Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler

Etkili Yorumlar

Jean-Dominique Bauby'nin hikayesi gerçekten ibretlik . İnsan ruhunun kırılmazlığını gösteren en çarpıcı örneklerden biri. Locked-in sendromuyla vücudu demir bir kafese (dalgıç giysisi) dönüşürken, zihni hâlâ kelebek gibi özgürce uçuyor; bunu tek bir göz kapağı hareketiyle kelimelere dökebilmesi inanılmaz bir irade ve sabır mucizesi. Bu kitap, felcin hemen ardından hayattan kopuşu değil, hayata tutunuşu anlatıyor . Şiirsel ve akıcı bir üslup ve acıtıcı derecede samimi. Yazıldıktan sadece iki gün sonra (Mart 1997) zatürreeden ölmesi ise trajediyi zirveye taşıyor. Eserini göremeden gitmesi, sanki kelebeğin son kanat çırpışı gibi dokunaklı. Film uyarlaması da muhteşem olsa da, asıl mucize o metnin kendisi... Bir insanın en ağır mahkûmiyetinde bile yaratıcılığını kaybetmemesi bizlere örnek teşkil ediyor. Hayatın en karanlık köşesinde bile ışıldayan bir kelebek kanadı. Okuyanı derin düşüncelere sevk...
Dünya her zaman kadın ve erkeğin birlikteliği ile güzel ve daha yaşanılır bir yer olacaktır. Bunu erkek milletinin de bir şekilde anlaması lazım. Kadınlar, bizim kadınlarımız, öpülesi, okşanası, sevilesi ve hatta baş tacı yapılası varlıklardır. Kimi zaman yârimiz, sevgilimiz, kimi zaman anamız, bacımız ya da teyzemiz halamız... Saçlarının bir teline bile zarar gelsin istemezsek de bazı duyarsız hemcinslerimiz kadınların, kadınlarımızın sevilesi saygı gösterilesi varlıklar olduğunu unutup, dayak, yaralama, hatta öldürmeye kadar gidiyorlar. Tabi bu kadınlara reva gördükleri yanlış davranışların hesabını hem dünyada hem de ahirette misliyle ödeyecekler. Bir gün 8 Mart Kadınlar Günü ne güzel kutlayalım, etkinlikler yapalım, farkındalık yaratalım ama, her gün sevelim, sevmeyi beceremezsek bile en azından eziyet etmeyelim aşağılamayalım. İnsanlık bunu gerektirir. Tabi birileri olarak siz insanlıktan nasip alamamışların safındaysanız diyecek konuşacak da bir şey kalmayacaktır... Kutlu olsun 8...
Şiir, Sevgidir derler. Şiiri gönülden sevenler yazar. Bu şiirler daha sonra şarkı olur, Türkü olur dillerde dolaşır. Böyle güzel şiir yazanları kutlarım. Selamlarımla!..
Şiir, Sevgidir derler. Şiiri gönülden sevenler yazar. Bu şiirler daha sonra şarkı olur, Türkü olur dillerde dolaşır. Böyle güzel şiir yazanları kutlarım. Selamlarımla!..
İRADE En sevdiğim olgu temel özellik en azından bana dair İrade gücü beyinle ilintili ruhla da Bu güç olağanüstü bir farkındalık yüklemekte insana Herkes her şeyi kolaylıkla utanmadan Allah tan korkmadan söylüyor İrade Her şeyin üstünde her şeyin de bir ömür ÜSTESİNDEN GELDİĞİM ve yazınızdaki karakter çok da şaşırmadım çünkü akıl gücü ve irade beraber yol aldı mı insan her şeyin üstesinden geliyor İnanç da çok önemli bir unsur Pekişen adalet duygusu Ve hasıl olması muhtemel mucizeler Zafer sadece bu güne ait değil Nefsine tapanlar asla ilgi alanımda olmadı bu duygum öylesine nüksetti ki hele ki son zamanlarda Ben nasıl kendimi sevmem nasıl duyumsamam içimdeki bahçeyi? Ve bu yazının ana karakteri Yetinmek bir noktadan sonra büyüyen bir istek ile beynin kullanılmayan hücrelerini de harekete geçiren<br...
Evet bütün kainat ona muhtacız , O ise samed Saygılar
Sayın Hocam; emeğinize, zekanıza, bilginize sağlık. Aşk ile eyvallah.
şiir, yorgunluk ve fıtratın devasa hazinesinde beyazın saflığına, aşkın zirvesine ve tevekküle sığınan bir ruhun coşkusunu taşıyor. Renklerin asilliğiyle zehirden arınan, zaferleri omuzlamayan ama yüreğe sığdıran bir müridin yangınını mükemmel bir anlatımla sunuyor...Rabbine, Peygamber'e ve içsel zenginliğe methiye düzerek, adaletin hem ilahi hem hukuki tecellisini müjdeleyişi ve Kırık kanatlarla yeniden havalanan bir dervişin özgürleşmesi, neşeli-yaslı duyguların şafak ve mehtapla delaletidir – derin bir manevi zafer marşı gibi...Kutluyorum.
Önce sorunuza cevapla başlayayım: ''Kendi adıma bin kez, milyon kez A.B.D. ve İsrail’i yönetenleri lanetliyorum. Ya siz?'' Diye sormuşsunuz. Cevap veriyorum: Ben de kendi adıma bin kez, milyon kez A.B.D. ve İsrail’i yönetenleri lanetliyorum. Ancak bu vahşet ve zulüm beni şaşırtmıyor. Zira Hıristiyanların Eski ahitinde de Yahudilerin Talmud'unda da aynen şöyle deniyor: ''Şimdi git, Amalekliler'e saldır. Onlara ait her şeyi tümüyle yok et, hiçbir şeyi esirgeme. Kadın erkek, çoluk çocuk, öküz, koyun, deve, eşek hepsini öldür.'' ( 1. Samuel 15:3) Kendi elleriyle tahrif ettikleri kitapları ne emrediyorsa onu yapıyorlar. Selam ve saygılar.
Düşmanına benzeyerek kurtulacağını sanmak, aslında ruhunu en baştan teslim etmektir. Metinde altını çizdiğiniz o sinsi döngü; yani halkın medya manipülasyonuyla önce birine bağlanması, ardından yine aynı ellerle nefret havuzuna itilmesi meselesi, bugün coğrafyamızın en derin yarasıdır. 'O gitsin de ne olacaksa olsun' dedirtilen kör öfke dumanı dağıldığında, geriye ne yazık ki sadece bölünmüş bir vatan ve enkaz altında kalmış hayaller kalıyor. Figüran olmayı reddedenlerin üzerinden tankla geçilirken, beyaz gömlekli icazetli muhaliflerin bu organize kötülüğe dekor yapılması gerçeğiyle yüzleşmek sarsıcı, değil mi? Kaleminize sağlık; sahte parıltılara değil, bu toprağın kendi acısına ve gerçeklerine ayna tutmuşsunuz. Aşk ile eyvallah.
Dünyayı geçici bilip gerçek mekanımızın ahiret olduğunun bilincinde olmak, ne mutlu bu bilinci yakalayanlara... Bir gün, işte o bir gün sadece amellerimizle baş başa kalacağımız o gün çok da uzak değil aslında... Kutlarım ...
varım varım da şimdi değil sevgili dostum daha erken aslında cennet de cehennem de bu dünyada mevcut yeşeren duygular ve solduranlar var herkes mal mülk derdinde ve ziyan olan hayatlar var saygı ve sevginin eksildiği evlilik denen o ciddi önemli kurumun değerini yitirdiği ne yazık ki elbet güzel insanlar mevcut ama daha çok çıkarı olan kimse peşinde insanın iyi insanlar güzel kalpler onlar saklı kıyıda köşede ve onların peşine düşelim içimizdeki özü kaybetmeyelim elbet değerler elbet maddiyat önemli unsurlar ama ölçüsü olacak helal kazanç olacak öncelikle insanda Allah korkusu olacak ve merhamet içten sevgimle şimdilik ahirete gelmeyim ben ama dualarda buluşalım olur mu sevgili gönül dostum? içten sevgimle :)))
Dünyada insandan daha zalim bir varlık yoktur. En vahşi hayvanlar dediğimiz Aslanlar, kaplanlar dahi sadece acıktıkları zaman avlanırlar ve karınlarını doyuracak kadar yerler. Ama gözünü hırs, öfke bürümüş kana doymaz zalimler dünyayı ateşe verseler, çoluk çocuk, genç yaşlı, kadın erkek herkesi katletseler dahi yine zulüm hırsları bitmek bitmez. Aslında dünyanın nimetleri herkese yeter. Yeter ki kardeşçe yaşamasını bilelim. Emperyalist zihniyet hepsi bana olacak diye mazlumları ezdikçe eziyor. Savaş dahi olsa onun da bir hukuku var. İnancımızda çocuklara, kadınlara,yaşlılara, kendini ibadete vermiş din adamlarına, sivillere dokunamazsın. Ağaçları, bitkileri yakamazsın. Zulüm yapamazsın. Ama bu zalimler her şeyi yapıyorlar bir avuç petrol İçin. Döktükleri o masum çocukların, katlettikleri sivillerin, kadınların kanlarında boğulsunlar. Kaleminiz daim olsun. Selamlarımla.
Gülüm Hanım; annesinden devraldığı kederli mirası, kendi kırmızı kuşağına düğümlemek zorunda kalan Hatice'nin sessizliği, aslında hepimizin en gürültülü ayıbıdır. Anadolu’da bir deyim vardır: Kız anasının kaderini çeyiz alır derler. Bu aslında her kadının kaderi aynı olacak inancının dışavurumudur. Gizli gizli okuyup yazarak karanlığa direnme çabası içimi ısıttı okurken. Emeğinize sağlık. Aşk ile eyvallah.
Kadın olmak zor değerli üstadem. Hayatın hep çilelerle doludur. Cehalet, yoksulluk, töre baskısı… Hep bunlarla mücadele etmek zorundadırlar. Tarihin her devrinde kadın ezilmiştir. Modern çağda bile eziliyor. Kapitalist dünya kadını hala bir meta olarak görüyor. Onun vücudundan, güzelliğinden milyarlar kazanmaya çalışıyor. Oysaki ona en büyük değeri “Cennet anaların ayakları altındadır” buyurarak Peygamberimiz vermiştir. Yıllar önce Türkan Şoray ile meşhur yazar Şule Yüksel Şenler arasında geçen bir konuşmayı okumuştum. Türkan Şoray Şule hanıma”Keşke böyle anlı şanlı bir flim artisti olacağıma sizin gibi dinini yaşayan kimsenin tanıyıp bilmediği bakkal Mehmet efendinin kızı olsaydım”Dediğinde “Çıkın bu bataklıktan diyen Şule hanıma şu cevabı verir. “Benim güzelliğim bunlara bir sermayedir. Sırtımdan milyarları vuruyorlar. Ben bu bataktan çıksam bile onlar hiç beni rahat bırakırlar mı?” Kapitalistlerin para kaynağı yaptıkları zavallı kad...
Nerede olursa olsun savaşın bile bir hukuku bir namusu vardır, ancak İsrail ve Sam Amca'nın veletleri, daha doğrusu Sam Amca'nın Piçleri mi demeli bundan maalesef bihaber. Biz Müslümanların düsturudur kadına, yaşlıya, çocuğa silah doğrultulmaz, ama görüyoruz ki Salamon ile Sam Amcanın veletleri için bunun hiç bir önemi yok. Gazze de yaşananlar olsun İran'da yaşananlar olsun bütün dünyanın gözü önünde oluyor. Şimdi tutar Tramp denen zibidiye Nobel Barış Ödülü bile vermeye kalkar bunlar yapar mı yapar alçaklar. Artık Birleşmiş Milletlerin de bir hükmü kalmamıştır bu saatten sonra. İspanya'nın ve onun yanında bir iki ülkenin daha dik duruşu gerçekten takdire şayan. Unutmayalım ki ''Zulüm ile abat olanın ahiri berbat olur.'' ve olacakta az kaldı diye düşünüyorum... Manidardı kutlarım içtenlikle...
Sayın Hocam; paylaştığınız bu Muhammes’i okurken, günümüzün hızlı ve yüzeysel dilinden uzaklaşıp kelimelerin nasıl birer sabır taşına dönüştüğünü gördüm. Gördüğüm bilgi, derinlik ve emek karşısında saygı ile eğiliyorum. Kabul buyurunuz. On bent boyunca bu ritmi ve derinliği korumak, gerçekten büyük bir edebi emek ve gönül işi. Özellikle kalpteki gizli hazineyi (kenz-i pinhân) koruma çabanız ve yâre kalsın yâresi diyerek acıyı kabullenişiniz beni etkiledi. Siz ve sizin gibi âlimleri gördükçe, ömrümce asla şiir yazmayacağımı (yazamayacağımı) biliyorum. Haddini bilmekte erdemdir. Emeğinize, kaleminize sağlık. Aşk ile eyvallah.
Her bir satırına katılıyorum yazdıklarınızın Deniz Hanım Toprak sömürüsü, insan sömürüsü, din sömürüsü bitmeli Ama güçlüye dur diyecek bir güç olmalı belki de her insanın içindedir bu güç ya da olmalı ben öyle düşünüyorum Duyarlı yüreğiniz varolsun Saygılar
Sayın D. Deniz Dinç, &#8203;Kaleminizden dökülen bu metin, sadece bir eleştiri değil; mülkiyetin icadından modern çağın yıkımlarına uzanan derin bir vicdan muhasebesi. İlk çitin toprağa çakıldığı o "uğursuz sabahı" merkeze alarak yaptığınız bu analiz, bugün Gazze’de ya da dünyanın herhangi bir mazlum coğrafyasında yaşananları anlamlandırmak için oldukça güçlü bir felsefi zemin sunuyor. Jean-Jacques Rousseau’nun da dediği gibi, "Bir toprak parçasının etrafını çitle çevirip 'Burası benimdir' diyen ve buna inanacak kadar saf insanlar bulan ilk kişi, uygar toplumun gerçek kurucusu olmuştur." Siz bu tespiti bir adım öteye taşıyarak, o ilk çitin sadece toprağı değil, merhameti de insandan ayırdığını vurgulamışsınız. Bu, kapitalizmin ruhsuz mekaniğini anlatan en yalın ve sarsıcı tanımlardan biri. Bilim ve teknolojinin, bebekleri katleden "akıllı" silahlara dönüşmesi ile aynı sistemin "Nobel Barış Ödülü" dağıtması arasındaki tezatı çok keskin bir dille yakalamışsınız. Mel...
Şiir bütünüyle oldukça güzel ama ben içinden şu bölümü kendim için aldım. ******* Muradı dillenir beşerin her ezan vakti Sökün eden ilahi besteler Duymayan kalmaz ki Belki de o bedbaht kâfiri imha edercesine İnancın eşliğinde çalkalanan yüreğin önceden derdest edilmiş Güncesine Her ne kadar öfkesi dinmese de zamanın An gelir Huzur duyar An gelir içini efkâr basar An gelir huşu içerisinde uçuşur ruhlar ***** Can-ı gönülden tebrikler. Selam ve saygılar.