sözleşmeli Halk Ozanı olarak programlar yaptı ve halen de bu konumu devam etmektedir. 1974-1980 yılları arasında TRT Ankara Radyosu'nda, istisnai sözleşmeli olarak, Azerbaycan Türkçesi ses kayıt tercümanı olarak görev yaptı. Yine, 1974 yılından itibaren TRT Ankara TV bünyesinde sözleşmeli Halk Ozanı olarak görev yaptı ve devam etmektedir. Ayrıca; 1978, 1979, 1980 yıllarında TRT Ankara Televizyonu'nda 23 Nisan Çocuk Korosu Şefi olarak görev aldı ve Ankara Televizyonu Türk Halk Müziği Çocuk Korosunu çalıştırdı. Okullarda uzun yıllar müzik öğretmeni olarak derslere girdi. Ankara Millî Eğitim Müdürlüğü'nün 2017 yılından itibaren resmî görevlendirmesi ile Ankara'nın bütün okullarında halen, "Halk Ozanlığı Geleneği" dersleri vermektedir.
T.C. Kültür Bakanlığı'nın, 1991 yılında açmış olduğu 'İsrafı Önleme ve Tasarrufa Çağrı' Konulu şiir yarışmasında "Türkiye Birincilik Ödülü" almıştır. Bunun dışında onlarca ödülleri, yüzlerce takdir belgeleri ve ödül plaketleri vardır. Halk Ozanlığı dalında, Halk Kültürünün Oskarı sayılan Türk Folklor Araştırma Kurumu (F.A.K.)'nın ŞEREF ödülüne layık görülmüştür. Yurt dışında ülkemizi defalarca ve çeşitli ülkelerde temsil etmiştir.
Halk Ozanlığı alanında; 'Başak', 'Bağdaş', Başak Denelendi, 'Çuval', Çuval Doldu, Bizim Eller, Damladan Deryaya Atışmalar adında 7 adet şiir kitabı vardır. Meydan olduğu atışmalarının bir bölümü; Araştırmacı/Şair/ Roman yazan Songül DÜNDAR tarafından, "Damladan Deryaya" adlı kitapta toplanmıştır. Şiirleri hakkında Yüksek Lisans Tezi yapılmış ve 700 sayfalık kitap haline getirilmiştir. Halen, sahnelerde geleneğe yoğun şekilde devam etmektedir.
Kültür Bakanlığı arşivlerinde şiirleri ve TRT arşivlerinde çok sayıda ses bantları mevcuttur. Yayımlanmış ve kendi bestelerinin yer aldığı dört adet kaseti vardır.
Yurt içi ve yurt dışında çeşitli konser, festival, radyo ve TV programlarında Halk Ozanı olarak sahnelerde sayısız kez yer almıştır.
Geleneği sürdüren, kimisi Ozanlık sanatımın tüm dallarında, kimisi bazı dallarda olmak üzere, birçok sanat öğrencisi mevcuttur. Bunlardan; Ozanlığın zirvesinde olan da var, henüz çok genç yaşta olanı da. Hasan Kaplan/Kaplanî (Şiir), Mehmet Gökçe/Memedî (Atışma Dalı), Kemali Ak-soy/Kemalî (atışma dalı), Arap Demir/Arabî (atışma dalı), Mehmet Ali Eröksüz/Eröksüz (atışma dalı), Fahri Öztürk/ Fahri (tüm dallar), Tolga Ulupınar (tüm dallar), Yanık Veli (tüm dallar), Gökhan Tekkaya/Gökhan (tüm dallar), Sadık Yılmaz/Kul Nirengi (atışma dalı), Talip Şahin (Saz), Gökhan Ekim/Kul Ekim (Şiir), Songül DÜNDAR /Gülüm Ana
(tüm dallar), Hüseyin Sarıates/Umut Yurdusar (Atışmadalı), Ersin İlhan/Erilhani (atışma dalı), Şerif Çöpürgensli/ Şerifi (Saz+Atışma), Şener Danyıldız (Şiir), Ferhat Durmus (Şiir) v.d.
"Âşık Selahattin DÜNDAR şiirlerini; Âşık DÜNDAR, Ozan DÜNDAR, DÜNDAR, DÜNDAR hocam mahlaslarıyla yazmaktadır. Bununla birlikte, son yıllarda, Hacettepe Üniversitesi Müzikoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ayten Kaplan'ın eklediği ve "Üstad Ozan", "Üstad Âşık” anlamını taşıyan, Özaç DÜNDAR veya Özaç Selahattin DÜNDAR namıyla da anılmaktadır. Özaç Selahattin DÜNDAR, araştırmacı ve sosyal yanı oldukça güçlü bir Ozandır. Otuz yıllık uzun bir araştırma- dan sonra kapasiteli bir kitap olarak çıkardığı 'Terekemeler/Karapapak Türkleri' ve 50 yıllık bir çalışma sonucu Türküler ve Toplum" adlı araştırma kitapları, kendi alanlarında büyük bir boşluğu doldurmuştur. 'Halay' dergisinin ve 'Menekşe 'dergisinin kuruculuğunu ve yayın yönetmenliği ile şu an yayımlanmakta olan “ÂŞIKÇA” dergisinin ve MESAM'ın yayınladığı VİZYON DERGİSİNİN Danışmanlığını yapmıştır. Aynı zamanda gazete köşe yazarlığını da sürdürmektedir. MESAM'ın temelini teşkil eden Türkiye Sanatçılar Birliğinin Genel sekreterliğini yapmıştır. Halk Ozanları Vakfı, Halk Ozanları Kültür Derneği (Ozan-Der) Kuruluşuna katkı sunanlardandır. Anadolu Halk Ozanları Derneği (AN-DER) ve Türk Folklor Araştırmaları Kurumu (F.A.K.) yönetim kurulu üyeliği yapmıştır. Birçok yardımlaşma ve Kültür derneğinin kuruculuğunu ve yönetim kurulu başkanlığını yapmıştır. Aynı zamanda İLESAM Haysiyet Kurulu Üyeliği ve Ankara Kent Konseyi Halk Ozanları Bölüm Başkanlığı yapmıştır. Halen, KAI FED. (Kars Ardahan Iğdır Federasyonu) Kültür ve Sanat Bölüm Başkanlığını yürütmektedir.
İki çocuk, dört torun babası olan Özaç Selahattin DÜNDAR'ın eşi Songül DÜNDAR da Ozan Gülüm Ana mahlasıyla şiirler yazıp, şiirlerini sazıyla seslendirmenin yanı sıra; Araştırmacı, öykü ve Roman yazarıdır ve kendisi gibi öğretmendir.
Ahmet Hüseyin GÜRBÜZ
Ankara Matbaacılar Odası Başkanı
GİRİŞ
YAPAY ZEKÂ VE OZAN
Sizi şaşırtmasın! Yapay zekâ ile Ozan genelde birbirine çok benzemekle birlikte, elbet ki ayrıldığı tarafları da yok değildir. Her şeyden önce birisi Tanrı'nın yarattığı, diğeri Tanrı'nın yarattığının yarattığıdır. Yani; suyunun suyudur. İnsan zekâsı, insanın tüm özellikleri gibi Tanrı mucizesidir. Yapay zekâ ise; insan zekâsını, insanlar tarafından birebir kopyalama çabasıdır. İnsan Zekâsının mucizesi sınırsızdır, oysa yapay zekânın gelişim sınırları bellidir ve insan Zekâsının sınırları kadardır. İnsan zekâsının yaratıcılığının hangi limitin ötesine geçeceği gizemli olduğu halde, yapay zekânın yaratıcılığının üst limiti, insan zekâsının yaratıcılık sınırları kadardır. Bu bilimsel gerçek yadsınamaz. Dahası da var elbet...
Yapay ZEKÂ; insan aklının ve Zekâsının yapabildiklerini, kayıt altına almak ve duygularını katmadan yorumlayıp, in-sanların hizmetine geri sunmak gibi bir özelliğe sahiptir. Hiç kuşku yok ki benzer şekilde halk Ozanı; toplum dinamiklerinin tüm özelliklerini beyninde kayıt altına almak, yorumlamak, duygularını da katarak, şiir ve müzik gibi sanatın zirvesine dönüştürmek suretiyle, toplumdan aldıklarını, barışçıl bir dille, toplumun hizmetine geri sunmak gibi bir özelliğe sahiptir.
Bu aşamada zaman faktörünü önceleyecek olursak; Ya-pay zekâ daha dünkü iş. Oysa; Türklerdeki Ozanlık geleneğinin bilinen tarihi şimdilik Aprin Çor Tigin'e (Uygurlar Dönemı/744), ötesinde Alp Er Tunga (M.Ö.VIL yy), Türklerin ve Dünyanın en eski şiiri M.Ö. (2037-2029) ve Türklerin sözlü edebiyat M.Ö. 10.000-12.000 yılına uzanır.)
Dünya ölçeğinde ise Çinlilerin en eski Ozanı Kuan Tzu (M.Ö. 5. yy), Yunanlarda Homeros (M. Ö. 9. yy.), Farsların bilinen en eski Ozanı Rudeki (10. yy.), Fransızların Bernard de Ventadour ve Chretien de Troyes (12.yy), İngilizlerin en eski Ozanı Caedmon (7. yy), Kızılderililerin kabile Reisleri aynı zamanda bilge ve Ozanları, en az M.Ö. 12.000 yıl. (sözlü gelenek) Geçmişine kadar uzanır.
Yapay zekâ öncesinde, tüm zaman tünellerinde ve irfan deryasında, insanlığa hizmet etmiş olan Ozan kişiliki bilge kişiler, toplumların tüm yaşanmışlıklarını ve özelliklerini almış, beyninde depolamış, kendince yorumlamış, sanata dönüştürmüş ve yeri geldiğinde, günümüz yapay zekâ misâli geri sunmuştur. Örneğin: Türk Ozanlarının Pirî Dedem Korkut:
"Yolunu, yordamını kaybeden vatanını kaybeder" diyerek, asırlar önce toplumun ona yüklediği kök bilgileri özümsedikten sonra, duygularını da katarak, vatanın önemine vurgu yaparak, Yapay Zekâ çıktısı gibi topluma sunuyor. Kızılderili Ozan, sözlü gelenekte toplumdan alıp, beyninde sakladığı bilgileri bu hususta ne düşünüyorsun? dendiğinde, bir bilgisayar gibi, topluma şöyle ifade ediyor:
"Yeryüzü bize atalarımızdan miras kalmadı, çocuklarımız-dan ödünç aldık.", Homeros:
"İlyada ve Odysseia adlı eserlerinde; Antik Yunan kültürünün, dininin olaylara bakışını ve toplumun Ahlâk anlayışımı" tıpkı bir bilgisayar gibi hafızasında depoladıktan sonra yorumlayıp, topluma anlatmıştır.", Çinli Ozan Kuan Tzu:
"Düşündüğün bir yıl sonrasıysa tohum ek, ağaç dik. Ama düşünüyorsan yüz yıl ötesini, halkı eğit" dediğinde; toplumun gelişimi için gerekli unsurları bilgisayar gibi hafızasına kaydetmiş ve sanki ilgili tuşa basılmış gibi topluma anlamlı cümlelerle ifade etmiştir. Hacı Bektaşi Veli:
"Her ne arar isen kendinde ara" derken, Ozan kişiliğini kullanmış ve toplumları her şeyi kendi özünde bulması gerektiğini vurgulamış ve toplumdan aldıklarını, yapay zekâ çıktısı gibi topluma ve insanlığa sunmuştur.
Mevlâna Celaleddin Rumi Mesnevi Divanı'ndaki şiirlerin- de:
"Gel ne olursan ol yine gel" derken, engin hoşgörünün insanlık için ne denli gerekli olduğunu, insanlık değerlerini özümseyip, bilgisayar tuşuna basılmışçasına, insanlık hizmetine çıktı olarak sunmuştur. Yunus Emre:
“Bir kez gönül yıktın ise o kıldığın namaz değil" derken insani değerleri beyninde olgunlaştırıp, gereksinim duyduğu yerde san- ki çıktısını vermiş gibidir. Pir Sultan Abdal:
"Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan" tutarlılığını, dava adamı oluşunu ve dik duruşunu, toplumda gördüğü doğrularla yorumlayıp, sanki bilgisayar ekranında görüntüleyip bize çıktı vermiştir. Âşık Şenlik:
"Can Sağ İken Yurt Vermeyiz Düşmana" diyerek, toplumun savunma kişiliğinin saldırganlığın önünde olduğunu, toplumsal verilerle beyninde biriktirmiş ve tuşa basar gibi damarına basıldığında, sanatını da kullanarak, göğsüne bastığı sazının nağmeleriyle haykırmış ve höykürmüştür. Âşık Tüccarî:
"Cahilde bir kem söz var ki; değse bin baş incitir" diyerek, toplumda- ki cahil insanların ne denli zararlı olduğuna vurgu yaparken, sanki bilgisayar belleği gibi sakladığı bu değerli fikri, arama motoruna komut verilmiş gibi çıktı olarak topluma sunmuştur. Âşık Veysel:
"Benim sadık yârim kara topraktır" derken, toprağın önemini ve üretkenliğini, toplumdan ve doğadan aldığı değerlerle belleğinde biriktirerek çoğaltmış ve istendiğinde adeta bilgisayar navigasyonu gibi hem sesli hem de görüntülü olarak toplumu toprağa ve üretime yönlendirmiştir. Âşık Selahattin Dündar:
"Güneş söner ilmin ışığı asla..." derken, toplumun ilim için taşıdığı vazgeçilmez değeri, beyninde olgunlaştırarak, öğretmenlik tecrübesiyle mühendislik bilgilerini de eklemek suretiyle, adeta bilgisayarın tuşuna basarcasına, bir yapay zekâ çıktısı gibi, yeniden topluma sesli ve görsel olarak sunmuştur.
Tüm bu örneklerden sonra varılan sonuç şudur ki; ozan, beynine yüklediği toplumsal değerleri, bir bilgisayar gibi saklayıp, ilgili tüm verileri birleştirdikten sonra kendince
yorumlayıp, 'konuyla ilgili bir talep olduğunda veya kendisi gereksinim duyduğunda -ki buna ilham diyoruz- yine toplumun hizmetine sunmak gibi bir görev üstlenmiştir. Yapay zekâ icadından, binlerce yıl önce, ozan kişilikli bireyler, bu konuları kendine dert edinmiştir. -Tıpkı buluş gerçekleştiren bilim insanları gibi. Oysa ozan kişiliğe sahip olmayan bir birey, toplumsal olayları ne kendine dert edinir ne de belleğinde kalıcı olacak şekilde muhafaza eder. Ozanın kendine görev saydığı toplumsal olaylar ve değerler; tam da zekânın üstlendiği ve yaptığı işlevdir. Bir başka büyük farkla; Ozan, toplumdan aldıklarını ve beyninde biriktirdiklerini yorumlayıp, duygularını da katarak toplumun hizmetine sunar. Oysa Yapay Zekânın bu konuda en azından şimdilik eksiği var. Duygularını katamaz, proje üretemez.
Halk ozanının bilgisayar klavyesi, toplum bireylerinin ta kendisidir. Yapay Zekânın bilgisayar elemanına yazarak, robot vasıtasıyla emrettiğimiz taleplerimizi, halk ozanından
bireysel olarak talep edip, bekleriz ve o da bilgisayar hafızası gibi, hafızasında sakladığı toplumsal değerleri anında bize geri sunar. Bu konuda ozanın en önemli ilham kaynaklarından biri ve başta geleni sazıdır. Tıpkı yapay zekâ elemanı olan bilgisayara yazar yazmaz, ekranda konu ile ilgili veriyi gösteriyorsa -metin, ses, görüntü- halk ozanı da tele dokunduğu anda belleğindeki tüm veriler telinden ve dilinden dökülür.
Pavlov'un köpeği deneği; yapay zekâda klavyeye, halk ozanında da tele dokunuşlardır.- diyebiliriz. Bu konuda yapay zekânın klavye tuşları ile halk ozanının sazının telleri o kadar geniş bir benzeşim içermektedir ki; anlat anlat bitmez. Halk ozanı tellere dokunup, parmakları perde pozisyonlarında gezinmeye başlayınca, hafızasındaki tüm melodiler sıraya geçer. Yepyeni melodiler, doğaçlama olarak hafızasında belirir. Oluşan yeni melodilere uygun, doğaçlama şiirler dudaklarından dökülmeye başlar. Melodi ölçülerine uyumlu olanlar, ozanın belleğinde adeta kümelenir. Semailer, koşmalar, divan tarzı şiirler, lebdeğmez, dil dönmez, dil deprenmez v.b., v.b... Tıpkı Yapay Zekâyı devre sokmak için tuşlara dokunmanın yeterli ve gerekli olması kabilinden, halk ozanının sazının tellerine dokunması ile tamamı hazır ola geçer! Aşağıdaki dizelerimde olduğu gibi... Dökülür dilinden:
"Dündar ne ararsan el içindedir.
Kalbin anahtarı dil içindedir.
Ozanın hikmeti tel içindedir.
Sazını çalışı boşa değildir."
Bununla birlikte; size zor inanacağınız ve belki hayret edeceğiniz, yapay zekâ ile halk ozanı karşılaştırmasında kendimde uyguladığım bir deneyimimi ve diğer halk ozanlarında gerçekleştirdiğim gözlemimi paylaşmak isterim. Ankara'da bulunan İLESAM Genel Merkezi çalışanı Ahmet Bey’den rica ettim, yapay zekâ programından, atışma programını devreye soktu. Bu tarihi olayda tespit ettiğim şu oldu:
Yapay zekâ, şiir yazmada benden ve tüm ozanlardan daha hızlıdır ve ses taklidinde bizden daha başarılıdır. Bu hakkı böylece teslim etmek isterim; ancak teknik özellikler ve mükemmeliyet bakımından şiir yazma başarısında, atışmalarda ben ve iddia ederim ki atışmacı diğer ozanlar, daha başarılı durmaktadır. Bir de duygu katma bakımından, ozanın üstünlüğü kesindir.
Tüm bunları içeren özellikleri, şiirle dile getirmek gerekirse hem Yapay Zekâ hem de ozan nedir? Detaylı anlatımını ilerleyen sayfalara bırakmak koşuluyla, şiirsel olarak
görelim bakalım:
YAPAY ZEKÂ
Öngörü ufkunda güneşe bir bak!
Geleceğin erki Yapay Zekâdır.
Süper teknoloji değildir ırak.
Geleceğin erki Yapay Zekâdır!..
Bilgisayar robot insan üçlüsü.
Yitik mesleklerin fail suçlusu.
İnsanın hızlısı hem de güçlüsü.
Geleceğin erki Yapay Zekâdır!..
Kodları bilimsel fen matematik,
Mühendislik sosyal tip kimya fizik,
Ziraat felsefe dil analitik,
Geleceğin erki Yapay Zekâdır!..
Çehreyi tanıyıp gözden bilici,
Navigasyon derler yol gösterici.
Bizlere yardımcı tamamlayıcı,
Geleceğin erki Yapay Zekâdır!..
Akıllı ev oyun dil tercümesi,
Algılar kopyalar yayınlar sesi,
Para sayar verir bank kulübesi,
Geleceğin erki Yapay Zekâdır!..
İnsansız araçlar siber silahlar,
İsabetli hedef seri kararlar,
Hesap makinesi çipli nöronlar,
Geleceğin erki Yapay Zekâdır!..
"Uzman Sistem” lidir maharetlidir.
Bilgi aktarmada pek süratlidir.
Torpil nedir bilmez liyakatlidir.
Geleceğin erki Yapay Zekâdır!..
Tazminat, zam, terfi, maaş istemez!
Rapora sığınmaz, kaytarma bilmez!
Yoruldum, acıktım, izin ver demez!
Geleceğin erki Yapay Zekâdır!..
Eti kemiği yok damar kan değil.
Sevgi sevda bilmez canan can değil.
Tekâmülü durmaz asla son değil.
Geleceğin erki Yapay Zekâdır!..
Dündar der ki Koşasaz'ı çalamaz!
Empati yapamaz hayal kuramaz!
İnsanın yerini elbet alamaz!
Geleceğin erki Yapay Zekâdır!..
OZAN
Ozan bir bahçedir ozan bir bağdır
Meyvesini dere bilmek marifet
Ozan bir kültürdür ozan bir dağdır
Doruğuna ere bilmek marifet
Bir ozanın şirin sözü dilleri
Dize dize on parmağı elleri
Mızrap vurup nağme döker telleri
Harman edip sere bilmek marifet
Derdimin ortağı telli sazımdır
Kahir çekmek benim alın yazımdır
Halk dilinde dönen türkü bizimdir
Bu gerçeği göre bilmek marifet
Dündar der ki ünümüze gelesin
Adresim sevgidir gelip bulasın
Yükümüz cevherdir tartıp alasın
Bu pazara girebilmek marifet
Bu Bölüm: Arka Kapak Üzerinde Kitabın “Tanıtım Yazısı” olarak yer almaktadır.
"YAPAY ZEKÂ ve OZAN"
ELİNİZDE TUTTUĞUNUZ, BİR KİTAPTAN FAZLASIDIR!
"Yapay Zekâ ve Ozan" kitabı, sadece yapay zekânın bilimsel yanı ve ozanın kültürel yanını anlatmıyor. Ozanın yapay zekâ ile olan benzeşimini ortaya koyuyor.
Çocuk zekâsının oluşumunda annenin rolüne, önemine ve etkin olduğuna bilimsel yanlarıyla dikkat çekiyor. Zekânın anne karnında, doğduktan sonra ve yaşamda yükseltilebileceğinin yol ve yöntemlerini anlatıyor.
Bu kitapta; insanın beden, zekâ, ruh ve yetenek iş birliğinde, anlam arayışı ile bir bütün olduğunu hatırlatıyor ve tez/antitez/sentez felsefesine dikkat çekiyor.
Ruh tartılabilir mi? Ruh kaç gramdır? Doktorlarla bilim insanlarının çatışması sergileniyor.
Yapay zekânın yarar ve zararlarını kitap sayfalarında görmek; yararları ve zararları için çözüm önerilerine ulaşmak mümkündür. Suyu tersine akıtamazsın...
Vicdan, dijital vicdan, ahlâk ve dinin ahlâk üzerindeki etkisini ve istismarını sorguluyor.
Ozanlık geleneği, yapay zekânın atası mıdır? Kitap; bu özgün düşünceyi cesaretle tartışıyor.
Bu kitap, okuyana yalnızca yapay zekâ fırtınasıyla bilgi değil; düşünme, hissetme, ozan yüreğiyle sorgulama cesareti kazandırıyor ve insanları Tanrı katında sorgulama ile yükümlü tutuyor.
Söz ehlini dinle hele zamaneyi sorgula
Nefes nefes aldığımız şu havayı sorgula
Vücut Tanrı mucizesi can bedende emanet
Bu dünyayı baki sanan divaneyi sorgula
Ozan Selahattin Dündar
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.
Edebiyat ve Kültür Platformu