Kendime Yürüdüm
Ben seni,
Senden kaçarak değil,
Sana koşarak sevdim;
Sırtımda geçmişimin yamalı bohçası,
Ayaklarımda çocukluğumdan kalma yaralarla...
Senin kapına vardığımda
Bir ömürlük yorgunluğum vardı gözlerimde,
Bir de sana sarılınca geçer sandığım
O yetim kalmışlığım...
Ben seni,
Bir evin ışığına hasret kalmış çocuk gibi sevdim;
Kapında üşüyen ellerimi değil,
İçimde titreyen o küçük çocuğu uzattım sana.
Hani, annesini beklerken uyuyakalan çocuklar vardır ya,
Sabah olduğunda başucunda kimseyi bulamayan...
İşte ben, her sabah biraz daha büyüyen
O çocuktum aslında.
Senin göğsüne başımı koyduğumda
Dinsin istediğim fırtınalar vardı içimde;
Bir kez olsun dünya sussun,
Bir kez olsun kader yakamı bıraksın istedim.
Saçlarımı okşarken elin,
Geçmişimin alnına da dokunsun istedim;
Beni doğuran bütün acılar
Senin şefkatinde öksüz kalsın istedim.
Ben seni,
Bir mezarın başında babasını bekleyen
Ve ölümün ne olduğunu bilmediği hâlde
Bir daha gelmeyeceğini hisseden bir çocuk gibi sevdim.
Adını her andığımda
İçimde bir kapı aralandı;
Ben o kapıdan sana değil,
Sende bulacağımı sandığım
Kaybolmuş kendime yürüdüğümü zan ettim.
Ben ömrümce bir sevdanın kıyısında yaşadım,
Hep başkalarının kışında üşüdü ellerim.
Birinin gözlerinde bir ateş aradım kendime;
Üşüyen bu yüreğim, bu ellerim ısınsın diye...
Ben sevilmenin ne demek olduğunu bilmeden sevdim seni,
Bir çift güzel sözü ömürlük sandım.
Senin susuşunu bile şefkat diye koydum yüreğime;
Meğer ben, kendi yalnızlığıma senin adını koymuşum.
Sen bunu nereden bilecektin?
Benim içimde kaç terk edilmiş çocuk olduğunu,
Kaç gecenin ıslak yastığında boğulduğunu,
Kaç defa kendime sarılıp başkasını beklediğimi...
Sen geldin,
Ben seni bir liman sandım;
Meğer sen fırtınanın kendisiymişsin.
Ben sana yüreğimin en kuytu odasını açtım,
Sen oraya bir sevda değil,
O fırtınadan yıkılmış bir enkaz bıraktın...
Ben sana bir ömürlük bahar getirdim,
Sen cebinden kurumuş bir yaprak çıkardın.
Ben yangınıma yağmur diye sarıldım,
Sen ateşimin ışığında kendi karanlığını aydınlattın.
Ne tuhaf bir tezat değil mi?
Ben yaralarımı saklamadan sevdim seni,
Sen en çok kanayan yerimden vurdun beni.
Ben sana iyileşmek için geldim,
Sen benim çığlıklarımdan kendine bir beste yaptın.
Şimdi anlıyorum;
Her uzanan el kurtarmak için uzanmıyormuş,
Her açılan kapı temiz bir sevdaya çıkmıyormuş.
Bazen insanı en çok yakan ateş,
Kül olmayı bile bilmeyen alevden çıkıyormuş...
Ama bil ki...
Benim sevgim senin eksikliğin kadar küçük değildi,
Senin kalbin benim yaralarım kadar derin değildi.
Ben seni kaybetmedim aslında,
Sen bir insanın en güzel sevebilme ihtimalini kaybettin.
Şimdi git...
Ben yine bir gün seveceğim belki
Ama bu kez bir başkasında sevda aramadan önce
Kendi içimdeki kuşun kanatlarını onaracağım.
Çünkü ben sevgisizliğe çok dayandım,
Sahte sevgiyi de gerçek sanacak kadar yoruldum.
Ve artık biliyorum:
Her sevgiye aç olan insan ,
Her kurulan sofraya oturmaya muhtaç degilmiş..
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.
Edebiyat ve Kültür Platformu