Dedem Mustafanın Koltuğu
Bu koltuk
sessiz bir tanık gibi duruyor odada.
Keten kumaşında dal dal açan çiçekler,
üzerine her oturuşta bırakılan izler…
Dedem Mustafa’nın kokusu hâlâ sinmiş dokularına.
Bir ömür boyu biriken sabır,
iman, sevgi ve bilgelik
bu kumaşta soluk alıyor.
Bu saf sabun
ve hafif bir mushaf kokusu
içime doluyor.
Baharın taptaze ruhuyla
içimdeki ferahlık buluşuyor.
Eprimiş kumaşın kırışıkları
onun burada oturduğunun
sessiz kanıtı.
Hayal ediyorum onu
bütün canlılığıyla.
Dedem Mustafa.
Kaz ayağı nakışlı kahverengi terlikleriyle
yere usulca basıyor.
Buğulu gözlükleri burnundan kaymış,
beyaz alnında derin kırışıklıklar,
kaşları düşünceli.
O bakış pek anlamlı,
düşünceli ve derin.
Sanki her şey onun gözlerinde
bir manaya bürünüyor.
Ben de o manidar bakışlarda
her şeyin özünü bulabileceğimi sanıyorum.
İnce, kibar dudakları
dopdolu bir gülümsemeyle aralanıyor.
“Mustafa dedeciğim!” diyerek koşmak,
sarılmak istesem de
yanımda yok şimdi.
Ama sesi hâlâ kulağımda:
sıcak, olgun, yüreği saran.
Ellerinde eski, yıpranmış bir mushaf.
Sayfaları yavaş yavaş çevirirken
dudakları usul usul kıpırdıyor.
Kur’an’ın ahengi
odanın her köşesine yayılıyor.
Ayetler, onun kalbinden
benim kalbime akıyor sanki.
Seccade serili yerde
kıbleye dönmüş.
Ellerini kaldırmış,
alımlı ve huşu içinde.
Namaz kılışı
öylesine sakin, öylesine derin ki
zaman duruyor o an.
Her rekatta
göğsümde bir ferahlık büyüyor.
Her gün erken kalkar,
abdestini alır,
camide cemaate katılırdı.
Önde, arka safta değil;
herkesin bildiği yerinde.
Selam verirken yüzündeki
o yumuşak tebessüm
bütün mahalleyi aydınlatırdı.
Mahallenin sığındığı adamdı.
Kavga edenleri susturur,
darda kalanın elinden tutar,
gençlere yol gösterirdi.
Sözü dinlenir,
fikri sorulurdu.
Kanaat önderi…
Ama asla kibirli değil,
her zaman alçakgönüllü.
Sonra beni çağırıyor.
Satranç tahtasında piyonları
dikkatle diziyor.
“Her hamleyi içinde hissedeceksin,” diyor.
“Atını kırlarda koşturur gibi
kararlı ve bilgece oynatacaksın.”
Omzuma dokunuyor:
“Kaybetmek, kazanmanın ön hazırlığıdır.
Yıllar geçti,
odalar değişti,
ama o iz silinmedi.
Sabahları Kur’an’ı açtığımda
onun usul usul çevirdiği sayfaları,
titreyen ama kararlı parmaklarını görüyorum.
Namaz kılarken
secdeye vardığımda
onun alın izini alnımda hissediyorum;
o huşu, o teslimiyet
hâlâ omuzlarıma çöküyor hafifçe.
Cuma ezanı okunduğunda
içimde bir yer kıpırdanıyor.
Sanki o hâlâ abdest alıyor,
terliklerini düzgünce çıkararak
cami avlusuna adım atıyor.
Cemaatin arasında
sessizce yerini alıyor,
dualar yükselirken
gözleri nemleniyor.
Ben de o cemaatin bir parçası oluyorum
onun hatırasıyla.
Mahallede bir sorun çıktığında
aklıma onun sakin sesi geliyor:
“Acele etme evladım,
önce dinle, sonra konuş.”
Kanaat önderliğinin
asıl gücünün
yumuşaklıkta ve sabırda gizli olduğunu
şimdi daha iyi anlıyorum.
Gençlere yol gösterirken
onun gibi olmaya çalışıyorum;
kibirden uzak,
merhamete yakın.
Koltuk hâlâ odanın köşesinde.
Bazen oturuyorum üzerine,
ellerimi kumaşa gezdiriyorum.
Parmaklarım o eski izlere değince
satranç tahtası,
gazete hışırtısı,
sabun kokusu ve mushaf sayfaları
hepsi birden canlanıyor.
Kaybettiğim her oyunda
onun sözünü hatırlıyorum:
“Kaybetmek, kazanmanın ön hazırlığıdır.”
Ve her kaybedişte
biraz daha onun torunu olduğumu hissediyorum.
Sevgi tohumları
göğsümde sadece filizlenmekle kalmadı;
kök saldı, dal budak verdi.
Artık onun inancını,
onun sabrını,
onun insan sevgisini
kendi ruhumda taşıyorum.
Uzaktayken bile
yanımda yürüyor.
Koltukta geriye
yalnızca hoş bir koku
ve hayatının izi kalıyor.
Yanaklarımda nem,
içimde hem boşluk hem bir tuhaflık.
O iz
yalnızca bir kumaş kırışığı değil.
Dedem Mustafa’dan kalan
inanç, sevgi ve hikmet mirası…
Mücessem bir şefkatin,
bir ömür boyu yaşanmış
çok, çok kıymetli hatırası.
Hâlâ burada.
Hâlâ yanımda.
redfer
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 4
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.
Edebiyat ve Kültür Platformu