Özümüz Unutan Tv Programları
Özümüzü Unutan TV PROGRAMLARI ve Anadolu’nun Bekleyen Hikayeleri
Televizyon ekranlarında hangi kanalı açsak karşımıza hep aynı manzara çıkıyor: Lüks villalarda dönen karanlık entrikalar, sokaklarda patlayan silahlar, mafyavari ilişkiler ve bitmek bilmeyen bir güç savaşı.
Bir yanda doğunun, diğer yanda batının kadim toprakları, sadece "kırdılı vurdulu" hikayelerin dekoru haline getirilmiş durumda. Oysa bu toprakların mayası çatışmayla değil; sevgiyle, irfanla, komşulukla ve alın teriyle yoğrulmuştur. İzleyici haklı olarak soruyor: Bizim kendi özümüze, inancımıza, örf ve adetlerimize uygun filmler, diziler çekilemez mi?
Malzeme mi yok derseniz, tam aksine, bu topraklarda nereye baksanız bir hikaye fışkırıyor. Şanlı Türk tarihi, gönülleri aydınlatan İslam tarihi, aile hayatımızın o sıcak dokusu, imece usulü çalışmalarımız, eğitim mücadelelerimiz ve spor tarihimiz...
Hepsi işlenmeyi bekleyen devasa birer hazine. Gönül Dağı’nın ilk yıllarında yakaladığı o samimi hava, Teşkilat’ın getirdiği farklı bakış açısı ya da Seksenler’in yıllar geçse de eskimeyen aile sıcaklığı, izleyicinin aslında neyi özlediğini açıkça ortaya koyuyor. Toplum, ekranda kendi aynasını görmek istiyor; yabancılaşmış hayatları değil.
Düşünün ki, eskiye dayanan bir köy hayatını, o dönemin inançları, giyim kuşamı, edebi ve irfanıyla bugünün teknik imkanlarını birleştirerek ekrana taşıyoruz.
Bu sadece bir nostalji olmaz; geçmiş ile gelecek arasında köprü arayan genç nesiller için adeta canlı bir ders niteliği taşır. Sabahın seherinde süt sağan analar, döven süren babalar, doğanın zor şartlarıyla mücadele ederken tabiatın dilini çözen bilge insanlar...
Ayakkabı tamircisinden nalbanta, taş duvar ören ustadan köyün marangozuna, bakkalına ve idealist öğretmenine kadar her karakter, bugünün modern insanına unuttuğu değerleri hatırlatır. O dönemin cami yaşamı, minberden yükselen o yapıcı, kucaklayıcı hitabet şekli bile toplumun ruhuna şifa olacak cinstendir.
Böyle bir projede, yayla hayatının o temiz havasını, çocukların ve gençlerin masum oyunlarını, dilden dile aktarılan şifalı bitki geleneklerini ve o dönemin türkülerle örülü, edep çizgisine sadık aşklarını izlemek ruhumuzu dinlendirmez miydi?
Hatta bu dizi, günümüzde yaşayan yaşlı bir çınarın, bir amcanın hayal dünyasında geçmişe gidip bugünün dünyasıyla yaptığı kıyaslar üzerine kurulabilir.
Dijital dünyanın yalnızlaştırdığı torununa, sabrın ve emeğin ne demek olduğunu kendi gençlik yılları üzerinden anlatan bir dedenin hikayesi, reyting uğruna harcanan onlarca diziden çok daha kalıcı izler bırakacaktır.
Gelin, ekranlardaki o vurdulu kırdılı dünyayı tersine çevirelim. Kötülüğün, silahın ve kaba kuvvetin karşısına; mahallenin büyüklerini, sözü dinlenen bilgeleri koyalım. Olayların seyrini yumruklar değil, akıl ve feraset değiştirsin. O bilgelerin gölgesinde yetişen, okumuş, kültürlü ve vatanına faydalı gençlerin başarı hikayelerini izleyelim.
Bizim ekranlarda silahlara değil, kalbimize dokunacak, bizi biz yapan değerleri hatırlatacak öz çalışmalara ihtiyacımız var. Çünkü Anadolu’nun hikayesi bittiğinde, bizi bir arada tutan o görünmez bağlar da zayıflıyor. Ekranları yeniden özümüzle, değerlerimizle ve insanımızla buluşturmanın vakti geldi de geçiyor bile.
(Yetkililere duyurulur)
Ahmet Ali Canbaz
(Kul Ahmed-i) 17/10/2026
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.
Edebiyat ve Kültür Platformu