Hüzünlü Öykü
Daldan koparılmış taze bir kiraz,
Yemesen çürüyor, yesen doyulmaz.
“Adın ne?” diyorum, diyor “Meleknaz”
Sesi cılız, uzaklardan duyulmaz.
Laléş’’de bırakmış taht ile tacı,
Cilt güneş yanığı, bozmamış acı.
Düştüğü bu derdin yok ki ilacı;
Savaşta insanlar canlı sayılmaz.
Toplanma kampında görünce gülü,
Kaldırmış yüzünü kapatan tülü.
Sevdaya tutulmuş Mardin bülbülü;
Bu güzele hangi yürek bayılmaz?
Dilinde cümleler ıslandı terden:
“Lal renkli şaraba dönüştüm birden,
Bu yüzden razıyım ezilmeye ben”
Diye ilan etti; aşktan cayılmaz.
Dili ayrı, dini ayrı olunca,
Yezidi güzeli dinde kalınca,
Vuslat imkânı da çok azalınca;
Kaçtılar, aşk yarıda koyulmaz!
Yollarını kesti iki militan,
Dünya cehenneme dönmüştü o an.
Al kanlar içinde can ile canan;
Gören dedi: “Cana böyle kıyılmaz.”
Coşari, hüzünlü bir öyküydü bu,
Dillerden düşmeyen bir türküydü bu.
Nice canlar aldı bu gaddar tabu;
Diyorlar ki tırnakla taş oyulmaz...
07.10.2026 / Samsun
*Zülfü Livaneli’nin “Huzursuzluk” romanından esinlenilmiştir.
İbrahim COŞAR
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.
Edebiyat ve Kültür Platformu