Bu yazının çok uzun olması gerekiyor. Hem de o kadar uzun olması gerekiyor ki, aklımda ne varsa söküp atabilecek rahatlığı bulabilene kadar veya bulmayı umut edene kadar. Bulmayacağımı da biliyorum ama Bismillah deyip başlıyorum yazıma.  Aylardır annemin çektiği acılarla beraber başladı benimde acılarım. Beynimdeki yorgunluğu, dünyayı unuttum onu bu halde gördükçe..
Onu bu halde gördükçe dayanıklı olmak yerine ben daha da yıkıldım. Çünkü benim manevi direğim yıkılıyordu. Basit bir mide ağrısı sanmıştık sadece. Doktorlardan medet umduk. Gaz var, bağırsaklarda şişme var dediler. Acillik bir durum yok dediler. Bir şey olmaz, hastaneye yatırmanıza bile gerek yok, ağrısı başlayınca yine hastaneye getirin dediler sürekli. Hep götürdük hep aynı şeyi söylediler. Serum verdiler, iğne vurdular ama annemin acılarını dindiremeden bizi tekrar geri gönderdiler. SSK`sı yoktu annemin. Ödemesi aksayan ve işlemeyen bir BAĞKUR`u vardı sadece. Yani arkamızda bir DEVLET yoktu. 
Bir günde 3 kere 4 kere acile götürdük annemi. Her Doktor bir reçete yazdı. Hiç biri "ben bu hastalığa teşhis koyamam" demedi. Hepsi teşhisini koydu. Aralık ayının 4`ünde Özel Sevgi Hastanesine kaldırdık annemi. İlk yattığı gün fenalaştığı için acili olarak ameliyata aldılar. Annemi ameliyat eden Doktor Erol Önal "Ameliyat masasından kalkamayabilir" dedi. "Kalksa da yoğun bakımdan kalkamayabilir" dedi. O an yıkıldık zaten. Sabaha kadar yoğun bakım odasının kapısında bekledik. Bir Doktorun veya bir hemşirenin çıkıp ta bize bir umut vermesi için.  Aynen filimlerde olduğu gibi, o an hayatın bir film olduğunu da anladım. Hemşireler çıktı "Size üzücü haber verebiliriz. Herşeye hazırlıklı olun" dediler. Dünya yavaş yavaş yıkılmaya başlıyordu artık beynimde. Sonra bir an kız kardeşimin merdivenlerden koşarak babama sarıldığını gördüm. "Baba annem uyanmış, su istemiş" dediğini duydum. Yukarı çıktım hemen. Yoğun bakıma girmek istedim. İçeri girdim. Annemi gördüm. “Nasılsın” dedim. Sesi az çıkıyordu. “İyiyim bana su vermiyorlar, çok susadım” dedi. “Anne ameliyattan sonra su verilmezmiş” dedim. Bana oradaki hemşireleri göstererek “Bu hemşireler örnek olcak insanlar. Bunları gazeteye yaz. Benimle çok ilgilendiler” dedi. “Tamam anne” dedim. “Sen hele bir çık, sen yeter ki bir çık surdan istediğin herşeyi yaparım” Odadan çıktığımda aileme annemle konuştuğumu söyledim. Herkes çok sevindi, yere göğe sığmadılar. 
Ertesi gün oldu. Annemin durumunun yine kötüye gittiğini öğrendik. Bu sefer yer gök üstümüze çıktı. Akşama kadar bilgi almak için bekledik. Doktorlar beklememiz gerektiğini söyledi. 3.güne girdik. Amcam ve halam Doktor Erol beyle görüşecekti. Odasına girdiler, baktım çıkan olmayınca bende girdim. Arkamdan kız kardeşimde. Dağ gibi adam babam zaten yıkılmış haldeydi. Hiç kimseyle konuşmuyor, hiç bir Doktora birşey sormaya cesaret edemiyordu. Doktor çok geç kaldığımızı söylüyordu. 
İsteğimiz üzerine Bursa`daki başka bir Doktorla telefon görüşmesi yaptı. Erol bey annemin durumunu ve yaptıklarını anlattığında, diğer Doktor ise yapacak birşey kalmamış “hasta ölür” dedi. Teşhis ise “Mezenterik İskemi” (Sinir ağı felci) Kalpten çıkan ana damar tıkanıyor ve vücudun bazı organlarına kan pompalamıyor. Ve annemin ince bağırsağının çürüdüğünü söylediler. Ona taktıkları bir demir varmış. Eğer su içtiğinde o demirden bir şey çıkmazsa belki yaşayacaktı. Ama su içirdiklerinde annemin bağırsakları dökülmeye başlamış. Bunu duyduktan sonra yıkılmak ne kelime, paramparça olmuştum. Kapının önüne çıktım. 
Babam yüzüme bakıyordu. “Ölecekmiş” dedim. Sonra bana sakinleştirici vurduklarını biliyorum. Hastayı istersek çıkarabileceğimizi, çıkardığımızda acı çekerek 2 günde öleceğini ama yoğun bakımda kalırsak 15 gün yaşacağını söylediler. Son bir umut için İnce bağırsak nakli yapan Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesine gittik ambulansla. Aynı gün de annemin BAĞKUR borcunu ödedik. Orda da hemen yoğun bakıma aldılar. 1 gün, 2 gün, 3 gün. Adam gibi bilgi alamıyorduk. Her Doktor ayrı bir şey söylüyordu. Bir Doktor ince bağırsak`ın hepsi alındı derken, diğer doktor ise ince bağırsak`tan bir kısım alındı. Safra kesesi alındı diye bize net olmayan bilgiler veriyordu.
Balıkesir İl Sağlık Müdürümüz Mehmet Çalışkan, İzmir İl Sağlık Müdür Yardımcısı`nın telefonunu verdi. Durumu anlattım. Daha sonra net bir bilgi alabildik. Annemin ince bağırsağını almışlar, safra kesesini almışlar, midenin 3`te 2`sini almışlar. Bilinci çok yerindeydi. Çünkü beyninde hiçbir şey yoktu. Bizlerle konuşuyordu. Ama annem basit bir mide ameliyatı geçirdiğini zannediyordu. 
Tepecik Eğitim Araştırma da annemin enfeksiyon kaptığını, başka bir hastaneye sevk edilmesi gerektiğini söylediler. Ambulans geldi annemi ambulansa bindirdik. Ve 20 dakika yaraları açık olan bir hastayı hastanenin kapısında beklettiler. Annem “üşüyorum” dedi. 
Doktorun inmesini bekliyorduk yukarıdan. Annemizi emanet ettiğimiz Doktor yukarıda yemek yiyordu. Sonra Doktor aşağı indi ve annemi başka hastaneye götürdük. Onun da kapısında bekledik. Yoğun bakıma aldılar yine. Yukarı yoğun bakıma çıkardığımızda benim giremediğim yoğun bakımın kapısının önünde kedi vardı. Ve burası enfeksiyon hastalarının olduğu bir hastaneydi. Hiçbir şey demedim, diyemedim. 
Mehmet Tıkız abim de vardı yanımda. Kedinin fotoğrafını çekti yoğun bakım kapısının önünde. Bu hastanede de bir iki gün bekledik. Akciğerlerine bulaşan enfeksiyonu atlatmaya başladığını, enfeksiyonun karaciğere sıçrağını söylediler. Annemi görmek istedim yoğun bakıma girerek göremedim. Ama hizmetlisinden, hastane görevlisine kadar herkes yoğun bakıma girip çıkıyordu. 2 gün sonra tekrar annemi diğer hastaneye sevk ettiler. Hastanede anneme bakan Doktorlar Ankara`dan gelen özel doktorlardı.
Çünkü bu hastalık milyonda bir çıkan bir hastalıkmış. Şimdiye kadar 11 kişi ameliyat olmuş. Bunlardan 10`u ölmüş. Dünyada ise 600 kişi bu hastalıktan ameliyat olmuş. Annemin yaşama oranını ise bize %0.25 olarak söylediler. Ve bağırsağı alınmadan önceki acısının ise kanser`den 10 kat daha fazla olduğunu. Biz bunları düşünürken gittiğimiz tüm hastanelerde henüz BAĞKUR işlemleri sisteme giremediği için büssürü senetlere imza attık. Annemin işlemlerini ve ameliyatına bakan Doktorlardan biri Sağlık Bakanlığından ince bağırsak nakli için izin almaya gittiğini söyledi. Henüz iyileşmemiş ve enfeksiyonu atlatmamış olan annem için. Ve bize ince bağırsak naklini BAĞKUR veya SSK`nın karşılamadığını, 15-20 milyar gibi bir ücreti olduğunu söylediler. Biz herşeyi kabul ettik.
Annem iyileşsin çıksın, eğer oluyorsa benim bağırsağımı alsınlar. Ama yeter ki çıksın. Balıkesir`e döndüm. Durumu bir iyiye gidiyor, bir kötüye gidiyor diye sürekli bir telefon trafiği içerisinde olduk. 19 Ocak 2010`un sabah 8`inde halam evime geldi. Onu görünce anladım. “Anneni kaybettik” dedi. 
O an ben kayboldum. Bir yarım gitmişti. Manevi desteğim, annem, hayattaki en önemli varlıklarımdan biri ölmüştü. Benim canım ölmüştü. Hemen kız kardeşimin evine gittim. Herkes ağlıyordu ama herkes bana bakıyordu. Babam ağlıyordu, kardeşim ağlıyordu, annemin kardeşleri ağlıyordu. 
Daha 8 ay önce gömdüğümüz teyzemin ardından 8 ay sonra kim bilebilirdi annemin öleceğini. Ölmüştü işte. Herkes gibi bende, kız kardeşim de, erkek kardeşimde annesiz kalmıştı. Ve babam kahroluyordu. Hayat arkadaşını kaybetmişti. Neydim ne oldum dercesine, zamanında varlık içinde yaşayan ailemiz son 8 yıldır hep yoklukla savaşmıştı. Bodrum katta kalan annem “Ölmeden mezara girer gibi bodrum kata girdik. Çıkalım şu evden” diyordu. Yapamadık anne. Seni rahata kavuşturamadık. Ama senin gibi daha kaç anne rahata kavuşamadan gitti biliyormusun Anne? Ama sen kimseye muhtaç kalmadan, bizler için çalışıp bizler için para kazanmaya çalıştın hep. 
Yoğun bakımda bile namaz kılmak istemiş bir annenin oğluyum ben. O yüzden içim rahat anne. Seni İzmir`den aldıktan sonra morga koyduk. Açtım baktım yüzüne son kez. Sana son kez sımsıkı sarıldım. Sen gideceğin yere gidiyordun. Belki de biz sana değil kendimize üzülüyorduk. Sensizliğe alışamamanın korkusu başlamıştı hepimizde. Ona da alışacağız anne. Seni mezara defnederken dünyanın hiç birşey olmadığını anladım. Daha doğrusu ne için yaşadığımızı anladım. 
Ve sen o mezara girdikten sonra ben her gece seninle o kabrin içinde uyuyorum anne, gözüme uyku girmeden. Sen gittikten sonra hesabını soracağım demiştim tüm Doktorlara. Ama sen böyle bir evlat istemezdin, sen gidiyorsun ama yeni bir çocuğum daha dünyaya geliyor, sana bir torun getiriyoruz diye durdum anne. 
Ben bu yazıları yazarken senin benim hissettiklerini hissetiğini biliyorum anne. Dualarım hep seninle. Sende bizler için dua et anne. Ne Doktorlara, ne de başka bir şeye, sadece Allah`a emanetiz anne


( Allaha Emanetiz başlıklı yazı HayaliBirRuh - Taşkın SRC tarafından 11.06.2011 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu