Eylül Sabahları
Hangi ağıt anlatabilir ki toprağa giren yiğitleri,
hangi mürekkep yazabilir ki
anaların gözündeki o ıssız nehirleri?
Biz ki bir hilal uğruna bin batmaya talip olduk,
sararan yaprakların altında taze fidanlar bulduk.
Kırılsa da dalımız, kurusa da suyumuz;
bu toprak bizim, bu vatan bizim...
Dökülen her damla kan, şehidin düştüğü yer,
zalime bir mahşer olur.
Darağaçlarını sallayan eylül rüzgârları için…
Bütün türküler ve ağıtlar üzerine,
mevsimler üzerine
önce emek ve alın terini,
sonra Türkiye üzerine ettiğin yemini,
tarlaya ektiğin tohumları düşün…
Düşün…
Omuz omuza yürürken
ve bu dava uğrunda, yani Allah yolunda
bir ölüp bin dirilmek için
kanını toprağa verenleri…
Ulucanlar’ın taş duvarlarına sinmiş sesler,
geceye düşen dualar gibi çınlar şimdi kulaklarımızda.
Ne vakit bir eylül rüzgârı okşasa alnımızı,
hatırlarız yarım kalan bir mektubun son satırlarını…
Hiç boyun eğmedik ki düzenin kahpe çarkına;
biz ki, ay yıldızın gölgesinde ölmeyi
bir düğün gecesi bildik .
Şimdi hangi sazla çalıp,
hangi sesle söylesem ki türkülerimi sana?
Sana ve bu ekim sabahında doğmuş
ve doğacak bütün çocuklara…
Bütün ülküdaşlara, kardeşlere;
şehitler ölmez, vatan bölünmez!
Kanasa da anaların yüreği,
tarlada solan gelincikler…
Geç anladık ne yazık,
mevsim ayarının tutmayacağını bu memleketin.
Gece yarısı ya da bir şafak vakti,
sırtımızdan vuracağını ihanetin…
Sevdalanarak öğrendik işte,
ne önemi var adının ve nereden geldiğinin?
Yakılan ağıtlarla, darağaçları altında
ve daha da büyüyerek …
Biz böyle inandık söylediğimiz marşlar gibi,
çiçek açacağına bir gün eylüllerin…
Şimdi bütün bunları kulağına
denizden esen bir rüzgâr fısıldasa,
dalga dalga yayılacağını düşün
Anadolu’nun dört bir yanına
Boyun İsmail’in boyunu aştığında
öğreneceksin;
ve mutlaka renk açacağını
dün solan gelinciklerin,
bir başka eylül sabahında.
Şimdi susun biraz,
dinleyin dağların rüzgârını…
Toprak kabarıyor, sabırla beklenen o gün yaklaşıyor.
Rüzgâr, sürülmüş tarlaların üzerinden
yeni bir sabaha müjdeler taşıyor.
Bir gün mutlaka;
eylüller solmayacak,
geceler vurmayacak sırtımızdan.
Aynı türküde buluşacak çocukların şen kahkahaları
ve o gün, denizden esen poyraz
bütün coğrafyayı tek bir bahar kılacak…
Toprağa düşen tohum ölür mü sandın?
O ki, karanlığın koynunda filizlenmeyi bekleyen
bir ilkbahardır.
Biz bir öldük ama
her seher vakti bin yeniden doğduk;
alın terimizi, gözyaşımızı vatan toprağına katık ettik.
Bize diz çöktürmek isteyen tufanlara inat,
bağrımızda büyüttük o kutsal yemini.
Çünkü biliriz ki;
umudun rengi solmaz,
bayrağın alı fidan fidan boy verir.
Şimdi söylesin sazlar,
inletsin gök kubbeyi en gür sesimiz:
Bu vatan bölünmez,
bu bayrak inmez!
Gözlerini ufka diken bütün o masum çocuklara,
eylül sabahlarında doğan,
şafağa sevdalanan nesillere
emanet olsun bu kutsal dava…
Bir gün boyun İsmail’i aştığında,
gelincikler yeniden en kızıl tonuyla açacak.
Ve denizden esen o kutlu rüzgâr,
bizim marşlarımızı fısıldayacak
ilelebet…
redfer
ŞEHİT MUSTAFA PEHLİVANOĞLU, CEVDET KARAKAŞ , FİKRİ ARIKAN, CENGİZ BAKTEMUR, ALİ BÜLENT ORKAN, AHMET KERSE , SELÇUK DURACIK, HALİL ESENDAĞ…Bütün şehitlerimizin
RUHLARI ŞAD OLSUN
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.
Edebiyat ve Kültür Platformu