Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum Atışma Online Üyeler
(0 oy)

Nimetin Farkına Varmak

Bakara Suresi 60–62. Ayetler


Bismillâhirrahmânirrahîm.


Rabbimiz Bakara suresinin 60–62. ayetlerinde bize nimetleri, bu nimetler karşısındaki tutumumuzu ve Allah katında karşılık bulacak davranışları düşündürüyor. İsrailoğullarına verilen su ve rızık, onların farklı yiyecekler istemeleri ve ardından gelen uyarılar, insanın nimete ve Allah’ın emirlerine nasıl yaklaşması gerektiğini sorgulamamıza vesile oluyor. İnsan, sahip olduğu nimetlere alıştıkça onların değerini unutabilir. Peki nimetlerin kıymetini biliyor muyuz? Allah’ın bize sundukları karşısında şükreden kullar mıyız, yoksa sürekli daha fazlasını isteyen bir tutumun içine mi giriyoruz?


Nankörlük, İtaat ve Hakikat

1. On iki pınar ve her topluluğa verilen rızık


Rabbimiz 60. ayette şöyle buyuruyor: “ Hani, Mûsâ kavmi için su dilemişti. Biz de, "Asanı kayaya vur" demiştik, böylece kayadan on iki pınar fışkırmış, her boy kendi su alacağı pınarı bilmişti. "Allah'ın rızkından yiyin, için. Yalnız, yeryüzünde bozgunculuk yaparak fesat çıkarmayın" demiştik." (Bakara, 60)


Bu ayette dikkatimi çeken ilk husus, bir taştan on iki pınarın fışkırması ve her topluluğun kendi su alacağı yeri bilmesidir. Burada yalnızca suyun ortaya çıkması değil, insanların suya ulaşabilmesi ve ihtiyaçlarının karşılanması da anlatılıyor. İsrailoğullarının on iki boyuna ayrı ayrı su alacakları yerlerin gösterilmesi, nimetin insanlara ulaştırılmasında bir düzen bulunduğunu düşündürüyor. Her boyun kendi su alacağı yeri bilmesi, insanların ihtiyaçlarının karşılanmasının yanı sıra düzenin ve paylaşımın da önemini hatırlatıyor.


Bir taşın Allah’ın emriyle su kaynağına dönüşmesi, insanın kendi gücüyle gerçekleştiremeyeceği şeyler karşısındaki acizliğini de düşündürüyor. İnsan suyu bulabilir, bir kuyu açabilir veya suyu taşıyabilir; fakat hayatın devamı için gerekli olan nimetlerin varlığını ve bunların yaratılışındaki büyük düzeni yalnızca kendi başarısıyla açıklayamaz.


Burada şu sorular üzerinde durmak gerekiyor:

  • Bize ulaşan nimetlerin kaynağını ne kadar düşünüyoruz?
  • Bir nimete kolayca ulaşabiliyor olmamız, onun değerini unutmamıza mı sebep oluyor?


Rabbimiz, bu olayın ardından “Allah’ın rızkından yiyin, için” buyuruyor. Yani nimetten yararlanmamıza izin veriyor; ancak hemen ardından yeryüzünde bozgunculuk yapmamamızı emrediyor. Bu iki ifade birlikte düşünüldüğünde, nimetin yalnızca bir hak veya imkân olarak görülmemesi gerektiğini anlıyoruz. Nimetten faydalanmak kadar onu doğru kullanmak, başkalarının hakkını gözetmek ve yeryüzünde fesat çıkarmamak da önemlidir.


Su, insanın en temel ihtiyaçlarından biridir. Suya erişimin paylaşım, düzen ve adaletle ilişkisini bugün de görebiliyoruz. Bir toplumun elindeki kaynakları nasıl kullandığı, bu kaynakları başkalarıyla nasıl paylaştığı ve sahip olduğu imkânları hangi amaçlarla değerlendirdiği, o toplumun sorumluluk anlayışını gösterir.


Allah’ın bize verdiği nimetlerden yararlanırken başkalarının hakkını gözetiyor muyuz? Sahip olduğumuz imkânları iyiliğe mi, yoksa bozgunculuğa mı yöneltiyoruz?


2. Verilen nimeti beğenmemek ve kendi arzusunu öne çıkarmak


61. ayette ise İsrailoğullarının kendilerine verilen yiyeceklerden hoşnut olmayıp başka yiyecekler istemeleri anlatılıyor. Mûsâ onlara şöyle karşılık veriyor: "Hani, "Ey Mûsâ! Biz bir çeşit yemeğe asla katlanamayız. O hâlde, bizim için Rabbine yalvar da, o bize yerden biten sebze, kabak, sarımsak, mercimek, soğan versin" demiştiniz. O da size, "İyi olanı düşük olanla değiştirmek mi istiyorsunuz? Öyle ise inin şehre! İstedikleriniz orada var" demişti. Böylece zillet ve yoksulluk onları kapladı. Onlar, Allah'ın gazabına uğradılar. Bunun sebebi, onların; Allah'ın âyetlerini inkâr ediyor, peygamberleri de haksız yere öldürüyor olmaları idi. Bütün bunların sebebi ise, isyan etmek ve aşırı gitmekte oluşlarıydı." (Bakara, 61)


Burada benim dikkatimi çeken, yalnızca farklı yiyeceklerin istenmesi değil; Allah’ın verdiğini kabul etmek yerine kendi arzularını öne çıkarmalarıdır. Ben bu ifadeyi sadece yiyeceklerin değeri açısından değil, Allah’ın emri karşısında insanın aldığı tavır açısından da düşünüyorum. Bu düşünce beni Âdem ve eşinin yasaklanan ağaca yaklaşmasına, İblis’in ise Allah’ın emrine karşı gelmesine götürüyor. Olaylar farklı olsa da her birinde Allah’ın emri karşısında ortaya konan tutum üzerine düşünebiliriz.


Ayrıca ayetteki “İnin!” ifadesi dikkatimi çekiyor. Arapça kelimenin bütün kullanımlarını bilmiyor olsam da mealde karşılaştığım bu ifade, farklı ayetler arasında bir bağ kurmama vesile oluyor. Âdem kıssasında, İblis’in durumunda ve burada geçen “inin” ifadelerini birlikte düşündüğümde, Allah’ın emrine karşı gelen kişi veya toplumun bulunduğu konumdan aşağıya çekilmesi fikri aklıma geliyor. Bu, ayetler arasında kurduğum bir tefekkür bağıdır; her kullanımın bütün ayrıntılarıyla aynı anlama geldiği iddiası değildir. Ancak üzerinde düşünmeye değer bulduğum ortak nokta, Allah’ın emrine karşı gelmenin sonuçlarıdır.


Ayetin devamında zillet ve yoksulluktan söz ediliyor; bunların sebebi olarak Allah’ın ayetlerini inkâr etmeleri, peygamberleri haksız yere öldürmeleri, isyan etmeleri ve aşırı gitmeleri bildiriliyor. Böylece meselenin yalnızca yiyecek talebinden ibaret olmadığını görüyoruz.


  • İnsan, Allah’ın verdiği nimeti ve gösterdiği yolu kabul etmek yerine kendi arzusunu öne çıkardığında neyi kaybedebilir?
  • Allah’ın emrine karşı gelmekle insanın bulunduğu konumdan aşağıya düşmesi arasında nasıl bir ilişki vardır?


3. İman, salih amel ve Allah katında karşılık


62. ayette ise farklı dinî topluluklardan söz edilerek Allah’a ve ahiret gününe inanıp salih amel işleyenlerin mükâfat göreceği bildiriliyor: “Şüphesiz, inananlar (Müslümanlar) ile Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sâbiîlerden (her bir grubun kendi şeriatında) "Allah'a ve ahiret gününe inanan ve salih ameller işleyenler için Rableri katında mükâfat vardır; onlar korkuya uğramayacaklar, mahzun da olmayacaklardır" (diye hükmedilmiştir)." (Bakara, 62)


Bu ayet, insanın mensup olduğu topluluk ve Allah katındaki karşılığı üzerine düşünmemizi sağlıyor. Ayette farklı topluluklar tek tek anılıyor; ardından Allah’a ve ahiret gününe iman etmek ve salih amel işlemek vurgulanıyor. Burada önemli olan, ayetin hangi şartları öne çıkardığını dikkatle okumaktır.


  • İman, yalnızca sözle ifade edilen bir iddia olarak mı kalmalıdır?
  • Salih amel neden imanla birlikte zikrediliyor?
  • İnsanın inandığını söylemesiyle inancının gereğini hayatında yerine getirmesi arasında nasıl bir ilişki vardır?


Salih amel, insanın iyilik yapmasını, doğru davranmasını ve sorumluluklarını yerine getirmesini düşünmeye sevk eder. Böylece ayet, inanç ile davranış arasındaki ilişkiye dikkat çekiyor. İnsan yalnızca bir topluluğa mensup olmasına güvenerek kendi tutumunu sorgulamaktan vazgeçmemelidir. 

İslam geldikten sonra peygamberimizin getirdiği dini kabul etmenin gerekli olduğunu, bunu değerlendirirken ayetin ifadesini, ilgili diğer ayetleri birlikte incelemek gerekir.

  • "Şüphesiz Allah katında din İslam’dır..."( Âl-i İmrân Suresi, 19. Ayet).
  • "Sana da o Kitab’ı (Kur’an’ı) hak olarak, kendinden önceki kitapları tasdikleyici ve onları gözetici (hükmünü koruyan, ölçü koyan/müheymin) olarak indirdik. Artık aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet....(Mâide Suresi, 48. Ayet)


Nimetin Kıymeti ve Emre Sadakat


Bu üç ayeti birlikte düşündüğümde nimet karşısında şükür, Allah’ın emri karşısında itaat ve hakikat karşısında samimiyet öne çıkıyor. İnsan yalnızca neye sahip olduğunu değil, sahip oldukları karşısında nasıl davrandığını da sorgulamalıdır. İsteklerimizin bizi Allah’ın emirlerinden uzaklaştırıp uzaklaştırmadığını düşünmeliyiz. Aynı şekilde, dinî meselelerde yalnızca alışkanlıklarımızla yetinmemeli; okuduğumuz ayetleri anlamaya, aralarındaki bağlantıları araştırmaya ve düşüncelerimizi sağlam delillerle sınamaya gayret etmeliyiz.


Allah’ım,

Bize verdiğin nimetlerin kıymetini bilmeyi, Sana şükreden kullarından olmayı nasip eyle. Nefsimizin arzularını Senin emirlerinin önüne koymaktan bizleri koru. Rabbimiz, Kur’an’ı yalnızca okuyan değil, anlamaya ve üzerinde düşünmeye gayret eden kullarından eyle. Bize doğruyu yanlıştan ayıracak bir anlayış, hakikati ararken samimiyet ve ulaştığımız bilgiyi doğru değerlendirecek bir basiret ver.

Bizi nimetlerine nankörlük etmekten, haddi aşmaktan ve hakikati bildiğimiz hâlde ona sırt çevirmekten muhafaza eyle. Hatalı düşüncelerimizi fark etmeyi, doğruya ulaştığımızda onu kabul etmeyi ve öğrendiklerimizle amel etmeyi nasip eyle.


Bize dünyada iyilik, ahirette de iyilik ver ve bizi ateşin azabından koru.


Âmin.

Allah'a emanet olun; hayırlı cumalar

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Nimetin Farkına Varmak

mesut-tutunculer mesut-tutunculer