Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler

Etkili Yorumlar

Çok güzel bir şiir olmuş Nurettin Bey . Mal-mülk övüncü, nefesin bir anda kesileceği gerçek, yazılanın değişmezliği... Dünya oyunu bitiyor, divan yanıyor... Kalbi titreten bir hatırlatma. Allah son nefesimizi iman nasip etsin inşaallah. Selam ve saygılarımla
Çok Kıymetli Şükrü Atay Beyefendi; kullandığım bir ifadenin sizde böyle manevi bir karşılık bulması ve buna emek verip bir akrostişe dönüştürmeniz büyük bir nezaket. Öncelikle bunun için çok teşekkür ederim. Kelimeler, bir kalpten çıkıp bir başkasına ulaştığında artık sahibinden bağımsız, yeni bir hikâyeye bürünüyor. Benim dünyamda daha çok sessiz bir kabullenişi ve deruni bir direnişi temsil ederken sizde kendi inanç dünyanızın renkleriyle harmanlanmış. Dediğim gibi benim kalbimden çıkan sizin kalbinizde böyle hâsıl olmuş. Hakkınızdır. Saygıyla ama illaki aşk ile eyvallah.
Yazı o kadar güzel ve başarılıydı ki kesinlikle diyebilirim: '' Kafka'nın Dönüşüm adlı uzun öyküsünden sonra okuduğum en güzel en sevimli dönüşüm hikayesiydi. ( Kafka'nın dönüşümü sevimsizdi. Sizinki çok sevimli olmuş ) Selam ve saygılar.
Yok üstad. Dünyaya kazık çakabilen, vakti saati dolduğu halde gitmeyen bir tek Allah'ın kulu yok. Her nefs ölümü tadacak. Ondan kaçış yok. Tebrikler. Selam ve saygılar.
Vefa deyince aklıma hep bugün Japonya/Tokyo- Shibuya İstasyonunda heykeli bulunan Hachiko adlı köpek gelir. On yıl, dokuz ay boyunca ölen sahibin gelmesini bekleyen Hachiko. Bir de Ashab-ı Kehf'in köpeği Kıtmir var... Köpeklerin vefası yanında biz insanların vefasının esamesi bile okunmaz. Selam ve saygılar.
Şiir, insanlığın içindeki çöküşü, masumiyetin zedelenişini ve adalet arayışını güçlü imgelerle anlatıyor. Zaman, ölüm ve umut temaları iç içe geçerken; karanlık ve umutsuzluk duygusunun yanında sabrın ve hakikatin er ya da geç ortaya çıkacağına dair bir inanç da hissediliyor. Yoğun ve metaforik diliyle okuyucuyu hem düşünmeye hem de insanlığın vicdanını sorgulamaya çağıran etkileyici bir şiir. Kutluyorum.
Bu alçak şerefsiz Hitleri mumla aratıyor. Evet, Hitler de caniydi, katildi ama küçücük çocuklara tecavüz eden bir sapık değildi. Bu, caniliğinin yanında bir de cinsi sapık... Selam ve sevgiler.
Bizim kullandığımız araçların hızı anormal bir şekilde arttığı için ''Araba uçak, gemi'' biz de kendimizi hızlanmış, zamanı da hakeza hızlı akıyor zannediyoruz oysa ki zaman hep aynı mecrasında akıyor, bir yanılsamanın içindeyiz bütün insanlık olarak. Dijital Çağ artık 20. Yüz yıl sonrası. Bakıyorum bazıları kendi sayfasına Dijital İçerik Üreticisi diye de bir paye vermiş sanki bu bir meslekmiş gibi. Tamam her şeye hızlandı da ama yürekler ve ruhlar arasında aşılmaz engeller var, kolay kolay da aşılacak gibi görünmüyor büyük çoğunluğumuz Dijital Köleleriz artık, zor kölelikten kurtulmamız eğer ki aklımızı başımıza devşirmezsek... Büyük resmi görmek lazım. Her şey bir oyun gibi ya da biz öyle zannediyoruz. Uzay boşluğunda yüzlerce ülkeye ait uydular birbirlerine çarpmadan çok affedin tuvalete gittiğimizde bile bizi takip ediyor. Gerek var mı böyle şeylere? Bütün insanlar potansiyel suçlu mu? Yunus kadarda mı olamıyoruz? ''Sevelim sevilelim dünya kimseye kalmaz'' dedi ya bir kere, anlaya...
Zaman öldürüyorum diyenlerin hepsini zaman öldürmüştür demiştim bir zamanlar Evet zamanı doğru kullanmak önemli ve her zaman ki gibi bunu demlemek daha iyi fakat zor ve sorun olan ise zamanın kıymetini tam olarak bilememek. Kutlarım güzel yazınızı
Tebrik ederim, saygı ve selamlarımla... Benim yorumum kısa şiirimde... :) Zaman Hoşuma giden an olur, zaman dursun isterim. Bazen de hoşuma gitmez, bir türlü geçmez zaman Ne olur, sanki dursa? Çok şey değil ki istediğim Ne durur ne yavaşlar zalim; kulak asmaz, Hızla geçip gider yanımdan... Barbaros İrdelmen
Mesut Bey; karın sessizliğinden tarihin tozlu sayfalarına uzanan bu zamansız arayışınız, aşkın her şeyi eriten ateşinde çok zarif ve dervişane bir sükunete kavuşmuş; yüreğinize sağlık.Aşk ile eyvallah.
Yüreğinize emeğinize ellerinize sağlık Değerli kalemdaşım⚘ Sözlerinizi büyük bir beğeniyle okudum. Kaleminiz kavi ilhamınızın daim olması temennisiyle En kalbi duygularımla esenlikler dilerim. SELÃM DUÃ VE MUHABBETLE..!🖊🤲🐞
Yaşlı bir eski İstanbul Beyefendisi fırına giriyor ve tezgahtaki satış yapan elemana '' Evladım, rica etsem bana iki ekmek verebilir misiniz?'' Diye soruyor. Tezgahtaki satıcı '' Bey amca ekmeği paranla aldığına göre ne diye rica ediyorsun ki'' diye cevap veriyor. Şimdi bu olayda ayrık otu olan yaşlı beyefendi midir yoksa tezgahtaki kişi mi? Evet günümüzde nezaket ve nahiflik maalesef güçsüzlük olarak görülüyor ama zararlı olan ayrık otu gibi ta kökünden kopartılıp atılması gereken o yani nezaketsizlik, kabalık, yontulmamışsızlık ve hepsinin bileşkesi olan cehalet değil midir? Kısaca değerli hocam! Her ne kadar bazı karşılıklı fikir teatileri bu daracık ortamda yapılamasa da bence asıl ayrık otları, içimizden sökülüp atılması gerekenler siz, biz, bizler değiliz. Çünkü zararlı olan bizler değiliz. Bizler başak tarlasındaki yabani semizotu olabiliriz,...
Hikayeyi okumaya başladığımda böyle bir son beklemiyordum. Arada korkunç bir olay yaşanmış olsa da her şeye rağmen kate için mutlu sonla bitmiş diyebiliriz. Evet, sürükleyici bir hikayeydi. Tebrik ederim. Selam ve saygılar.
Kıymetli Ahmet Hocam, ele aldığınız konu son dönemdeki en önemli konulardan birisidir. Bilimsel bir disiplinin, rehberlik etmesi gereken genç zihinleri korumak yerine, adeta bir ideolojinin veya popüler kültür akımının taşıyıcısı haline gelmesi asıl sarsıcı olan kısımdır. Eğer bir dernek veya kurum, tıbbi gerçeklikleri bir kenara bırakıp sadece rüzgâra yelken açıyorsa; orada artık tedaviden değil, bir neslin kimlik karmaşasından söz ediliyor demektir. Özgürlük, insanın kendini bulma yolculuğudur; henüz kim olduğunu bilmeyen bir çocuğun eline cerrahi bir müdahale pusulası vermek ise özgürlük değil, olsa olsa çocuğu bir daha geri dönemeyeceği bir boşluğa itmektir. Emeği geçenlerin ve bu yönlendirmeye sessiz kalanların, bilimsel tarafsızlık kılıfı altında neyi feda ettiklerini bir kez daha düşünmeleri gerekiyor. Aşk ile eyvallah.
şiir, aşkın manevi zirvesinde coşan bir ruhun direnişini ve saf sevgiyi destanlaştırıyor. Karanlık kindarlara, nefsani bentlere karşı inadına büyüyen içsel nehir gibi, sabırla harmanlanmış umut ve şükürle yükseliyor; anne kokusuyla örülmüş ezan fısıltıları, ebabillerin okşayışında zirveye ulaşıyor.Kutluyorum
Bu etkileyici dizeler, ruhun dünyevi çilelerden süzülüp ilahi bir teslimiyete varışını muazzam bir zarafetle işliyor. Şiirde dış dünyanın gürültüsüne ve haksızlıklarına karşı, kişinin kendi içsel "öznesini" yeniden bulması, en büyük zafer olarak nitelendirilmiş. "O güneş asla batmayacak" vurgusu, umudun kaynağını dünyadan değil, doğrudan Yaradan’dan almasına bağlanmış. Seccade ile zirveleşen o sükûnet, dış dünyadaki "hezimete" karşı en güçlü kalkan olarak sunuluyor. Kutluyorum
Şu yazıya ve özellikle de ''Anladım seni '' diyenlerin artması dileklerinize sayfalarca yorum yazabilirdim ama başka bir şey yapacağım. Yıl 1976 Şarkıcı Neco güzel bir şarkının hem sözlerini yazar hem de besteler. O sözler şöyledir: Dünyaya getiren onlar, Besleyip büyüten onlar, Baş tacımız, kadınlarımız, Onlaaar... Ninniler söyleyen onlar, Sevgiyi öğreten onlar, Kalbimizde onlar, Gönlümüzde onlar... Köylerde yaşayan onlar, Kentlerde çalışan onlar, Kanlarımız, canlarımız onlar... Yemyeşil ormanlar kadar, Karlı dağlar kadar, Yücedir onlar... Masmavi gökyüzü kadar, Toprak kadar, ekmek kadar, Kutsaldır onlar... Yıl 2018 Bodrum'da yaşayan şarkıcı Neco, Kendisinden 25 yaş küçük sevgilisini darp ettiği için hakim karşısına çıkar ve üç ay evden uzaklaştırma cezası alır. ****** Evet, erkek mil...
Bu sözler, çaresizliğin en yalın hali gibi duruyor. “Dur” diyen yok, unutulmak zorunlu, kurtuluş yok. Kadın cinayetlerinin döngüsü tam da bu. Her kurban, bir sonrakinin habercisi oluyor. Toplumun yarası kapanmıyor, çünkü kimse gerçekten sarmıyor. Korkunç bir döngü ve çok acı. Hâlâ gerçekleşiyor olması çaresizlik değil . Yeter artık. Dünya kadınlar gününüz kutlu olsun Üstadım. Selam ve saygılarımla
Güneş ilk olarak ne dağların tepelerin ne de engin denizlerin ufuklarından doğar. Onun ilk doğduğu yer insanın yüreğidir. İnsan, içindeki güneşi yaşatırsa dışındaki güneş de doğar. İnsanın içindeki güneş ölmüşse gök yüzünde tek bulut olmasa da güneşi görmek mümkün değildir. Selam ve saygılar.