Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum Atışma Online Üyeler
03.11.2026 · 90 · 5 · Tahmini 5 dk okuma
PDF olarak indir

“Şapşal Gene Nerelere Gittin” şiirini çevrimdışı oku.

İndir
5 (2 oy)

Şapşal Gene Nerelere Gittin

Şapşal Gene Nerelere Gittin

Toprak yolda ağırlaşan ayak seslerimiz,

henüz tanımadığımız bir sokağın sessizliğinde yankılanıyordu.

Elimde bavulumun soğuk demiri,

içimde adı konmamış bir ürperti;

geride bıraktığımız hayatın 

solgun gölgesini taşıyorduk sanki buraya.

Annemin yorgun yüzündeki çizgiler, 

bu yeni başlangıcın

ne kadar ağır bir yükle kurulduğunu anlatıyordu bize.


Bilinmeyene atılan her adım, 

geride kalanların acısını biraz daha katlıyordu ama

içimdeki o gizli merhamet ve çocuksu merak,

bütün korkuları bastıracak kadar güçlüydü henüz.

İşte o yabancı kapının önüne böyle gelmiştik;

neyle karşılaşacağımızı bilmeden, 

kaderin bize yol çizdiği bu ıssız köşede,

hayatımızın en masum zamanlarına hazırlanıyorduk.


Islanmaktan kararmış, 

yer yer çürümüş o eski ahşap kapının

menteşeleri kulak tırmalayan bir çığlık attı 

geriye doğru itilirken.

Donup kalmıştım gördüğüm manzara karşısında;

aman Allah’ım, 

rüyalarımda gördüğümden de güzeldi!

Koluma çimdik atmama gerek kalmadan, 

ablamın o aceleci dürtmesiyle kendime geldim:


“Şapşal, gene nerelere gittin? 

İlerle de geçelim,” diye çıkıştı.


Nisan ayının en güzel günü olabilir miydi bugün?

Güneş, yağmur bulutlarının içinden 

sanki bana gülümsüyor,

“Hoş geldin, burası senin küçük cennetin,” 

diyordu usulca.

Altın rengi çiçekler gözlerimi alıyordu; 

sarı bu kadar mı güzel bir renkti?


Cıvıl cıvıl öten kuşların isimlerini bilmiyordum ama

masallardan fırlamış o küçük yeşil ev, 

saray gibi görünmüştü gözüme bir an.

İşte burası benim sarayımdı; 

bu bahçe, çiçekler, kaplumbağalar, kuşlar, 

çeşit çeşit meyve ağaçları...

Cennetime hoş gelmiştim, 

o gün orada, 

güzel nisan ayında

doğayla birlikte yeşermiştim sanki, 

yeniden doğmuştum; 

hoş bulmuştum.


Küçük evin içinde bir mutfak tezgâhı yoktu,

ablam buna çok üzülmüştü ama 

benim hiç umurumda değildi.

Ben, duvarlarda yol yapmış salyangozların 

nerede yaşadıklarını,

ne yiyip ne içtiklerini düşünmekle meşguldüm...

Arka odada duvara dayanmış 

eski ceviz bir dolap vardı,

evin eski sahiplerinden kalmış olmalıydı.


Üzerindeki anlamsız çizikler 

gözümde ürkünç şekillere dönüşmüştü,

bir an ürperdiğimi hissettim.

Sanki kapaklarını açtığımda bir el beni içine çekecek, 

gizemli diyarlara götürecekti...

Bu dolap, bu ev, bu bahçe 

benim sırlı yolculuklara açılan yeni dünyamdı.


Evimiz küçüktü ama eşyamız da azdı;

suntadan eski iki kahverengi kanepe, 

bir demir karyola,

renkleri solmuş yeşille gri arası bir halıydı 

tüm mal varlığımız.

Yatağımız, yorganımız, 

derdimiz, gamımız, sevincimiz, acımız

nasıl da sığıvermiştik 

bu küçücük köhne saraya?


Günler geçiyordu; 

meyve ağaçları çiçekleniyor, etraf renkleniyordu.

Her sabah ismini bilmediğim kuş sesleriyle uyanmak 

ayrı bir keyifti;

erik, elma, incir, ceviz, armut ağaçlarına tırmanmak için

sabırsızlıkla bekliyordum yemiş vermelerini.

Mahalleyi keşfedip arkadaş edinmek gibi 

bir gayretim yoktu,

ben daha çok macera peşindeydim.


Ağaç kovuklarında hazine arıyor,

beni gizemli yolculuklara çıkaracak 

rüyalar hayal ediyordum.

Evimizin tam arkasında 

ahşap iki katlı bir ev daha vardı, 

aynı bahçenin içindeydik.

Orada yaşayan, yetmişli yaşlarda, sessiz, tuhaf,

isminin Ahmet olduğunu çok sonradan öğrendiğim 

gizemli dedenin varlığından da 

ürkmüştüm açıkçası.


Annem yaptığı yemeklerden 

mutlaka gönderirdi Ahmet Dedeye

ve bu görev hep bana düşerdi.

Aslında biraz biraz da bu korkumu maceraya çevirir,

aklımdan hayalet hikâyeleri uydurur, 

hem güler hem korkardım.


Eve koşa koşa döner, 

soluk soluğa alacaklı gibi çalardım 

yeşil ahşap kapıyı;

ablam hep söylenirdi: 

“Deli çocuk, 

kendin yazıp kendin oynadığın senaryolara inanıyorsun,

bizim de aklımızı alıyorsun,”

Hem azar işitirdim 

hem gülerdim hâlimize...


Bir gece rüyamda bahçe duvarında 

küçük yuvarlak bir delik olduğunu gördüm;

korkuyordum, 

çünkü Ahmet dedenin evine yakın bir yerdi

ama bakmak için içimde kocaman bir merak vardı.

Usulca yaklaştığımda Çin’i gördüm;

evet, evet, Çin oradaydı, 

bizim bahçe duvarının arkasında.

Birden büyük bir gürültüyle bölündü rüyam, 

sanki Çin Seddi yıkılmıştı;


ablam avaz avaz bağırıyordu,

küçücük bir fındık faresi ne yapmış olabilirdi ki ona?

Kahkahayı bastım diye 

elindeki süpürgeden nasibimi almıştım;

ablam, ben, fare, rüyam hepsi 

bir tarafa savrulmuştu.

Süpürge fareyi teğet geçerken 

olan annemin çok sevdiği bordo kaplı plakçalarına olmuştu...


Yıldıray Çınar’ı bir daha dinleyemeyecek olmak 

annemi ne kadar üzmüş olsa da

ablama hiç kızmamıştı; 

zaten tek suçlu fındık faresiydi.

Olmaması gereken bir zamanda, 

olmaması gereken bir yerde,

hiç çıkmaması gereken bir kişinin karşısına çıkmıştı;

ablam farelerden oldum olası korkardı...


Yıllar yılı bordo kaplı pikap 

hiç çalmasa da evimizde,

annem küçük kardeşimi uyuturken 

hep o türküyü okudu:


“Çarşambayı sel aldı, bir yâr sevdim el aldı,

keşke sevmez olaydım, elim koynumda kaldı.”


Kardeşim uyur, annem dalıp giderdi;

ben dallarına tırmandığım ağaçlarla ilgili 

hikâyeler uydurur,

uydurduğum büyülü masallara 

en çok da kendim inanırdım...


Takvim yaprakları 

ömür tarlasından sessizce dökülürken,

çocukluğun o sınırsız ve devasa evreni 

yavaş yavaş kabuk değiştiriyordu.

Artık ne rüyalar o kadar keskin ve renkliydi 

ne de bahçe duvarındaki delikler

arkasında başka kıtalar saklıyordu.


Ablamın kahkahaları 

uzaklardaki bir melodiye dönüşmüş,

annemin kollarında uyuttuğu kardeşimin nefesi 

başka evlere taşınmıştı.

Zaman, acımasız bir heykeltıraş gibi 

yontuyordu bizi;

merakın yerini hayatın telaşı, 

masumiyetin yerini ise

göğsümüze bıraktığı o görünmez ağırlık alıyordu.


Yine de 

ne zaman gözlerimi kapatsam,

o yeşil ahşap kapının aralığından sızan 

nisan güneşi

ruhumun en derin köşesinde 

hâlâ sıcacık parıldamaya devam ediyordu.


Küçük sarayımın küçücük penceresinden 

kocaman dünyayı, telaşı, 

anlamını o zamanlar bilmediğim ihaneti, 

yalanı, dolanı film izler gibi izlerdim...

Yıldızları, ayı, güneşi, sevdayı, masumiyeti, sadakati...

Anlamını bilmediğim çok şeyi.

Büyüyünce öğreneceğim, 

keşke büyümeseydim de öğrenmeseydim diyeceğim 

birçok şeyi izlerdim...


Rüyalarımda John Wayne ile at koşturur, 

haydutları kovalardık;

tüm kovboy filmlerinin finalini ben yazardım, 

ben oynardım düşlerimde.

Kement atar, 

kötüleri yakalar, 

kasabayı temizlerdik üçkâğıtçılardan...


Şimdi yıllar yıllar sonra 

o güzel günler fotoğraf albümlerini süslerken,

bahçemizdeki güllerin kokusu burnumu sızlatırken,

karadut lekesi hâlâ silinmezken 

çocukluk hayallerimden...

Yaradır içimde 

o tırmandığım, düştüğüm, ağladığımda sığındığım,

kirazlarından küpe, 

cevizlerinden gemiler yaptığım

ağaçların yerlerine yapılmış taştan ruhsuz binaları görmek.

Kovuklarına sırlarımı fısıldadığım ağaçlarım yok artık,

gizemli dünyam, esrarengiz rüyalarım, öykülerim yok.


Büyüdüm evet, 

ama dünyam ne kadar da küçüldü.

Oysa o küçük evin küçücük penceresinden baktığımda

çocuk dünyam ne kadar da kocamandı.

Ben büyüdüm, 

dünyam küçüldü...


Bugün beton yığınları arasında yürürken 

kaldırım taşlarına baktım;

bir zamanlar karadut lekesiyle kirlenmiş parmak uçlarım,

şimdi sadece soğuk duvarlara dokunuyor.

İçimdeki o küçük çocuk, 

hâlâ o yeşil bahçenin bir köşesinde,

ismini bilmediği kuşların şarkısını dinlemeye devam ediyor.


Büyüdüm belki, 

kasabayı haydutlardan kurtaran 

o cesur kovboy da 

terk etti düşlerimi,

ama o köhne sarayın hayali kaldı geriye.


Kaybettiğim sadece ağaçlar, 

bahçeler veya o eski ev değildi;

aslında kaybettiğim, 

dünyayı bir masal gibi görebilme yeteneğimdi.

Ve ben şimdi, 

içimde kalan o son yeşil yaprağı avuçlarımda saklayarak,

zamanın akışına 

ve büyüyen dünyama sessizce veda ediyorum.


redfer


Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
5 (2 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 5
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com
Şapşal Gene Nerelere Gittin

Şapşal Gene Nerelere Gittin

redfer redfer